Perşembe Eylül 24, 2026

“Şahverdi şehitlerinin safları parti, çağrıları savaş, sevdaları devrimdir!”

İnsanlık tarihinin devrimlerle sarsıldığı ve anıldığı ekim ayında, üç yoldaşımızı daha ölümsüzler katına uğurladık. Bir kez daha sınıf mücadelesinin en acımasız gerçeğiyle ve yoldaşlarımızın kaybının acısıyla yüzleştik. Bir kez daha intikam yeminlerimizi, sınıf kinimizi ve devrim inancımızı tazeledik. Bir kez daha ölümsüzleşen yoldaşların devrimci yaşamlarının yüceliği karşısında ölüm çaresizleşti.

21 Ekim tarihinde faşist Türk ordusu ile partimiz önderliğinde savaşan TİKKO gerillaları arasında yaşanan çatışmada Cengiz İçli (Ünal) ve Hakan Çakır(Yurdal) yoldaşlar şehit düşmüş, yaralı bir şekilde düşmana esir düşen Özgüç Yalçın (Sefkan) yoldaşımız ise faşizmin alçakça yaptığı işkencelere karşı direnerek, 22 Ekim sabahı ölümsüzleşmiştir.

Cengiz İçli (Ünal) yoldaş, on beş yılı bulan mücadele yaşamına Çukurova bölgesinde TMLGB faaliyeti içerisinde başlamıştır. Lise çalışmaları içinde örgütlenen yoldaş, Çukurova bölgesinde Komsomol’un örgütlenmesinde aktif olarak görev almıştır. Yoldaş Komsomol’un yeniden ayağa doğrulmasında önderleşen bir rol oynamıştır. 2004 yılında yapılan TMLGB 2. Kongresine bölge delegesi olarak katılan yoldaş yine bu kongrede TMLGB MK yedek üyeliğine seçilmiştir. Ünal yoldaş aldığı bu görevi daha sonrasında MK üyesi olarak sürdürmüş ve bu süreçte 2007 yılında TKP/ML üyesi olmuştur. Ünal yoldaş kısa tutsaklık yaşamının dışında, gerillaya katıldığı zamana kadar önüne çıkan her türlü zorluğu aşarak Komsomol faaliyetinin örgütlenmesi için canla başla çalışmıştır. Yoldaş 2013 yılında uzun bir süredir gitmek istediği gerilla alanına Dersim Parti Komitesi’nde görevli olarak atanmış ve şehit düşene kadar gerilla birlikleri içinde siyasi komiser olarak bu görevini sürdürmüştür.

Hakan Çakır yoldaş, Erzingan’da TMLGB saflarında başladığı ve Komsomol’un yanı sıra partimizin de bölgede örgütlenmesi için sürdürdüğü mücadelesini, 2011 yılından itibaren, TİKKO saflarına katılarak sürdürmüştür. Yoldaşın savaşa katılımı aynı zamanda 2 Şubat şehitlerinin çağrısına verilmiş net bir yanıttır! Yurdal Yıldırım (Muharrem) yoldaşın şehit düşmesinden kısa bir süre sonra halk ordusu saflarında yerini alan Hakan yoldaş, Muharrem yoldaşın ismini alarak, mevzilerimizin boş, silahlarımızın sahipsiz kalmayacağını da ispatlamıştır. TİKKO saflarında bir çok görev üstlenen ve eylemlerde yer alan Yurdal yoldaş iyi bir devrimci olabilmek için en güçlü savaşı yine kendisine karşı vermiş ve bu süreçte komutanlaşmıştır! Şehit düştüğünde TİKKO’da birim komutanlığı görevini sürdüren yoldaş aynı zamanda parti ileri militanımızdı.

Özgüç Yalçın yoldaş, Ankara’da devrimci bir örgütün saflarında başladığı mücadele yaşamını, sonrasında TMLGB saflarında örgütlenerek sürdürmüştür. Özgüç yoldaş şehir faaliyetinde, bir Devrimci Yol şehidinden aldığı adını, militan bir mücadele içinde taşımayı başarmıştır. İlk başlarda semt faaliyetleri içinde yer alan yoldaşımız, 2011 yılının Temmuz ayında, 2 Şubat şehitlerinin savaş çağrısına yanıt olarak halk ordusu saflarına katılmıştır. Sefkan yoldaş, şehit düştüğü tarihe kadar gerek askeri eylemlerde ve gerekse kitle çalışmaları içinde aktif rol üstlenmiş ve savaşa daha fazlasını sunmak için sürekli kendini geliştirme çabası içinde olmuştur.

Her üç yoldaşımız, gerilla faaliyeti içinde halk ordusunun inşası, savaşın geliştirilmesi ve kitlelerin örgütlenmesi görevlerinde özverili ve militan bir mücadele yürütmüş ve bu görevlerin yerine getirilmesi sırasında şehit düşmüşlerdir.

Kanınızın Aktığı Toprakları Devrimle Sarsacağız

Devinimini sınıf savaşımlarından alan insanlık tarihi, binyıllardır ezen egemen sınıfların zoruna karşı, ezilen sınıfların devrimci şiddeti ile ilerlemektedir. Köle isyanlarından, köylü ayaklanmalarına, nihayetinde insanlığın kurtuluşunu kendi kurtuluşuna kodlamış olan proletaryaya kadar bu tarih, kelimenin en çıplak anlamında savaşın, hasmına karşı verilen kurtuluş mücadelesinin ve bu uğurda ödenen bedelin tarihidir. Bahsini ettiğimiz bu gerçeklik bugüne nasıl gelindiğine ve aynı zamanda bundan sonra nasıl devam edeceğimize dair tarihin özetlenmiş deneyimidir. Gelecek, tarihin devrimci zora yüklediği anlamı doğru okuyanların, onu anlayanların ve pratikte sınayanların elinde şekillenecektir. Ölümsüzleşen yoldaşların, tarihin bu deneyimine, sadece ölümleriyle değil ama yaşamlarıyla da ışık tuttukları akılda tutulması gereken ilk derstir. Bu kavrandığında onların yaşamlarını adadıkları ve şehadetleri ile yücelen devrim mücadelesinin kökleri de anlaşılacaktır.

Ölümsüzleşen yoldaşlarımızın, bu tarihsel köklere yaslanarak büyüttükleri ülkemizin devrim mücadelesidir. Bu mücadelenin temelleri Kaypakkaya öncülüğünde atılmış, temel taşlarına adını ilk yazdıranlar Meral Yakar ve Ali Haydar Yıldız yoldaşlar olmuştur. Partimiz TKP/ML, o zamandan bugüne yüzlerce yoldaşın canını vererek sağlamlaştırdığı bu temeller üzerinde yükselmektedir ve biliyoruz ki sınıf düşmanlarımızı alt edene kadar ölüm daha nicemizi saflardan koparıp alacaktır! Bu anlamda yoldaşlarımızın şehadeti, sürdürdüğümüz devrimci savaşın bir parçasıdır, geriye devrimci yaşamları boyunca yarattıkları değerler, görevleri ve alınan darbenin derslerini bırakmışlardır. Dost ve düşman hiç kimsenin şüphesi olmasın ki bu yaşamın ardılı olunacak, yarattıkları değerlere sahip çıkılacak, görevler tamamlanacak, alınan dersten öğrenilecek ve karşılığı düşmana iade edilecektir. Aldığımız kayıplarda olduğu kadar, faşizmin canına kastederken de savaşın kanunlarına sadık kalacağımız bilinmelidir!

Kuşkusuz asıl olan devrim mücadelesinin sürekliliğidir ve şehit düşen yoldaşların yaşam deneyimlerinde de karşımıza çıkan budur. Onlar, mücadelenin en ön cephesinde, tamda şehit yoldaşlardan boşalan yerleri doldurmak, yarım kalan görevleri tamamlamak için yerlerini almışlardır! Devrimci yaşamlarında, partiye, halka ve devrime dair güvenlerinde, eylem kararlılıklarında onlardan öncekilerin izleri vardır! Şehadete ulaşan yoldaşlarımız üzerinde yürümeye gönüllü oldukları bu izlere sadık kalmış ve son nefeslerine kadar silah elde çatışarak ve direnerek, partiye, halka ve devrime layık olduklarını, feda bilincini en üst düzeyde pratikleştirerek göstermişlerdir! Yoldaşlarımız halk demokrasisi, sosyalizm ve yüce komünizm davasının yılmaz savunucuları olarak canlarını vermişlerdir. Şimdi görevleri, idealleri ve silahları geride bıraktıklarının omuzlarındadır ve buna layık olunacaktır!

Partileşin, Komutanlaşın, Savaşçılaşın!  

Yaşadığımız şehadetlerle bir kez daha anlaşılması gereken, yoldaşların savaşa katılımlarının bireysel bir tavır değil sınıf mücadelesinin gerekliliklerinin kavranması, parti ve savaş bilincinin ileri düzeyde cisimleşmesi olduğudur. Onlar içinden geçilen sürecin görevini anlamış ve hiç tereddütsüz buna göre konumlanmışlardır ve tavrı bireysel değil sınıfsal kılan tamda budur! Onların yaşamları şahsında bir kez daha örneklenen, partimizin ve halk ordumuzun militan duruşudur!

Kanlarının aktığı topraklar aynı zamanda onların dilinden halk savaşı sloganlarının yükseldiğine de tanıklık etmiştir. Sınıf düşmanlarımızın, halkımıza yönelik en alçakça yöntemlerle saldırdığı, her türlü baskı ve cinayetin alenileştiği, işçi sınıfı ve emekçilerin canlarının sömürü çarkları arasında öğütüldüğü bir dönemde bu sloganlar ayrıca değerlidir! Başta Kürt ulusu olmak üzere halkımız üzerinde örülmek istenen korku duvarları, teslim alma dayatmaları yoldaşlar şahsında partimiz ve halk ordumuz tarafından direniş ve savaş sloganlarıyla yanıtlanmıştır. Kulak verilmesi, sahiplenilmesi ve örnek alınması gereken bu duruştur!

Yitirdiklerimiz partili, komutan ve savaşçıdır! En başta halk ordumuzun savaşçıları olmak üzere partimiz kaybettiklerimizin yerlerini yeni yoldaşlarla dolduracak ve bayrağı devralan yoldaşları onlara layık olacaktır. Sınıf mücadelesinin yüksek sesle ve alabildiğine keskin bir şekilde verdiği talimat iyi anlaşılmalıdır.

Bu talimat partileşmeyi emretmektedir! Düşmanın azgınca saldırdığı parti saflarında, yitenin yerine yenilerinin alması, parti bilincinin ve önderliğinin her zamankinden daha üst düzeyde kavranması ve kurumsallaşmasına dairdir! Düşmanın saldırısı, parti saflarını tahkim etmeyle, buna aday olmayla yanıtlanmalıdır!

Bu talimat komutanlaşmayı emretmektedir! Halk ordusunun, partinin ve devrimin hizmetinde, en üst mücadele örgütü olduğunun bilinciyle, savaşa öncülük edecek yeni kadrolar çıkarmaya dairdir! Düşmanın saldırısı, partinin ve halkın hizmetinde, askeri bilincin keskinleşmesi, kendini yaşamda örgütlemesi ve öncüleşmesi ile yanıtlanmalıdır!

Bu talimat savaşçılaşmayı emretmektedir! Ülkemizde devrim mücadelesinin ana hattı olarak halk savaşının saflarının yeni savaşçılarla güçlendirilmesi ve aynı zamanda halk savaşçısı olma bilincinin her zamankinden daha fazla geliştirilmesine dairdir! Düşmanın saldırısı halk ordusunun saflarını güçlendirerek, esas mücadele alanında saf tutarak yanıtlanmalıdır!

Bir kez daha ilan ediyoruz ki talimat anlaşılmıştır ve savaşın kanunlarına uyularak emre itaat edilecektir! Her türlü şüpheden arınarak anlaşılması gereken bundan ibarettir!

Cengiz İçli, Hakan Çakır, Özgüç Yalçın Yoldaşlar Ölümsüzdür!

Yaşasın Halk Savaşı!

Yaşasın Marksizm-Leninizm-Maoizm’in Işıklı Yolu

Yaşasın partimiz TKP/ML, Önderliğinde savaşan TİKKO ve TMLGB

 

TKP/ML MK

Ekim 2105

52905

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Son Haberler

Sayfalar

Proletarya Partisi

Somut Duruma Dair Bazı Gerçekler

Gerek uluslararası planda ve gerekse yaşadığımız coğrafyada devrimci ve komünist hareket emperyalizm ve dünya gericiliğine karşı mücadelede geniş emekçi yığınların desteğine sahip değildir. Yine kendiliğinden gelişen kitle hareketlerini örgütlemede ve uluslararası dayanışmayı geliştirip büyütmede de yetersizdir.

Diktatör 'Reis' çıkış arıyor ..

Malum olduğu üzere T.C.

NATO, SAVAŞ KIŞKIRTICISI BİR ODAKTIR; DERHAL DAĞITILMALIDIR!

Başını ABD’nin çektiği, emperyalist bir saldırganlık paktı olarak kurulan ve icraatlarıyla bunun gereğince davranan NATO’nun 75. Kuruluş yıl dönümü vesilesiyle gerçekleştirilen zirvede, ABD Başkanı Biden, NATO’nun: “Saldırganlığa ve saldırganlık korkusuna karşı bir kalkan yaratma umuduyla kurulduğunu” söylüyorsa da ama tarihsel gerçekler bunun külliyen kaba bir yalandan ve de arsızca bir manipüle edişten ibaret olduğunu kolayca gözler önüne serer.

Bozkurt’un anlamı (Nubar Ozanyan)

Yoksullar ve ötekiler için her yer ölüm kokan mayın tarlasına döndü. Türk olmayanların, -ötekilerin- Türkiye’de soluk alması ve yaşaması zulme dönüştü. Öteki olarak yaşamak, çalışmak, kendi ana dilinde Kürtçe, Arapça konuşmak, şarkı söylemek, yasak ve suç olan bir ülkede demokrasiden, özgürlükten, insan haklarından bahsedilebilir mi?

Seçimler ve siyasi parti konusunda proletaryalarla sohbet

İstanbul'u kazanan türkiye'yi kazanır.

Nedir bu tayyip'in sözleriyle vücut bulan yaklaşım.

Bir hayel mi yoksa bir gerçeklik mi?

Veyahut da burjuvaların içerisinde bir insanın söyledikleri hala dört nala giden atlarıyla şehirlerin surlarını yıkabileceğini düşünen bizim insanların söylediklerinden daha gerçekçi sözler mi?

Gerçekten noelibarel politikaların en yoğun olarak hissedildiği şehirleri kazanmak türkiye'yi kazanmak mı demek?

Peki bunu böyle kabul etmek kolay mı?

DEVRİMCİ SİYASAL MÜCADELEYİ ANIN SOMUT GÜNCEL TOPLUMSAL SORUNLARI ÜZERİNDEN ÖRGÜTLEMEK.

Temel hedefleri, mevcut kurulu düzeni devrimci bir kitlesel kalkışmayla tasfiye edip, yerine sosyalist bir sistem kurmak olan devrimci sol-sosyalist ve komünist güç ve yapıların, devrimi gerçekleştirebilmeleri esasen, devrim öncesi süreci, devrimi örgütleyebilme hedefiyle ele almalarına ve bundaki performans ve başarılarına bağlıdır.

ADİL OLAMASINI BECEREMEYECEKSEK; BU SİSTEMİ YIKMAYA NE GEREK VAR Kİ?

Bugün, Devletin “üst aklı” denilen birimlerince organize edilip, şeriat özlemcisi dinci yobaz karanlık güçlerce gerçekleştirilen Sivas-Madımak vahşetinin 31. Yıl dönümü. Tam iki gün sonra da yine devletin aynı karanlık derin güçlerinin bir şekilde yönlendirdiği besbelli olan bir başka vahşetin, Erzincan-Başbağlar katliamının 31. Yıl dönümü.

BUGÜN ARTIK ÇOK DAHA AÇIK BİR HÂL ALAN ŞERİAT TEHDİDİNE KARŞI LAİKLİĞİ SAVUNMAK, SÜRECİN ÖNE ÇIKAN ACİL VE ÖNEMLİ GÖREVLERİNDENDİR.

Kendisini “Anayasal Hukuk Devleti” olarak tanımlayan bir devlet düşünün ki Anayasasında hâlâ; “Türkiye Cumhuriyeti, (…), demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” İlkesi yürürlükteyken; bu ülkede şeriat propagandası yapmak serbest olsun ve ama dayanağını mevcut Anayasa ve yasalardan alan, şeriata karşı çıkmak ve de laikliği savunmak suç olsun! 

Oy Zemano (Nubar Ozanyan)

Her yönüyle çürümüş sistemin katilleri, Kürdistan topraklarını yakmaya devam ediyor. Amed ve Merdin’de hem insanları hem de buğday ve mısırları yaktı. Evlat kokan Kürdistan toprakları şimdi duman kokuyor. Ateş ve dumanla yazılı TC’nin yüz yıllık tarihi “yakma ve yıkma”nın tarihidir. Bilmeyenler bilsin, duymayanlar duysun. Dün Ermeni kadın ve çocukları kiliselerde, Alevileri inanç ve ibadet mekanlarında, Kürtleri mağaralarda, köylerde yakanlar bugün yine Kürdü kadim topraklarında yakıyor.

CHP’NİN “Türkiye yüzyılı maarif modeli ”Ve kürtlerin iradesinin gaspı karşısında laisizm ve hukuk sınavı.

İslamo-faşist Erdoğan diktatörlüğünün, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile yapmaya çalıştığının, tam olarak,eğitim ve öğretim sistemininSunni İslamcı dini esasları üzerine oturtulması olduğu, daha önceki iki yazıda ve keza Kürtlerin iradesine karşı bir sömürge siyaseti olan kayyum uygulaması da bir başka yazıda özetlenmişti.

Kadro Olmak Aynı Zamanda Kendimize Karşı da Kadro Olmak Demektir

Bir kadronun ihtiyaç duyduğu nitelikler bugün sürekli ideolojik saldırı altındadır. Burjuvazi sadece protestoları, teoriyi, örgütleri değil aynı zamanda doğrudan tek tek kadroları da hedef almakta ve onları ideolojik etki yoluyla etkisizleştirmeye ya da kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır.

Sayfalar