"YÜREĞİN UMUT ETTİĞİ O ADRESTE" (Tamer Dursun)
Düşkünlüğün, alçaklığın, düzenbazlığın, bağnazlığın, ırkçılığın, sefilliğin, çürümüşlüğün, bencilliğin, rezilliğin ve vurdumduymazlığın rağbet gördüğü bu topraklar sana göre değil dostum.
Yıllardır tanırım seni.
Hani, yüz yüze görüşmüşlüğümüz olmasa da, beraber oturup bir bardak çay içmemiş, tek kelime sohbet etmemiş olsak da, sen hep aşinaydın bana.
Bir aralar bu aşinalığa bir isim bulayım dedim ama inan hiçbir yere oturtamadım.
Akraba desem, değil.
Komşu desem, hiç değil.
Yoldaş, can, heval, dost, arkadaş, tanıdık...
Yok.
Olmadı.
Sen hep bu sıfatların çok ötesinde bir yerdeydin.
Şimdi de öylesin.
Bir asır sonra da öyle olacaksın.
***
Abin Nurettin Buca Cezaevi'ndeydi.
Ayda bir aranızda para toplayıp ta Diyarbakır'dan Buca'ya, abin Nurettin'i görmeye giderdiniz.
Kimi zaman o kadar yolu gittikten sonra "Bugün görüş yok." sözüyle cezaevi önünde kalakalırdınız da, "ah" etmezdiniz.
Ananız, avukat tutmak için bileziğini sattı.
Sen arada bir, babanın o çok sevdiği "Çift camlardan ses gelmiyor" türküsünü çaldın.
Baba bu türküyü her dinlediğinde gizli gizli ağladı.
Aradan yıllar geçti.
Şimdi sen o çift camların ardındasın.
Bozulmadan,
Kırılıp dökülmeden,
diz çökmeden
ve sarayına, saltanatına aman etmeden.
***
Bir kez olsun şaşırtsaydın beni.
Bir kez olsun "Bak, bunu sana hiç yakıştıramadım." deseydim.
Karşına çıkıp "Bu kadar da olmaz ki." diye sitem etseydim.
Sen beni hiç ama hiç şaşırtmadın.
Bir süre avukatlık yaptın.
Ardından Diyarbakır'da İnsan Hakları Derneği'nde. Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nda ve Uluslararası Af Örgütünün Türkiye Şubesi yönetici oldun.
Bir kez olsun etiketinle,
bir kez olsun kartvizitinle ya da kariyerinle konuşmadın.
Herkesin "mühim insan" olmak istediği bu asırda, sen hep o sıradan yaşamın yolundan yürüdün.
Sonra milletvekili oldun.
Eş başkan oldun.
Kürsülere çıktın, eylemlere katıldın.
Barikatlarda, cenaze evlerinde, kutlamalarda, halaylarda, seçim meydanlarında hep sen vardın.
Ama öyle "Dünyaları ben yarattım havası" olmadan.
İnsanlara yüksekten yüksekten bakmadan.
Akıl vermeden, hot höt yapmadan, itip kakmadan, incitmeden ve üzmeden.
Kibirden ve egodan uzak.
Ne olursan ol, nerede olursan ol ve kaç yaşında olursan ol, sen yine, annesinden bile su isterken utanıp sıkılan çocuksun.
Bir eş.
Bir baba.
Bir oğul.
Kardeş, dayı, amca, kuzen.
Öylesine biri.
Öylesine, bizi utandıracak kadar "Hiç".
Düşünüyorum da,
Şimdi içerdesin ama bizden daha çok dışardasın.
Daha ne diyeyim ben sana!
***
Benim için,
bırak Türkiye'nin, dünyanın ihtiyacı olan bir iyilik var senin üstünde.
Bu senin iyiliğin, bu ülkede sadece gönül yarası, keder ve yalnızlık demektir dost.
Koltukların, alkışların, övgülerin ve sıfatların insanları köleleştirdiği bir yüzyıldan bahsediyorum.
Bu yüzyıl dostu, düşmanı birbirine kattı.
Kim dost, kim düşman, bilmiyoruz artık.
At izi, it izine karıştı.
Sular bulanık.
Hava puslu.
Yanılgılarla dolu hayatların çaresiz insanlarına dönüştürüldük hepimiz.
Artık kimseyi sevesimiz, kimseye sarılasımız ve kimseye gönül bağlayasımız yok.
Yorgunuz köyler, kasabalar kadar.
Ve yorgunuz düşler, umutlar ve inançlar kadar.
Çocuklarımız öldü bizim.
Gül yüzlü gençlerimiz öldü.
Hapishaneler tıka basa dolu.
Ayağını, elini, kolunu kaybedenler,
Kızlarından, oğullarından haber alamayan analar, babalar,
mezarlıklar,
mezar taşları,
mezar taşlarına giydirilen hırkalar, yelekler...
Artık kimseye dert diyesimiz, derman bekleyenimiz yok.
Kapılar sürgülü.
Pencereler kapalı.
Evler soğuk.
İnsanlar daha soğuk.
***
Bu senin iyiliğin, bu ülkede sadece kurşun, bomba, linç ve hapishane duvarları demektir.
Onlara benzemiyorsan, onlar gibi olmuyorsan, ötesi yok.
Biraz önce gördüm.
Açıklama yapmışsın ve "Ben kendi adıma, halkımıza layık bir politika ortaya koyamadığımız için içtenlikle özür diliyorum. Pratikteki çabalarımla bu eksiklikleri giderme sözü veriyorum. Ayrıca, bana yönelik yapıcı eleştirilere teşekkür ediyorum. Eleştirilerden yararlanmaya çalışacağım. Mücadeleyi cezaevinden her yoldaşım gibi dirençle sürdürürken, aktif politikayı bu aşamada bırakıyorum. Hepinize yoldaşça selam, sevgilerimi gönderiyor, hepinizi hasretle kucaklıyorum. Özgür günlerde görüşebilmek dileğiyle.” demişsin.
Bir kez ya hu bir kez.
Bir kez olsun beni şaşırtsan ya.
Yok.
Sen kafaya koymuşsun bir kere.
Sadece bizi utandırmakla kalmayıp, bir de yeri açıp içine sokmaya çalışıyorsun!
Hepimizin "Ölümsüz" olmak istediği, "Kahraman" olmak istediği, "Mühim insan" olmak istediği bu zamanda, sen yine "Hiç"liginle bizi dövüyorsun.
Döv vallahi.
Hakkımızdır!
***
Düşkünlüğün, alçaklığın, düzenbazlığın, bağnazlığın, ırkçılığın, sefilliğin, çürümüşlüğün, bencilliğin, rezilliğin ve vurdumduymazlığın rağbet gördüğü bu topraklar sana göre değil dostum.
Bu senin iyiliğin, eski zamanlarda kaldı.
Çoktan unuttuğumuz güzel zamanlarda...
Yaşar Kemal'İn dediği gibi "O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık."
Bu senin iyiliğin dostum, tutar, karda boranda filizlenir, gecenin içinde ışıklanır, umutsuzlukta insana düş kurdurur. Ama gel gör ki, bu topraklarda zar zor ayakta durur.
Fırtına yıkamaz da, bir nefeslik suskunluk yerle bir eder.
Fırtına kalır.
Nefes kalır.
Suskunluk kalır.
Yer kalır.
Ama bu iyilik bu topraklarda kalmaz.
ka
la
maz.
***
İyi ki, seni tanıdım, iyi ki seni bildim.
İyi ki, birkaç yıllık şu ömür yolculuğum sana denk geldi.
Bundan böyle ne olur bilmiyorum.
Belki hiç tanışamadan ölür gideriz.
Olsun.
Sen hep buralarda bir yerdesin işte.
Yüreğin umut ettiği o adreste.
Kendine iyi bakasın emi.
Hasretle...
T a m e r D u r s u n
Son Haberler
Sayfalar
İşaretlesiniz de Fişleseniz de Biz Aleviyiz!
İktidarın asimilasyon politikaları her yeni günde, bir önceki günü aratır şekilde ve değişik yöntemlerle, değişik rollere soyundurulmuş Hızır Paşalar ve piyonlarla devam ediyor..
Ben İstanbul Surlarinin Dibinde Şehit Düsecegim
Türkiye Devrimci Hareketi 1980'li yıllarda tartıştığı konuların başında Kürt Sorunu ile SSCB'nin halen sosyalist mi ?, emperyalist mi ? diye üzerinde şiddetli tartışmaların yürütüldüğü bir süreçten geçerek bugünlere geldi.
“ ‘Neo’su ve ‘sol’u ile liberaller nedir, neye yarar?”
“Düşmanlarımızın en güçlüsü içinizdedir.”[1]
“… ‘Neo’su ve ‘sol’u ile liberaller nedir, neye yarar?” sorusunun yanıtı; onların “6N 1K”sına dair tahlili “olmazsa olmaz” kılar.
“5N 1K değil miydi?” denecek olursa… Hayır, sadece “Ne?”, “Ne zaman?”, “Nerede?”, “Nasıl?”, “Neden?”, “Kim?” sorularıyla yetinemeyiz; bunlara “6N”yi yani “Nereden?” sorusunu da eklemeliyiz…
Konuya bu kadar geniş perspektifte eğilme ihtiyacı, liberallerin “önem”inden değil, onların manipülasyon güçlerini teşhir etmenin ve okuyucuya saygının gereği.
Olgularla gençlik ve gelecek(sizlik)[1]
“Gençliğe, yaşlılıktan çok hürmet etmeliyiz.”[2]
Søren Kiergegaard’ın, “Hayatı ileriye dönük yaşar, geriye dönük anlarız,” uyarısının altını çizerek ekleyelim: “Gençlik ve Gelecek(sizlik)” meselesi, sürdürülemez kapitalizm koşullarında çürümenin diyalektiğinden bağışık ele alınamaz.
“Çürümenin Diyalektiği”ne gelince onu da Hilmi Yavuz’un, ‘Yara Şiirleri’ndeki dizelerinden şöyle aktarabiliriz:
“her şey akıyor
her şey akıyor, panta rei ve irin
akıyor kalbimize, senin ve benim;
yazdıkları taş levha üstüne, kirle
Mücadele boyu bir yasam : Schafik Jorge Handal [*]
“Hayır, hiç yenilmedik, çekildik yalnız Ve şimdi olduğumuz yerde Ve ayaktayız Diyorlar ki elbette doğru Kim katılmak istemez onlara.”[1]
Kentin merkezindeki küçücük meydanda kurulan derme çatma kürsüden, çevresinden kendisine laf atanlara, soru soranlara söz yetiştirirken, esprileriyle çevresindekileri kahkahalara boğarken, ona “gerilla komutanı” demeye bin şahit isterdi. Ama öyleydi işte…
Şefik Handal… Ya da El Salvador’daki adıyla Schafik Jorge Handal…
Haklarını Tavizsiz Savunan Dirençle Karşılaştığımda - 2
Elimdeki egemenliği son kırıntısına kadar korumak, sürdürmek isteğini arzusunu daha da hırsla taşımaktayım.
Şimdi bazı hemcinslerim beni eleştirecekler, yargılayacaklar, belki de bu ne saçmalama, yolunu şaşırmış ya da olamaz diyecekler. Varsın desinler. Çünkü gerçekler görülmedikçe, kavranmadıkça bu sorunlarımız daha da artarak devam edecektir. İktidara karşı savaş halindeyken kendi iç dünyamızdaki benzer iktidar zaafını farkında olarak ya da olmayarak süregelen tutsaklık devam edecektir.
Yine ve yeniden geldik; BURADAYIZ![1]
“Durgunsa ya da suskunsa insan,
mutlak bir nedeni vardır.
Suskunluğa aldanma,
herşeyin bir zamanı var!”[2]
Zorbalığın zulmüyle insan(lar)ın yıldırılmaya, sömürülmeye çalışıldığı her yerde teslim alınamayanlar, diz çökmeyenler, başkaldıranlar hep vardı, var oldu, var olacaktır…
Ayakta alkışlanmayı hak eden Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) gerçeği bunu kanıtladı…
SÖYLEŞİ: Okuryazarlik üzerine[1]
“Bir yazarı okumak, yalnızca
neler söylediğini öğrenmek değildir;
onunla birlikte yollara düşmek,
onun eşliğinde yolculuğa çıkmaktır.”[2]
Yel Değirmenlerine Karşı Savaşa Katıl; Akıma kapılma:Atomu Parçalayacağız!-2
Yel Degirmenlerine Karsi Savasa Katil; Akima kapilma:Atomu Parcalayacagiz-2
DHF Cevresindeki arkadaslarin 'Cok Partili Sosyalizm' tartismalarina bir katki olarak yayinladigimiz makaleminizin ikinci kismini yayinliyoruz
Bir kez daha, “Terör” mü?[1]
“Dünyayı fethetmek zorunda değiliz. Bize onu baştan yaratmak yeter.”[2]