"Mevzuatı Koyun Bir Kenara, Zihniyeti Devreye Sokun"
Erdoğan'a kim "Reis" ismini yakıştırıp takmışsa tam isabet tutturmuş. Kutlamak gerekir bu isim uzmanını! Adam Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı değil de, tıpkı bir sokak kabadayısı. Ülkeyi gayrı resmi kanunlarla yöneten, kendi koyduğu yasaları dahi hiçe sayan, korsan kanunlara ölesiye sevdalı, "astığım astık, kestiğim kestik! Kimse bana karışamaz!" heytleri çeken; anlı şanlı, aynı zamanda her tarafına insan kanı bulaşmış ‘Reis’ Recep...
‘Reis’ kana doymak bilmiyor. Bebek, çocuk, genç yaşlı, kadın demeden Kürt kanı akıtıyor, yaptırdığı vahşeti katliamı yeterli bulmuyor, "daha fazla kan, katliam ve zulüm yapın!" diyor. Bu da yetmez diyerek, din üzerinden, mezhep üzerinden, cinsiyetçilik üzerinden, inanç üzerinden toplumu bölüyor, kin ve düşmanlık yaratıyor. Diyanet üzerinden halka çağrılar yaptırarak, fetva çıkararak, "uygulayın" talimatı veriyor.
"Gerekirse mevzuatı koyun bir kenara, kafanıza uygun olan ne ise onu devreye sokun (uygulayın)." Bu şu demektir: Gerekirse yasayı, hakkı hukuku bir kenara koyun, kanun manun dinlemeyin, ne gerekiyorsa onu yapın. Önce, evlerini yakın-yıkın, tankla topla bombalayın, karadan havadan semtini, mahallesini, beldesini, ilçesini- ilini abluka altına alın; öldürün, aç-susuz bırakın, sokağa çıkma yasağı koyun, ölsünler, cesetleri sokaklarda çürüsün, koksun, yaralıların tedavisini engelleyin; direnenlere, devlete boyun eğmeyenlere her türlü zulüm müstahaktır.
Barındıkları evleri başlarına yıkın, acımayın, öldürün, ayrım yapmayın topyekûn katledin ki, Türk devletinin gücünü kudretini görsünler. Buralarda kanun kural yok, istediğinizi istediğiniz yerde tutuklayın, kaçırın işkenceden geçirin, kafasına kurşun sıkıp atın yolun kenarına kimse sizden hesap, kitap soramaz. Çünkü arkanızda Reis'iniz var… Devlete karşı gelen küstahlara haddini bildireceksiniz."
Her şeyi anlıyorum da, faşist bir devletin cumhuru ‘Reis’ de olsa, sokak kabadayılarının kullandığı dili, küfrü, aşağılamayı, belden aşağı vurmaları bir türlü anlayamıyorum!
Faşizm, neredeyse yüz yıllık tarihinde böylesi seviyesiz, mafyavari reislik taslayan, sokak kabadayılarının ağzıyla ‘siyaset’ yapan, mafya bozuntularına, uyuşturucu baronlarına açık destek veren devlet ‘Reis'i’ ve vekillerini görmedi. Devletle -sokak çetelerini iç içeleştiren, onları silahlandırarak faşizmin kolluk gücü haline getiren, bir tarafta, uyuşturucu müptelalığı, beri tarafta tekbir sesleri eşliğinde "vatan kurtarmaya" Kürdistanlı çocukları sokak ortalarında katletmeye gönderen, kana doymayan vampir bir "Reis" görmedi. Kürtlerin, Ezidilerin, Alevilerin, Arapların, gayrı Müslümlerin başlarını kesen, çocuklara, kadınlara, yaşlılara işkence ve tecavüz edenlerle, faşist kelle avcılarıyla sarmaş dolaş cenaze törenine katılıp, birlikte namaza durduğu görülmedi. Hele ki, yüz yıllık tarihinde bu kadar seviyesi çürük bir Cumhur-u ’reis’ hiç görmedi. Gelen gideni aratır derler ya, son Reis hepsini görgü kurallarında aratır oldu.
Reise sorulsa ”hangi konularda uzmansın?” diye, Alimallah her konuda uzmandır. Kendince bilmediği, anlamadığı bir şey yoktur. Ama yine de, her şeyi bilen ‘Reis’in hakkını yememek lazım, uzman olduğu ve kimselerin o konuda onun eline su dökemeyeceği konular vardır elbette:
- Bebek çocuk demeden, göz göre göre sivil kitleleri kurşunlatmak, öldürmek;
- ırkçılık üzerinden tek millet, tek bayrak, tek devleti İslamcılıkla cilalayıp Kürt ulusunu ve azınlıkları soykırımdan geçirmek;
- cinsiyetçi ve şeriatçı kuralları uygulayarak, kadınları aşağılamak, köleleştirmek;
- çocuk yaştaki kız çocuklarına imam fetvasıyla tecavüz etmeyi ahlaksızca meşrulaştırmak;
- Alperen’lerini, Bozkurt’larını, Osmanlı Ocakları’nı birleştirip katilleri, tecavüzcüleri ve kelle kesicileri "akademisyen olarak topluma yutturmaya" çalışmak;
- Reisin karşısında kişiliğini satarak el pençe duran; İmam Hatip mezunu olup da çıkarı için Kuran üzerine yemin ederek biat edenleri "tam porsiyon akademisyen olarak" atamak;
- Hangi ırktan geldiğini dahi belli olmayan; araştırılması halinde birçok geni birlikte taşıdığı ortaya çıkacak olan mafya bozuntusu Sedat Peker’e, "yerli akademisyenlerin sözcülüğünü" vererek, "oluk oluk kan akıtıp, akademisyenlerin kanlarıyla duş alacağını" söylemesine rağmen bu mafya taslağına korunacağı güvencesi vermek;
"Vatan kurtaran Peker’e "gündemi değiştirmesi için yeni çete görevi vererek, "basın - yayın ordusu kurmaya" heveslendirmek; medyayı devreye sokarak uyuşturucu baronlarına teslim etmek.
Can Dündar şahsında, muhalif basına ve medyaya tehditler savurarak, tam da karakterine uygun olduğu Erdoğan ağzıyla konuşan ‘sürü başı’ Sedat Peker şu tehdidi savurmaktadır: “Devlet başkanı ben ve benim gibi düşünenler olursa, idamı hemen geri getirerek vatan hainlerini asarım." Herhalde bu devlet beslemeli mafya bozuntusu "devlet başkanı" olacağı hayaline kendini kaptırmış. Anlaşılan, özendiği yolda yürüyen abilerinin acı akıbetlerini erken unutmuş.
Peker’e de söylenecek sözümüz var: Şunu bilmelisin ki, dün ağabeyin Abdullah çatlının sonu ne olduysa, senin de sonun öyle bir şey olacaktır. Bunu unutma! Seni çok koruyup kollayan o ağa baban, vadeni doldurduğunda seni de çöplüğüne atacak, bir kalemde ahireti boylayacaksın. Çatlı’nın akıbetini görüyorsun değil mi! Abilerinin akıbetleri seni bekliyor ve bu çok uzak olmasa gerek. Hatta senin sonun şimdiden söyleyelim ki onlardan daha beter olacaktır. Sen de bunu unutma. Arkanı dayadığın o sokak kabadayısı devlet “reis'i” yıkıldığında, senin sonun hüsran olacak. İşte o zaman kaçacak delik dahi bulamayacaksın.
Şimdi faşist devleti arkana almışsın bol keseden asıp kesiyorsun. Senin o çatal yüreğinin nasıl bir fare yüreği dahi etmediğini hepimiz biliyoruz.
Ülkemizi Arap şeyhlerine, şeriatçı katillere, Amerika ve Nato içerisinde yer alan diğer emperyalist devletlere peşkeş çeken faşist devleti yöneten AKP, efendilerine hizmette kusur etmiyor. Kuyruğunu iki bacak arasına sokmuş, aldığı yenilgileri hazmedemediğinden etrafa kuduz bir köpek gibi saldırıyor. Katar'a, Suudi Arabistan'a yaranmak için kıç yalıyor, savaş rantı para dileniyor. Başbakanın yanına Genelkurmay Başkanı'nı veriyor. Ortadoğu'da başlatılmış olan üçüncü dünya savaşının kendilerince getiri ve götürüleri şeriat devleti üzerinden siyaseten konuşuluyor. ABD onaylı ittifak devam ediyor. El Nusra, IŞID, FATİH -TÜRKMEN şeriatçı faşist çetelerin nasıl yeniden ayağa kaldırılacağı hesapları yapılıyor. Ortadoğu'da besledikleri emellerin yıkılmasına sebep olan “Kürt Ulusal
Kurtuluş Hareketi’ni nasıl engelleriz, alt ederiz?” hesapları yapılıyor. İkiyüzlü Avrupalıların Katar'a, Suudi Arabistan'a ve Türkiye'ye nasıl açıktan destek verdiklerini; parayı verip düdüğü çalarak savaş mağduru yüzbinlerce sürgünün geleceklerini nasıl karanlıklara gömdüklerini açıkça görmekteyiz.
Artık şu bilinmeli ki; Misak-ı Milli Sınırı denen bir şey kalmadı. Emperyalistlerin planlayıp belirledikleri sınırlar yeniden şekillendiriliyor. Ortadoğu'da yıllardır sürdürülen kirli savaş bunun bir parçasıdır. Asırlardır egemenliğiniz altında tuttuğunuz Kürt ulusu ne eski ulus, ne de Türkiye, eski Türkiye’dir... Çürümüş, kokuşmuş tekçi, ırkçı faşist iktidarınız, devletiniz vadesini doldurdu. ‘Reis’ sadece bu sonu hızlandırdı. Uygulamalarıyla, devletin ırkçı şovenist yüzünün, soykırıma ne kadar hazır olduğunu, tek dil üzerinden nasıl yeni bir soykırım hazırlığı yaptığını deşifre etti.
"Mevzuatı koyup bir kenara, fikriyatı uygulayın" talimatını vererek toplu imha, soykırım uygulatmaya başladı. Bu soykırımcı saldırılara karşı çıkan kim varsa, "terörist, vatan haini alçak, küstah, şerefsiz" olarak damgalandılar. ‘Reis’ tarafından "bunlardan hesap sorulacağı" tehditleri geldi. Peşinden kan kardeşi diğer "Reis" başladı bu sefer idam sehpaları kurmaya, yeni katliam açıklamaları yapmaya...
Avrupa'nın bütün emperyalist devletleri Kürdistan’da yapılan soykırımcı katliamlara sessiz kalmaktadır. Bu şu demektir: "Sen soykırım katliamına devam et, bizim mırıltılar çıkarmamıza aldırma. Tıpkı, Birinci Dünya Savaşı’nda Ermenilerin soykırıma uğramalarına onay verdikleri veya sessiz kalıp görmezlikten geldikleri gibi... Alman İmparatorluğu, Ermeni soykırımında İttihatçılar kadar, aynı derecede suç ortağıydı.
İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca Yahudi’nin öldürülmesinde yine emperyalistlerin başlattığı kirli gerici çıkar savaşlarının payı olduğu bilinmektedir. Hitler’in milliyetçi ırkçı faşist hevesleri tek ırk, tek devlet, tek millet olarak egemenlik kurmaya kalkışması, diğer emperyalist devletlerle başlatılan paylaşım savaşı felaketlerini de beraberinde getirdi,
Elli milyon insanın katline sebep olundu. Almanya’nın faşist Türk devletiyle her konuda işbirliği yaptığı Türkiye’deki seçimler öncesinde ve sonrası daha net görüldü. Merkel'in, saray heveslisi, sermaye soytarısı faşizmin ‘Reis’i Erdoğan’ı desteklemesi bunun açık ispatıdır. Alman devleti bu savaşta menfaatlerini esas almakta, gerekirse gelecekte yapılması planlanan Kürtlerin soykırımına dolaylı veya açık destek vermektedir. Bu, Avrupalı birçok emperyalist devlet için de geçerlidir. Amerikan emperyalizmi Ortadoğu'da bu kirli savaşın örgütleyicisi, yöneticisi ve katliamların birinci dereceden sorumlusudur. Türkiye ve
Kürdistan’da yapılan faşist katliamların planlayıcısı, destekleyicisi ve yürürlüğe koyucusudur.
Diyarbakır'da, Cizre'de, Nusaybin'de, yani Kürdistan'da yaşanan katliamlara tavır almayışları, "Adalet ve insan haklarını temel aldıklarını" söyleyen ülkelerin ölüm sessizlikleri bu suça ortak olduklarının ispatıdır.
Ama bilinmelidir ki, emperyalizme ve faşizme karşı direnen emekçi halklar ve ezilen uluslar haksız hukuksuz, kuralsız, insafsız katliamlara karşı sesiz kalmayacak, ölüm sessizliğini kırarak, bedeller ödeyerek, direnerek zaferler
kazanacaktır. Halklarımız, özellikle Kürdistan ulusu ağır bedeller ödese de; dört yanı düşman tarafından sarılsa da; yaralı, aç, susuz, bile bile kalleşçe, puşt pusularında ölüme terk edilse de; bazen muharebelerde yenilgiler alsa da, sonuna kadar direnecektir. Yerlerini yurtlarını terk etmeyecek, koruyacaktır.
Halklarımız, faşizmin saldırılarına karşı, insanlık onuru korumak için, bağımsızlık için, demokrasi ve özgürlük için direnişi Türkiye ve Kürdistan’a yayarak, dişe diş mücadeleyi örgütleyecektir.
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Daha şimdiden faşizm tüm kurumlarıyla işlemez, kendi kanun ve kurallarını dahi uygulayamaz hale gelmiştir. Erdoğan iktidarı kendi içerisinde çatlamış durumdadır. Bu çatlak ve çelişki daha da artarak devam edecektir. Faşizmin yıkılışının en açık belirtileri, can çekişir haliyle Kürt ulusuna, devrimcilere, aydınlara, akademisyenlere, demokratlara, Alevilere, diğer azınlıklara, gayri Müslümlere, sosyalistlere, sosyal demokratlara, feministlere, ateistlere, komünistlere saldırmasıdır.
Faşizm, soykırım yapmayı amaçlayarak, katliamlar planlamakta, korku toplumu yaratarak kendisine teslim olunması, biat edilmesini istenmektedir. Halklarımız faşizmin çırpınışını, yenilgisini nasıl bir "kâğıttan kaplan olduğunu" savaş içerisinde daha net görüyor.
Halklarımız, faşizmi yenmek için, zulmü karanlığa gömmek için direniyor. Halklar, faşizme karşı halk direniş cephelerini yaratarak, her gün biraz daha güçlenerek ilerliyor.
Tek bir şeyden eminiz: “Kazanacağız!” Bu inanç ve kazanma kararlılığı bizde var. Faşizm ise, direndikçe parçalanacak, mutlaka ama mutlaka yenilecektir!
Son Haberler
Sayfalar
Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -2-
Son yıllarda, emperyalist savaş tehlikesinin zemininin güçlenmesine paralel, dünya genelinde ırkçı hareketlerin ve partilerin dikkat çekici boyutta güçlendiğine vurgu yapmış, bu yükselişin, sadece belirli demografik gruplarla sınırlı kalmadığını, kadınları da içine aldığını gördüğümüzü ifade etmiştik.
Peki, kadınlar neden bu tür hareketlere katılıyor? Bu sorunun yanıtı, birçok faktörün karmaşık bir birleşiminde yatıyor.
Faşizmin Yüzünü Örten Çirkin Bir Maske (Nubar Ozanyan)
İttihatçı Türk kompradorları, ekonomik-mali-siyasal krizden bir türlü kurtulamıyor. Faşizmi maskeleyen kaba uydurma parlamentoyla bile ülkeyi yönetemiyor. Zorbalık her taraftan fışkırıyor. Kötülük ve çirkinlik her yerde bütün utancıyla görülüyor. Dağda, köyde, sokakta Kürt ve emekçi kanı dökmekten çekinmeyenler dünyanın gözü ve kulağının üzerinde olduğu parlamentoda bile Kürt kadın parlamenterin kanını dökmekten çekinmiyor. Zorbalık, pervasızlık, yasa, hukuk tanımamazlık ayyuka çıkmış, had safhaya ulaşmıştır.
Emperyalist haydutlar, 3.Dünya savaşı hazırlıklarını yoğunlaştırmakla meşgul…
Bazı sol-sosyalist ve kendilerini komünist addeden kesimler hâlâ (evet, hâlâ) bir 3. Dünya Savaşı çıkacak mı çıkmayacak mı ve keza “süreci belirleyen esas etmen savaş mı devrim mi?” ikilemi girdabında, adeta miskince bir fikirsel jimnastik rehavetiyle, sorunu ele almaya devam ede dursunlar; fakat süreç, maalesef ki hem de çok hızlı bir şekilde, o istenmeyen malûm sona doğru ilerliyor.
Fakir (Nubar Ozanyan)
Yaşamı boyunca hep yokluk ve fakirlik içinde yaşadı. Bundandır ki arkadaşları ona “Fakir’’ dedi. Ne zaman biraz dünya nimetlerine yakın olan olanaklara sahip olsa o yine fakir yaşamından ayrılmadı. Yaşamı fakir, bilinç ve yüreği zengin olan Nubar Ozanyan en alttakilerin, yoksulların, mazlumların yoldaşı olmaktan bir an olsun geri durmadı.
Servet Vergisi ve Sermayenin Olmayan Vijdanı
Bugünlerde de toplumsal eşitsizlik sermayenin birikimine ve merkezileşmesine koşut olarak artınca, zenginlerden servet vergisi alınmasını dilendirenlerde çoğalmaya başladı.[1] Servet vergisi, toplumsal servetin belli ellerde birikmesinden bu yana ara sıra gündeme getiriliyor. Zaman zaman kısmen de uygulanmıştır. Örneğin savaş dönemlerinde vb. Yine ABD'de, 1960'larda 400 zenginden %53 oranında vergi alınmıştır.
Inger Nubar Can, Hewal Nubar, Nubar Yoldaş’a!
Halen pek çoğumuzun inanmak istemediği Nubar Ozanyan’ın ölümsüzleşmesinin 7. yılında, onu bir kez daha saygı ve sevgi ile anarken, şehadetinin yıldönümünde onu anlatmak da bizim için en zor yazılardan olacaktır.
Rusya / Ukrayna Savaşında Yeni Bir Aşama
Savaşın Rus topraklarına doğru genişlemesi Ukrayna'daki savaşın yeni bir aşamaya geçmesi anlamına geliyor.
6 Ağustos Salı gününden bu yana Ukrayna birlikleri Rusya sınırını geçerek Rusya'daki savaşta yeni bir cephe açtı. En az üç Ukrayna tugayı ve çeşitli taburlar savaşa dahil oldu ve ilerleme Rus topraklarının yaklaşık 30 kilometre içine kadar ulaştı. Bu, savaşın yeni bir aşamasının başlangıcına ve dünya savaşı tehdidinin önemli ölçüde yoğunlaşmasına işaret ediyor.
İKTİDARIN BÜYÜK YALANI: “HİÇ KİMSENİN YAŞAM TARZINA KARIŞMIYORUZ.”
Genel olarak tüm siyasal İslamcıların, ama özel olarak da İslamo-faşist Erdoğan ve iktidarının, başvurduğu en kullanışlı “idare etme” araçlarının ilk sırasında hiç kuşkusuz ki dinlerince de serbest sayılan takiyedir. Yani amaçlananı gerçekleştirebilmek için, gözünü dahi kırpmadan YALAN SÖYLEMEKTİR.
Belliki sol-sosyalist eski nostaljik söylemlerin tekrarı bugün artık kitlelerde herhangi bir karşılık bulmuyor!
Geçenlerde, “dini bütün” olarak tabir edilen kesimlerden bir ahbabımla, “ne olacak bu memleketin hali” kıvamında sohbetteyken, şöylesi bir cümle kurmuştu: “Abi benim anlamadığım, bunca açlık, yoksulluk, işsizlik ve zulüm varken, yani koşullar aslında tam da siz devrimci solcuların kolayca taban bulmanıza ve kitleleri harekete geçirmenize ve hatta devrim bile yapmanıza bunca uygunken; bu derece atıl ve etkisiz olmanız, sence normal mi?”
KADINLARIN BİRLİĞİ | Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -1-
Emperyalistler arası çelişkiler derinleştikçe, ekonomik kriz ağırlaştıkça vb. bu sistemin sarıldığı en temel dayanaklardan birinin ırkçılık-faşizm olduğunu biliyoruz. Zira bunun, sistemin alametifarikalarından biri olduğunu birçok -acı- deneyimiyle elbette biliyoruz. Şu anda yine tam da böyle zamanlardan geçtiğimizi söylüyoruz. Bu tehlikeye dair önlemler almaktan bahsediyoruz, özellikle Avrupa’da ırkçı partilerin yükselişini izlerken, Avrupa Parlamentosu’ndan çeşitli Avrupa ülkelerinin kendi seçimlerine odaklarımızı çeviriyoruz vs.