Yasal Çalışma ve Yeraltı Çalışmasının Önemi Üzerine
Faşizm en koyu, en kanlı, en vahşi biçimiyle hükmünü sürdürüyor. Faşist devletin başında bulunan Erdoğan ve müttefikleri faşist diktatörlüğünü daha açık, daha şoven, daha ırkçı şekliyle sürdürüyor. Öyle ki, kendi koyduğu yasaları tanımıyor, parlamento ahırının ona tanıdığı yetki ve kuralları hiçe sayıyor, darbe üstüne darbe yapıyor. Kendi eliyle organize ettiği ‘darbe’ oyununu bahane ederek her alanda devrimci, demokrat, aydın ve yurtsever güçleri topluca tasfiye etti. Suriye’ye topraklarına girdi. İŞİD’i gerekçe göstererek Suriye ve Kürdistan toprakları işgal edildi. Teşhir olan İŞİD’e ‘darbe operasyonu ‘ adı altında yeni bir yüz takıldı. ‘EL NUSRA VE OSO adı altında İŞİD’İn faaliyeti devam ediyor. ABD, AB ve NATO’nun organize ettiği plan adım adım devam ediyor. Faşist Türk devleti bu oyunu kuralına uygun yerine getiriyor. Kürtlerin kazanımları el birliğiyle geri alınıyor, PYD ve Kürtler üzerinde her gün yeni baskı yaptırımları, baskıları yürürlüğe koyuyor. Kürtlerin biat edenini, kendilerine bağımlı olmalarını, bu çerçevede isterlerse Kürdistan’ı Barzanivarı kurabileceklerini teyit etmekteler.
Faşizm en kanlı, en baskıcı, katliamcı saldırıları uygularken, televizyon kanalları, yayın basın organları, dernekler, demokratik kurum- kuruluşlar, sendikalar vb. kapatılırken, faşizme, faşist diktatörlüğün zulmüne karşı olan herkes gözaltına alınırken, işkencelere maruz kalırken, haksızca zindanlara tıkılırken, en ağır hakaretlere uğramaktadır. Yarına kimin ne olacağını kimse garanti veremiyor. Ülkemizde bunlar yaşanırken, faşist diktatörlüğün baş uygulayıcısı ve çanak yalayıcaları gündemi değiştirmek için “Lozan anlaşmasına “atıfta bulunarak, suni gündem oluşturmakta, yaşanan ağır faşist zulmü gizlemeye çalışmaktadır. “Darbe ve Feto ” senaryosunun başka bir oyunu sahneye kondu. Öyle ki her sabah uyandığımızda onlarca ölü, onlarca yaralıyla, onlarca ev baskınıyla, yüzlerce tutuklamayla karşılaşıyoruz. Faşizmin en ağır saldırılarından, en zor dönemden geçiyoruz. Artık faşizm hak – hukuk, kural, yasa ne varsa hepsini çöp tenekesine atmış, yasa tanımaz kendi kurallarını, hukukunu, yasalarını halklarımıza karşı acımasızca uyguluyor. Yasal, demokratik, legal bazda hangi mücadele biçimi varsa yakıyor, yıkıyor, tutukluyor, ezip geçmek istiyor… Erdoğan’ın başını çektiği halklarımızın baş düşmanı faşist diktatörlük gelecekte daha kanlı ve toplu katliamlara hazırlanıyor. Bunu görmemek kör olmak demektir. Bu gerçeği kaç kere yazıp dile getirmemize rağmen ;’yarınlarımızı daha kötü günler bekliyor’ dememize rağmen pek önemsendiği kanaatinde değilim. Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketi öyle gözüküyor ki, faşist devleti, faşist diktatörlüğü ve günümüzde en koyu, en ırkçı- şoven (panislamist-pantürkist)açık faşizmin karakterini, ona karşı yürütülmesi gereken mücadele biçimlerini, asıl örgütlenmenin özünü göz ardı etmekte, küçümsemektedirler. Ağırlıklı yasal zemini baz almakta, gelecekte daha ağır faşist diktanın uygulanacağı gerçeğini görememekte, faşizmi küçümsemektedir. Bu küçümseme ne kadar ‘sol ve direnişçi’ gözükse de özünde sağ silahlı reformizmi içinde barındırmaktadır. Unutmamalıyız ki, somut şartları ve somut koşulları hesaba katmadan yapılan en cüretkâr saldırılar yenilgiye mahkûmdur.
Şöyle ki, faşizm savaş ‘tezkeresini’ parlamento ahırında onayladı, “perşembenin gelişi çarşambadan bellidir ” diye bir atasözümüz var. Biz hâlâ umutlarımızı legal, yasal ve faşizmin bizi mahkûm etmek istediği ‘düzen sınırları içerisinde mücadele etmeyi’ esas ‘almakta, gelecekte faşizmin gerçekleştireceği saldırıları küçümsemekteyiz. Bu anlayış silahlı ekonomizmin giderek etkin hal alması tehlikesini de beraberinde getirmektedir.
Faşizm geleceğimizi düzen sınırları içerisinde çember içine alarak, terbiyeli, düzene adapte olmuş legalist, reformist olmamızı istenmektedir. Ve böylece korkutulmuş, bastırılmış bir toplum içerisinde yeni Murat Belge, Hasan Camal, Ahmet-Mehmet Altan kardeşler ve daha ilerisi Aslan Kılıç, Doğu Perinçek’ler yaratmak istiyorlar. Biz bu acı gerçeği geçmişte yaşadık, büyük bedeller ödedik. Uyanık olunmazsa, gelecekte daha ağır bedeller ödeneceği telafisi mümkün olmayan bir gerçektir.
O nedenle günümüzde legal zeminde kazanılan mevzileri korumayı sürdürürken, faşizmin kanlı saldırılarına karşı yeraltı çalışmaları hayati önem taşıyor. Her türlü yasak, baskı, kapatma ve gözaltılara karşı yeraltı yayın -basın organlarının aktif hale getirilmesi kaçınılmaz ve zorunluluktur. Artık legal alanlarda yürütülen mücadele gedikleri tek tek kırılmakta, kapatılmakta, yasaklanmaktadır. Legal örgütlenmeler ve mevzilerimiz zorla, baskıyla, devlet terörüyle yasaklanıyor, muhalif güçlerin tüm yaşam alanları yok ediliyor, gasp ediliyor. Unutmayalım ki, devrimci, ilerici demokrat ve aydınların tüm mevzileri faşizmin topyekûn saldırısı altında. Yakın gelecekte, faşizmin saldırısı daha da şiddetlenerek dozajını artırarak devam edecektir. Faşizmin en koyu, en şoven en kanlı, panislamist-pantürkist saldırıları ayrımsız tüm muhalif güçlere yönelecektir.
Kürtler, Aleviler, devrimciler, demokratlar, kadınlar, sosyalistler sivil toplum örgütleri, yayın basın organları, televizyon ve sosyal medya vb. bütün kurum ve kuruluşlar aynı derecede faşizmin zulmüne maruz kalmaktadır. Tüm legal ve kısmi örgütlülük haklarımız elimizden alınmış durumda, direnene, baş eğmeyene, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı direnenlere baskı, işkence, zindan ya da yargısız infazla kaybedilme dayatılıyor. Yaşadıklarımız 12 Eylül faşizminin çökertme ve teslim alma yolunu yeniden hayata geçirme, kimliksiz, kişiliksiz, teslimiyetçi bir toplum yaratmayı hedeflemektedir.
Bölgemizde yaşanan işgalci emperyalist güçlerin gerici savaşları milyonlarca mazlum emekçi yoksul halkların ölümüne, yerini yurdunu terkine, yaban ellerde haraç-mezat pazarlanmasına yol açıyor. Emperyalizmin ve faşizmin çıkarları için toplu soykırımlar yapmaktan çekinmedikleri açık. Bunlar bizim dostumuz, kurtarıcımız asla olmadı, olamaz. Kan emici uluslararası emperyalist sermayeye göbekten bağımlı olan Türk -İslam sermayesi Ortadoğu’da birlikte hareket ediyor, olmadı yeni savaş planını devreye sokuyorlar. ABD ile Türk devletinin arasının açık olduğu yalnızca bir oyun, göz boyama, yapılacak yeni katliamları gizleme, perdelemedir. Başta ABD ve RUS emperyalizmi olmak üzere, Ortadoğu’da emperyalistler henüz kozlarını paylaşmadı hesaplaşmayı tamamlamadılar. Emperyalist gerici savaş giderek yeni boyutlar kazanarak genişliyor ve Asya eksenine yayılıyor. Bir kere bu gerçek görülmeden pusulanın doğruyu göstermesi düşünülemez. Gelişmeler şunu gösteriyor; emperyalist devletler ve onların kukla faşist yönetimleri kendi aralarında büyük bir hesaplaşma içerisine gireceği artık gibi bir şey. Mutlaka yaratılan krizin, süren rekabetin bedeli başta dünya halklarına yıkılacaktır. Ama emperyalist sermaye krizin bedeli rakip güçlerden birine veya birkaçına bedel olarak ödetilmesi kaçınılmaz.
Peki, bu vahşi, gözünü kar ve kan bürümüş emperyalist işgalci savaşa karşı ne yapabiliriz:
Antifaşist-antiemperyalist eylem birliklerini, ittifakları, dayanışmayı geliştirmeliyiz. Bu hangi şekliyle olursa olsun, büyük -küçük eylemlere bakmadan gerek kitlesel, gerek korsan gerekse militan tarzda eylemleri mutlaka yaygınlaştırmalı, yüzümüzü ülkemizde devrim yapmaya dönerek birlikte hareket etmeli, örgütlenmeliyiz. Bu eylemde birlik, ajitasyon -propaganda da serbestlik ilkesiyle bütünleşmeli, bütün katılımcılar buna saygılı olmalıdır. Toplumsal, siyasal, sosyal gelişmelere göre bu birliktelikler uzun tutulabilir, kısa tutulabilir bu pekte önemli değil.
Kendi ülkemizde hüküm süren açık faşist diktatörlüğe karşı mücadele esas alınmalı, devrimci örgütlülüğü yok etmek isteyen faşizme karşı yeraltı çalışmaları ana örgütlülüğü oluşturmalıdır.
Bu yalnızca devrimci örgütler için geçerli olmamalı yasal zeminden koparılanlar içinde gerekli ve zorunluluktur. Çünkü legal ve yasal alanda örgütlenme ve de yaşam hakkı bulamayanların en doğal hakkı faşizme karşı mücadele etmeyi yer altında sürdürmektir. Bu hem meşrudur, hem de insanlık onuru için zorunlu bir mücadele biçimidir. Faşizm, faşist diktatörlük kanlı zulmünü artırarak sürdürdükçe, faşizme karşı her türlü mücadele biçimi gerekli ve de meşrudur, haklıdır.
Ülkemizde işgalci faşizme karşı yürütülen devrimci mücadele geliştirildikçe, Kürt ulusunun yürüttüğü ulusal kurtuluş mücadelesine en büyük destek verilmiş, devrimci dayanışma sağlanmış, Kürt ulusal hareketine yönelen işgalci faşist saldırı parçalanmış olacaktır. Böylece Kürt ulusal kurtuluş hareketinin de nefes boruları açılmış olacak, gelecekte halklarımızın devrimci dayanışma ruhu daha çok pekiştirilmiş olacaktır. O sebeple, bugün programatik bağlayıcı ittifaklar çok belirleyici önem taşımıyor. Devrimci eylem birliği, kısa ve uzun vadeli dayanışma, ortak hareket etmeler esas alınmalıdır. Eylem birlikleri ve faşizme karşı ittifaklar bir nevi geleceğin halk cephesini yaratmanın granitten örülü taşlarını döşemektir. Birçoğumuzun anlamadığı da bu. Faşizme karşı gerçekleştirilen ittifaklar ve eylem birlikleri zaten, tavizler üzerinden birlikteliği sağlamakta, tespit edilen hedef eylemler üzerinde birlikte yola çıkılmaktadır. Eylemin son bulmasıyla da, o eylem birlikteliği son bulmaktadır. Bu doğru bir anlayıştır. Geçici bağlayıcı özellikler taşımaktadır. Eylemin son bulmasıyla da bu bağlayıcılık ortadan kalkıyor. Mesela, Kürt ulusal kurtuluş hareketi için doğru olan bir eylem veya varılması gerekli hedef, benim için yanlış olabiliyor. İttifak ve eylem birliklerinde bu farklılık kolayca anlaşılıyor, eylemin veya hedeflerin doğruluğu veya yanlışlığına uygun katılım sağlanıyor ya da sağlanmıyor.
Bu gerçeği özümsemeden en uç noktalardan çoğu siyasi olmayan saldırı vuruşları yapmak devrimci bir eleştiri olamaz, ayrıştırıcı, provokatif , sekter siyaset yaptığını sanan ama siyasi olmayan eleştirilerdir. Sınıf örgütlenmesi ideolojik, siyasi, örgütsel konumlanışı doğru tespit etmeyi gerektirir. Sınıf örgütü ideolojik ilkeler üzerine kendini şekillendirir. Sınıf örgütü, güce göre hareket edemez, devrim yapma devrimden menfaati olan sınıf ve tabakalarla tabi ki tavizler üzerine kurulacaktır. Şartlar koşullar, güçler dengesi hesaplanmadan , hele ki çok oynak ve günü birlik ittifakların at başı yer değiştirdiği Ortadoğu Coğrafyasında hangi güçle Rakka’ya veya Musul’a girileceği , hangi emperyalist devletin oluruyla hareket edileceği bir dönemde , oralarda ahkam kesmek ,kendi ülkesinde değil de “Mimbiç’i kurtarmayı önüne hedef koymak” bize düşmez. İttifak, eylem birliği, dayanışma, bilgi alışverişi başka Kürt ulusunun görevinden kendine vazife çıkarmak başka bir şey…
Bu Kürt ulusal kurtuluş hareketini dışlama anlamı taşımadığı gibi, ittifakı, eylem birliklerini, her türlü dayanışmayı daha sağlam ve güvenilirlik üzerinden inşa edecektir. Geleceğe sağlam, ilkeli birlikler yaratmanın, kalıcı dostluklar kurmanın yeğâne yolu budur. Aksi, “rüzgârların önünde kuru bir yaprak” misali bir o tarafa, bir bu tarafa “sürüklenmektir”. Bazı arkadaşların deyimiyle bu; “Rojova devrimini görmüyorlar, Rojova devrimi Ortadoğu devriminin motoru, kalbidir” inkârini getirmez. Aksine, Rojova da ulusal karakterli devrime gidişi siyasi anlamda, ideolojik anlamda, ittifakların doğru belirlenmesi anlamında daha sağlıklı değerlendirmenin yolunu açar. Kürt ulusal kurtuluş hareketinin peşine takılmadan, ilkeler üzerinden hareket etmeyi esas alır. İçerisinde bulunduğumuz faşizmin en koyu şartlarında, faşizme karşı, başta ABD emperyalizmi ve emperyalizme karşı her türlü eylem birliği, ittifak ve dayanışma esastır. İlle de bir örgütlülük içerisinde yer alarak saydığım eylem birliği ve ittifaklar yapılabilir şartını siyaset yapıyorum diye piyasaya sürmek sapla samanı birbirine karıştırmak olur.
Kanımca bir çok arkadaş Kaypakkaya’yı ya iyi okumamış, ya da hiç okumadan savunu yapıyor. Doğmatizm denen illet tamda budur. Gerçekleri kendine göre okuyarak yorumlamaktır.
Son Haberler
Sayfalar
ALEVİLERİ İSTİSMAR ETMEKTEN VAZ GEÇİN, SAMİMİYETLE LAİKLİĞİ TALEP EDİP SAVUNUN!
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir etkinlik vesilesiyle, şöyle demekte: “(…) Cemevleri ile ilgili taleplerimiz yıllardır ortadayken, bir yanda bu ülkede anayasaya göre her yurttaş eşitken, Sünni bir yurttaşın ibadethanesi camilerin her ihtiyacı karşılanırken, aynı vergiyi ödeyen; vergi verirken eşit ama hizmet alırken eşit olmayan Alevi yurttaşlarımızın ibadethaneleri Cemevleri, devlet nezdinde ibadethane kabul edilip, camiye ne yapılıyorsa Cemevine de aynısı yapılacağı güne kadar bu talebinizin sonuna kadar arkasındayım.” (T24, 21.07.2024)
Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)
Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini “kardeşlik” adına DEM’e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?
Nobel Ekonomi Ödülleri Hangi "Bilimsel" Buluş İçin Verildi?
Emperyalist sistemin içinde bulunduğu durumdan liberal ekonomistler, liberal entellektüellerde memnun değiller. „Eşitsizlikler“ büyümüş, „doğanın tahribatı alarm“ veriyormuş, „demokrasiler“ gerilemiş, „ekonomiler teknolojik gelişmelerin gerisinde“ kalıyormuş. „ekonomik büyümeler yavaşlamış“ vs. vs. En büyük buluşu 2005-2006'dan beri dünyada „demokrasi“lerin gerilemesiymiş.
SAVAŞA AKTARILAN PARA, EMEKÇİYE YAŞATILAN YOKSULLUĞUN BAŞLICA NEDENLERİNDENDİR!..
“Çözüm sürecinin en önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik göstergeler, ekonomik nedenler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır. Çözüm süreciyle birlikte canları tehditten kurtardığımız kadar, ekonomiye de can suyu olacak yeni bir dönemi, yeni bir süreci başlatmış olacağız.”
“Filistin’de direnişin bir yılı ve Bahçeli’nin sözleri”(Deniz Aras)
7 Ekim Aksa Tufanı hamlesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu, emperyalistlerin askeri, siyasi, lojistik ve istihbarat desteğiyle adeta bir koçbaşı olarak işlevselleştirdikleri Siyonist İsrail tarafından kan gölüne çevrildi.
İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor
Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.
Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.
3. Dünya Savaşı riski hâlâ “güçlü olasılık” mı yoksa artık “kaçınılmaz akıbet” mi?
Son bir yılın ve ama özellikle de son ayların olguları öyle gösteriyor ki 3. Dünya savaşı artık sadece “güçlü bir olasılık” olarak değil; “kaçınılamaz bir akıbet” olarak ele alınmayı gerektiriyor. Bu hızlı tırmanış ise esasen şu iki ana etmen üzerinden yaşanıyor: Birinci etmen Rusya-Ukrayna Savaşı iken; ikinci etmen ise İsrail saldırganlığının tırmandırdığı savaştır.
Önderlerin Ardından… (Nubar Ozanyan)
Kafkaslar’ın en ileri devrim beyni ve en güçlü çarpan sosyalist yüreği, zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışan Ermeni halkının yetiştirdiği en kalifiye önder kadrolardan olan ISTEPAN ŞAHUMYAN’IN başına gelenler bütün Sovyet devrim önderlerinin başına gelenler gibi oldu. Yok sayılmak, yaşanmamış kabul edilmek, itibarsızlaştırılmak, unutturulmak, nefret, işçiler ve ezilen halklar için yaptıkları büyük fedakarlıklarının ters yüz edilmesi, kahramanların hain olarak tanıtılmaya çalışılması kötülüklerin en büyüğüdür. Acıların en derinidir.
Emperyalizm Üzerine Notlar-7
„Yarı-Sömürgeciliğe“ Sığnan Sosyal Şovenist Teoriler
Başka ülkelerin işçi ve emekçilerini sömüren bir ülke yarı-sömürge olamaz. Eğer bir ülke içinde yüksek düzeyde tekelleşme gerçekleşmişse, başka ülkelere sermaye ihraç ediyor, oralarda yatırım yapıyor, işçi çalıştırıyor, maden ocakları açıp işletiyor, banka açıp mevduat topluyor, kredi veriyorsa ve bu ülke, ML literatürde, kapitalist sistem içinde emperyalist bir ülke olarak adlandırılır.
Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek
Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.
Bay Özkök gibilerinin vicdan muhakemesi
Ertuğrul Özkök; “Akıl ve vicdan Orta Doğu’yu terk etti. Geriye sadece fanatizmi bıraktı.” Sözleriyle, kendince bir durum tespiti yapıyor. Ve “Hadi artık soralım” diyerek, T24’deki yazısında soruyor: “Orta Doğu’yu kim harabeye çevirdi; İsrail F-35’leri mi, Hizbullah Fadi füzeleri mi?” (25 Eylül 2024)