Pazartesi Ekim 26, 2026

Kürtler, Kobane Direnişi, Emperyalizm ve “DEVLETE İSYAN DEVRİMCİLİĞİ!”

Rojava kantonlarından biri olan Kobane'ye yönelik (IŞ)İD saldırısına karşı gösterilen direniş bir ayını geride bırakırken; direnişin etkileri çeşitli açılardan TDH ve reformist cenahta tartışılmaya devam ediyor. Son olarak bu tartışmaya, Kobane Direnişi'ne TC devletinin tüm “rezervlerine” rağmen, ABD emperyalizminin askeri ve tıbbi yardım yapmasıyla bir “anti-emperyalizm” tartışması da eklenmiş durumdadır.

Öncelikle şunu vurgulamak gerekir? Daha önceden de açıklıkla ifade ettiğimiz gibi, genel olarak Rojava ve özel olarak da Kobane'de sürdürülen direniş, son derece haklı, meşru ve desteklenmesi gereken bir direniştir. Kobane'de yaşanan direniş daha şimdiden bütün parçalardaki Kürt uluslaşmaları açısından tarihsel bir konuma yerleşmiştir. Açılacağı ifade edilen peşmerge koridoru sayesinde bu ortaklaşmanın daha da artacağı söylenebilir.

Kobane Direnişi'nin en kritik anlarında, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı'nda gerçekleştirilen serhildan ve ortaya çıkan devrimci kalkışma, başta emperyalistler olmak üzere bölge gericiliğini kaygıya itmiş olacak ki, (IŞ)İD'in Kürtlere yönelik saldırıları karşısında, son ana kadar havaya bakıp ıslık çalan göstermelik tavırlarını bir kenara bırakmışlar ve yeni bir pozisyon almışlardır. Bu devrimci kalkışmayı iyi okuyan ve adım atmadıkları takdirde kendilerinin de hedefe konacağının fark eden ABD; bir yandan Kobane çevresinde (IŞ)İD mevzilerini bombalarken, diğer yandan Suriye temsilcisi Rubinstein aracılığıyla Salih Müslüm'le Paris'te ve ardından da Duhok'ta hem Barzani hem de S. Müslim'le ABD temsilcisi Tony Blinken ile yapılan görüşmelerden sonra, Irak Kürdistanı'yla Suriye Kürdistanı arasındaki askeri yardım ve Türkiye'den de “kara koridoru” kullanılarak peşmerge geçişinin sağlanacağı açıklandı.

Böylelikle Kürtler başta olmak üzere bölge halkları nezdinde ABD emperyalizmi bir kez daha kurtarıcı rolüne soyunmuş durumdadır. Kuşkusuz bunun hem özel olarak Kobane Direnişi hem de genel olarak Rojava ve Kürt Ulusal Hareketlerinin mücadelesi üzerinde etkisi olacaktır.

Kobene Direnişi Üzerinde Emperyalizmin Zehri

Bu etkinin çeşitli açılardan olacağını kestirmek zor değil. Hemen akla gelen “işte Kürtler emperyalistlerle iş tutuyor?” sorusu altında “anti-emperyalist” pozlarla Kürt direnişine saldırmak, bu direnişi (IŞ)İD karşısında emperyalizmle birlikte davranıyor diyerek suçlamak ve dolayısıyla Suriye Kürtlerinin direnişine kayıtsız kalmanın teorisini yapmaktır.

Gerçi bunu daha kaba yapanlar da vardır. Örneğin (IŞ)İD katilleri, ABD yardımı sonrasında yanlışlıkla (IŞ)İD mevzilerine düştüğü söylenen askeri yardım malzemelerine ait görüntüleri sanal alemde paylaşırken konuşan kişi “Amerikalar tarafından ateist PKK'lılara” atılmış silahlardan bahsederken, gerçekte; bölgede ABD emperyalizmine karşı var olan haklı ve meşru nefrete oynuyordu. Diğer bir ifade ile, ABD'nin (IŞ)İD'e hava saldırısı nasıl ki bütün İslamcı grupları ve bireyleri (IŞ)İD saflarına doğru itmişse, (IŞ)İD'i bir çekim merkezi haline getirmişse; Kobane Direnişi'ne askeri yardım da bu direnişin bölge hakları nezdinde haklılığını ve meşruluğunu gözden düşürmeye yol açabilir.

Bunun bilinçli bir politikanın ürünü olup olmadığını, süreç içinde göreceğiz. Şimdilik diyeceğimiz emperyalizmin ve bölge gericiliğinin Kobane Direnişi'ne yönelik bu “yardım sever ilgisi” pek hayra alamet değildir. Emperyalizmin kendi çıkarları açısından kârlı olmayan bir işe el atmadığını çok iyi biliyoruz. Nitekim daha birkaç ay önce Şengal'de Ezidi Kürtlerinin katledilmesine seyirci kaldılar. Ne zaman ki saldırılar, Duhok'a yöneldi (ve devreye PKK girdi), müdahale ederek kurtarıcı rolüne soyundular. Böylelikle Kürtler bir kez daha emperyalizme müteşekkir kılındı!

Kobane Direnişi'nin ortaya çıkardığı devrimci direniş ve hemen arkasından gelen T. Kürdistanı'nda ve Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki serhildan, emperyalistleri ve bölge gericiliğini uyarmış olmalı ki direnişe yardım etme kararı aldılar. Bundan murat edilen, Kobane'nin ortaya çıkardığı devrimci direnişin bütün bölgeyi etkilemesi ve dolayısıyla hem bölge halkları hem de emperyalizm açısından tehlike oluşturmasının önünün alınmasıdır.

Emperyalizm ve bölge gericiliği kendi planları açısından (IŞ)İD gericiliğinin aşırı yönlerini askeri saldırılarla törpülerken; Kobane Direnişi'ne ortaya çıkan devrimci dinamiği de askeri yardımla törpülemeye, direnişin devrimci tutarlılığını sulandırmaya çalışmaktadır.

Kobane'nin bizim açımızdan ne yana düştüğü açıktır. Bu direniş halkın direnişidir. Emperyalizm ve onunla ilişkili olanların Kobane'yi ve dolayısıyla Rojava'yı içten fethetme stratejisiyle sürdürülen askeri cephane, sağlık malzemesi yardımı ve peşmerge destek gücü gönderilmesi de bu gerçeğin üzerini örtmemelidir. Emperyalizm ve bölge gericiliğin Kobane Direnişi'ne “yardım”ının arkasında bu hedef vardır. Kobane'yi ve dolayısıyla Rojava'yı içten fethetmek, onun halkçı karakterine darbe vurmak amaçlanmaktadır.

Kobane'nin Devrimci Etkisi ve Çözüm Süreci”nde Yine “Yeni” Bir Aşama

Kobane Direnişi'nin ortaya çıkardığı devrimci dinamik, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı'nı etkilemiş, halk kitleleri tıpkı 90'lı yıllarda olduğu gibi görkemli bir serhildana imza atmışlardır. Ama bu serhildanı öncekilerden ayıran direnişin sadece T. Kürdistanı'yla sınırlı kalmaması tüm Türkiye'yi de etkilemesidir. Türkiye'nin büyükşehirlerinde sokaklara sadece Kürtler değil, bir bütün olarak devrimci demokratik örgütlenmelerde çıkmış, “Her Yer Kobane, Her Yer Direniş!” sloganları eşliğinde devrimci direniş çizgisini yükseltmişlerdir.

Esasen Gezi İsyanı'yla birlikte, halk muhalefetinin sokakta veriliyor oluşunu kaydetmek gerekir. Hiç kuşkusuz ki daha önceden de var olan ama Gezi’yle birlikte kendini daha bir görünür kılan devrimci isyan çizgisi, her fırsatta kendini sokaklarda ifade etmeye devam etmiş ve son olarak da Kobane'deki direnişle dayanışmayı harlamıştır. Bu durum tıpkı Gezi İsyanı'nda olduğu gibi hakim sınıfları paniğe sevk etmiş, bir yandan halk kitlelerine azgınca saldırırken, diğer yandan ise başka araçları devreye sokmuşlardır. Türk hakim sınıfları Kobane Serhildanı ve ortaya çıkan devrimci kabarış karşısında “biz tahmin ediyorduk ama bu kadarını öngörmüyorduk” diyerek, “titreyip kendilerine gelmiş”, İmralı'ya koşmuşlar ve A. Öcalan'dan yardım istemişlerdir.

A. Öcalan da “diyalog” çağrısının ardından bir son tarih açıklaması yapmıştır. Öcalan verdiği her “son tarihten” sonra yaptığı açıklama da, “yeni”liklerden bahsetmektedir. Süreç her defasında bir üst aşamaya sıçratılmaktadır(!) En son bilindiği üzere 15 Ekim tarihini dillendirmiş ve adım atılmazsa artık yapabileceği bir şey olmadığını ifade etmişti. Ancak 21 Ekim tarihinde HDP heyeti ile görüşen Öcalan bir kez daha  “sürecin yeni bir aşamaya geçtiğini” belirtti.

Yeni bir aşamaya evrildiği belirtilen sürecin ne olduğunu (açıklanmadığı için) bilmesek de; daha önceden defaatla ifade edilen aşamalardan bir çıkarım yapmak mümkündür. Gelinen aşamada Kürt ulusal hareketi ve önderliğinin, TC devletiyle Kürt ulusal sorununa dair “çözüm” adına attıklarını söyledikleri adımlar; hem içte hem de dışta izlenen politikalardan net olarak anlaşılabilir. Kobane Serhildanı vesilesiyle yaşananlar, onlarca insanın katledilmesi, yüzlercesinin tutuklanması, TC devletinin Kürt ulusal sorununa nasıl baktığının ve çözümden ne anladığını bir kez daha gösterdi.

Bu arada vurgulamak gerekir ki, kitlelerin Kobane Direnişi vesilesiyle sergiledikleri devrimci direniş çizgisiyle birlikte, Türk hakim sınıfları ve onların yeni yetme kalemşorları bir “90'lı yıllara geriye mi dönüyoruz” tartışması başlattılar. Bu tarihlerin dillendirilmesi manidardır! Karşı devrimcilerin bu propagandadan arzu ettikleri halkın devrimci direnişinin faşist terörle yanıtlanacağı tehdidi değil, (sanki yanıtlanmıyor ve sokakta onlarca insan ölmüyor, yüzlercesi yaralanmayıp tutuklanmıyormuş gibi!) aynı zamanda sokaklara egemen olan “devlete isyan çizgisi”nin geriletilmesi ve kontrol altına alınmasıdır.

Faşizmin kalemşorlarının 90'lı yıllar vurgusunun arkasında sadece, devletin başta Kürtler olmak üzere, Kürt Ulusal Hareketi'ne ve devrimci komünist harekete yönelik faşist terörün dizginlerinden boşaldığı bir zaman dilimini (ve bunun sonuçlarını) değil aynı zamanda bu zaman dilimi içindeki devrimci direniş çizgisini de içermektedir. Çünkü 90'lı yıllar sadece faşizmin saldırganlığını değil aynı zamanda devrimci mücadelenin, direnişin, zaferlerin ve yenilgilerin olduğu bir zaman dilimidir.

Türk hakim sınıfları ve onların kalemşorları Kobane Serhildanı'yla açığa çıkan kitlelerin devrimci isyanı karşısında bir yandan 90'lı yıllar vurgusu yaparak halkı tehdit etmeleri, diğer yandan halka saldırmaları nedensiz değildir. 90'lı yıllar vurgusunun nedeni halkı düşünmeleri değildir! Onların hiçbir zaman böyle dertleri olmamıştır. Korkuları önce Gezi ve ardından da Kobane Serhildanı'nda çıkan, kitlelerin devrimci eylemidir. Bu devrimci eylemin kendi iktidarlarını hedef almasıdır. Bu nedenle bir yandan halka yönelik katletme ve tutuklama tehditleri Kobane Serhildanı karşısında paniklemişlerdir.

Devlete İsyan Devrimciliğinde Israr Kurtuluşta Isrardır!

Kobane Direnişi ve Serhildanı bizlere bir kez daha göstermiştir ki, gerek Kürt sorununda ve gerekse de diğer çelişkilerin çözümünde geçerli olan yol, “devlete ve her türden gericiliğe karşı isyan”, devrimci direnişte ısrardır. Gerek Kobane Direnişi'nde ellerin tetik tutması ve (IŞ)İD saldırılarına barikat olunması ve gerekse de Türkiye ve Türkiye Kürdistanı'nda kitlelerin sokakları çıkması devrimci direniş çizgisinin ürünüdür. Bu çizgi nedeniyle ABD emperyalistleri ve bölge gericiliği Kobane Direnişi'ne (kendi çıkarları doğrultusunda) yardım etmek zorunda kalmışlardır. Yaşanan pratik bize Kürt sorununda gerçek çözümün yolu devrimci çizgide ısrar, özgürce ayrılma hakkının savunulmasından geçtiğini, diğer bütün “çözüm”lerin, Kürt halkının devrimci dinamiğinin düzen içine hapsedilmesiyle sonuçlanacağını bir kez daha gösteriyor.

Somut olarak Kobane ve daha genel olarak Rojava direnişinin hangi yolu izleyeceği tartışması şu an için erken olmakla birlikte, Kobane Direnişi'ne emperyalistlerin müdahil olması vesilesiyle “emperyalizm işbirlikçisi” olduğu sonucu çıkmaz. Var olan ilişkinin taktik bir ele alış olması koşuluyla bir sorun teşkil etmediği açıktır.

Kobane Direnişi'nin ortaya çıkardığı devrimci direniş çizgisinin başarıya ulaşabilmesinin yolu sadece (IŞ)İD saldırılarına karşı koymak değildir. Kobane Direnişi'nin ve Rojava’nın ve onun halkçı karakterinin başarıya ulaşabilmesinin yolu; bir yandan somut olarak yaşandığı gibi, devrimci direniş çizgisinin sürdürülmesi, diğer yandan ise direnişin dost ve düşmanlarını net olarak ortaya konulması, buna uygun bir pratik konumlanış içinde olunmasıdır. Bu Rojava’nın “kaderini” belirleyecek önemdedir. Mao Zedung, Mart 1926'da kaleme aldığı “Çin Toplumundaki Sınıfların Tahlili” başlıklı yazısının girişinde şöyle diyordu: “Düşmanlarımız kimlerdir? Dostlarımız kimlerdir? Bu, devrimin en önemli sorunlarından biridir... Devrimi kesin olarak başarıya ulaştırabilmek ve kitleleri yanlış yola sokmaktan kaçınabilmek için, gerçek düşmanlarımıza saldırmak üzere, gerçek dostlarımızla birleşmeye dikkat etmeliyiz.” (Seçme Eserler 1, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2000, s. 39)

84919

İşaretlesiniz de Fişleseniz de Biz Aleviyiz!

İktidarın asimilasyon politikaları her yeni günde, bir  önceki günü aratır şekilde ve değişik yöntemlerle, değişik rollere soyundurulmuş Hızır Paşalar ve piyonlarla devam ediyor..

Ben İstanbul Surlarinin Dibinde Şehit Düsecegim

           Türkiye Devrimci Hareketi 1980'li yıllarda tartıştığı konuların başında Kürt Sorunu ile SSCB'nin  halen sosyalist mi ?, emperyalist mi ? diye üzerinde şiddetli tartışmaların  yürütüldüğü bir süreçten  geçerek bugünlere geldi.

“ ‘Neo’su ve ‘sol’u ile liberaller nedir, neye yarar?”

“Düşmanlarımızın en güçlüsü içinizdedir.”[1]

 

“… ‘Neo’su ve ‘sol’u ile liberaller nedir, neye yarar?” sorusunun yanıtı; onların “6N 1K”sına dair tahlili “olmazsa olmaz” kılar.

“5N 1K değil miydi?” denecek olursa…  Hayır, sadece “Ne?”, “Ne zaman?”, “Nerede?”, “Nasıl?”, “Neden?”, “Kim?” sorularıyla yetinemeyiz; bunlara “6N”yi yani “Nereden?” sorusunu da eklemeliyiz…

Konuya bu kadar geniş perspektifte eğilme ihtiyacı, liberallerin “önem”inden değil, onların manipülasyon güçlerini teşhir etmenin ve okuyucuya saygının gereği.

Gezi'den Cikan Dersler Ve Dertler

Gezi'den Cikan Dersler Ve Dertler

Olgularla gençlik ve gelecek(sizlik)[1]

 

“Gençliğe, yaşlılıktan çok hürmet etmeliyiz.”[2]

Søren Kiergegaard’ın, “Hayatı ileriye dönük yaşar, geriye dönük anlarız,” uyarısının altını çizerek ekleyelim: “Gençlik ve Gelecek(sizlik)” meselesi, sürdürülemez kapitalizm koşullarında çürümenin diyalektiğinden bağışık ele alınamaz.

“Çürümenin Diyalektiği”ne gelince onu da Hilmi Yavuz’un, ‘Yara Şiirleri’ndeki dizelerinden şöyle aktarabiliriz:

“her şey akıyor

her şey akıyor, panta rei ve irin

akıyor kalbimize, senin ve benim;

yazdıkları taş levha üstüne, kirle

Mücadele boyu bir yasam : Schafik Jorge Handal [*]

“Hayır, hiç yenilmedik, çekildik yalnız Ve şimdi olduğumuz yerde Ve ayaktayız Diyorlar ki elbette doğru Kim katılmak istemez onlara.”[1]

Kentin merkezindeki küçücük meydanda kurulan derme çatma kürsüden, çevresinden kendisine laf atanlara, soru soranlara söz yetiştirirken, esprileriyle çevresindekileri kahkahalara boğarken, ona “gerilla komutanı” demeye bin şahit isterdi. Ama öyleydi işte…

Şefik Handal… Ya da El Salvador’daki adıyla Schafik Jorge Handal… 

Haklarını Tavizsiz Savunan Dirençle Karşılaştığımda - 2

 

Elimdeki egemenliği son kırıntısına kadar korumak, sürdürmek isteğini arzusunu daha da hırsla taşımaktayım.

Şimdi bazı hemcinslerim beni eleştirecekler, yargılayacaklar, belki de bu ne saçmalama, yolunu şaşırmış ya da olamaz diyecekler. Varsın desinler. Çünkü gerçekler görülmedikçe, kavranmadıkça bu sorunlarımız daha da artarak devam edecektir. İktidara karşı savaş halindeyken kendi iç dünyamızdaki benzer iktidar zaafını farkında olarak ya da olmayarak süregelen tutsaklık devam edecektir.

Yine ve yeniden geldik; BURADAYIZ![1]

“Durgunsa ya da suskunsa insan,

mutlak bir nedeni vardır.

Suskunluğa aldanma,

herşeyin bir zamanı var!”[2]

 

Zorbalığın zulmüyle insan(lar)ın yıldırılmaya, sömürülmeye çalışıldığı her yerde teslim alınamayanlar, diz çökmeyenler, başkaldıranlar hep vardı, var oldu, var olacaktır…

Ayakta alkışlanmayı hak eden Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) gerçeği bunu kanıtladı…

SÖYLEŞİ: Okuryazarlik üzerine[1]

“Bir yazarı okumak, yalnızca

neler söylediğini öğrenmek değildir;

onunla birlikte yollara düşmek,

onun eşliğinde yolculuğa çıkmaktır.”[2]

 

Yel Değirmenlerine Karşı Savaşa Katıl; Akıma kapılma:Atomu Parçalayacağız!-2



Yel Degirmenlerine Karsi Savasa Katil; Akima kapilma:Atomu Parcalayacagiz-2

DHF Cevresindeki arkadaslarin 'Cok Partili Sosyalizm' tartismalarina bir katki olarak yayinladigimiz makaleminizin ikinci kismini yayinliyoruz 

Bir kez daha, “Terör” mü?[1]

“Dünyayı fethetmek zorunda değiliz. Bize onu baştan yaratmak yeter.”[2]

Sayfalar