Salı Eylül 1, 2026

Umudu avuç avuç içirenlerin adıdır Beşler

Mazlum bir halkın isyanının çığlıklaştığı bu dağlarda sizden öncekilerin dikkat kesildiği, kulak kabarttığı tarif edilemez acılar yaşanmıştı. Öykülerindeki ölümle, işkence ve sürgünle hesaplaşmak geleceğe sarkmış, devlete duyulan öfkenin tazeliği yüreklerinin kapılarını, sofralarını sizden öncekilere ve sizlere açmıştı. Vartinik kıvılcımının aydınlattığı yüzler acılarını anlayanların yüzlerinde kendi çizgilerini görmüş, dertleşmiş, saf tutmuştu yanlarında. Dersim bağrına basmış, kucak açmıştı umudu avuç avuç içiren isyancılara.

 Sefagül, Nurşen, Derya, Fatma, Gülüzar da bu kadim toprakları, sarp dağların patikalarını adımlamaya, umudu avuç avuç taşımaya koyuldular. Yürüdükleri her patika, konakladıkları her nokta, uğradıkları her köy, mezra devrimin yüklediği büyük sorumluluk ve görevlerin izlerini taşıyor, kendilerinden öncekilerin nefesini soluyor, ayak izlerini görüyorlardı.

 Zırhlı orduların baskınlarına karşı çalışan silahların, haykırılan sloganların seslerini duyuyor, direnişe tanıklık ediyorlardı. Umudun avuç avuç içirilmesi kolay olmamıştı, kolay olmayacaktı. Tüm vahşiliğiyle halkın üzerine abanan gericiliğin defedilmesi daha nice bedelleri, büyük muharebeleri gerektiriyordu.

Beşler bu muharebeye mahir elleriyle tutuşmuş, akıllarını ve yüreklerini zafere kilitlemişti.

Kadınlar başta olmak üzere devrimden çıkarı bulunan bütün kesimlerin acılarıyla bilinçlenmiş, netleşmiş politik-askeri çizgiyi uygulamaya koyulmuşlardı. Önderleşen kadınların, komutanların kurmaylığında savaş büyüyor, yaygınlaşıyordu. Halk arasındaki çelişkiler büyük bir ustalıkla çözülüyor, okun sivri ucu düzene-sisteme çevriliyordu.

Büyük bir emek, çaba ve yaratıcılıkla kitlelerin kazanılması, savaşın öznesi ve destekçisi haline getirilmesi yönelimi Beşlerin uyguladığı savaş çizgisiyle hayat buluyor, örgütleniyordu. Üretimden koparılmış, işsizliğin kucağına itilmiş, topraksız ve yoksul köylüler yüreğini gerillaya açıyor, sıcak gülüşlerini, kurulan sofralarını esirgemiyordu. 

Beşler, yüklendikleri tarihsel rol ve misyonla faşist diktatörlüğün her türden var olma biçimi ve silahlanmış orduları karşısında ezilenlerin öfkesiyle safları tahkim edilmiş, savaş cephesini temsil ediyordu.

Kadınların silahlı isyanını, kavgaya daveti anlatıyordu yaşamlarının her anı. Yaşamlarıyla olduğu gibi ölümsüzleşmeleriyle de dosta düşmana güçlü bir mesajdı onlar. Şimdi adları kodlanmış, silahları kavranmış, boş bıraktıkları mevziler doldurulmuştur.

Halkımızın, yoldaşlarının, cefakâr ailelerinin omuzlarında zirvelerden aşağıya süzülen naaşlarıyla dağ doruklarında umudu çoğaltanları, sokak barikatlarında direnişi büyütenleri, isyana duranları selamlıyorlar.

 Kır çiçekleriyle taçlandırılmış mezarlarından taşınarak halkımızın ziyaretini karşılamaya hazırlanıyorlar.

Bizler büyük ve görkemli bir uğurlamaya hazırlanıyoruz.

Hazırız, hazırlanıyoruz daha büyük kavgalara… 

(Bir yoldaş)   

102852

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Somut Duruma Dair Bazı Gerçekler

Gerek uluslararası planda ve gerekse yaşadığımız coğrafyada devrimci ve komünist hareket emperyalizm ve dünya gericiliğine karşı mücadelede geniş emekçi yığınların desteğine sahip değildir. Yine kendiliğinden gelişen kitle hareketlerini örgütlemede ve uluslararası dayanışmayı geliştirip büyütmede de yetersizdir.

Diktatör 'Reis' çıkış arıyor ..

Malum olduğu üzere T.C.

NATO, SAVAŞ KIŞKIRTICISI BİR ODAKTIR; DERHAL DAĞITILMALIDIR!

Başını ABD’nin çektiği, emperyalist bir saldırganlık paktı olarak kurulan ve icraatlarıyla bunun gereğince davranan NATO’nun 75. Kuruluş yıl dönümü vesilesiyle gerçekleştirilen zirvede, ABD Başkanı Biden, NATO’nun: “Saldırganlığa ve saldırganlık korkusuna karşı bir kalkan yaratma umuduyla kurulduğunu” söylüyorsa da ama tarihsel gerçekler bunun külliyen kaba bir yalandan ve de arsızca bir manipüle edişten ibaret olduğunu kolayca gözler önüne serer.

Bozkurt’un anlamı (Nubar Ozanyan)

Yoksullar ve ötekiler için her yer ölüm kokan mayın tarlasına döndü. Türk olmayanların, -ötekilerin- Türkiye’de soluk alması ve yaşaması zulme dönüştü. Öteki olarak yaşamak, çalışmak, kendi ana dilinde Kürtçe, Arapça konuşmak, şarkı söylemek, yasak ve suç olan bir ülkede demokrasiden, özgürlükten, insan haklarından bahsedilebilir mi?

Seçimler ve siyasi parti konusunda proletaryalarla sohbet

İstanbul'u kazanan türkiye'yi kazanır.

Nedir bu tayyip'in sözleriyle vücut bulan yaklaşım.

Bir hayel mi yoksa bir gerçeklik mi?

Veyahut da burjuvaların içerisinde bir insanın söyledikleri hala dört nala giden atlarıyla şehirlerin surlarını yıkabileceğini düşünen bizim insanların söylediklerinden daha gerçekçi sözler mi?

Gerçekten noelibarel politikaların en yoğun olarak hissedildiği şehirleri kazanmak türkiye'yi kazanmak mı demek?

Peki bunu böyle kabul etmek kolay mı?

DEVRİMCİ SİYASAL MÜCADELEYİ ANIN SOMUT GÜNCEL TOPLUMSAL SORUNLARI ÜZERİNDEN ÖRGÜTLEMEK.

Temel hedefleri, mevcut kurulu düzeni devrimci bir kitlesel kalkışmayla tasfiye edip, yerine sosyalist bir sistem kurmak olan devrimci sol-sosyalist ve komünist güç ve yapıların, devrimi gerçekleştirebilmeleri esasen, devrim öncesi süreci, devrimi örgütleyebilme hedefiyle ele almalarına ve bundaki performans ve başarılarına bağlıdır.

ADİL OLAMASINI BECEREMEYECEKSEK; BU SİSTEMİ YIKMAYA NE GEREK VAR Kİ?

Bugün, Devletin “üst aklı” denilen birimlerince organize edilip, şeriat özlemcisi dinci yobaz karanlık güçlerce gerçekleştirilen Sivas-Madımak vahşetinin 31. Yıl dönümü. Tam iki gün sonra da yine devletin aynı karanlık derin güçlerinin bir şekilde yönlendirdiği besbelli olan bir başka vahşetin, Erzincan-Başbağlar katliamının 31. Yıl dönümü.

BUGÜN ARTIK ÇOK DAHA AÇIK BİR HÂL ALAN ŞERİAT TEHDİDİNE KARŞI LAİKLİĞİ SAVUNMAK, SÜRECİN ÖNE ÇIKAN ACİL VE ÖNEMLİ GÖREVLERİNDENDİR.

Kendisini “Anayasal Hukuk Devleti” olarak tanımlayan bir devlet düşünün ki Anayasasında hâlâ; “Türkiye Cumhuriyeti, (…), demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” İlkesi yürürlükteyken; bu ülkede şeriat propagandası yapmak serbest olsun ve ama dayanağını mevcut Anayasa ve yasalardan alan, şeriata karşı çıkmak ve de laikliği savunmak suç olsun! 

Oy Zemano (Nubar Ozanyan)

Her yönüyle çürümüş sistemin katilleri, Kürdistan topraklarını yakmaya devam ediyor. Amed ve Merdin’de hem insanları hem de buğday ve mısırları yaktı. Evlat kokan Kürdistan toprakları şimdi duman kokuyor. Ateş ve dumanla yazılı TC’nin yüz yıllık tarihi “yakma ve yıkma”nın tarihidir. Bilmeyenler bilsin, duymayanlar duysun. Dün Ermeni kadın ve çocukları kiliselerde, Alevileri inanç ve ibadet mekanlarında, Kürtleri mağaralarda, köylerde yakanlar bugün yine Kürdü kadim topraklarında yakıyor.

CHP’NİN “Türkiye yüzyılı maarif modeli ”Ve kürtlerin iradesinin gaspı karşısında laisizm ve hukuk sınavı.

İslamo-faşist Erdoğan diktatörlüğünün, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile yapmaya çalıştığının, tam olarak,eğitim ve öğretim sistemininSunni İslamcı dini esasları üzerine oturtulması olduğu, daha önceki iki yazıda ve keza Kürtlerin iradesine karşı bir sömürge siyaseti olan kayyum uygulaması da bir başka yazıda özetlenmişti.

Kadro Olmak Aynı Zamanda Kendimize Karşı da Kadro Olmak Demektir

Bir kadronun ihtiyaç duyduğu nitelikler bugün sürekli ideolojik saldırı altındadır. Burjuvazi sadece protestoları, teoriyi, örgütleri değil aynı zamanda doğrudan tek tek kadroları da hedef almakta ve onları ideolojik etki yoluyla etkisizleştirmeye ya da kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır.

Sayfalar