Pazar Kasım 1, 2026

Sürüngen gökte kartal olmaz! (2)

30 yıllık Ermeni mücadele tarihinde Kafkaslar'da, Batı-Doğu Ermenistan'da ve Ortadoğu'da Ermeni toplumu içerisinde en güçlü, çoğunluğu elinde bulunduran, temsil eden EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu) Taşnak Partisi, aynı zamanda kendi içerisinde siyasal çatışmaların yaşandığı uzun bir dönemeçtir. Bu dönemecin önemli figürlerinden birir olan Antranik Paşa yeni bir yüzyılın başında Osmanlı'ya karşı mücadele içerisinde bir HINÇAK Parti taraftarlığından, Taşnak Partisi'nin bir savaşçısı, aynı zamanda Halkın Fedaisi konumuna getiren onun partiler üstü konumu olmuştur. “Benim partim Ermeni halkıdır” diyerek kendi duruşunu belirlemiştir. Onu efsane durumuna getiren, kendini halkı ve mücadelesi için feda etmiş olmasıdır.

1917 Ekim Devrimi'nin erken gelmesi, Ermenilerin bundan sonraki politikalarının belirlenmesi için Batı Ermenileri Konseyi inşa edildi. Antranik Paşa, Bulgaristan ulusal kurtuluş mücadelesine destek olduktan sonra Varna üstünden Kafkasya'ya geldi. Halk, Antranik Paşa'nın gelişini coşkuyla karşıladı. Ermeniler Antranik Paşa'nın grubunda savaşmak için isimlerini yazdırmaya başladılar. Halk artık umudunu Antranik'e bağlamıştı. Tiflis'te halk Osmanlı soykırımından kurtarılması için Antranik'in oluşturduğu Gönüllüler Birlikleri'nde savaşmak için toparlandılar.

Rus ordusunun geri çekilmesi ve dağılması ile oluşan kaosta Kerenski Hükümeti, Rus ordusunun Kafkasya'dan çekilmesi halinde Osmanlı'nın Kafkaslar’a saldıracağını biliyordu. Kafkas halklarına bu durumda savaşmaları için yetki verildi. Ermeni halkının Gönüllüler Birliğini yöneten Ulusal Büro, Ermeni Ulusal Konseyi'ne dönüştü. Liderliğine ise Boğos Nubar Paşa getirildi. Yerevan'da Batı Ermenilerinin gerçekleştirdiği ilk toplantıda Doğu ile Batı Ermenilerinin arasında şiddetli tartışmalar yaşandı. Hemen hemen her konuda EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu), Taşnaklar ile Antranik Paşa arasında yaşanan tartışmalarda Taşnak delegelerin bir kısmını oluşturan Muşlular, Anranik'ten yana tavır aldılar. Bu Doğu Ermenilerinin, Batı Ermenilerini ''Göçmen'' olarak görmelerinden ile gelmektedir. Göçmen, Batı Ermenilerini kendi kardeşleri olarak görmeme anlamına geliyordu. Bu duruma çok sinirlenen Antranik toplantıyı terk etmiştir.

Olay bununla kalmamış Ermeni eyaletlerinin korunması için Antranik Paşa tarafından 30 bin kişilik Batı Ermenilerinden bir ordunun oluşturulması fikrini Ruslar ve müttefik kuvvetler tarafından doğru bulunmuş Antranik Paşa'nın sunduğu plan kabul görmüş, desteklenmiştir. Fakat Taşnak yöneticiler bu plana karşı çıkmış, kendilerine sunulmadığı için desteklememişlerdir. Antranik ile görüş ayrılığına düşmüş, araları açılmıştır. Savaş koşullarında Taşnakların ellerine geçen böyle tarihi fırsatlar iç çekişmelere kurban gitmiş oldu. Batı Ermenileri Ulusal Delege Başkanı olan Boğos Nubar Paşa ''Eğer Batı Ermenileri kendi güçleriyle, Batı Ermenistanı sınırlarını koruyabilirse, müttefikler de onun bağımsızlığını resmen tanıyacaklar...'' demiştir anılarını kaleme alırken. Ermeni Ulusal Konseyi bu gelişmelerden sonra acilen önüne, hükümetin oluşturulması, Antranik Paşa komutasında bir ordu oluşturmak için Batı Ermenileri arasında asker toplanması, askerlerin eğitilmesi için askeri okulun açılması kararı alındı. Hemen uygulamaya geçilince Ruslar ile müttefikler tarafından tanındı.

1917 Ekim Devrimi ile iktidarı ele geçiren Bolşevikler, devrimden önce Kerenski hükümeti döneminde planlanan 30 bin kişiden oluşturulması planlanan Ermeni Ordusu bu kaos ve karışıklık ortamında hayat bulamadı. Ekim Devrimi ile Rus ordusu dağıldı. Hükümetin yoksul köylülere toprak dağıttığını duyan askerler bir an önce köylerine dönmek için ordudan ayrıldılar. Rusların geri çekilmesiyle oluşan boşluğun doldurulması Ermeni Ulusal Konseyi yöneticileri arasında tartışılmaya yol açtı. Bu boşluk nasıl ve kim tarafından doldurulacaktı? Batı Ermenileri yöneticilerinin düşüncesine göre Batı ile Doğu Ermenileri el ele verip Batı Ermenistanı birlikte savunmaya arzuluyorlardı. Oluşturulacak Ermeni Ordusu'nun başına Antranik Paşa'nın getirilmesi düşünüldü.

Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda Tiflis'te, Ermeniler arasında Doğu ile Batı Ermenileri sorunu doğdu. Doğu Ermenileri, Batı Ermenistan'a ve kardeşlerine özel ilgi göstermediler. Batı Ermenistan'ın savunmasını kendi sorunları olarak görmediler. ''Biz Doğu Ermenileri, Doğu Ermenistan'ın sınırlarını koruyalım, Batı Ermenileri de Batı Ermenistan'ın sınırlarını korusun'' dediler. Antranik Paşa'nın ise ''Batı Ermenistan'ın sınırlarını birlikte koruyalım, bununla birlikte Doğu Ermenistan'ı da korumuş oluruz. Batı Ermenistan güvencede olursa Doğu Ermenistan da güvencede olur... Doğu Batı Ermenistan anlayışları sona ermeli, siperleri birlikte korumalı ve düşmana birlikte konulmalıdır'' dedi. Daha da ileri gidilerek “zayıflıklar, yetersizlikler, askerlerin bozuk psikolojisi'' denilerek, Batı Ermenistan'dan vazgeçilme fikirleri bile tartışma konusu oldu. Kısacası Anavatan'ın terk edilmesi önerilmiştir. Oysa cephelerde Fedailer acil olarak yardım bekliyordu. Erzincan'da Sivaslı Murad, Bayburt'ta, Erzurum’da Fedailerin durumu ağır, cepheden gelecek yardıma ihtiyaç vardı. Antranik Paşa elini kolunu bağlayan siyasi erkana lanet yağdırıyordu.

Ekim Devrimi ve tarihi fırsatlar

Batı Ermenilerinin acil sorunu ülkede bulunan ve sayıları 160 bini bulan Ermenilerin Osmanlı barbarlarına terk edilmemesiydi. Ekim Devrimi ile dünya gündemine gelen Bolşevikler ile Osmanlılar arasında imzalanan Brest-Litovsk antlaşması, Batı Ermenistan'ın terk edilmesini öngörüyordu. Ruslar geri çekilirken çok büyük çapta askeri mühimmat ile yiyecek bırakmışlardı. Osmanlı generali Vehip Paşa'nın 20 bin kişilik ordusuna karşılık Ermenilerin Rus Ordusu içerisinde asker sayısı 200 bindi. Ayrıca Osmanlı ordusu tarihi boyunca hiç bu kadar ekonomik ve askeri olarak zor duruma düşmemiş, Ermenilerin de eline bu kadar çok askeri mühimmat tarihin hiçbir döneminde geçmemişti. Koşulların cephane, erzak, insan gücünün her zamankinden iyi olduğu bir dönemde, en az 6 ay, en çok idareli kullanılırsa 1 yıl yeterli olacağını belirten Antranik “Eğer, Rus devrimi 1 yıl gecikseydi, Batı Ermenistan kurtulmuştu…'' demiştir.

Tüm savaş koşulları Ermenilerin lehine olmasına rağmen, siyasi hedeflerin belirlenmesinde yetersiz kalan Taşnaklar, 1918 yılında Ruslarla Osmanlı arasında imzalanan antlaşmaya umutlarını bağlamışlardı. 1877-78 yıllarında Osmanlı-Rus savaşında Ruslara kalan Kars, Ardahan ve Batum'un Brest-Litovsk antlaşmasıyla devrimi her ne pahasına olursa olsun kurtarmak için Bolşevikler, Türklere tavizlerde bulunmak zorunda kaldılar.

Döneme uygun kendi politikalarını belirlemeyen, Osmanlı'ya karşı Anavatan'ın savunulması mücadelesini örgütlemeyen Taşnakları, Kafkaslar Sovyet Komiseri Başkanı Stepan Şahumyan eleştirirken şöyle demiştir. ''Kendi ülkesini korumaya hazır Ermeni birlikleri tasfiye ettiniz. Siz bu kuvvetleri dağıttınız. İşte sizin suçunuz budur'' diyerek kısa ve öz olarak belirtmiştir. Şahumyan'ın eleştirisinin ne kadar doğru ve haklı olduğu Sardarabat Anavatan savunmasında ortaya çıkmıştır. Rus Ordusunun geri çekilmesiyle yalnız kalan Ermeniler kendi güçleri ile varlık ve yokluk arasında Osmanlı ordularını yenmişlerdir.

Ekim Devriminden önce Ermeniler içerisinde tartışılan konuların başında, Rusya'dan ayrılıp ayrılmama gündemi geliyordu. Büyük çoğunluğu kalmaktan yana görüş bildirirken, Rusya gibi büyük garantör devletten ayrı kalmak istenmemektedir. Azınlık da olsa bazı anlayış sahipleri, Ankara hükümetinin gölgesi altına girerek, Ermenistan'ı kaybetme pahasına Rusya'nın güvenliği altına girmeyi reddediyordu. Rusya'nın garantörlüğü altında kendilerini güvencede hisseden Doğu Ermeni halkının rüyası İran'dan 1828 yılında kurtularak, Rusların hakimiyeti altına girmesiyle Ermenilerin asırlık rüyası gerçekleşmiş oldu. Ermeni tarihçiler, aydınlar Rusları kutsayan yazılarında “Rus kılıcına dağlar bile dayanmaz” diyerek destek olmuşlardır.

(Devam Edecek) 

49400

J.STALİN,S.MÜSLÜM VE TÜRKİYE'DEKİ...

Faşist Türk devletinin 'Zeytin Dalı Harekatı' adını koyduğu Afrin işgal girişiminin bu gün 12. günü.Faşist Türk devleti uçaklarla, obüslerle, tanklarla Afrin'i bombalıyor .Afrin'de bir  katliam gerçekleştiriliyor,siviller ölüyor.Bombalanan binaların  yıkıntılarından çocuk,kadın cesetleri çıkarılıyor.Bu güne değin yapılan bombardımanlarda 17 si çocuk 51 kadın olmak üzere onlarca sivil yaşamını yitirdi.Yüzlerce yaralılar var.

Avrupa’da halk kültürünün izini sürmek-Özden Çiçek

Genel bir tarifle, bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir. Halk kültürü ise halkın ortak olarak kuşaktan kuşağa sözlü ve yazılı olarak aktarılmış ürünlerin tümünü içerir. Dolayısıyla masallar, deyimler, halk ezgileri ve çalgıları da halk kültürünün öğeleri arasında yer alır.

Rojava devrimi, Nubar’ın şehadeti ve Ermenilere bıraktığı miras

Kürtler ile Ermenilerin tarihsel olarak ortak bir yanları vardır. Her iki toplum da tarihlerinin uzun bir sürecinde ilhakçı devletlerin işgali ve şiddet-i cebri altında kalırlar. Ortaçağın feodal-fetihçi Osmanlı İmparatorluğu, İran (Fars, Safevi vb. İmparatorluklar), Çarlık Rusya’sı gibi devletler Kürtler ve Ermenileri baskı ve tahakküm altında tutarlar. Bu baskı ve tahakküm ortaçağ gericiliğinin 20. yüzyıl ardılları olan TC, İran, Irak, Suriye gibi devletler tarafından da günümüze değin uygulanır.

Proletaryanın Halini Yok Sayarak Siyaset Oluşturamazsınız

Yine dergilerin kimlere ulaştırılacağına dahil sözler.

Yine faaliyetçilerin nasıl olacağına dahil ahkam kesenler.

Sınıf başkanlarının akıllı, çalışkan, tuttuğunu koparan olması gerektiği düşüncesinin paylaşıldığı bir sınıfta kaç proletarya da bu kriterlere uyduğunu söyleyebilir bilmem.  

Zaten bir türlü de anlamamışımdır bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar olan bu insanlarda çoğunluğun ne aradığını ne beklediğini.

Sonuçta seçtikleri ne kendilerinin hissettiklerini hissedebilecek ne de kendilerini anlayabilecek biri olacak.

Emperyalist saldırı ve işgale karşı sınıfsal dayanışma güçlendirilmelidir

“Biz Türkiye için kafi derecede büyüdük, iki derece büyük geliyoruz artık”1

Bu söz, Türkiye ekonomisinin %10’nundan fazlasını elinde tutan ve dünyanın ilk en büyük 500 tekeli içinde yer alan Koç Holding onursal başkanına ait. Bu büyüme salt Koç Holding’e özgü olmayıp, genel olarak Türk sermayesine özgü bir büyümedir.

Ali Türker Ertuncay: “Tarihsel belleği olmayan tarihi tekrar yaşamak zorundadır”

“Bir TKP/ML Sanığının Günlükleri: Görülememiştir” isimli kitabın yazarı Ali Türker Ertuncay ile hem kendisi, hem kitabı hem de geçtiğimiz günlerde Proletarya Partisi şehidi olarak sahiplenilen Haydar parti isimli Murat Bileydi’ye dair konuştuk.

Lise yıllarından beri yazı yazmakla arasının iyi olduğunu söyleyen Ertuncay’a ilk olarak bu kitabı yazmaya onu iten nedenleri sorduk. Ertuncay kitabın macerasını şöyle anlattı:

Efrin Türk İşgaline Direniyor ve Dünyaya Ders Veriyor-Dursun Ali Küçük

*Oyyy Efrin. Bir avuç kahramanların yurdu.

Zeytinlerin bol olduğu bir kent...

Şimdi iki yüzlü davranan batı dünyasına ders veriyorsun.

Başta TC işgali olmak üzere Rusya,İran ve Suriye Esad rejimine karşı direniyorsun.

Dünyanı önemli bir kısmı “endişeli”.

AB endişeli....

ABD endişeli....Bir an önce operasyon bitsin diyor.. Türkiyenin kaygılarını anlıyorlarmış...

İran: Hameney’in asker başdanışmanı “Efrin YPG işagalinde” diye buyurmuş, ama Esad a biat etmeliymiş...

OHAL ve KHK’lerle tırmanan faşizm

İlan edilen OHAL (Olağanüstü Hal) ve uygulamaya konan KHK’ler (Kanun Hükmünde Kararname) ile devletin baskıları en üst düzeye tırmandırılmıştır. Cumhurbaşkanı tarafından alınan kararlar hiçbir işlem görmeden yürürlüğe girmektedir. Bunun sonucu -burjuva normlara göre bile Türkiye’de yeterince uygulanmayan- devletin yasama, yargı ve yürütme kurumlarının özerkliği tümden lağvedilmiş ve hiçbir fonksiyonu kalmamıştır. TBMM iyice etkisizleştirilmiş, formalite bir konum almış, mahkemeler doğrudan cumhurbaşkanının talimatlarına göre karar alan “kurum” haline dönüşmüştür.

30. Ölümsüzlük Yılında MANUEL DEMİR/ՄԱՆՈՒԵԼ ՏԷՄԻՐ Yaşıyor! Partizanlar yaşıyor! (1)

Manuel Demir’i 30. ölümsüzlük yılında saygıyla anıyoruz. Bu vesileyle Ermeni Fedailer adıyla başlattıkları ve hayatlarını Ermeni halkının davasına adadıkları, bugün ise Partizan hareketine dönüşerek devam eden mücadelede sayısız Ermeni devrimciler Hrantlar, Hayrabetler, Armenaklar, Yalımyanlar, Ozanyanlar ve Manueller’i de anıyor ve aradan yüz yıl geçmiş olsa da bu mücadelenin devam edeceğini belirtiyoruz.

Suriye, PYD ve Marksist Tutum – 2 – Yetiş Çakıroğlu

Başlarken şunu belirtmekte fayda var: Bu yazı, bir ulusal hareket eleştirisi değildir; aslında kendini marksist olarak tanımlayanlara yöneliktir.

TKP/ML-(YDK) Faşist Türk ordusunun Efrin işgaline karşı her alanda protestolarımızı yükseltelim! Efrine sefer olsada zafer olmaz!

İşgalci faşist Türk ordusu haftalardır iç kamuoyuna yönelik yaptığı propagandayla işgal için zemin hazırladığı Efrin'e 20 Ocak 2018 tarihinde binlerce asker, yüzlerce tank ve ağır silahlarıyla girdi. AKP'nin İşgal harekatına diğer faşist odaklar MHP ve CHP de tam destek verdi. Bu, aynı zamanda “Yenikapı ruhu”nun yeni bir versiyonu “Milliyetçi Cephe”nin savaş ayağının da oluşturulmasıdır.

Sayfalar