Cumartesi Ekim 17, 2026

Seyit Rıza Onurumuzdur, cesaretimizdir, geleceğimizi aydınlatan geçmişimizdir…

Yazmak bireysel olduğu kadar evrensel bir eylemdir aynı zamanda, bu kaygıyı taşıyanlar ise bir satır yazmadan önce bin kere düşünmelidirler. Üzerinde çalıştığım bir dosyaya kendimi kaptırınca gündelik yapay polemiklerden ister istemez uzaklaşıyorum. Ama öyle bir an geliyor ki köşe başlarını tutmuş pespaye kalemşörler bilinçli dezanformasyonlarını uygulamaya koyuluyorlar, geçmişlerindeki kanı gelecekleriyle yıkamaya çalışan geleneklerin temsilcileri kutsallarımıza dil uzatma cüreti gösteriyor, o zaman onlara hiç değilse ferdi bir cevap verme gereği hissediyorum.

Konu: DERSİM.

Dersim nedir diye soracak olursanız, bir toprak parçası değildir yalnızca. Yalnız bir halkın, inancın meselesi değildir. Kırmanciye Beleke’dir anlayana. Yahudi keşişi Simon da gezmiştir bu dağlarda Ermeni papazları da… Mollalar da oturmuştur dergahlarında cem bağlayan dedelerde. Küçük bir dünya labaratuvarıdır Dersim.

Dersim, her inanca ve kültüre bağrını açabilecek bir anadır yetimlere… Dersim insandır, Dersim soyu çoktan tükenen bir bitkidir belki. Dersim hepsidir işte, hangisini anlatayım?

Seyit Rıza derler çoğu, bizim Sey Rızo’muzdur. Kimdir diye sorarsanız, masallar kadar büyülü bir geçmişimiz olduğunu ve geleceğimizde ne olursa olsun baş eğmeden yaşamamız gerektiğini kulağımıza fısıldayan bir ulu derviştir.

Şaki derler, eşkıya, şeyh derler aldırmayın… Onlar insanlara gerçekte olanın tam tersi payeleri vermekte mahirdirler. Halkını, namusunu ve inancını korumaya çalışan Sey Rızo bu uğurda ölüme giderken, zalimlerden oğlunun kendisinden sonra asılmasını ister. Elaziz Buğday Meydanındaki darağacı sere serpe ortadadır. İdam olacaklar, kendilerinden önce öldürülenlerin infazını izler. Sey Rızo onca acıya katlanmıştır, yaralı oğlunun idamını görmek istemez. Ama bu sadistçe işkenceden zevk alanlar vardır. Oğlunun darağacından indirilmesinin ardından koca adımlarla sehpaya çıkar, ve son sözlerinin ardından sehpasını kendisi tekmeler…

Bugün köşelerinde Nuri Dersimi’nin kaleme aldığı ve İngilizlere yazılan bir mektupla Sey Rızo’ya ajanlık, emperyalist işbirlikçiliği isnat edenlere sesleniyorum. Nuri Dersimi, Dersim’de hiç etkili olmamıştır, ve tanınmamıştır. Dersim halkı 1970’lere kadar kendisinden haberdar dahi değildir. Koçgiri kırımının ardından Sey Rızo’ya sığınmış, katliamı engellemek adına bireysel çabaları olmuş, başarılı olamayınca da Suriye’ye kaçmış birinin Sey Rıza adına yazdığı (ki gerçekten o yazdıysa… Post modern ittihatçılarımızın işi de olabilir bu mektup, çünkü 1987’de gün yüzüne çıkmıştır.)mektupla bir şeyler iddia etmeye çalışmak abesle iştigaldir.

Hele hele Ruslardan Erzincan’ı aşiret milisleriyle kurtaran bir adama İngiliz ajanı demek komikten de ötedir. Seyit Rıza bu savaşının mükafatını Dersim katliamıyla almıştır, tıpkı birinci TBMM Dersim Mebusu Diyap Ağa’nın ailesi gibi…

15 Kasım yaklaşırken, Seyit Rıza’nın ve Dersim’in gündeme gelmesi (getirilmesi) ulusalcı çevrelerde büyüz hezeyanlara ve hazımsızlıklara neden olmaktadır. Onlar, katliamlar unutulsun, katledilenler toprağın altından hiç çıkamasın isterler…

Ama böyle bir zulüme maruz kalan halkların çocukları o travmayı hala atlatamadı ve atlatamayacak.

1990’lı yıllardı, ailecek Kuşadası’na gidiyoruz. 1938’de sürgün yerimiz Nazilli olduğu için, oradaki akrabalarımızı da ziyaret edeceğiz. Sivas’ın girişinde arabamızı durdurdular. Hemen teypteki kaseti değiştirdi babam. İbo çalmaya başladı, türkü neşeli ama biz tedirginiz. Kimliklerimizi verdik.

‘’- Oo Nazilli’lisiniz… Ben de Söke’liyim.

    * Evet, memlekete gidiyoruz.’’ diye cevap verdi babam.

Beş dakika sonra yanımıza geldi. Kimliklerimizi iade ederken yüzünün değiştiğini farkettim çocuk halimle… “Ama sonradan gitmeymişsiniz…”’ dedi adam.

Yani cancağızım 1938’i kimse unutmadı, ölenler de öldürenler de… Ulusalcılar ne kadar inkar ederse etsin gün gelecek insanlık mazlumların önünde diz çöküp, af dileyecektir; bundan hiç kuşkum yok.

Seyit Rıza’ya gelince;

onurumuzdur, cesaretimizdir, geleceğimizi aydınlatan şanlı geçmişimizdir…

İsmail Taylan Kaya

84505

J.STALİN,S.MÜSLÜM VE TÜRKİYE'DEKİ...

Faşist Türk devletinin 'Zeytin Dalı Harekatı' adını koyduğu Afrin işgal girişiminin bu gün 12. günü.Faşist Türk devleti uçaklarla, obüslerle, tanklarla Afrin'i bombalıyor .Afrin'de bir  katliam gerçekleştiriliyor,siviller ölüyor.Bombalanan binaların  yıkıntılarından çocuk,kadın cesetleri çıkarılıyor.Bu güne değin yapılan bombardımanlarda 17 si çocuk 51 kadın olmak üzere onlarca sivil yaşamını yitirdi.Yüzlerce yaralılar var.

Avrupa’da halk kültürünün izini sürmek-Özden Çiçek

Genel bir tarifle, bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir. Halk kültürü ise halkın ortak olarak kuşaktan kuşağa sözlü ve yazılı olarak aktarılmış ürünlerin tümünü içerir. Dolayısıyla masallar, deyimler, halk ezgileri ve çalgıları da halk kültürünün öğeleri arasında yer alır.

Rojava devrimi, Nubar’ın şehadeti ve Ermenilere bıraktığı miras

Kürtler ile Ermenilerin tarihsel olarak ortak bir yanları vardır. Her iki toplum da tarihlerinin uzun bir sürecinde ilhakçı devletlerin işgali ve şiddet-i cebri altında kalırlar. Ortaçağın feodal-fetihçi Osmanlı İmparatorluğu, İran (Fars, Safevi vb. İmparatorluklar), Çarlık Rusya’sı gibi devletler Kürtler ve Ermenileri baskı ve tahakküm altında tutarlar. Bu baskı ve tahakküm ortaçağ gericiliğinin 20. yüzyıl ardılları olan TC, İran, Irak, Suriye gibi devletler tarafından da günümüze değin uygulanır.

Proletaryanın Halini Yok Sayarak Siyaset Oluşturamazsınız

Yine dergilerin kimlere ulaştırılacağına dahil sözler.

Yine faaliyetçilerin nasıl olacağına dahil ahkam kesenler.

Sınıf başkanlarının akıllı, çalışkan, tuttuğunu koparan olması gerektiği düşüncesinin paylaşıldığı bir sınıfta kaç proletarya da bu kriterlere uyduğunu söyleyebilir bilmem.  

Zaten bir türlü de anlamamışımdır bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar olan bu insanlarda çoğunluğun ne aradığını ne beklediğini.

Sonuçta seçtikleri ne kendilerinin hissettiklerini hissedebilecek ne de kendilerini anlayabilecek biri olacak.

Emperyalist saldırı ve işgale karşı sınıfsal dayanışma güçlendirilmelidir

“Biz Türkiye için kafi derecede büyüdük, iki derece büyük geliyoruz artık”1

Bu söz, Türkiye ekonomisinin %10’nundan fazlasını elinde tutan ve dünyanın ilk en büyük 500 tekeli içinde yer alan Koç Holding onursal başkanına ait. Bu büyüme salt Koç Holding’e özgü olmayıp, genel olarak Türk sermayesine özgü bir büyümedir.

Ali Türker Ertuncay: “Tarihsel belleği olmayan tarihi tekrar yaşamak zorundadır”

“Bir TKP/ML Sanığının Günlükleri: Görülememiştir” isimli kitabın yazarı Ali Türker Ertuncay ile hem kendisi, hem kitabı hem de geçtiğimiz günlerde Proletarya Partisi şehidi olarak sahiplenilen Haydar parti isimli Murat Bileydi’ye dair konuştuk.

Lise yıllarından beri yazı yazmakla arasının iyi olduğunu söyleyen Ertuncay’a ilk olarak bu kitabı yazmaya onu iten nedenleri sorduk. Ertuncay kitabın macerasını şöyle anlattı:

Efrin Türk İşgaline Direniyor ve Dünyaya Ders Veriyor-Dursun Ali Küçük

*Oyyy Efrin. Bir avuç kahramanların yurdu.

Zeytinlerin bol olduğu bir kent...

Şimdi iki yüzlü davranan batı dünyasına ders veriyorsun.

Başta TC işgali olmak üzere Rusya,İran ve Suriye Esad rejimine karşı direniyorsun.

Dünyanı önemli bir kısmı “endişeli”.

AB endişeli....

ABD endişeli....Bir an önce operasyon bitsin diyor.. Türkiyenin kaygılarını anlıyorlarmış...

İran: Hameney’in asker başdanışmanı “Efrin YPG işagalinde” diye buyurmuş, ama Esad a biat etmeliymiş...

OHAL ve KHK’lerle tırmanan faşizm

İlan edilen OHAL (Olağanüstü Hal) ve uygulamaya konan KHK’ler (Kanun Hükmünde Kararname) ile devletin baskıları en üst düzeye tırmandırılmıştır. Cumhurbaşkanı tarafından alınan kararlar hiçbir işlem görmeden yürürlüğe girmektedir. Bunun sonucu -burjuva normlara göre bile Türkiye’de yeterince uygulanmayan- devletin yasama, yargı ve yürütme kurumlarının özerkliği tümden lağvedilmiş ve hiçbir fonksiyonu kalmamıştır. TBMM iyice etkisizleştirilmiş, formalite bir konum almış, mahkemeler doğrudan cumhurbaşkanının talimatlarına göre karar alan “kurum” haline dönüşmüştür.

30. Ölümsüzlük Yılında MANUEL DEMİR/ՄԱՆՈՒԵԼ ՏԷՄԻՐ Yaşıyor! Partizanlar yaşıyor! (1)

Manuel Demir’i 30. ölümsüzlük yılında saygıyla anıyoruz. Bu vesileyle Ermeni Fedailer adıyla başlattıkları ve hayatlarını Ermeni halkının davasına adadıkları, bugün ise Partizan hareketine dönüşerek devam eden mücadelede sayısız Ermeni devrimciler Hrantlar, Hayrabetler, Armenaklar, Yalımyanlar, Ozanyanlar ve Manueller’i de anıyor ve aradan yüz yıl geçmiş olsa da bu mücadelenin devam edeceğini belirtiyoruz.

Suriye, PYD ve Marksist Tutum – 2 – Yetiş Çakıroğlu

Başlarken şunu belirtmekte fayda var: Bu yazı, bir ulusal hareket eleştirisi değildir; aslında kendini marksist olarak tanımlayanlara yöneliktir.

TKP/ML-(YDK) Faşist Türk ordusunun Efrin işgaline karşı her alanda protestolarımızı yükseltelim! Efrine sefer olsada zafer olmaz!

İşgalci faşist Türk ordusu haftalardır iç kamuoyuna yönelik yaptığı propagandayla işgal için zemin hazırladığı Efrin'e 20 Ocak 2018 tarihinde binlerce asker, yüzlerce tank ve ağır silahlarıyla girdi. AKP'nin İşgal harekatına diğer faşist odaklar MHP ve CHP de tam destek verdi. Bu, aynı zamanda “Yenikapı ruhu”nun yeni bir versiyonu “Milliyetçi Cephe”nin savaş ayağının da oluşturulmasıdır.

Sayfalar