Leyla Qasım 41 yıl sonra da biz kadınlara ışık oluyor:Armen Semsur
Bir süre önce, arkadaşlarla toplaşıp Leyla Qasım’ı yâd ettik. Hatıralarını kimi hüzünle, onurlu mücadelesini ise hafif bir tebessümle anlattık, umutla paylaştık.
Aramızdan ayrılışının üzerinden kırk bir yıl geçmesine rağmen, Leyla Qasım’ın ileri görüşü, ölümüne ilişkin, ölümünün insanlar üzerindeki yankılanışına ilişkin kehaneti, vaadi gerçekleşmiştir. Öyle ki, Leyla Qasım yargılandığı sırada mahkeme hâkimine, beni öldürün fakat şu gerçeği de bilin ki, benim öldürülmemle binlerce Kürd uyanacak. Ben Kürdistan’ın özgürlüğü yolunda canımı feda ettiğimden sevinç ve gurur duymaktayım demişti. Leyla Qasım’ın yargılanırken onurlu duruşu, Baas rejimiyle mücadelesi, Saddam Hüseyin ve kurmaylarıyla uzlaşmaması Kürd milletine sadakati adeta, fasıla fasıla değerlendirildiğinde ders niteliği taşır… 22 yaşındaki Leyla Qasım gibi dört civanın darağacında bayrak gibi sallanması elbette yüreğimize dokunur. O gün içinde bulundukları durumu hissetmeye çalışınca, gözyaşlarımız göz pınarlarımıza gelir oturur. Yine de vakur görünmekte ısrar ederiz. Bu davranışımızla anma biçimimizle ‘yasta değil isyandayız’ demek isteriz… İnsanlık tarihi boyunca baskıya sömürüye faşizme karşı duran mücadeleci insanlar daima zorluklarla karşılaşmışlardır. Ne ki bu onları yollarından geriye döndürmemiştir. Leyla Qasım gibi, aydınlık pırıl pırıl savaşçı böyle insanlar, adeta etraflarında görünmez bir haleyle dolaşırlar. Bu hale, ışık aksı yol arkadaşlarını, yoldaşlarını aydınlatır, güç verir niteliktedir. Savaştıklarının, düşmanlarının ise gözünü alır, korkutur, kör eder düzeydedir. Bu insanların kitleleri peşinden sürükleyen gücü, etkisi tutsak edilseler, öldürülseler bile etkisini yitirmemektedir… Yeryüzünde ezilen, yok sayılan insanların kurtuluşuna dair kurulan özgür düşler, düşünceler en zorba devletler, devlet adamlarına rağmen haklılığını korur, gerçekleşmeye çabalarlar. Baskıya, zulme sömürgeciliğe ve faşizme karşı olan her insanın imtina etmeden sahipleneceği ve saygı duyacağı bir değer olan Leyla Qasım, özellikle biz kadınlara ölümünün üzerinden 41 yıl geçmesine rağmen ışık olmaktadır. Umutsuzluğa düştüğümüzde üstün cesareti, anıları bizlere moral vitamin değerindedir. Leyla Qasım daha yirmi ikisinde genç bir kadınken geleceğe dair düşlerini bir kenara koyup, canından fedakarlık edip milleti için savaşmıştır. Leyla Qasım kapitalist sistemin ve zorba devletlerin kadınların önüne bent gibi koyduğu evliliğe, anneliğe hiç imrenmeden, devlet, erk temelli tüm baskıları reddeden kahramanlardan biridir. Leyle Qasım tutuklu bulunduğu hapishanede, işkenceye tabi olsa da kötü koşullarda yaşasa da bir gün olsun zaafa düşmemiştir. Annesiyle duygusal bir görüş-buluşma esnasında bile güçlü durmuş, anneciğine olgunlukla, olağanüstü mesajlar vermiştir. Ve yine tutuklu bulunduğu hapishaneyi ziyaret eden, Saddam Hüseyin ve kurmayları, Leyla’yı af dilenmeye davet ederler. Bir sürü vaatlerle yolundan, sözünden döndürmeye çalışırlar, ailesine değin özel imkanlar sunacaklarını söylerler.
Leyla’nın sağlam duruşu, Baas rejimini ve Saddam Hüseyin’i çileden çıkarır. Hemen orada uyduruk bir mahkemeyle, Leyla ve arkadaşları ölüm cezasına çarptırılır.
Leyla Qasım sadece işkencede direnişiyle değil, savunduklarıyla da Baas rejimini gayrimeşru kılmıştı. O günlerde, Leyla Qasım ve arkadaşlarının tutuklanması hakkında bilgiler, televizyondan ve radyodan verilerek, Kürtleri sindirmek hesaplanıyordu. Kürtlerde bu davanın, olumlu etki bırakmasından tedirginlik duyan Baas Rejimi aceleyle, mahkemeden hemen 15 gün sonra 12 Mayıs 1974 tarihinde, sabah vakti saat 7’de Leyla ve arkadaşlarını idam etti…
Leyla Kasım idam sehpasına giderken, kendinden emin ve güvenle idam sehpasına yürümüş, sömürgeci rejime haykırmış, meydan okumuştu.
Ben Leyla Qasım’ım bayım!
Belki siz tanımazsınız beni?
Sizden önce bir albay vardı burada,
ölmüş olmalı ve öldü daha niceleri!
Ama ben çoğaldım bayım…
Türkü türkü yayıldım,
Marş oldum Peşmergelerin dilinde.
Mahkemelerde haykırıyorum
Ve öldükçe çoğalıyorum ben bayım!
Ve elbette ki bugün geldiğimiz noktada kadınlar yalnız, cephe gerisinde değil, savaşlarda, kuşatmalarda, tamamı kadınlardan oluşan savunma birlikleriyle mücadele etmektedirler. Leyla Qasım ve çağdaşı kadın kahramanlardan sonra, günümüzde kadınlar evlerinde, sokaklarda, parlamentoda daha görünür durumdalar.
Eskiden olduğu gibi savaşların gerisinde, savaşanlara aş-ekmek, giyecek, mermi taşımaktan öte, savaşta erkeklerle beraber ya da kendi özel birlikleriyle çatışır duruma geldiler.
Örnek vermek gerekirse, Kobane kuşatmasında YPG’ye bağlı YPJ’li kadınlar IŞİD’e karşı yiğitçe savaşmışlardır.
Gururla söylemek gerekir ki tüm dünya basını, diğer milletler, yiğit Kürd Kadınlarına, direnişlerine, kayıtsız kalmamışlardır. Günlerce dünya basınında, adlarından övgüyle söz etmişlerdir.
Son olarak, bugün biz kadınlar rahatça konuşabiliyorsak, her türlü baskıya karşı çıkabiliyorsak, sistemin biz kadınları mücadeleden alıkoymak için uydurduğu ‘kadınlar naiftir, kırılgandır’ söylemini elimizin tersiyle itiyorsak, bu duygu, bu direngen ruh, korkusuzluk hali bizlere Leyla Qasım’lardan mirastır.
Son Haberler
Sayfalar
Kürt Ulusu Duygusal Bağlarının Olmadığı; Zoraki ‘Yaşama Birliğine’ Son Veriyor.
İsteyerek, gönüllü birlikteliği taşımayan, zoraki, tek taraflı ve baskıya dayalı bir evlilik mutlak ki, bir gün isyana başkaldırıya dönüşerek, kendi bağımsızlığını, özgürlüğünü isteyecektir. İstenen şu; bireyin, kadının, toplumun ve bir ulusun kendi iradesiyle her konuda kendisinin özgürce karar vermesidir. Kürt ulusu hiçbir zaman eşit şartlarda bir birliktelik yaşamadı. Türk ulusu her yönlü (sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve yaşamsal ) bir imtiyaza, hâkimiyete sahipti, halen de öyle. Evlenip boşanmada olduğu gibi tüm toplumsal sorunlarda da Türk ulusu ezici üstünlüğe sahiptir.
Ey Ahmet Hakan! – Kadir Amaç
Gazeteci ve haber spikeri kamuoyunu doğru bilgilendirmeye dayalı bir informasi mesleğidir! Gazeteci ve haber spikeri olan insanlar; billim adamı değildir, düşünür değildir, siyaset bilimci değildir, toplum bilimci değildir, din bilimci değildir, tarihçi değildir ve hasılı kelam jurnalcilikten başka hiç bir şey değildir!
Davutoğlu Duran Kalkan'dan korkmuyor! Teslim Töre
Basına yansıdığı kadarı ile Duran Kalkan savaşı boyutlandıracaklarını, her tarafı savaş alanına çev...ireceklerini, bu savaşla “2016 baharı Kürd'ün baharı olacaktır” diyor. Buna karşın Davutoğlu da “bizi kimse korkutamaz” ve “biz her yerde olacağız” diye yanıt veriyor. Şu savaşın Türkiye'de ne hale geldiğini ya da getirildiğini görüyor musunuz? Çok korkunç trajedi komedi bir durum. Savaşan iki güçten birisi olan PKK adına Duran Kalkan savaşla Kürtlere “baharı” getireceğini, “2016”yı “Kürtlerin baharı” yapacağını söylüyor, Duran Kalkan'ın bu açıklamasına karşın savaşın diğer tarafı olan T.
Türk Sermaye Devletinin Demokratik Kürt Ulusal Direnişine Çarpan Emperyal Hayalleri
Türkiye Emperyalist mi?
3- Türk sermaye devleti, özellikle son on yıldır yeni arayışlar peşindedir. Daha önce de yeni nüfuz alanları elde etme çabaları olsada, son on yıllık süreçte bu çaba, milli gelirdeki yükselişle koşut gitmektedir.
4- Kapitalizmin karakteristik özelliği, büyümek ve bunun içinde yeni pazar alanları, yeni nüfuz (egemenlik) alanları elde etmektir. Bu, savaş ve işgalle olduğu gibi, sermaye ihracıyla da olmaktadır.
Drudiler ve annelerimizin başörtüleri
Bugün Diyarbakır'a gidiyorum, sonra da Şırnak ve ilçelerine gideceğim. Yüksekova'daki göç haberleri doğruysa gidip orayı da görmek istiyorum. Katılmak isteyen olursa Diyarbakır'da buluşup ortak bir program yapabiliriz.
İçimde soğuk bir ürpertiyle gidiyorum, çünkü Devlet ve PKK arasındaki savaş bugün daha kaç can alacak, yarın kaç ocak sönecek, bilmiyorum!
Sizin Olsun Perinçekçi Maoizminiz
Kovulmak .
Kaç kişiye aynı şeyi yaptınız .
Kartalyalıların yaşamamı istediği utancı yaşamayacam .
Kaçınılmazsa tanını çıkaracaksın .
Her onurlu insan gibi .
- De... diyemeyecekseniz.
Beybiyi kötü eden nedenler .
Pratiğimiz teorimiz .
-E... inandığımız kadardır .
Maktul mini etkiliydi ve tek başına dışarı çıkmıştı .
Herkesin bir partili olduğu memlekette .
Hiç kimsede Geziden tutun Cerattepe kadar hiç bir yerde tuttuğu partinin flamasıyla sokağa çıkmazken .
Kışın Masalın Atına Biner Giderdik-Fadıl Öztürk
Dünyanın her yıl, üç ay sınavına girdiği, zamanın bir zalim halidir, kış. Taş uyur, gül susar, ağaç damarlarındaki suyla idare etmek için, fazlalıklarından arınmak için döker yaprağını. Toprak elini ayağını çeker hayattan. Saysan sayılacak gündür, üç ay. Sövsen sesin dolanıp seni bulacak kadar mesafededir. Saat saat geçer, gün gün, ay ay geçer, ama canlıların hayatına atılmış pusu gibidir, kış. Yoksulların bir türlü kaçamadığı, kapılarını örtseler bile, bacalarından giren ve onların iliklerine işleyen soğuktur kış. En çok onlar çekerler güneşli günlerin hasretini.
…
HDK AVRUPA KURULMASINA DAİR YAKLAŞIMIMIZ
Yapılan açıklamaya göre, ATiK Demokratik Güçbirliği platformlarının ( DGB ) devam ettirilmesini daha uygun olduğuna karar vererek, HDK-A platformu tartışmalarına eleştirel yaklaşımını da açıkladı.
Yapılan değerlendirme ve açıklamanın tam metni şu şekilde:
Özür ve yüzlesme
Ermeni Soykırımı'nın 100.yılı anma etkinliklerinde,geride bıraktığımız 2015 yılında Türkiye'den beklenilen Özür açıklaması yine gelmedi.Acaba bir yüz yıl daha mı beklenecek ?Bu duruma şaşırmadık.İnsan veya toplumun kendi geçmişi ile yüzleşip özür dilemesi,hiç bir zaman onu değersiz kılmaz,küçük düşürmez,aksine yüceltir.Uluslararası alanda ise saygın konuma getirir.Bunun çeşitli örnekleri mevcuttur.Aksi hallerde ise Katil devlet,veya Barbarlar olarak anılmaktan kendilerini kurtaramazlar.
Faşizmin daha karanlık günlerini yaşamak istemiyorsak, KÜRT ulusunun direnişine destek ver
Yıllardır emperyalist gerici savaşları ve amaçlarını yazdık, dilimizin döndüğünce söyledik. Emperyalistler arası savaş koşulları hızla Ortadoğu'da yayılıyor. Bugün bu gerici emperyalist savaşa karşı tavır almak, bölgemizde ve dünyada gelişen savaş kışkırtıcılığına karşı tavır almak insanlık görevidir. Başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere, bütün emperyalist devletler yaşadıkları ekonomik sermaye krizini, Ortadoğu’da, Baltıklarda ve Ukrayna'da derin emperyalist savaş krizine dönüştürülmüş durumda. Savaşı, yalnızca tankla, topla, nükleer silahla yürütülen bir yol olarak anlamamalıyız.