15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yol Göstermeye Devam Ediyor!
Pandeminin dünyada etkisini devam ettirdiği süreçte, yeni değişimler hızlıca gündemimize girmektedir. Çokça bahsedilen pandeminin dünyada açığa çıkardığı ortak özelliklerinden biri eşitsizlikleri arttırması, emperyalist kapitalist sistemin tüm özelliklerini artık gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkarmasıdır.
Bu durum farklı bir şekilde yansımalarla birlikte dünyanın bütün ülkelerinde ortak özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer ortak bir özellik pandemiyi fırsata çeviren egemen sistemin işçi sınıfına dönük saldırılarını oluşturmaktadır. Bu saldırılar tamda pandemi öncesi yükselen kitle hareketlerinin yoğun yaşandığı bir dönemin arkasından gelmesi şaşırtıcı değildir.
Ülkemizde iktidar temsilcilerinin pandemiyi bir lütuf olarak görüp fırsat olarak bakması bu nedenledir. Gerileyen toplumsal muhalefetin yanında potansiyel olarak her an patlamaya hazır bir bomba gibi duran kitle hareketleri sistemin uykusunu kaçırmaktadır.
Bu nedenle açığa çıkan her itiraza devletin bütün gücü ile saldırılmaktadır. Çıkardığı yasalarla örgütlenmenin önüne geçmeye çalışmakta bu şekilde işçilerin bir arada birleşerek yapacakları her türlü direnişin önüne geçmeye çalışmaktadırlar. İşsizliğin yoksulluğun devasa boyutlara ulaştığı, intiharların bir gerçeklik olarak karşımızda durduğu bu dönemde saldırının nedeni anlaşılır olmaktadır. İşçi sınıfı tarihin büyük saldırılarının olduğu bir dönem ile karşı karşıyadır.
Kazanılmış haklar gasp edilmeye çalışılmakta, sendikal mücadele yasaklarla felç konuma getirilmiş/ getirilmeye çalışılmaktadır. Bu saldırı aynı zamanda işçi sınıfının öz örgütlülükleri olan sendikaların belki de en güçsüz, hareket kabileyi yitirmiş bir döneme gelmesi saldırıyı daha da pervasızlaştırmaktadır. Sendikal bürokrasi emeğin kazanımlarının tek tek gasp edildiği bu dönemde bırakalım karşı koyuşu, direnişteki işçilere desteği bile götüremez haldedir. Sendika yöneticilerinin işçi sınıfının içerisinden iyice kopması, onu kendi örgütlülüğün dışında konumlandırmıştır. Emeğin örgütsüzlüğü egemenlere adımlarını hızlandırmada daha da fazla cesaret vermektedir.
Elbette bu durumun sadece sendikalar ve sendikal bürokrasi ile ilgisi yoktur. Toplumsal muhalefetin lokomotifi devrimcilerin bu konudaki sorumluluğu sendikalar kadar önemlidir.
15-16 Haziran; Tünelin Ucundaki Işık!
İşçi sınıfının tarihinin en büyük saldırılarından biriyle karşı karşıya olduğumuz bu dönemde tarihin direnişlerine bakmak yolumuza ışık tutacaktır. İşçi sınıfının tarihinde bir dönüm noktası olan 15-16 Haziran büyük işçi direnişi bizlere çok şey hatırlatması bakımından alacağımız derslerle doludur. İşçi sınıfı örgütlü bir şekilde hareket ettiğinde sistemi temellerinde nasıl sarstığı önümüzde durmaktadır. Bu sarsma durumundan bugün en fazla egemeler korkmaktadır.
Bu nedenle gelişebilecek her türlü direnişi bugünden engellemek için hazırlıklarını tüm hızıyla sürdürmektedirler. 15-16 Haziran bizlere örgütlü bilinçli bir işçi sınıfının nelere kadir olduğunu göstermektedir. Bu sadece bir işçi direnişi değil Türkiye devrimci hareketini kökten etkilemiş bir harekettir.
Bugün ağır saldırıların ortasında 15-16 Haziran büyük işçi direnişini anlamak bizlere yol gösterici bir nitelik barındırmaktadır.
15-16 Haziran işçi sınıfının kendi gücünü keşfetmesinde önemli duraklardan biridir. Bugün emeğin örgütsüzlüğüne bakarak değerlendirmeler yapmak aynı zamanda bizleri emeğin güçsüz olduğu sonucuna götürmektedir. Bu anlayış bizleri şartların olumsuz olduğu sonucuna götürerek edilgen bir pozisyona düşürmektedir. “…Ortaya çıkan gelişmeler, işçilerin mücadelesinde 50 yıl öncesine göre önemli farklar yarattı, sınıf mücadelesinin, sendikal mücadelenin yürütümünde dün avantaj olan pek çok faktörü dezavantaj haline dönüştürdü.
Bunlar doğru, bu değişiklikleri gözden uzak tutamayız. Ama 50 yıl önce işçilerin eyleminde belirleyici olan temel faktör sınıfa güvenen, mücadele için gözünü karartan, bedel ödemeyi göze alan devrimci iradeydi. 15-16 Haziran böyle bir iradeyle şekillendi.
Bugün emeğin haklarına yönelik saldırı karşısında bütünsel bir direniş gerçekleşemiyorsa, hakları koruma konusunda aciz kalınıyorsa, bu ne emeğin güçsüzlüğünden ne de koşulların eskiye göre çok farklı olmasından kaynaklanıyor. İşçilerin potansiyel gücünü devreye sokacak iradeden ve sendikal mücadeleyi sınıf mücadelesinin içinde gören anlayıştan yoksun olmak mevcut tablonun doğmasına yol açıyor.” (Aziz Çelik, “Sendikasını, ekmeğini ve haysiyetini savunan işçilerin direnişi: 15-16 Haziran”, Birgün)
İşçi sınıfı örgütlü ve kararlı bir şekilde ortaya çıktığında neler olabileceğini 15-16 Haziran bizlere göstermiştir. Bugün örgütlü ve kararlı bir şekilde fiili-meşru mücadele içinde haklarını arayan Soma maden işçileri buna en iyi örnektir.
Maden işçileri haklılıklarından aldıkları güçle verdikleri mücadelede devletin bütün gücünü karşılarında bulmalarına rağmen, yine aynı devleti sarsmayı başarmışlardır. Keza birbirinden ayrı onlarca işçi direnişi en fazla iktidar sahiplerinin dikkatini çekmektedir. Lokal anlamda tek tek olan bu işçi direnişleri gelecek işçi sınıfı mücadelesinde önemli bir yerde duracaktır. Bu işçi direnişlerinin birleşerek çoğalması görevi önümüzde durmaktadır.
Emperyalist şirketlere buyurun gelin bize yatırım yapın diyen iktidarın, sermayeye vaat ettiği tek şey ucuz ve örgütsüz emek gücü olarak karşımıza çıkmaktadır. Tamamen güvencesiz bir çalışma yaşamı uygulanarak sermaye Türkiye’ye çekilmeye çalışılmaktadır. İktidarın yerli ve yabancı sermayeye tek vaadi ucuz iş gücü, örgütsüz bir çalışma yaşamı olması önümüzdeki dönemde de işçi sınıfına dönük saldırıların yoğunlaşacağını göstermektedir. Bu saldırıların yanında var olan direnişlere yenilerinin de ekleneceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur. Önemli olan bu dağınık direnişlerin birleşip bilinçli ve kararlı bir şekilde saldırının geldiği tek merkeze yönelmesidir.
Bugün egemenler tüm krizlerinin faturasını işçi ve emekçilere çıkarmaya çalışmaktadırlar. Krizden çıkışlarının tek yolu olarak emeğe topyekûn saldırıyı öngörmektedirler. Bu durum bize net bir saldırı tablosunu getirmektedir. Her yerde emeğin bütün kazanımlarına yoğun bir saldırı mevcuttur. Bu saldırılar ile birlikte direniş tarafında yaşanan kıpırdanmalar umut vaat etmektedir. Umutları çoğaltmak birlikte ve karalı bir mücadeleden geçmektedir.
15-16 Haziran sınıf savaşının en net bir biçimde yaşandığı bu dönemde yolumuza ışık tutacaktır. Örgütlü ve bilinçli bir işçi sınıfı bu saldırıların üstesinden gelecek yegâne güçtür. 15-16 Haziran’a bakmak bu gücün neler yapabildiğini görmemiz açısından önemlidir. Bugün bu saldırıları geri püskürtmenin yolu 15-16 Haziran Büyük İşçi direnişinden geçmektedir.
Son Haberler
Sayfalar
Somut Duruma Dair Bazı Gerçekler
Gerek uluslararası planda ve gerekse yaşadığımız coğrafyada devrimci ve komünist hareket emperyalizm ve dünya gericiliğine karşı mücadelede geniş emekçi yığınların desteğine sahip değildir. Yine kendiliğinden gelişen kitle hareketlerini örgütlemede ve uluslararası dayanışmayı geliştirip büyütmede de yetersizdir.
NATO, SAVAŞ KIŞKIRTICISI BİR ODAKTIR; DERHAL DAĞITILMALIDIR!
Başını ABD’nin çektiği, emperyalist bir saldırganlık paktı olarak kurulan ve icraatlarıyla bunun gereğince davranan NATO’nun 75. Kuruluş yıl dönümü vesilesiyle gerçekleştirilen zirvede, ABD Başkanı Biden, NATO’nun: “Saldırganlığa ve saldırganlık korkusuna karşı bir kalkan yaratma umuduyla kurulduğunu” söylüyorsa da ama tarihsel gerçekler bunun külliyen kaba bir yalandan ve de arsızca bir manipüle edişten ibaret olduğunu kolayca gözler önüne serer.
Bozkurt’un anlamı (Nubar Ozanyan)
Yoksullar ve ötekiler için her yer ölüm kokan mayın tarlasına döndü. Türk olmayanların, -ötekilerin- Türkiye’de soluk alması ve yaşaması zulme dönüştü. Öteki olarak yaşamak, çalışmak, kendi ana dilinde Kürtçe, Arapça konuşmak, şarkı söylemek, yasak ve suç olan bir ülkede demokrasiden, özgürlükten, insan haklarından bahsedilebilir mi?
Seçimler ve siyasi parti konusunda proletaryalarla sohbet
İstanbul'u kazanan türkiye'yi kazanır.
Nedir bu tayyip'in sözleriyle vücut bulan yaklaşım.
Bir hayel mi yoksa bir gerçeklik mi?
Veyahut da burjuvaların içerisinde bir insanın söyledikleri hala dört nala giden atlarıyla şehirlerin surlarını yıkabileceğini düşünen bizim insanların söylediklerinden daha gerçekçi sözler mi?
Gerçekten noelibarel politikaların en yoğun olarak hissedildiği şehirleri kazanmak türkiye'yi kazanmak mı demek?
Peki bunu böyle kabul etmek kolay mı?
DEVRİMCİ SİYASAL MÜCADELEYİ ANIN SOMUT GÜNCEL TOPLUMSAL SORUNLARI ÜZERİNDEN ÖRGÜTLEMEK.
Temel hedefleri, mevcut kurulu düzeni devrimci bir kitlesel kalkışmayla tasfiye edip, yerine sosyalist bir sistem kurmak olan devrimci sol-sosyalist ve komünist güç ve yapıların, devrimi gerçekleştirebilmeleri esasen, devrim öncesi süreci, devrimi örgütleyebilme hedefiyle ele almalarına ve bundaki performans ve başarılarına bağlıdır.
ADİL OLAMASINI BECEREMEYECEKSEK; BU SİSTEMİ YIKMAYA NE GEREK VAR Kİ?
Bugün, Devletin “üst aklı” denilen birimlerince organize edilip, şeriat özlemcisi dinci yobaz karanlık güçlerce gerçekleştirilen Sivas-Madımak vahşetinin 31. Yıl dönümü. Tam iki gün sonra da yine devletin aynı karanlık derin güçlerinin bir şekilde yönlendirdiği besbelli olan bir başka vahşetin, Erzincan-Başbağlar katliamının 31. Yıl dönümü.
BUGÜN ARTIK ÇOK DAHA AÇIK BİR HÂL ALAN ŞERİAT TEHDİDİNE KARŞI LAİKLİĞİ SAVUNMAK, SÜRECİN ÖNE ÇIKAN ACİL VE ÖNEMLİ GÖREVLERİNDENDİR.
Kendisini “Anayasal Hukuk Devleti” olarak tanımlayan bir devlet düşünün ki Anayasasında hâlâ; “Türkiye Cumhuriyeti, (…), demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” İlkesi yürürlükteyken; bu ülkede şeriat propagandası yapmak serbest olsun ve ama dayanağını mevcut Anayasa ve yasalardan alan, şeriata karşı çıkmak ve de laikliği savunmak suç olsun!
Oy Zemano (Nubar Ozanyan)
Her yönüyle çürümüş sistemin katilleri, Kürdistan topraklarını yakmaya devam ediyor. Amed ve Merdin’de hem insanları hem de buğday ve mısırları yaktı. Evlat kokan Kürdistan toprakları şimdi duman kokuyor. Ateş ve dumanla yazılı TC’nin yüz yıllık tarihi “yakma ve yıkma”nın tarihidir. Bilmeyenler bilsin, duymayanlar duysun. Dün Ermeni kadın ve çocukları kiliselerde, Alevileri inanç ve ibadet mekanlarında, Kürtleri mağaralarda, köylerde yakanlar bugün yine Kürdü kadim topraklarında yakıyor.
CHP’NİN “Türkiye yüzyılı maarif modeli ”Ve kürtlerin iradesinin gaspı karşısında laisizm ve hukuk sınavı.
İslamo-faşist Erdoğan diktatörlüğünün, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile yapmaya çalıştığının, tam olarak,eğitim ve öğretim sistemininSunni İslamcı dini esasları üzerine oturtulması olduğu, daha önceki iki yazıda ve keza Kürtlerin iradesine karşı bir sömürge siyaseti olan kayyum uygulaması da bir başka yazıda özetlenmişti.
Kadro Olmak Aynı Zamanda Kendimize Karşı da Kadro Olmak Demektir
Bir kadronun ihtiyaç duyduğu nitelikler bugün sürekli ideolojik saldırı altındadır. Burjuvazi sadece protestoları, teoriyi, örgütleri değil aynı zamanda doğrudan tek tek kadroları da hedef almakta ve onları ideolojik etki yoluyla etkisizleştirmeye ya da kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır.