Kampanyaların önemi üzerine
Sınıf mücadelesinde stratejik hedefimiz sınıfsız ve sınırsız bir dünya kurmaktır. Bu azami hedefin sonunda kurulmak istenen komünist bir dünyadır. Bu hedef, her ülkenin tek tek kapitalist-emperyalist sistemden koparak, sonra birleşerek insanlığın hayal ettiği dünyayı kurmaktır.
Enternasyonal proletaryanın Türkiye kurmayı olarak proletarya partisinin asgari programı önce Demokratik Halk Devrimi’ni gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizme ulaşmak, sonunda komünist topluma varmaktır. Bu proletaryanın öncü ve önder örgütünün toplamdaki stratejik hedefidir.
Devrime önderlik eden her partinin önüne koyduğu stratejik hedefine varmada ara aşamalar dediğimiz taktik politikaları vardır. Taktik politikalar kısa ve uzun vadeli hedeflerden ibarettir. Her parti halkın reform istemleri için dahi çalışır; baskılara, hak gasplarına, grevdeki işçilere, kadınlar üzerindeki baskılara, öğrencilerin taleplerine, ulusal istem ve taleplere, inanç kesimlerinin ibadetlerini özgürce yapma taleplerine gözlerini kapatamaz.
Bu istem ve taleplerin verili tüm düzenler içindeki karşılığı ancak reformlarla karşılanabilir. Saydıklarımız ve daha fazlası ancak devrimle olabilir. Hiçbir ara çözüm kalıcı değildir ve sorunların nihai çözümünü sağlayamaz.
Kampanyalar bu yönüyle önemli bir yerde durmaktadır ve sınıf mücadelesinin önemli taktik evreleri olarak büyük öneme sahiptirler. Şartları oluşmuş, hedefi belirlenmiş her kampanyanın mutlaka bir sonucu vardır. Temel sorun, hedefe kilitlenmiş söz konusu kampanyanın zamanlamasını iyi yapmak, güçleri iyi konumlandırmak ve harekete geçmektir.
Her direniş, her grev, her boykot, her açlık grevi bir kampanya değildir. Kampanyaları saydığımız eylemlerden ayıran temel özellik hedefe kilitlenen eylemin kendisine özgü olmasıdır. Özgünlük kampanyaların ruhudur. Belirlenen hedef özeldir. Kendine özgüdür. Harekete geçildiğinde sadece ve sadece belirlenen hedefe kilitlenme vardır. Kampanya bitine kadar başka hedefler, başka amaçlar kampanyaya dahil olmaz.
Proletarya hareketinin 48 yıllık mücadele tarihinde geride kalmış sayısız kampanya deneyimi vardır. Örneğin 1978 yılında örgütlenen “MHP Kapatılsın, MİT Dağıtılsın” kampanyası 10 bin kişinin katıldığı bir mitinle bitirilmişti.
Keza halk düşmanlarına yönelik kampanyalar düşmanın en çok korktuğu kampanya olmuştur. Yine yakın tarihte “Köye Dönüş Kampanyası”, “Hapishaneler Kampanyası”, “40. Yıl Kampanyası” vb. bir dizi kampanya, bugün de yararlanacağımız derslerle doludur. Keza, eylem birlikleri temelinde ortak yürütülen ve destek verdiğimiz kampanyalar tarihimizin önemli bir kesitini oluşturuyor.
Her kampanyanın belli bir hedefi vardır. Her kampanya mutlaka bir sonuç almaya yönelik olmayabilir. Propaganda amaçlı kampanyalar da açılabilir. Burada amaç özel yöntem ve araçlarla halkı bilinçlendirmek, aydınlatmak ve örgütlemektir. Örneğin bugün Türkiye’de “Tüm Faşist Partiler Kapatılsın” şiarıyla bir kampanya açılmış olsa bu talebin gerçekleşme şansı “sıfır”a yakındır.
Buna rağmen, sadece propaganda için süresi belirlenmiş bir kampanya açılabilir. Böyle bir kampanyada ne amaçlandığı, hangi hedefe varılmak istendiği önemlidir. Bu çalışmada da “neden faşist partiler kapatılmalıdır”ın propagandası ile kitleleri bilinçlendirip örgütlemek için çalışılır. Benzer şekilde doğanın emperyalist kapitalist talandan korunması için bir kampanya açılabilir. Buna “ana dilde eğitim hakkının tanınması”, “tüm inanç gruplarına özgürce ibadet hakkının tanınması” vb. de örnek verilebilir.
Bazı kampanyalarda ise hedefi belirlendikten sonra ne olursa olsun kampanyayı sonuna kadar götürmek önemlidir. Böylesi bir kampanya zaferle bitmeyebilir. Ancak, ne olursa olsun talep ortadan kalkana kadar eylemi sürdürmek ve sonuç almak temel stratejik hedefidir. Böyle bir kampanyada da kayıp vermek, tutuklanmak, saldırıya uğramak, güç kaybetmek vb. kampanyanın bir süre sonra bitirilmesi için neden değildir.
Böylesi kampanyalarda sorun, kampanyanın nasıl ve hangi güçlerle başlatıldığıdır. Ortak mı, tek başına mı başlatıldığı önemlidir. Ortak başlatılan böylesi kampanyalarda işe birlikte başlanılan dost güçlerle tüm ayrıntıları konuşmak vb. hedef ve taktikleri belirlemek önemlidir.
Tek başına başlatılan kampanyalarda ise hedefe kilitlenirken güçleri hesaba katarak hareket etmek önemlidir. Güç sınırlıysa ona göre konumlanmak ve tüm gücü bir anda sahaya sürmemek, aşamalı olarak güçleri konumlandırmak kampanyanın devamlılığı açısından büyük bir öneme sahiptir. Tüm bunlar ustalık ve öngörü isteyen işlerdir. Soğukkanlı davranmak, olasılıkları hesaba katmak, tıkanılan yerde yeni yöntemler bulmak ve ilerlemek önemlidir.
Kampanyalarımızın geride bıraktığı tecrübe….
Son süreçte Batı Avrupa’da farklı boyutlarda üç kampanya gerçekleştirildi. Nisan 2015 ile 28 Temmuz 2020 tarih aralığına tam üç özgürlük kampanyası sığdırıldı. Her üç kampanyada da önemli sonuçlar alındı.
Nisan 2015 tarihinde Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde uluslararası bir operasyon gerçekleştirildi. 11 kişi tutuklandı. 10 komünist ve devrimci tutsak Almanya’ya teslim edilerek çeşitli hapishanelere konuldu. Yaşananlara karşı hızlı bir toparlanma, örgütlenme ve seferber olmayla atılan ilk adım yolun tutarlı yürünmesini birlikte getirdi. Tarihe “Münih Komünistler Davası” olarak geçen kampanyanın başarısındaki en büyük etken, önce örgütlenmek oldu.
Kampanya yürütmesi, tüm güçleri hesaba katarak yapılabilecekleri ve zorlanılacak her olasılığı masaya yatırdı. Temel hedef olarak da kampanyanın sadece birkaç haftalık ya da aylık değil, yılları bulacak olan bir kampanya olacağı ve “davanın sokakta kazanılacağı” net olarak ortaya konuldu. Güçlerin buna hazırlanması, kampanyanın sebep ve sonuçları bakımından faaliyete kazandıracağı ve kaybettireceklerinin en detaylı şekilde kavratılması, kampanyanın sürekli kılınması bakımından büyük bir önem sahipti.
Böylesi büyük ve uzun soluklu bir kampanyanın dost güçlerle yapılması kampanyanın aralıksız olarak sürdürülmesinde önemli bir yerde durdu. Bu kampanyanın başarısı aynı zamanda bu dost güçlerin başarısıdır.
Kampanyanın ilk adımı doğal olarak, önce neden böyle bir kampanya sorusuna yanıt içeriyordu. Yaşanan saldırının arka planını anlatmak, Alman devleti tarafından kamuoyuna propaganda edilen “terörizm” yalanına karşı durmak, komünizmi ve devrimcileri savunmak önemliydi. Bunun için çıkartılan ve basılan afiş, broşür, dergi vb. önemli bir yer tutmuş ve kamuoyunun bilgilenmesinde büyük bir katkı sağlamıştır.
Kampanyanın en büyük etkisi elbette ki sokak olmuştur. Sokak belirleyici olmuştur. Beş yıl boyunca kitlenin pratik olarak sokağı örgütlemesi ve bunu yaygın olarak Avrupa’nın her alanına yayması önemli bir etki yaratmıştır. Bu sürecin belli aşamalarında kamuoyu tepkisinin mahkeme üzerindeki etkisi tutsakların peyderpey özgürlüklerine kavuşmalarında belirleyici olmuştur.
Bir diğer örnek de 15 Şubat 2018 tarihinde Yunanistan’da tutuklanan ve Mayıs 2018 tarihinde Türkiye’ye iade kararı verilen Turgut Kaya Kampanyası olmuştur. Hızlıca hareket edilerek iadenin durulması için hem Batı Avrupa’da hem de Yunanistan’da çalışmalar örgütlenmiş, başta Yunanistan olmak üzere neredeyse dünya çapında bir kamuoyu yaratıldı.
Mayıs 2018 ile Temmuz 2018 tarihleri arasında önemli sayıda bir güçle Atina sokakları adeta “zapt” edilmiştir. Yaşlı, genç, kadın, LGBTİ+ faaliyetçiler üç ayı geçkin bir süre boyunca her türlü zorluğu aşarak, olanaklar yaratarak, fedakar ve kararlıca yoldaşımızı özgürlüğüne kavuşturdular.
Hapishanede Kaya’nın başlattığı ve 55 gün süren açlık grevi, Yunanistan’da sokak direnişi, işgal, zincirleme eylemleri vb. Avrupa’nın her alanında başlayan destek eylemleri, Yunanistan Konsoloslukları önündeki protestolar, diplomatik faaliyetler ve devrimci dostlarımızın verdiği destekle yürüttüğümüz kampanya yoldaşımızın özgürlüğüne kavuşmasında belirleyici olmuştur.
Hemen ardından 15 Şubat 2019 tarihinde Yunanistan’da düzmece gerekçelerle tutuklanarak Komotini Hapishanesi’ne konulan ATİK faaliyetçisi Abdullah Gürlek ve Özgür Gelecek çalışanı Vedat Yeler’le ilgili başlatılan özgürlük kampanyası da her iki kampanyanın birikimi ve tecrübesiyle yürütülmüş ve başarıya ulaşmıştır.
Bu kampanyada da Yunanistan’ın yanı sıra Avrupa’nın değişik alanlarında birbirini tamamlayan etkinlikler yapılmış, son noktada önemli bir katılımla mahkemeye gidilmiş, yoldaşlarımızın savunmaları ve kampanyamız sonucunda davanın politik yönü kabul edilmek zorunda kalınmıştır.
Sonuç Olarak
Beş yıla sığdırdığımız bu her biri kendisine özgü olan ve yoldaşlarımızı özgürlüklerine kavuşturmayı hedefleyen üç kampanya tabanımıza, çevremize büyük bir özgüven sağlamıştır. Kararlı olmak kampanyalarda tartışmasız bir yerde durmaktadır. Şimdi kendimizi daha güçlü hissetmeliyiz. Moralimizi kendi gücümüz ve çabamızla bir üst noktaya taşımış bulunuyoruz.
Yaralarımızı kendi çabamız ve olanaklarımızla, birbirimize yaslanarak, dayanışarak, birbirimize güvenerek ve el ele vererek sardık-sarıyoruz. Sözün özü, biraz övünmeyi hak ettik…
Şiarımız yönelimde sağlam adımlar atmak ve durmadan ileriye doğru yürümek olmalıdır. İdeolojik olarak kararlılık, örgütsel olarak sağlamlık, politikada derinlik ve mücadelede derinlik kazanmak için daha ileri gitmeliyiz.
Son Haberler
Sayfalar
Ճշմարտություն մարտիկներն են ապրում! Şervanên rastiyê dijîn! Hakikat savaşçıları yaşıyor!
Üzerinde yaşadığımız coğrafyada savaşlar, göç, hastalık, açlık hiç eksik olmamış aksine ivmesi her geçen gün hızla yükselmektedir. Bereketli topraklar paylaşım savaşında emperyalist haydutlar tarafından kan gölüne çevrilirken bütün acı, gözyaşı ve savaşın faturası en ağır biçimde burada yaşayan mazlum halklara ödetilmiştir/ödetilmektedir.
“İlk ölen biz olmalıyız”
Tarih okuması doğru yapıldığında öğretmen rolünü oynar. Gerçekliğe yaklaşım ne kadar objetif olmayı gerektiriyorsa, tarihe ve yaşananlara da objektif bakılıp doğru yaklaşıldıkça özgürlük yürüyüşü anlam ve güç kazanır. Tarihe ve gerçekliğe tek yanlı inkarcı bakış, ayağı topal yürüyüşe tek gözü kör insana benzer.
Direnmek yaşamaktır
Bu gün açlık grevinin 44.günü ...
Siriza hükümeti tarafından uluslararası hukuk çiğnenerek başına para ödülü konulup Türkiye'de kırmızı bültenle aranan devrimci Turgut Kaya geri verilme işkencesine karşı tutsak olarak tutulduğu Kordilos hapishanesinde bedenini açlığa yatırdığının bu gün 44. günü .
Turgut Kaya,tüm baskılara,zorbalığa,geri verilme işkencesine,ihanete karşın açlık grevi silahını namluya sürerek sürece yanıt oluyor.
O, Kaypakkaya'nın mücadelesini/direnişini örnek alan,bu doğrultuda mücadele verdiğini kanıtlayan bir devrimci.
''M. Usta’nın Anakronizmi'' Dediğiniz Yerde Aslında Kendinizi Anlatıyorsunuz!(Sidar Hanoglu)
7 Temmuz 2018 tarihinde ''Avrupa Haber Merkezi'' adlı sitede ''M. Usta’nın Anakronizmi'' başlıklı bir yazı yayınlandı. Bu yazı dikkatlice okunduğunda, yazı sahibinin bir tarihi dönemde yaşananları nasıl bu kadar ustaca çarpıtığına şaşmamak elde değil. Yalan söylemekte bir bir marifet her halde!
KİTLE ’de kaybolanlar ve SINIF
Kitle TDK’nin sitesinde şöyle tanımlanıyor:
‘Belirli işleviyle özellik gösteren büyük insan kalabalığı, kütle’
Kitlenin bizim için birinci anlamı, devrimci düşünüş, yaşayış tarzını yansıtmasıdır. Yakından uzağa sıralaması şöyledir. MLM’ler, Devrimciler, İlericiler vb.
Avrupa’da Faşizmin Ayak Sesleri
“Emperyalist Büyük Savaşa Doğru”1 yazı dizisinde ele almıştım. Dünya genelinde hızla bir gericileşme yaşandığını ve bu gericileşmenin AB ülkelerini de içine aldığını yazmıştım. Bu aynı zamanda emperyalist savaş hazırlığının bir göstergesi olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Ve Türkiye’deki gelişmelerin ve uzun yıllardır islamcı-faşist bir yönetimin iktidarda tutulmasınında bu gelişmelerden ayrı ele alınamayacağı saptamasında bulunmuştum.
Ateşin Yobaz Elinde Sınanışı Unut/MADIMAK/lımda
25 yıl önce insanlık dışı gerici, şeriatçı, faşist güruhlarca tutuşturulan insanlık ve Madımak Oteli halen yanmaya devam ediyor. 2 Temmuz 1993’te 33 Can, 33 fidan, 33 aydın, yazar, şair ve genci yitirdi bu ülke toprakları. Madımak’tan yükselen çığlıklar ve dumanlar ülkenin dört bir yanından duyulur ve görülür oldu.. Ancak gerçekleşmeyen adalet sebebiyledir ki, sadece Madımak’tan değil, bu ülke coğrafyasının her karışından dumanlar tütmeye, çığlıklar gelmeye devam ediyor..
Rojava’dan bir Partizan okuru “Katliam ve soykırım ancak halkların birleşik özgürlük mücadelesi ile son bulur!”
Tarihte yaşanmış bazı acı dolu olaylar vardır, yıl dönümleriyle sınırlı bir gün olarak anılamaz, olayın gerçekleştiği şehirle hatırlanamaz tek başına. Dersim, Maraş, Sivas katliamları sadece mekan olarak değil, dinmeyen acıların tarihe mal olduğu yerler olarak hafızalarımıza kazınmıştır.
Nasıl kazanmış olursa olsun AKP meşru değildir, tanımıyoruz!
24 Haziran 2018 tarihinde yapılan baskın seçimde AKP ve MHP’nin oluşturduğu “cumhur ittifakı” Erdoğan’ı “Türk tipi başkanlığa” taşırken, AKP, hedeflediği milletvekili çoğunluğunu elde edemedi. MHP eliyle erken seçim kararının alınması, kuşkusuz bir tesadüf değildi. Bu, önceden planlanmış ve gündeme getirilmişti. Efrin işgalinin “zafer” rüzgarını arkasına alan AKP’nin bu fırsatı 24 Haziran’a taşımak istediği bilinen bir senaryoydu. OHAL’in uzatılması, tutuklamalar ve HDP milletvekilliklerinin arka arkaya düşürülmesi bu oyunun birer parçasını oluşturuyordu.
“Kasketlinin ifadeleriyle önümüzde çetin ama şanlı mücadele günleri var, hazırlanalım!”
24 Haziran seçimleri sonuçlandı. Seçim sonuçları özellikle CHP’nin başını çektiği hakim sınıf partilerinde büyük bir moral bozukluğu yaratmış görünüyor. Seçimlerin en azından ikinci tura kalması beklentisiyle gidilen seçimlerde elde ettiği sonucu kabullenerek yoluna devam eden bu hakim sınıf partisinde bu durumun yeni tartışmalara yol açacağı görünüyor. AKP’de ise R.