Perşembe Ekim 1, 2026

Sedat'a….. Ihsan Feridun Berkin

Sen’inle 1977 yılında, kavurucu bir Ağustos gecesinde, İzmir Karabağlar’da bir gecekondu’da tanışmıştık. Sen, Ben ve bir arkadaş daha, el yapımı iptidai bir matbaa ile, sabaha kadar binlerce bildiri basmıştık. Bildirilerin mürekkepleri kuruyup, üst üste istifledikçe keyfimize diyecek yoktu doğrusu ; rotatif misali çalışıyordu körpe kollarımız ; rotatif ne kelime….ertesi günkü mitingde dağıtılacak binlerce bildiriyi, o gece sabaha kadar sadece biz üçümüz basacaktık.

Gecenin üçünde demlediğimiz, ‘tavşan kanı’ çayın tadına da diyecek yoktu doğrusu, mahmurlaşmış gözlerimizi çakı gibi deliyordu o zifiri karanlık çay ……bir yandan bildirileri istifler, diğer yandan çayları yudumlarken, koyu bir de muhabbet tutturmuştuk. Konuşulan tüm konulara hakimiyetin, önerilerin dikkatimi çekmişti ; kıvanmıştım senin gibi birisiyle tanıştığıma. Daha sonra birçok kez karşılaşmıştık aynı mekanda.

Sonra Orhan Bakır’ ın kaçırılmasında bir araya geldik,

12 Kasım 1977 akşamı Buca Cezaevine girerken ikimiz birbirimize kelepçeliydik, ayaklarımız yanıyordu, ama başımız dikti. İşte o günden beri seni daha iyi tanımaya başlamıştım. Ancak Sen’i tanıdıkça şaşkınlığım artıyordu, ilkokul mezunu ve işçi kökenli olamana karşın, mürekkep yemişlere taş çıkarıyordun. Cezaevindeki tüm kitaplar, okuma açlığını gideremiyordu adeta.

Sürgünü de, prangayı da, falakayı da yaşadın mapuslukta……..

Sonra, Muzo’nun deyimiyle, ölüm hücrelerinin « Sedat Abi »si oldun, ölümle dalga geçtin,

– ‘Son mektup’ larımızı düşmanın denetiminde yazmamak için, daha çok öncesinden avukatımıza verdiğimizi anımsar mısın,
– Darağacında tabureye tekme atmayı planlayıp, ama cellatların buna fırsat vermediğini öğrendiğimizde-meğerse bir değil, iki cellat varmış ve biri boynundaki iple uğraşırken, diğeri de tabureyi tutuyormuş-moralimizin bir hayli bozulduğunu anımsar mısın,

– Yeni Asır’dan bir gazetecinin, Kenan Evren tarafından yasaklanan Cezaevi anılarında,   « idamlıklar çocuklar gibi şendi » başlıklı yazı dizisini anımsar mısın,
– Sanki gökten düşmüşcesine senin hücrenin önüne gelen, sonra seninle arkadaş olan ‘tekir kediyi’, ölüm hûcrelerinin maskotu, hücreler arası kuryelik yapan, ‘Kara Marsık’ı anımsar mısın,

– Güle oynaya ölüme giden hücre yoldaşların, Seyit Konuk, İbrahim Ethem Coşkun, Necati Vardar, İlyas Has, Hıdır Aslan’ı anımsar mısın……
Sen bunları yaşadın, yoldaş oldun ölüme,ölüm sana ne yapar be çocuk…

16 Mart 1978’de mit-kontrgerilla istanbul Üniversitesinde patlattıkları bombayla 7 öğrenciyi katlettiler.

16 Mart 1988’de Halepçe katliamı yapıldı.
16 Mart 1971’de Deniz gezmiş ve Yusuf Aslan Sivas, Gemerek’de çatışmada yakalandı.
Ve 16 MART 2013’de ŞARKIŞLA’LI SEDAT YILMAZSOY TABUREYE TEKMEYİ VURDU !
Feridun Berkin 

55089

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

Can Serdar… /Nubar Ozanyan

Dünyayı, kim olduğunu anlamaya-tanımaya çalışan Heval Serdar, bildiğini söyleyen ve söylediğini bilen insandı. Yaşamı boyunca bir yandan bir şeyler yazdı, bir yandan yazılacak değerler bıraktı. Bu uzun ve çileli yolda bütün hakikat savaşçıları gibi büyük acılar çekip bedeller ödedi. Amed 5 No’lu Zindanı’nda gizli bir Ermeni, açık bir devrimci olarak ağır işkenceler gördü. Sağlam ve onurlu duruşundan; ezilenden ve mazlumdan yana olan, net tutumundan dolayı kalbi zulme ve soykırımlara dayanamadı.

Güzel Ana’nın öyküsüdür: ‘Dünyanın bütün anneleri birleşin’

20 Eylül 2017’de aramızdan ayrılan Güzel Ana’nın anısına…

Trump Kâbusu ve Emperyalist ABD[*]

“Bir çocuk ağlasa dağ başında

gözyaşında Amerika akar.
Vurdularsa birini, kanı şorladıysa
bilin ki kurşunlarda Amerika var.
Kişi kişiye köle tutulduysa, asıldıysa
darağacında Amerika var.”[1]
 

Avrupa’da Korona virüs ve Coğrafyanın Panaroması!*

Belçika: Belçika’da hastalığa yakalananların sayısı 61.106 olarak açıklanmıştır. İyileşenlerin sayısı 16.918 iken, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 9.731 kişi olarak kayıtlara geçmiştir.

Münih Politik Tutsaklar davasında; açığa çıkan öğretiler üzerine…

Münih TKP-ML davası, tutuklama süreciyle birlikte 5 yıl 4 ay gibi uzun bir süreci kapsadı. Ve 4 yıl 3 ay içinde de 234 duruşma yapıldı.

Her duruşma günü, ortalama 6 veya 7 saat süren oturumlarla oldu. Tüm bu zaman içerisinde hem dışarda hem de salonun izleyiciler bölümünde, büyük bir dayanışma örneği sergilendi.

Bu dayanışmaya dahil olan, yerli ve göçmen kurum, parti ve örgütlerle birlikte tek tek devrimci, demokrat ve duyarlı bireylerde bu dava sürecimizde bizleri yalnız bırakmadırlar.

Dünyaya Barış Sosyalizmle Gelecek!

"Sömürüye, doğanın yok edilmesine, kadının kurtuluşuna, halklar arası düşmanlığa son verecek sosyalizm ve komünist toplum, kalıcı barışın da tek teminatıdır"

1 Eylül 1939, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın başladığı tarihtir. Savaş, Alman emperyalizminin Polonya’yı işgaliyle başladı. Hitler Almanya’sı Avrupa topraklarına, Balkanlar’a, nihayetinde Sovyetler Birliği topraklarına göz dikerek dünya imparatorluğuna soyundu.

Bir “İzmirkolik”in Serüveni[*]

“Bardaktan boşanırcasına

Bir yağmurdur bizim için yaşamak.”[1]

“Geride kaldı” denilen “eski(meyen)” iç savaş günleriydi: Grev çadırlarından, namluya sürülmüş mermi gibi soluk soluğa koşuşturmalardan, civanmert fedakârlıklardan, İzmir’den (ya da Eşrafpaşa’sından) anımsıyorum ‘Baterist’i…

12 Eylül karanlıklarından sonra da, el kapılarının gri gökleri altındaki Paris’teydik; ‘Camcı Hikmet’ti lakabı...

Anadolu’nun Otokton Halkı Rumların Hâli[1]

“Geçmiş asla sona ermez,

hatta geçmez bile.”[2]

 

Makina Sahipleri İşsiz Bırakır

Belki de bir gün işsiz robotlarla okeye duracağız.

Kim bilebilir.

Ama şimdilik.

Kimine göre makinalar işsiz bırakır.

Kimine göre de bırakmaz.

Bana göre de makinalar işsiz bırakmaz.

Şayet işin içine makina sahiplerini de katmazsak.

Elbette ki bana göre de makinalar işsiz bırakmaz.

Türküler(İmiz) ve Biz[*]

 

 

“Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim

Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.”[1]

 

Türküler(imiz) deyince aklıma MÖ. 500’lerde yaşamış Miletli filozof Thales’in, “Halkların türkülerini yaratanlar kanunları yapanlardan daha güçlüdür,” deyişiyle; Nâzım Hikmet Ran’ın dizeleri gelir:

“İnsanların türküleri kendilerinden güzel,/ kendilerinden umutlu,/ kendilerinden kederli,/ daha uzun ömürlü kendilerinden.

Sevdim insanlardan çok türkülerini./

Kampanyaların önemi üzerine

Sınıf mücadelesinde stratejik hedefimiz sınıfsız ve sınırsız bir dünya kurmaktır. Bu azami hedefin sonunda kurulmak istenen komünist bir dünyadır. Bu hedef, her ülkenin tek tek kapitalist-emperyalist sistemden koparak, sonra birleşerek insanlığın hayal ettiği dünyayı kurmaktır.

Enternasyonal proletaryanın Türkiye kurmayı olarak proletarya partisinin asgari programı önce Demokratik Halk Devrimi’ni gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizme ulaşmak, sonunda komünist topluma varmaktır. Bu proletaryanın öncü ve önder örgütünün toplamdaki stratejik hedefidir.

Sayfalar