Salı Eylül 22, 2026

"Mevzuatı Koyun Bir Kenara, Zihniyeti Devreye Sokun"

Erdoğan'a kim "Reis" ismini yakıştırıp takmışsa tam isabet tutturmuş. Kutlamak gerekir bu isim uzmanını! Adam Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı değil de, tıpkı bir sokak kabadayısı. Ülkeyi gayrı resmi kanunlarla yöneten, kendi koyduğu yasaları dahi hiçe sayan, korsan kanunlara ölesiye sevdalı, "astığım astık, kestiğim kestik! Kimse bana karışamaz!" heytleri çeken; anlı şanlı, aynı zamanda her tarafına insan kanı bulaşmış ‘Reis’ Recep... 

‘Reis’ kana doymak bilmiyor. Bebek, çocuk, genç yaşlı, kadın demeden Kürt kanı akıtıyor, yaptırdığı vahşeti katliamı yeterli bulmuyor, "daha fazla kan, katliam ve zulüm yapın!" diyor. Bu da yetmez diyerek, din üzerinden, mezhep üzerinden, cinsiyetçilik üzerinden, inanç üzerinden toplumu bölüyor, kin ve düşmanlık yaratıyor. Diyanet üzerinden halka çağrılar yaptırarak, fetva çıkararak, "uygulayın" talimatı veriyor. 

"Gerekirse mevzuatı koyun bir kenara, kafanıza uygun olan ne ise onu devreye sokun (uygulayın)." Bu şu demektir: Gerekirse yasayı, hakkı hukuku bir kenara koyun, kanun manun dinlemeyin, ne gerekiyorsa onu yapın. Önce, evlerini yakın-yıkın, tankla topla bombalayın, karadan havadan semtini, mahallesini, beldesini, ilçesini- ilini abluka altına alın; öldürün, aç-susuz bırakın, sokağa çıkma yasağı koyun, ölsünler, cesetleri sokaklarda çürüsün, koksun, yaralıların tedavisini engelleyin; direnenlere, devlete boyun eğmeyenlere her türlü zulüm müstahaktır.

Barındıkları evleri başlarına yıkın, acımayın, öldürün, ayrım yapmayın topyekûn katledin ki, Türk devletinin gücünü kudretini görsünler. Buralarda kanun kural yok, istediğinizi istediğiniz yerde tutuklayın, kaçırın işkenceden geçirin, kafasına kurşun sıkıp atın yolun kenarına kimse sizden hesap, kitap soramaz. Çünkü arkanızda Reis'iniz var… Devlete karşı gelen küstahlara haddini bildireceksiniz."

Her şeyi anlıyorum da, faşist bir devletin cumhuru ‘Reis’ de olsa, sokak kabadayılarının kullandığı dili, küfrü, aşağılamayı, belden aşağı vurmaları bir türlü anlayamıyorum! 

Faşizm, neredeyse yüz yıllık tarihinde böylesi seviyesiz, mafyavari reislik taslayan, sokak kabadayılarının ağzıyla ‘siyaset’ yapan, mafya bozuntularına, uyuşturucu baronlarına açık destek veren devlet ‘Reis'i’ ve vekillerini görmedi. Devletle -sokak çetelerini iç içeleştiren, onları silahlandırarak faşizmin kolluk gücü haline getiren, bir tarafta, uyuşturucu müptelalığı, beri tarafta tekbir sesleri eşliğinde "vatan kurtarmaya" Kürdistanlı çocukları sokak ortalarında katletmeye gönderen, kana doymayan vampir bir "Reis" görmedi. Kürtlerin, Ezidilerin, Alevilerin, Arapların, gayrı Müslümlerin başlarını kesen, çocuklara, kadınlara, yaşlılara işkence ve tecavüz edenlerle, faşist kelle avcılarıyla sarmaş dolaş cenaze törenine katılıp, birlikte namaza durduğu görülmedi. Hele ki, yüz yıllık tarihinde bu kadar seviyesi çürük bir Cumhur-u ’reis’ hiç görmedi. Gelen gideni aratır derler ya, son Reis hepsini görgü kurallarında aratır oldu.

Reise sorulsa ”hangi konularda uzmansın?” diye, Alimallah her konuda uzmandır. Kendince bilmediği, anlamadığı bir şey yoktur. Ama yine de, her şeyi bilen ‘Reis’in hakkını yememek lazım, uzman olduğu ve kimselerin o konuda onun eline su dökemeyeceği konular vardır elbette: 

- Bebek çocuk demeden, göz göre göre sivil kitleleri kurşunlatmak, öldürmek;

- ırkçılık üzerinden tek millet, tek bayrak, tek devleti İslamcılıkla cilalayıp Kürt ulusunu ve azınlıkları soykırımdan geçirmek;

- cinsiyetçi ve şeriatçı kuralları  uygulayarak, kadınları aşağılamak, köleleştirmek;

- çocuk yaştaki kız çocuklarına imam fetvasıyla tecavüz etmeyi ahlaksızca meşrulaştırmak;

- Alperen’lerini, Bozkurt’larını, Osmanlı Ocakları’nı birleştirip katilleri, tecavüzcüleri ve kelle kesicileri "akademisyen olarak topluma yutturmaya" çalışmak; 

- Reisin karşısında kişiliğini satarak el pençe duran; İmam Hatip mezunu olup da çıkarı için Kuran üzerine yemin ederek biat edenleri "tam porsiyon akademisyen olarak" atamak; 

- Hangi ırktan geldiğini dahi belli olmayan; araştırılması halinde birçok geni birlikte taşıdığı ortaya çıkacak olan mafya bozuntusu Sedat Peker’e, "yerli akademisyenlerin sözcülüğünü" vererek, "oluk oluk kan akıtıp, akademisyenlerin kanlarıyla duş alacağını" söylemesine rağmen bu mafya taslağına korunacağı güvencesi vermek;

"Vatan kurtaran Peker’e "gündemi değiştirmesi için yeni çete görevi vererek, "basın - yayın ordusu kurmaya" heveslendirmek; medyayı devreye sokarak uyuşturucu baronlarına teslim etmek. 

Can Dündar şahsında, muhalif basına ve medyaya tehditler savurarak, tam da karakterine uygun olduğu Erdoğan ağzıyla konuşan ‘sürü başı’ Sedat Peker şu tehdidi savurmaktadır: “Devlet başkanı ben ve benim gibi düşünenler olursa, idamı hemen geri getirerek vatan hainlerini asarım." Herhalde bu devlet beslemeli mafya bozuntusu "devlet başkanı" olacağı hayaline kendini kaptırmış. Anlaşılan, özendiği yolda yürüyen abilerinin acı akıbetlerini erken unutmuş.

Peker’e de söylenecek sözümüz var: Şunu bilmelisin ki, dün ağabeyin Abdullah çatlının sonu ne olduysa, senin de sonun öyle bir şey olacaktır. Bunu unutma! Seni çok koruyup kollayan o ağa baban, vadeni doldurduğunda seni de çöplüğüne atacak, bir kalemde ahireti boylayacaksın. Çatlı’nın akıbetini görüyorsun değil mi! Abilerinin akıbetleri seni bekliyor ve bu çok uzak olmasa gerek. Hatta senin sonun şimdiden söyleyelim ki onlardan daha beter olacaktır. Sen de bunu unutma. Arkanı dayadığın o sokak kabadayısı devlet “reis'i” yıkıldığında, senin sonun hüsran olacak. İşte o zaman kaçacak delik dahi bulamayacaksın. 

Şimdi faşist devleti arkana  almışsın bol keseden asıp kesiyorsun. Senin o çatal yüreğinin nasıl bir fare yüreği dahi etmediğini hepimiz biliyoruz. 

Ülkemizi Arap şeyhlerine, şeriatçı katillere, Amerika ve Nato içerisinde yer alan diğer emperyalist  devletlere peşkeş çeken faşist  devleti yöneten AKP, efendilerine hizmette kusur etmiyor. Kuyruğunu iki bacak arasına sokmuş, aldığı yenilgileri hazmedemediğinden etrafa kuduz bir köpek gibi saldırıyor. Katar'a, Suudi Arabistan'a yaranmak için kıç yalıyor, savaş rantı para dileniyor.  Başbakanın yanına Genelkurmay Başkanı'nı veriyor. Ortadoğu'da başlatılmış olan üçüncü dünya savaşının kendilerince getiri ve götürüleri şeriat devleti üzerinden siyaseten konuşuluyor. ABD onaylı ittifak devam ediyor. El Nusra, IŞID, FATİH -TÜRKMEN şeriatçı faşist çetelerin nasıl yeniden ayağa kaldırılacağı hesapları yapılıyor. Ortadoğu'da besledikleri emellerin yıkılmasına sebep olan “Kürt Ulusal

Kurtuluş Hareketi’ni nasıl engelleriz, alt ederiz?” hesapları yapılıyor. İkiyüzlü Avrupalıların Katar'a, Suudi Arabistan'a ve Türkiye'ye nasıl açıktan destek verdiklerini; parayı verip düdüğü çalarak savaş mağduru yüzbinlerce sürgünün geleceklerini nasıl karanlıklara gömdüklerini açıkça görmekteyiz.

Artık şu bilinmeli ki; Misak-ı Milli Sınırı denen bir şey kalmadı. Emperyalistlerin planlayıp belirledikleri sınırlar yeniden şekillendiriliyor. Ortadoğu'da yıllardır sürdürülen kirli savaş  bunun bir parçasıdır. Asırlardır egemenliğiniz altında tuttuğunuz Kürt ulusu ne eski ulus, ne de Türkiye, eski Türkiye’dir... Çürümüş, kokuşmuş tekçi, ırkçı faşist iktidarınız, devletiniz vadesini doldurdu. ‘Reis’ sadece bu sonu hızlandırdı. Uygulamalarıyla, devletin ırkçı şovenist yüzünün, soykırıma ne kadar hazır olduğunu, tek dil üzerinden nasıl yeni bir soykırım hazırlığı yaptığını deşifre etti.

"Mevzuatı koyup bir kenara, fikriyatı uygulayın" talimatını vererek toplu imha, soykırım uygulatmaya başladı. Bu soykırımcı saldırılara karşı çıkan kim varsa, "terörist, vatan haini alçak, küstah, şerefsiz" olarak damgalandılar. ‘Reis’ tarafından "bunlardan hesap sorulacağı" tehditleri geldi. Peşinden kan kardeşi diğer "Reis" başladı bu sefer idam sehpaları kurmaya, yeni katliam açıklamaları yapmaya...

Avrupa'nın bütün emperyalist devletleri Kürdistan’da yapılan soykırımcı katliamlara sessiz kalmaktadır. Bu şu demektir: "Sen soykırım katliamına devam et, bizim mırıltılar çıkarmamıza aldırma. Tıpkı, Birinci Dünya Savaşı’nda Ermenilerin soykırıma uğramalarına onay verdikleri veya sessiz kalıp görmezlikten geldikleri gibi... Alman İmparatorluğu, Ermeni soykırımında İttihatçılar kadar, aynı derecede suç ortağıydı.

İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca Yahudi’nin öldürülmesinde yine emperyalistlerin başlattığı kirli gerici çıkar savaşlarının payı olduğu bilinmektedir. Hitler’in milliyetçi ırkçı faşist hevesleri tek ırk, tek devlet, tek millet olarak egemenlik kurmaya kalkışması, diğer emperyalist devletlerle başlatılan paylaşım savaşı felaketlerini de beraberinde getirdi, 

Elli milyon insanın katline sebep olundu. Almanya’nın faşist Türk devletiyle her konuda işbirliği yaptığı Türkiye’deki seçimler öncesinde ve sonrası daha net görüldü. Merkel'in, saray heveslisi, sermaye soytarısı faşizmin ‘Reis’i Erdoğan’ı desteklemesi bunun açık ispatıdır. Alman devleti bu savaşta menfaatlerini esas almakta, gerekirse gelecekte yapılması planlanan Kürtlerin soykırımına dolaylı veya açık destek vermektedir. Bu, Avrupalı birçok emperyalist devlet için de geçerlidir. Amerikan emperyalizmi Ortadoğu'da bu kirli savaşın örgütleyicisi, yöneticisi ve katliamların birinci dereceden sorumlusudur. Türkiye ve

Kürdistan’da yapılan faşist katliamların planlayıcısı, destekleyicisi ve yürürlüğe koyucusudur. 

Diyarbakır'da, Cizre'de, Nusaybin'de, yani Kürdistan'da yaşanan katliamlara tavır almayışları, "Adalet ve insan haklarını temel aldıklarını" söyleyen ülkelerin ölüm sessizlikleri bu suça ortak olduklarının ispatıdır. 

Ama bilinmelidir ki, emperyalizme ve faşizme karşı direnen emekçi halklar ve ezilen uluslar haksız hukuksuz, kuralsız, insafsız katliamlara karşı sesiz kalmayacak, ölüm sessizliğini kırarak, bedeller ödeyerek, direnerek zaferler

kazanacaktır. Halklarımız, özellikle Kürdistan ulusu ağır bedeller ödese de; dört yanı düşman tarafından sarılsa da; yaralı, aç, susuz, bile bile kalleşçe, puşt pusularında ölüme terk edilse de; bazen muharebelerde yenilgiler alsa da, sonuna kadar direnecektir. Yerlerini yurtlarını terk etmeyecek, koruyacaktır. 

Halklarımız, faşizmin saldırılarına karşı, insanlık onuru korumak için, bağımsızlık için, demokrasi ve özgürlük için direnişi Türkiye ve Kürdistan’a yayarak, dişe diş mücadeleyi örgütleyecektir.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Daha şimdiden faşizm tüm kurumlarıyla işlemez, kendi kanun ve kurallarını dahi uygulayamaz hale gelmiştir. Erdoğan iktidarı kendi içerisinde çatlamış durumdadır. Bu çatlak ve çelişki daha da artarak devam edecektir. Faşizmin yıkılışının en açık belirtileri, can çekişir haliyle Kürt ulusuna, devrimcilere, aydınlara, akademisyenlere, demokratlara, Alevilere, diğer azınlıklara, gayri Müslümlere, sosyalistlere, sosyal demokratlara, feministlere, ateistlere, komünistlere saldırmasıdır. 

Faşizm, soykırım yapmayı amaçlayarak, katliamlar planlamakta, korku toplumu yaratarak kendisine teslim olunması, biat edilmesini istenmektedir. Halklarımız faşizmin çırpınışını, yenilgisini nasıl bir "kâğıttan kaplan olduğunu" savaş içerisinde daha net görüyor. 

Halklarımız, faşizmi yenmek için, zulmü karanlığa gömmek için direniyor. Halklar, faşizme karşı halk direniş cephelerini yaratarak, her gün biraz daha güçlenerek ilerliyor. 

Tek bir şeyden eminiz: “Kazanacağız!” Bu inanç ve kazanma kararlılığı bizde var. Faşizm ise, direndikçe parçalanacak,  mutlaka ama mutlaka yenilecektir!  

48427

Son Haberler

Sayfalar

"Mevzuatı Koyun Bir Kenara, Zihniyeti Devreye Sokun"

Somut Duruma Dair Bazı Gerçekler

Gerek uluslararası planda ve gerekse yaşadığımız coğrafyada devrimci ve komünist hareket emperyalizm ve dünya gericiliğine karşı mücadelede geniş emekçi yığınların desteğine sahip değildir. Yine kendiliğinden gelişen kitle hareketlerini örgütlemede ve uluslararası dayanışmayı geliştirip büyütmede de yetersizdir.

Diktatör 'Reis' çıkış arıyor ..

Malum olduğu üzere T.C.

NATO, SAVAŞ KIŞKIRTICISI BİR ODAKTIR; DERHAL DAĞITILMALIDIR!

Başını ABD’nin çektiği, emperyalist bir saldırganlık paktı olarak kurulan ve icraatlarıyla bunun gereğince davranan NATO’nun 75. Kuruluş yıl dönümü vesilesiyle gerçekleştirilen zirvede, ABD Başkanı Biden, NATO’nun: “Saldırganlığa ve saldırganlık korkusuna karşı bir kalkan yaratma umuduyla kurulduğunu” söylüyorsa da ama tarihsel gerçekler bunun külliyen kaba bir yalandan ve de arsızca bir manipüle edişten ibaret olduğunu kolayca gözler önüne serer.

Bozkurt’un anlamı (Nubar Ozanyan)

Yoksullar ve ötekiler için her yer ölüm kokan mayın tarlasına döndü. Türk olmayanların, -ötekilerin- Türkiye’de soluk alması ve yaşaması zulme dönüştü. Öteki olarak yaşamak, çalışmak, kendi ana dilinde Kürtçe, Arapça konuşmak, şarkı söylemek, yasak ve suç olan bir ülkede demokrasiden, özgürlükten, insan haklarından bahsedilebilir mi?

Seçimler ve siyasi parti konusunda proletaryalarla sohbet

İstanbul'u kazanan türkiye'yi kazanır.

Nedir bu tayyip'in sözleriyle vücut bulan yaklaşım.

Bir hayel mi yoksa bir gerçeklik mi?

Veyahut da burjuvaların içerisinde bir insanın söyledikleri hala dört nala giden atlarıyla şehirlerin surlarını yıkabileceğini düşünen bizim insanların söylediklerinden daha gerçekçi sözler mi?

Gerçekten noelibarel politikaların en yoğun olarak hissedildiği şehirleri kazanmak türkiye'yi kazanmak mı demek?

Peki bunu böyle kabul etmek kolay mı?

DEVRİMCİ SİYASAL MÜCADELEYİ ANIN SOMUT GÜNCEL TOPLUMSAL SORUNLARI ÜZERİNDEN ÖRGÜTLEMEK.

Temel hedefleri, mevcut kurulu düzeni devrimci bir kitlesel kalkışmayla tasfiye edip, yerine sosyalist bir sistem kurmak olan devrimci sol-sosyalist ve komünist güç ve yapıların, devrimi gerçekleştirebilmeleri esasen, devrim öncesi süreci, devrimi örgütleyebilme hedefiyle ele almalarına ve bundaki performans ve başarılarına bağlıdır.

ADİL OLAMASINI BECEREMEYECEKSEK; BU SİSTEMİ YIKMAYA NE GEREK VAR Kİ?

Bugün, Devletin “üst aklı” denilen birimlerince organize edilip, şeriat özlemcisi dinci yobaz karanlık güçlerce gerçekleştirilen Sivas-Madımak vahşetinin 31. Yıl dönümü. Tam iki gün sonra da yine devletin aynı karanlık derin güçlerinin bir şekilde yönlendirdiği besbelli olan bir başka vahşetin, Erzincan-Başbağlar katliamının 31. Yıl dönümü.

BUGÜN ARTIK ÇOK DAHA AÇIK BİR HÂL ALAN ŞERİAT TEHDİDİNE KARŞI LAİKLİĞİ SAVUNMAK, SÜRECİN ÖNE ÇIKAN ACİL VE ÖNEMLİ GÖREVLERİNDENDİR.

Kendisini “Anayasal Hukuk Devleti” olarak tanımlayan bir devlet düşünün ki Anayasasında hâlâ; “Türkiye Cumhuriyeti, (…), demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” İlkesi yürürlükteyken; bu ülkede şeriat propagandası yapmak serbest olsun ve ama dayanağını mevcut Anayasa ve yasalardan alan, şeriata karşı çıkmak ve de laikliği savunmak suç olsun! 

Oy Zemano (Nubar Ozanyan)

Her yönüyle çürümüş sistemin katilleri, Kürdistan topraklarını yakmaya devam ediyor. Amed ve Merdin’de hem insanları hem de buğday ve mısırları yaktı. Evlat kokan Kürdistan toprakları şimdi duman kokuyor. Ateş ve dumanla yazılı TC’nin yüz yıllık tarihi “yakma ve yıkma”nın tarihidir. Bilmeyenler bilsin, duymayanlar duysun. Dün Ermeni kadın ve çocukları kiliselerde, Alevileri inanç ve ibadet mekanlarında, Kürtleri mağaralarda, köylerde yakanlar bugün yine Kürdü kadim topraklarında yakıyor.

CHP’NİN “Türkiye yüzyılı maarif modeli ”Ve kürtlerin iradesinin gaspı karşısında laisizm ve hukuk sınavı.

İslamo-faşist Erdoğan diktatörlüğünün, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile yapmaya çalıştığının, tam olarak,eğitim ve öğretim sistemininSunni İslamcı dini esasları üzerine oturtulması olduğu, daha önceki iki yazıda ve keza Kürtlerin iradesine karşı bir sömürge siyaseti olan kayyum uygulaması da bir başka yazıda özetlenmişti.

Kadro Olmak Aynı Zamanda Kendimize Karşı da Kadro Olmak Demektir

Bir kadronun ihtiyaç duyduğu nitelikler bugün sürekli ideolojik saldırı altındadır. Burjuvazi sadece protestoları, teoriyi, örgütleri değil aynı zamanda doğrudan tek tek kadroları da hedef almakta ve onları ideolojik etki yoluyla etkisizleştirmeye ya da kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır.

Sayfalar