Salı Eylül 15, 2026

"Mevzuatı Koyun Bir Kenara, Zihniyeti Devreye Sokun"

Erdoğan'a kim "Reis" ismini yakıştırıp takmışsa tam isabet tutturmuş. Kutlamak gerekir bu isim uzmanını! Adam Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı değil de, tıpkı bir sokak kabadayısı. Ülkeyi gayrı resmi kanunlarla yöneten, kendi koyduğu yasaları dahi hiçe sayan, korsan kanunlara ölesiye sevdalı, "astığım astık, kestiğim kestik! Kimse bana karışamaz!" heytleri çeken; anlı şanlı, aynı zamanda her tarafına insan kanı bulaşmış ‘Reis’ Recep... 

‘Reis’ kana doymak bilmiyor. Bebek, çocuk, genç yaşlı, kadın demeden Kürt kanı akıtıyor, yaptırdığı vahşeti katliamı yeterli bulmuyor, "daha fazla kan, katliam ve zulüm yapın!" diyor. Bu da yetmez diyerek, din üzerinden, mezhep üzerinden, cinsiyetçilik üzerinden, inanç üzerinden toplumu bölüyor, kin ve düşmanlık yaratıyor. Diyanet üzerinden halka çağrılar yaptırarak, fetva çıkararak, "uygulayın" talimatı veriyor. 

"Gerekirse mevzuatı koyun bir kenara, kafanıza uygun olan ne ise onu devreye sokun (uygulayın)." Bu şu demektir: Gerekirse yasayı, hakkı hukuku bir kenara koyun, kanun manun dinlemeyin, ne gerekiyorsa onu yapın. Önce, evlerini yakın-yıkın, tankla topla bombalayın, karadan havadan semtini, mahallesini, beldesini, ilçesini- ilini abluka altına alın; öldürün, aç-susuz bırakın, sokağa çıkma yasağı koyun, ölsünler, cesetleri sokaklarda çürüsün, koksun, yaralıların tedavisini engelleyin; direnenlere, devlete boyun eğmeyenlere her türlü zulüm müstahaktır.

Barındıkları evleri başlarına yıkın, acımayın, öldürün, ayrım yapmayın topyekûn katledin ki, Türk devletinin gücünü kudretini görsünler. Buralarda kanun kural yok, istediğinizi istediğiniz yerde tutuklayın, kaçırın işkenceden geçirin, kafasına kurşun sıkıp atın yolun kenarına kimse sizden hesap, kitap soramaz. Çünkü arkanızda Reis'iniz var… Devlete karşı gelen küstahlara haddini bildireceksiniz."

Her şeyi anlıyorum da, faşist bir devletin cumhuru ‘Reis’ de olsa, sokak kabadayılarının kullandığı dili, küfrü, aşağılamayı, belden aşağı vurmaları bir türlü anlayamıyorum! 

Faşizm, neredeyse yüz yıllık tarihinde böylesi seviyesiz, mafyavari reislik taslayan, sokak kabadayılarının ağzıyla ‘siyaset’ yapan, mafya bozuntularına, uyuşturucu baronlarına açık destek veren devlet ‘Reis'i’ ve vekillerini görmedi. Devletle -sokak çetelerini iç içeleştiren, onları silahlandırarak faşizmin kolluk gücü haline getiren, bir tarafta, uyuşturucu müptelalığı, beri tarafta tekbir sesleri eşliğinde "vatan kurtarmaya" Kürdistanlı çocukları sokak ortalarında katletmeye gönderen, kana doymayan vampir bir "Reis" görmedi. Kürtlerin, Ezidilerin, Alevilerin, Arapların, gayrı Müslümlerin başlarını kesen, çocuklara, kadınlara, yaşlılara işkence ve tecavüz edenlerle, faşist kelle avcılarıyla sarmaş dolaş cenaze törenine katılıp, birlikte namaza durduğu görülmedi. Hele ki, yüz yıllık tarihinde bu kadar seviyesi çürük bir Cumhur-u ’reis’ hiç görmedi. Gelen gideni aratır derler ya, son Reis hepsini görgü kurallarında aratır oldu.

Reise sorulsa ”hangi konularda uzmansın?” diye, Alimallah her konuda uzmandır. Kendince bilmediği, anlamadığı bir şey yoktur. Ama yine de, her şeyi bilen ‘Reis’in hakkını yememek lazım, uzman olduğu ve kimselerin o konuda onun eline su dökemeyeceği konular vardır elbette: 

- Bebek çocuk demeden, göz göre göre sivil kitleleri kurşunlatmak, öldürmek;

- ırkçılık üzerinden tek millet, tek bayrak, tek devleti İslamcılıkla cilalayıp Kürt ulusunu ve azınlıkları soykırımdan geçirmek;

- cinsiyetçi ve şeriatçı kuralları  uygulayarak, kadınları aşağılamak, köleleştirmek;

- çocuk yaştaki kız çocuklarına imam fetvasıyla tecavüz etmeyi ahlaksızca meşrulaştırmak;

- Alperen’lerini, Bozkurt’larını, Osmanlı Ocakları’nı birleştirip katilleri, tecavüzcüleri ve kelle kesicileri "akademisyen olarak topluma yutturmaya" çalışmak; 

- Reisin karşısında kişiliğini satarak el pençe duran; İmam Hatip mezunu olup da çıkarı için Kuran üzerine yemin ederek biat edenleri "tam porsiyon akademisyen olarak" atamak; 

- Hangi ırktan geldiğini dahi belli olmayan; araştırılması halinde birçok geni birlikte taşıdığı ortaya çıkacak olan mafya bozuntusu Sedat Peker’e, "yerli akademisyenlerin sözcülüğünü" vererek, "oluk oluk kan akıtıp, akademisyenlerin kanlarıyla duş alacağını" söylemesine rağmen bu mafya taslağına korunacağı güvencesi vermek;

"Vatan kurtaran Peker’e "gündemi değiştirmesi için yeni çete görevi vererek, "basın - yayın ordusu kurmaya" heveslendirmek; medyayı devreye sokarak uyuşturucu baronlarına teslim etmek. 

Can Dündar şahsında, muhalif basına ve medyaya tehditler savurarak, tam da karakterine uygun olduğu Erdoğan ağzıyla konuşan ‘sürü başı’ Sedat Peker şu tehdidi savurmaktadır: “Devlet başkanı ben ve benim gibi düşünenler olursa, idamı hemen geri getirerek vatan hainlerini asarım." Herhalde bu devlet beslemeli mafya bozuntusu "devlet başkanı" olacağı hayaline kendini kaptırmış. Anlaşılan, özendiği yolda yürüyen abilerinin acı akıbetlerini erken unutmuş.

Peker’e de söylenecek sözümüz var: Şunu bilmelisin ki, dün ağabeyin Abdullah çatlının sonu ne olduysa, senin de sonun öyle bir şey olacaktır. Bunu unutma! Seni çok koruyup kollayan o ağa baban, vadeni doldurduğunda seni de çöplüğüne atacak, bir kalemde ahireti boylayacaksın. Çatlı’nın akıbetini görüyorsun değil mi! Abilerinin akıbetleri seni bekliyor ve bu çok uzak olmasa gerek. Hatta senin sonun şimdiden söyleyelim ki onlardan daha beter olacaktır. Sen de bunu unutma. Arkanı dayadığın o sokak kabadayısı devlet “reis'i” yıkıldığında, senin sonun hüsran olacak. İşte o zaman kaçacak delik dahi bulamayacaksın. 

Şimdi faşist devleti arkana  almışsın bol keseden asıp kesiyorsun. Senin o çatal yüreğinin nasıl bir fare yüreği dahi etmediğini hepimiz biliyoruz. 

Ülkemizi Arap şeyhlerine, şeriatçı katillere, Amerika ve Nato içerisinde yer alan diğer emperyalist  devletlere peşkeş çeken faşist  devleti yöneten AKP, efendilerine hizmette kusur etmiyor. Kuyruğunu iki bacak arasına sokmuş, aldığı yenilgileri hazmedemediğinden etrafa kuduz bir köpek gibi saldırıyor. Katar'a, Suudi Arabistan'a yaranmak için kıç yalıyor, savaş rantı para dileniyor.  Başbakanın yanına Genelkurmay Başkanı'nı veriyor. Ortadoğu'da başlatılmış olan üçüncü dünya savaşının kendilerince getiri ve götürüleri şeriat devleti üzerinden siyaseten konuşuluyor. ABD onaylı ittifak devam ediyor. El Nusra, IŞID, FATİH -TÜRKMEN şeriatçı faşist çetelerin nasıl yeniden ayağa kaldırılacağı hesapları yapılıyor. Ortadoğu'da besledikleri emellerin yıkılmasına sebep olan “Kürt Ulusal

Kurtuluş Hareketi’ni nasıl engelleriz, alt ederiz?” hesapları yapılıyor. İkiyüzlü Avrupalıların Katar'a, Suudi Arabistan'a ve Türkiye'ye nasıl açıktan destek verdiklerini; parayı verip düdüğü çalarak savaş mağduru yüzbinlerce sürgünün geleceklerini nasıl karanlıklara gömdüklerini açıkça görmekteyiz.

Artık şu bilinmeli ki; Misak-ı Milli Sınırı denen bir şey kalmadı. Emperyalistlerin planlayıp belirledikleri sınırlar yeniden şekillendiriliyor. Ortadoğu'da yıllardır sürdürülen kirli savaş  bunun bir parçasıdır. Asırlardır egemenliğiniz altında tuttuğunuz Kürt ulusu ne eski ulus, ne de Türkiye, eski Türkiye’dir... Çürümüş, kokuşmuş tekçi, ırkçı faşist iktidarınız, devletiniz vadesini doldurdu. ‘Reis’ sadece bu sonu hızlandırdı. Uygulamalarıyla, devletin ırkçı şovenist yüzünün, soykırıma ne kadar hazır olduğunu, tek dil üzerinden nasıl yeni bir soykırım hazırlığı yaptığını deşifre etti.

"Mevzuatı koyup bir kenara, fikriyatı uygulayın" talimatını vererek toplu imha, soykırım uygulatmaya başladı. Bu soykırımcı saldırılara karşı çıkan kim varsa, "terörist, vatan haini alçak, küstah, şerefsiz" olarak damgalandılar. ‘Reis’ tarafından "bunlardan hesap sorulacağı" tehditleri geldi. Peşinden kan kardeşi diğer "Reis" başladı bu sefer idam sehpaları kurmaya, yeni katliam açıklamaları yapmaya...

Avrupa'nın bütün emperyalist devletleri Kürdistan’da yapılan soykırımcı katliamlara sessiz kalmaktadır. Bu şu demektir: "Sen soykırım katliamına devam et, bizim mırıltılar çıkarmamıza aldırma. Tıpkı, Birinci Dünya Savaşı’nda Ermenilerin soykırıma uğramalarına onay verdikleri veya sessiz kalıp görmezlikten geldikleri gibi... Alman İmparatorluğu, Ermeni soykırımında İttihatçılar kadar, aynı derecede suç ortağıydı.

İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca Yahudi’nin öldürülmesinde yine emperyalistlerin başlattığı kirli gerici çıkar savaşlarının payı olduğu bilinmektedir. Hitler’in milliyetçi ırkçı faşist hevesleri tek ırk, tek devlet, tek millet olarak egemenlik kurmaya kalkışması, diğer emperyalist devletlerle başlatılan paylaşım savaşı felaketlerini de beraberinde getirdi, 

Elli milyon insanın katline sebep olundu. Almanya’nın faşist Türk devletiyle her konuda işbirliği yaptığı Türkiye’deki seçimler öncesinde ve sonrası daha net görüldü. Merkel'in, saray heveslisi, sermaye soytarısı faşizmin ‘Reis’i Erdoğan’ı desteklemesi bunun açık ispatıdır. Alman devleti bu savaşta menfaatlerini esas almakta, gerekirse gelecekte yapılması planlanan Kürtlerin soykırımına dolaylı veya açık destek vermektedir. Bu, Avrupalı birçok emperyalist devlet için de geçerlidir. Amerikan emperyalizmi Ortadoğu'da bu kirli savaşın örgütleyicisi, yöneticisi ve katliamların birinci dereceden sorumlusudur. Türkiye ve

Kürdistan’da yapılan faşist katliamların planlayıcısı, destekleyicisi ve yürürlüğe koyucusudur. 

Diyarbakır'da, Cizre'de, Nusaybin'de, yani Kürdistan'da yaşanan katliamlara tavır almayışları, "Adalet ve insan haklarını temel aldıklarını" söyleyen ülkelerin ölüm sessizlikleri bu suça ortak olduklarının ispatıdır. 

Ama bilinmelidir ki, emperyalizme ve faşizme karşı direnen emekçi halklar ve ezilen uluslar haksız hukuksuz, kuralsız, insafsız katliamlara karşı sesiz kalmayacak, ölüm sessizliğini kırarak, bedeller ödeyerek, direnerek zaferler

kazanacaktır. Halklarımız, özellikle Kürdistan ulusu ağır bedeller ödese de; dört yanı düşman tarafından sarılsa da; yaralı, aç, susuz, bile bile kalleşçe, puşt pusularında ölüme terk edilse de; bazen muharebelerde yenilgiler alsa da, sonuna kadar direnecektir. Yerlerini yurtlarını terk etmeyecek, koruyacaktır. 

Halklarımız, faşizmin saldırılarına karşı, insanlık onuru korumak için, bağımsızlık için, demokrasi ve özgürlük için direnişi Türkiye ve Kürdistan’a yayarak, dişe diş mücadeleyi örgütleyecektir.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Daha şimdiden faşizm tüm kurumlarıyla işlemez, kendi kanun ve kurallarını dahi uygulayamaz hale gelmiştir. Erdoğan iktidarı kendi içerisinde çatlamış durumdadır. Bu çatlak ve çelişki daha da artarak devam edecektir. Faşizmin yıkılışının en açık belirtileri, can çekişir haliyle Kürt ulusuna, devrimcilere, aydınlara, akademisyenlere, demokratlara, Alevilere, diğer azınlıklara, gayri Müslümlere, sosyalistlere, sosyal demokratlara, feministlere, ateistlere, komünistlere saldırmasıdır. 

Faşizm, soykırım yapmayı amaçlayarak, katliamlar planlamakta, korku toplumu yaratarak kendisine teslim olunması, biat edilmesini istenmektedir. Halklarımız faşizmin çırpınışını, yenilgisini nasıl bir "kâğıttan kaplan olduğunu" savaş içerisinde daha net görüyor. 

Halklarımız, faşizmi yenmek için, zulmü karanlığa gömmek için direniyor. Halklar, faşizme karşı halk direniş cephelerini yaratarak, her gün biraz daha güçlenerek ilerliyor. 

Tek bir şeyden eminiz: “Kazanacağız!” Bu inanç ve kazanma kararlılığı bizde var. Faşizm ise, direndikçe parçalanacak,  mutlaka ama mutlaka yenilecektir!  

48403

"Mevzuatı Koyun Bir Kenara, Zihniyeti Devreye Sokun"

ALEVİLERİ İSTİSMAR ETMEKTEN VAZ GEÇİN, SAMİMİYETLE LAİKLİĞİ TALEP EDİP SAVUNUN!

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir etkinlik vesilesiyle, şöyle demekte: “(…) Cemevleri ile ilgili taleplerimiz yıllardır ortadayken, bir yanda bu ülkede anayasaya göre her yurttaş eşitken, Sünni bir yurttaşın ibadethanesi camilerin her ihtiyacı karşılanırken, aynı vergiyi ödeyen; vergi verirken eşit ama hizmet alırken eşit olmayan Alevi yurttaşlarımızın ibadethaneleri Cemevleri, devlet nezdinde ibadethane kabul edilip, camiye ne yapılıyorsa Cemevine de  aynısı yapılacağı güne kadar bu talebinizin sonuna kadar arkasındayım.” (T24, 21.07.2024)

Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)

Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini “kardeşlik” adına DEM’e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?

Nobel Ekonomi Ödülleri Hangi "Bilimsel" Buluş İçin Verildi?

Emperyalist sistemin içinde bulunduğu durumdan liberal ekonomistler, liberal entellektüellerde memnun değiller. „Eşitsizlikler“ büyümüş, „doğanın tahribatı alarm“ veriyormuş, „demokrasiler“ gerilemiş, „ekonomiler teknolojik gelişmelerin gerisinde“ kalıyormuş. „ekonomik büyümeler yavaşlamış“ vs. vs. En büyük buluşu 2005-2006'dan beri dünyada „demokrasi“lerin gerilemesiymiş.

SAVAŞA AKTARILAN PARA, EMEKÇİYE YAŞATILAN YOKSULLUĞUN BAŞLICA NEDENLERİNDENDİR!..

“Çözüm sürecinin en önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik göstergeler, ekonomik nedenler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır. Çözüm süreciyle birlikte canları tehditten kurtardığımız kadar, ekonomiye de can suyu olacak yeni bir dönemi, yeni bir süreci başlatmış olacağız.”

“Filistin’de direnişin bir yılı ve Bahçeli’nin sözleri”(Deniz Aras)

7 Ekim Aksa Tufanı hamlesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu, emperyalistlerin askeri, siyasi, lojistik ve istihbarat desteğiyle adeta bir koçbaşı olarak işlevselleştirdikleri Siyonist İsrail tarafından kan gölüne çevrildi.

İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor

Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.

Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.

3. Dünya Savaşı riski hâlâ “güçlü olasılık” mı yoksa artık “kaçınılmaz akıbet” mi?

Son bir yılın ve ama özellikle de son ayların olguları öyle gösteriyor ki 3. Dünya savaşı artık sadece “güçlü bir olasılık” olarak değil; “kaçınılamaz bir akıbet” olarak ele alınmayı gerektiriyor. Bu hızlı tırmanış ise esasen şu iki ana etmen üzerinden yaşanıyor: Birinci etmen Rusya-Ukrayna Savaşı iken; ikinci etmen ise İsrail saldırganlığının tırmandırdığı savaştır.

Önderlerin Ardından… (Nubar Ozanyan)

Kafkaslar’ın en ileri devrim beyni ve en güçlü çarpan sosyalist yüreği, zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışan Ermeni halkının yetiştirdiği en kalifiye önder kadrolardan olan ISTEPAN ŞAHUMYAN’IN başına gelenler bütün Sovyet devrim önderlerinin başına gelenler gibi oldu. Yok sayılmak, yaşanmamış kabul edilmek, itibarsızlaştırılmak, unutturulmak, nefret, işçiler ve ezilen halklar için yaptıkları büyük fedakarlıklarının ters yüz edilmesi, kahramanların hain olarak tanıtılmaya çalışılması kötülüklerin en büyüğüdür. Acıların en derinidir.

Emperyalizm Üzerine Notlar-7

Yarı-Sömürgeciliğe“ Sığnan Sosyal Şovenist Teoriler

Başka ülkelerin işçi ve emekçilerini sömüren bir ülke yarı-sömürge olamaz. Eğer bir ülke içinde yüksek düzeyde tekelleşme gerçekleşmişse, başka ülkelere sermaye ihraç ediyor, oralarda yatırım yapıyor, işçi çalıştırıyor, maden ocakları açıp işletiyor, banka açıp mevduat topluyor, kredi veriyorsa ve  bu ülke, ML literatürde, kapitalist sistem içinde  emperyalist bir ülke olarak adlandırılır.

Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek

Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.

Bay Özkök gibilerinin vicdan muhakemesi

Ertuğrul Özkök; “Akıl ve vicdan Orta Doğu’yu terk etti. Geriye sadece fanatizmi bıraktı.” Sözleriyle, kendince bir durum tespiti yapıyor. Ve “Hadi artık soralım” diyerek, T24’deki yazısında soruyor: “Orta Doğu’yu kim harabeye çevirdi; İsrail F-35’leri mi, Hizbullah Fadi füzeleri mi?” (25 Eylül 2024)

Sayfalar