Pazar Ekim 11, 2026

IŞİD Neden Yenilecek-Irfan Aktan

 

IŞİD’in Kobanê’de iki sebepten ötürü daha şimdiden yenilmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Birinci sebep Kobanê halkının bölgeyi terk etmesi, öbürü de IŞİD’in, Kürt sivillerinin boşalttığı bölgeleri doldurabileceği bir “halkının” olmayışı. Daha da ileri gidip şunu söyleyebiliriz ki, IŞİD Kobanê’ye doğru ilerledikçe yenilgiye daha da yaklaşıyor. Üstelik bu iddiamızın dayanakları YPG lehine atılmış sloganlara değil, doğrudan tarihsel deneyimlere bağlanabilir.

Ortadoğu hâlihazırda bir sırat köprüsü ve bölgedeki tüm aktörler köprünün üzerine dizilmiş durumda. Birkaç yıl sonra her aktör şu an gizli veya aleni elini tuttuğu, ittifak kurduğu gücün ya bedelini ödüyor olacak veya meyvesini tadacak. Neyse ki gelecek, öngörüde bulunamayacağımız kadar karanlık değil. Dünya siyasi tarihinden ders çıkarırsak, ezilmeye/ sömürülmeye çalışılan yerel halkla dayanışan güçlerin büyük bedellere rağmen eninde sonunda kazandığını görebiliriz. İşgalci/istilacı güçlerle ittifak kurar veya istilacıyla toprağının savunucuları arasında taraf tutmakta mütereddit davranırsanız, kaybetmek “kaderiniz” olur. Türkiye devleti şu an Ortadoğu’nun en mütereddit aktörü gibi görünüyor. Ama bununla da yetinmiyor; istilacı, gerçek anlamda harici olan IŞİD’le, Erdoğan’ın tabiriyle “diplomatik müzakere” yürütüyor. AKP ne IŞİD’in elini bırakmaya niyet ediyor ne de Kürt hareketiyle alenen karşı karşıya gelme cesareti gösterebiliyor. Üstelik AKP kurmayları bunu bir çıkmaz olarak değil diplomasinin kudreti olarak algılıyor veya algılatmaya çalışıyor. Fakat Araf’taki bu pozisyonun sürdürülebilirliği yok. Türkiye cennet ile cehennem arasında tercih yapma konusunda çok az zamana sahip.

Şengal ve Kobanê’nin Musul ve Rakka’dan farkı

Machiavelli’nin Hükümdar’a yaptığı nasihatlere bakılacak olursa, işgalci/istilacı gücün bir bölgedeki tahakkümü yerel halkı baskıyla veya rızayla safına çekmesine bağlı. IŞİD’in Musul veya Rakka gibi şehirlerde halkı katliam tehdidiyle boyunduruk altına alması buna bir örnektir mesela. Fakat Machiavelli’den şu iktibasla devam edelim: “Silah gücünüz ne olursa olsun bir ülkeyi ele geçirmek için o ülke halkının sizden yana olmasına ihtiyacınız vardır. Fransa kralı XII. Louis bu sebeple, çarçabuk ele geçirdiği Milano’yu yine çarçabuk kaybetti.” IŞİD’in Kürdistan’da kara bayraklarını dikebildiği üç-beş yerde uğrayacağı akıbet de bu. Şengal’de, Kobanê’de, Kürdistan’ın direnen bölgelerinde kısa vadede mevzi kazansa bile kalıcı olması söz konusu değil. Çünkü yerli halk IŞİD istilasına rıza göstermek veya boyun eğmek yerine topraklarını kitlesel olarak terk ediyor. Kısa vadede bu bir zafiyet olarak görülse de, aslında bir direniş/hamle biçimidir. Zira sivillerin boşalttığı alanlar IŞİD açısından en korunaksız bölgeler haline geliyor. Dolayısıyla Kürt hareketinin Kobanê’den göç eden sivilleri geri dönmeye çağırması ancak kısa vadede bir cesaret göstergesine vesile olabilir ama sivilsiz bir Kobanê’nin IŞİD açısından çok daha büyük bir tehlike olduğu söylenebilir. Zaten savaşlar tarihine bakıldığında, IŞİD türü istilacıların çoğunlukla girdikleri bölgeleri yakıp yıktığı, sivilleri kılıçtan/silahtan geçirdiği, verimli toprakları çoraklaştırdığı ve ama o çoraklığa aslında kendisini de hapsederek yok oluşunun zeminini yarattığı görülür.

Sivillerin kanı, dehşet sahneleri, kısa vadede istilacıların can suyudur. IŞİD’in vahşetini profesyonel yöntemlerle kısa filmler halinde tüm dünyaya nakletmesi, bunda özel bir çaba sarfetmesi, kan kokusuna ne kadar muhtaç olduğunu göstermeye yetiyor. Zira ancak bu şekilde sağ kalan yerli halkı topyekûn derdest edebilir ve burada bir tahakküm kurabilir. İstilacının, kendisini alkışlayan veya kendisine boyun eğen bir halkı yoksa tahakkümü de mümkün olmaz. IŞİD veya benzeri vahşet örgütlerine, döktükleri kanın kokusuyla derdest edebilecekleri bir halk bırakmadığınız zaman, dünyanın en verimli topraklarında bile çürüyüp giderler.

Göç hamlesi

Kobanê, Şengal halkının topraklarını terk etmesi bu bağlamda geri adım değil, bir karşı hamle olarak okunabilir veya işlevselleştirilebilir. Elbette göçün siviller üzerinde yaratacağı tahribatın boyutları her zaman yıkıcıdır ama bu, IŞİD’inkiyle kıyaslanamayacak düzeydedir. Sıcak savaşın yaşandığı bir süreçte insansızlaşmış bir Kobanê’de YPG’nin zafere ulaşması çok daha mümkün olabilir. Bilindiği gibi YPG’nin açılımı Halk Savunma Birlikleri. Halkı savunmak, bazen onu tahliye etmeyi gerektirebilir. Sivil katliamlarıyla nam salmak için didinen bir vahşet örgütüne karşı halkı koruyabilmenizin yegâne iki koşulu var: Ya çok güçlü savunma silahlarına sahip olacaksınız veya direniş sırasında halkı istilacılardan uzak tutarak topraklarınızı savunacaksınız. Elbette kitlesel göç IŞİD’in kendine güç vehmetmesine, sığınmacıları “kabul eden” Türkiye’nin de böbürlenip IŞİD’le ilişkisini örtme çabasına malzeme oluyor ama bunun cepheye doğrudan bir etkisi olmuyor. Fakat yine de bugün Kobanê’ye, yarın başka herhangi bir Kürdistan bölgesine istilacılar tarafından uyarlanabilecek bir yönteme karşı mutlaka tedbir alınmalı. Kürtlerden boşalan bölgelere IŞİD veya destekçilerinin, Esad zulmünden kaçan Sünni Arapları yerleştirmesi girişimi (henüz böyle bir girişimleri olamamakla birlikte) söz konusu yerlerde kanlı bir geleceğin taşlarının döşenmesi anlamına gelebilir ve Kürtlerin kendi topraklarını geri almaları çok daha çetin bir savaşı gerekli kılabilir. Nitekim Machiavelli, işgalciye şu öneride bulunuyor: “İşgal edilen ülkelerin dil, gelenek ve örgütlenme biçimleri farklı olursa, güçlükler çıkmaya başlar. Buralarda tutunmak için büyük bir şansa ve yönetim ustalığına sahip olmak gerekir. İyi ve etkin çarelerden biri de işgal edenlerin gidip o bölgeye yerleşmeleridir. Bu daha güvenilirdir ve sürekli egemenlik sağlar. Türkler öyle yaptılar. Yunanistan’a yerleşmeseydiler bütün önlemlere rağmen orada tutunamazlardı.”

IŞİD yenilecek, çünkü…

Gerek Türkiye gerekse Suriye-Irak rejimleri, Kürdistan’ı ellerinde tutabilmek için sistematik iskân politikalarını her zaman kullandılar. Türkiye, PKK’yle mücadelesi için milyonlarca Kürt köylüsünü topraklarından edip oralara karakollar dikti. Irak ve Suriye Baas rejimleri de bu yöntemle Kürdistan’ı Araplaştırma politikasına her zaman başvurdular. Fakat ne Türkiye boşalttığı köylere Türkleri yerleştirebildi ve tahakküm kurabildi ne de Batı’ya sürdüğü Kürtleri PKK’nin tabanı olmaktan vazgeçirebildi. Aynı taktik Suriye ve Irak için de hüsranla sonuçlandı. Dolayısıyla bu devletlerin yapamayacağını, IŞİD gibi “halksız” bir istilacı güruhun yapabilmesi zaten mümkün değil. Çeşitli Sünni Arap aşiret ve kabilelerinin desteğini almakla birlikte tamamen harici; dünyanın muhtelif bölgelerinden Ortadoğu’ya çöreklenen istilacı bu güruhun güçlü silahları olabilir ama PKK-YPG’ye karşı en zayıf noktası “halksızlık.” Türkiye’de IŞİD’e hâlâ bel bağlayanların akıllarında tutması gereken esas hakikat bu. Kürtler katliamlara, kitlesel göçlere maruz kalabilirler ama ne IŞİD çetesinin ne de bölge devletlerinin tahakkümüne rıza gösterirler. Halk kimden yanaysa, kazanacak olan odur. Türkiye’yi yönetenlerin PKK’nin ortaya çıkışından YPG’nin Rojava’daki etkinliğine kadar hâlâ idrak edemediği hakikat da budur.

Zete

 

88603

J.STALİN,S.MÜSLÜM VE TÜRKİYE'DEKİ...

Faşist Türk devletinin 'Zeytin Dalı Harekatı' adını koyduğu Afrin işgal girişiminin bu gün 12. günü.Faşist Türk devleti uçaklarla, obüslerle, tanklarla Afrin'i bombalıyor .Afrin'de bir  katliam gerçekleştiriliyor,siviller ölüyor.Bombalanan binaların  yıkıntılarından çocuk,kadın cesetleri çıkarılıyor.Bu güne değin yapılan bombardımanlarda 17 si çocuk 51 kadın olmak üzere onlarca sivil yaşamını yitirdi.Yüzlerce yaralılar var.

Avrupa’da halk kültürünün izini sürmek-Özden Çiçek

Genel bir tarifle, bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir. Halk kültürü ise halkın ortak olarak kuşaktan kuşağa sözlü ve yazılı olarak aktarılmış ürünlerin tümünü içerir. Dolayısıyla masallar, deyimler, halk ezgileri ve çalgıları da halk kültürünün öğeleri arasında yer alır.

Rojava devrimi, Nubar’ın şehadeti ve Ermenilere bıraktığı miras

Kürtler ile Ermenilerin tarihsel olarak ortak bir yanları vardır. Her iki toplum da tarihlerinin uzun bir sürecinde ilhakçı devletlerin işgali ve şiddet-i cebri altında kalırlar. Ortaçağın feodal-fetihçi Osmanlı İmparatorluğu, İran (Fars, Safevi vb. İmparatorluklar), Çarlık Rusya’sı gibi devletler Kürtler ve Ermenileri baskı ve tahakküm altında tutarlar. Bu baskı ve tahakküm ortaçağ gericiliğinin 20. yüzyıl ardılları olan TC, İran, Irak, Suriye gibi devletler tarafından da günümüze değin uygulanır.

Proletaryanın Halini Yok Sayarak Siyaset Oluşturamazsınız

Yine dergilerin kimlere ulaştırılacağına dahil sözler.

Yine faaliyetçilerin nasıl olacağına dahil ahkam kesenler.

Sınıf başkanlarının akıllı, çalışkan, tuttuğunu koparan olması gerektiği düşüncesinin paylaşıldığı bir sınıfta kaç proletarya da bu kriterlere uyduğunu söyleyebilir bilmem.  

Zaten bir türlü de anlamamışımdır bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar olan bu insanlarda çoğunluğun ne aradığını ne beklediğini.

Sonuçta seçtikleri ne kendilerinin hissettiklerini hissedebilecek ne de kendilerini anlayabilecek biri olacak.

Emperyalist saldırı ve işgale karşı sınıfsal dayanışma güçlendirilmelidir

“Biz Türkiye için kafi derecede büyüdük, iki derece büyük geliyoruz artık”1

Bu söz, Türkiye ekonomisinin %10’nundan fazlasını elinde tutan ve dünyanın ilk en büyük 500 tekeli içinde yer alan Koç Holding onursal başkanına ait. Bu büyüme salt Koç Holding’e özgü olmayıp, genel olarak Türk sermayesine özgü bir büyümedir.

Ali Türker Ertuncay: “Tarihsel belleği olmayan tarihi tekrar yaşamak zorundadır”

“Bir TKP/ML Sanığının Günlükleri: Görülememiştir” isimli kitabın yazarı Ali Türker Ertuncay ile hem kendisi, hem kitabı hem de geçtiğimiz günlerde Proletarya Partisi şehidi olarak sahiplenilen Haydar parti isimli Murat Bileydi’ye dair konuştuk.

Lise yıllarından beri yazı yazmakla arasının iyi olduğunu söyleyen Ertuncay’a ilk olarak bu kitabı yazmaya onu iten nedenleri sorduk. Ertuncay kitabın macerasını şöyle anlattı:

Efrin Türk İşgaline Direniyor ve Dünyaya Ders Veriyor-Dursun Ali Küçük

*Oyyy Efrin. Bir avuç kahramanların yurdu.

Zeytinlerin bol olduğu bir kent...

Şimdi iki yüzlü davranan batı dünyasına ders veriyorsun.

Başta TC işgali olmak üzere Rusya,İran ve Suriye Esad rejimine karşı direniyorsun.

Dünyanı önemli bir kısmı “endişeli”.

AB endişeli....

ABD endişeli....Bir an önce operasyon bitsin diyor.. Türkiyenin kaygılarını anlıyorlarmış...

İran: Hameney’in asker başdanışmanı “Efrin YPG işagalinde” diye buyurmuş, ama Esad a biat etmeliymiş...

OHAL ve KHK’lerle tırmanan faşizm

İlan edilen OHAL (Olağanüstü Hal) ve uygulamaya konan KHK’ler (Kanun Hükmünde Kararname) ile devletin baskıları en üst düzeye tırmandırılmıştır. Cumhurbaşkanı tarafından alınan kararlar hiçbir işlem görmeden yürürlüğe girmektedir. Bunun sonucu -burjuva normlara göre bile Türkiye’de yeterince uygulanmayan- devletin yasama, yargı ve yürütme kurumlarının özerkliği tümden lağvedilmiş ve hiçbir fonksiyonu kalmamıştır. TBMM iyice etkisizleştirilmiş, formalite bir konum almış, mahkemeler doğrudan cumhurbaşkanının talimatlarına göre karar alan “kurum” haline dönüşmüştür.

30. Ölümsüzlük Yılında MANUEL DEMİR/ՄԱՆՈՒԵԼ ՏԷՄԻՐ Yaşıyor! Partizanlar yaşıyor! (1)

Manuel Demir’i 30. ölümsüzlük yılında saygıyla anıyoruz. Bu vesileyle Ermeni Fedailer adıyla başlattıkları ve hayatlarını Ermeni halkının davasına adadıkları, bugün ise Partizan hareketine dönüşerek devam eden mücadelede sayısız Ermeni devrimciler Hrantlar, Hayrabetler, Armenaklar, Yalımyanlar, Ozanyanlar ve Manueller’i de anıyor ve aradan yüz yıl geçmiş olsa da bu mücadelenin devam edeceğini belirtiyoruz.

Suriye, PYD ve Marksist Tutum – 2 – Yetiş Çakıroğlu

Başlarken şunu belirtmekte fayda var: Bu yazı, bir ulusal hareket eleştirisi değildir; aslında kendini marksist olarak tanımlayanlara yöneliktir.

TKP/ML-(YDK) Faşist Türk ordusunun Efrin işgaline karşı her alanda protestolarımızı yükseltelim! Efrine sefer olsada zafer olmaz!

İşgalci faşist Türk ordusu haftalardır iç kamuoyuna yönelik yaptığı propagandayla işgal için zemin hazırladığı Efrin'e 20 Ocak 2018 tarihinde binlerce asker, yüzlerce tank ve ağır silahlarıyla girdi. AKP'nin İşgal harekatına diğer faşist odaklar MHP ve CHP de tam destek verdi. Bu, aynı zamanda “Yenikapı ruhu”nun yeni bir versiyonu “Milliyetçi Cephe”nin savaş ayağının da oluşturulmasıdır.

Sayfalar