G20 Zirvesine karşı kitleler sokaktaydı
G20 Zirvesi ile emperyalistler ve bazı bölge müttefikleriyle beraber bu sefer Hamburg’da bir araya geldiler. Gündemlerinden birini dünya halklarının sömürüsü ve sistemin kemikleşmiş sorunlarının faturasını dünya halklarına çıkarmak oluştururken; diğerini pazarların yeniden paylaşımı ve uluslararası jeopolitik ve jeostratejik alanlar oluşturuyordu. Külfeti devamlı halklara çıkarılan bu sorunların emekçi sınıflar üzerinde yarattığı katmerli baskı ve yaptırım artık emperyalist ülkelerde bile üst boyutlara tırmanmıştır. Bu durum kendisini Avrupa’nın en gelişmiş ülkesi Almanya’da bile geçerlidir. Nitekim sistemin kronikleşen sorunlarının gün be gün yüklendiği Alman işçi sınıfı ve gençlik duydukları rahatsızlığı ve öfkeyi Hamburg’taki G20 Zirvesi’nde gösterirler. Bunu zirvede bir araya gelen dünya tekelci burjuvazisine iletirler.
Almanya’da Durum
Emperyalist aşamadaki uluslararası kapitalizmin ürettiği sorunlar çözüme kavuşmuyor. Mevcut sistemin bağrında oluşan çelişkiler giderek daha derinleşiyor ve müzmin bir hal alıyor. Bunun faturası da uluslararası proleterya ve dünya halklarına çıkarılıyor. Bu durum Almanya açısından da geçerlidir. İkinci Dünya Savaşı’yla yıkıma uğrayan ve tahrip olan uluslararası kapitalizmin ABD öncülüğünde yeniden inşası sonucu girilen istikrarlı süreç, 1973-’74 kriziyle giderek yerini istikrarsız sürece bırakır.
1970’lerin ortalarında neoliberalizm yaftasıyla dünya ekonomik, sosyal ve siyasal olarak yeni bir sürece sokulur. Çünkü kapitalizmin yasası sonucu gelişen üretici güçler beraberinde üretimde toplumsallaşma ve merkezileşmeyi geliştirmiş, ama sömürüye dayalı mülkiyet biçimi muhafaza edilmiştir. Bu da, giderek artan nispi artı-değer ve mutlak artı-değer sömürüsü sonucu üretilen metanın, üretildiği oranda tüketilemeyip elde kalmasını beraberinde getirir. Bu durum sistemi giderek aşırı-üretim sürecine kanalize eder. Krize tekabül eden aşırı-üretim geliştikçe, sermaye borsa piyasalarına kayar ve sanal sermaye halini alır. Böylece aşırı-üretim beraberinde, mali krizi getirir. Bu süreç 1990’lı yılların ikinci yarısıyla ivme kazanır ve iki binli yıllarda kronik boyutlara tırmanır. Öyle ki giderilemeyen aşırı-üretim ve mali kriz kendi içinde yeni krizler üretir. 2008 yılındaki patlamayla Mortgage krizi gerçekleşir. Bu kriz 1929-’33 Şikago krizinden sonra olan asrın krizi olarak değerlendirilir. Bu kriz ile uluslararası kapitalizmin mevcut durumu iyice açığa çıkmıştır. Ve bu krizin faturası uluslararası işçi sınıfına ve dünya halklarına çıkarılır.
Kapitalizmin bu süreci Almanya’da da yaşanmıştır. Bunun sonucu Almanya’da da esnek üretim biçimi ve esnek para politikası yaftasıyla yeni yasalar çıkarılır ve yürürlüğe konur. Bunun sonucu geçmişte yürürlükte olan süresiz iş sözleşmesi zorunluluğu kaldırılmıştır. Sözleşme patronun inisiyatifine bırakılır. Ayrıca patrona işten çıkartma yetkisi verilir. İşveren işçiyi istediği zaman işten çıkarır. Ve uygulamaya konan kiralık işçilerin işten çıkarılmasında işsizlik parası ödenmez. Çıkarılan Harz I, II, III, IV yasaları ile işsizlik paraları alt seviyelere çekilir. 55 yaşına kadar olanların işsizlik parası 32 aydan 12 aya, 55 yaşından yüksek olanların ise 18 aya düşürülür. Belirlenen süre içerisinde iş bulamayanların maaşı daha düşürülerek sosyal yardım seviyelerine indirilir. Ayrıca emeklilik yaşı erkeklerde 67’ye, kadınlarda 65’e çıkarılır ve maaşları yüzde 6 ile yüzde 10 arası düşürülür. Ayrıca 2017’deki uygulamaya göre Almanya’da saat başı asgari ücret 8,5 E. Asgari brüt aylıktan kesintiler sonucu işçinin elinde kalan para 900 E civarındadır. Çalışanlara ve sendikacılara göre Almanya koşullarında bu aylık yetersizdir. Ayrıca daha birçok sosyal haklara giderek el konulur...
Almanya’da taşeron firma ve taşeron işçi sayısı giderek artar. Resmi rakamlara göre Almanya’da işçi kiralayan firma sayısı resmi rakamlara göre 50 bin 300’ü bulmuştur. Bu taşeron firmalar aracılığıyla günde ortalama 1 milyona yakın işçi firmalara kiralanıyor. Bu işçilere ödenen ücret taşeron firmalar üzerinden ödenir. Çalıştıkları işyerleri işçileri muhatap almaz. Ve ücretlerinin yarısı muhatap alınan taşeron firmalara ödenir. Böylece çifte sömürüye maruz kalırlar. Kiralık işçilere ödenen ücret miktarı kadrolu işçilere kıyasla yüzde 43 ile yüzde 60 arası daha azdır. Çıkarılan yasalar ile işçiler 1, 3, 6 ay gibi sürelerle çalıştırılıyorlar. Sözleşmeler en fazla 18 aya çıkarılır. 18 ay sonrası ücretlerinin artırılmaması için genelde işten çıkarılırlar ve yerlerine başka kiralık (taşeron) işçi alınır. Bu kiralık işçilerin iş teklifini reddetme hakları yoktur. Reddettikleri takdirde işsizlik ve sosyal yardım parası ilkinde yüzde 30, ikincisinde yüzde 60, üçüncüsünde tümden kesilir.
Ayrıca kiralık işçilere her gün yarım saat fazladan mesai yaptırılır. Ve fazla mesai saat havuzu denen yerde toplanır. 70 saat dolduktan sonra artan para mesai olarak ödenir. Böylece hastalık, iş yokluğu, izin, çalışamama durumlarında ödeme bu havuzdan yapılır. Ve taşeron firma kayba uğramaz. Son yıllarda diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Almanya’da da kiralık işçi sayısı hızla artmaktadır.
Ayrıca Almanya’da da işsizlik artmaktadır. Almanya’nın işçi potansiyeli 40 milyon civarındadır. Resmi rakamlara göre Almanya’da işsizlik oranı bu yaz mevsiminde yüzde 5.7’dir. İşsizlerin sayısı resmi kurumlara yapılan başvurulara göre hesaplanır. Oysa resmi kurumlara yapılan başvuru dışında olanlarla işsiz sayısının miktarı daha yüksektir. Ayrıca taşeron ve mevsimlik işçiler gibi gizli işsizler de resmi kaynaklar nezdinde işsiz sayılmazlar. Oysa onlar da işsiz statüsünde yer alırlar. Kısacası Alman devleti de doğası gereği, -diğer devletler gibi- işsiz sayısını düşük gösterir. Dolayısıyla işsiz sayısı ve işsiz oranı resmi rakamların hayli üstündedir.
Bu durum Alman kapitalizminin sosyal pratiğinde daha net görülür. Gelişen teknoloji(üretici güçlerin gelişmesi) ile emek gücü üretimde daha üretken olurken, üretimde yer alan işçi sayısı düşüşe geçer. Artık bu durum günümüz konjonktüründe gelişen teknoloji ile, muhafaza edilen mülkiyet biçimi arasındaki çelişkinin böylesine derinleşmesi, süresiz işsizlikte katalizör rol oynamaktadır. Günümüz uluslararası kapitalizmin bu formasyonu bu çelişkiyi Almanya’da da yaratmaktadır. Bunun sonucu Almanya’daki kapitalizm yeniden üretim sürecinde kapasitesinin altına düşmektedir. Bu durum Almanya’da da kapitalizmi yapısal bir sorun olan resesyon sürecine sokmuş, üretimin düşmesine ve işsizliğin yükselmesine neden teşkil eden tarihsel minvale doğru yol aldırmıştır.
Öyle ki neoliberalizm ile uygulamaya konan esnek üretim biçimi ve esnek para politikası uluslararası kapitalizmin sorunlarını ve çelişkilerine çözüm teşkil etmediği gibi, daha üst boyutlara tırmandırmıştır. Bu durum Almanya için de geçerlidir. Bunun sonucu:
a) Birçok firma kapanır. Ve birçok firma başka ülkelere taşınır.
b) Fabrikalarda ve diğer işyerlerinde çalışan işçi sayısı azalır. İşsizlik giderek artar.
c) İşçi ücretleri düşürülür, sosyal haklar giderek budanır.
Kabaca uluslararası kapitalizmin bir parçası olan Almanya’nın mevcut durumu budur. Bu durum elbette ki sınıf çelişkilerine ve emekçi kitlelere de yansımaktadır...
G20 Zirvesi’ne Karşı Kitleler Hamburg Mevzilerinde Yerlerini Alırlar...
Dünyayı ekonomik, siyasi ve sosyal alanda kendilerine bağımlı kılan emperyalist devletler G20 zirvesinde, kendilerine bağımlı kıldıkları bazı devlet temsilcilerinin de katılımıyla Hamburg’ta bir araya geldiler. Neoliberalizm sürecinde uyguladıkları ekonomik, mali, sosyal, siyasal, kültürel alandaki uygulamalar sorunları çözmediği gibi, daha üst boyutlara tırmandırır. Bu sorunların külfeti de devamlı emekçi kesimlere yüklenmiştir. Tarihsel olarak temelleri giderek sarsılan ve iç yapısı giderek pörsüyen uluslararası finans kapitalin temsilcileri, G20’de yine dünya halklarının sömürüsünü ve reva gördükleri baskı ve tahakkümü gündemlerine alırlar. Ama uluslararası sistem “çözüm” üretemediği gibi cılkı iyice çıkmış sorunları tekrar emekçilere ve halklara mal ettiğinde, artık karşılarında giderek radikalleşen yığınları bulurlar. Artık en gelişmiş ve emperyalist aşamadaki ülkelerin emekçi kesimleri ve gençlik yığınları bu tarz eylemlerle sokaklara çıkıyorlar. Bu ülkelerin kitleleri geçmişe kıyasla artık daha radikal bir ruh haletiyle meydanlarda yer alıyorlar...
Nitekim Hamburg’ta da kapitalizme karşı tepki ve öfkelerini dile getiren kitleler, gerici sisteme karşı mücadele alanlarındaki yerlerini aldılar. 100 bini aşkın kitle Hamburg’un sokaklarına ve meydanlarına çıkarak uluslararası tekelci burjuvaziye bulundukları yeri dar ettiler. Finans kapitalizmin temsilcilerini bir araya geldikleri dar alanlara hapsettiler. Emperyalizme ve bağımlı devletlere olan öfkelerini onların burnu dibinde yüzlerine kustular. Onların bulunduğu şehirde sisteme karşı nasıl tavır aldıklarını gösterdiler. Böylece kapitalizmin doruğa çıkan sömürüsüne karşı tavırlarını pratikte gösterdiler.
Artık tekelci kapitalizm kitleler nezdinde giderek ümit olmaktan çıkıyor. Emekçi yığınlar ve toplumun en dinamik kesimini oluşturan gençler mevcut sistemden artık medet ummuyorlar. Oluşan sorunların türediği yapıyı daha iyi görüyorlar. Tarihsel olarak sınıf mücadelesi inişler-çıkışlar gösterir. Artık emperyalist ülkelerde de sınıf çelişkilerinin giderek daha keskin boyutlara tırmandığı tarihi bir evreye doğru yol aldığımız gözleniyor. Nitekim işçi sınıfı ve tüm emekçi yığınların ileri kesimleri giderek bizzat yaşadıkları deney ve tecrübelerle yer aldıkları düzeni daha net görüyorlar, daha iyi tanıyorlar. Sosyal pratikten edindikleri tecrübe ve öfke kitleleri daha ileri hatta doğru seferber eder. İçlerinde ileri olan kesimler bu minvalde öne çıkarlar. Bunun sonucudur ki, Hamburg’ta meydanlara toplanan yığınlar G20 Zirvesi’ne karşı anti-kapitalist mevziler oluşturmuşlardır... Elbette ki bu gösteriler sınıf bilinçli bir öznel gücün önderliğinden yoksun harekettir. İçinde belirli devrimci yapıların yer aldığı bir hareket olmakla birlikte, sonuçta kapitalizmin yıkıcılığına ve artan sömürüsüne karşı olan kitlesel eylemlerdi. Uluslararası kapitalizmin günümüz konjonktürü kitleleri böylesi bir minvale yöneltiyor. Nitekim Hamburg’ta yapılan G20 Zirvesine karşı sayıları 100 bini aşan kitleleri sokağa dökülmüştür..
Verilen bilgilere göre gösteriye katılmak isteyen ve Hamburg dışından giden kesimlerin bir bölümünün önü polis tarafından kesilmiş ve alana alınmamıştır. Almanya hükümeti haftalar-aylar öncesinden önlemlerini almış, en teknolojik silah, araç, gereç ve saldırı unsurlarıyla donattığı 20 bin polisi meydana yığarak kitlelerin üzerine salmıştır. Tüm bu saldırılara karşın kitleler meydanlardaki yerlerini alırlar. Saldırılara karşı gösterdikleri direnişle yanıt vermişlerdir. Hatta polis saldırıları yığınları birbirine daha kenetlemiş, birbirine sahip çıkmış, güçlerini daha birleştirmiş ve saldırılara karşı topyekun karşılık vermişlerdir. Bu direniş ve eylemler daha 7-8 Temmuz’dan evvel başlamış ve 4-5 gün sürmüştür. Böylece Tekelci burjuvazinin temsilcilerine yapılan bu direnişle gereken mesaj iletilmiştir.
Aslında bu zirve mevcut uluslararası sistemin içinde bulunduğu durumu gözler önüne sermiştir. Bir taraftan birbirlerine rakip olan emperyalist devletlerin temsilcileri, ortak paydada kararlar alamadıkları gibi, birbirlerine karşı daha kutuplaşmışlardır. Diğer taraftan, miadını giderek tamamlayan sistemin sorunlarına düzen içi de olsa çözümler ve kararlar alamamışlardır.
G20 Zirvesi can çekişen emperyalist sistemin iflasıdır.
Uluslararası proletaryanın ve halkların mücadelesi eninde sonunda emperyalizmi ve uşaklarını tarihin mezarlığına gömecektir. Tarihsel materyalizmin evrimi bunun göstergesidir.
Burada sorun nesnel sürece müdahale edecek öznel gücün yığınları kucaklayarak maddi bir güç halini almasıdır.
Hamburg’taki Zirve, bu öznel eksikliği gösterdiği gibi, bunun nesnel koşullarının da giderek olgunlaştığını gösteriyor...
Son Haberler
Sayfalar
KALIN!
Nereye gidiyorsunuz?
Daha karpuz kesecektik.
Rüya son bulurken
Aşağıda sizi bekliyorduk.
Siyasete hâkim olan partiniz
Artık sizi taşıyamıyor mu?
Komprador ve Emperyalistler
Zincirinizi kısaltmaya mı karar vermiş.
İçinizden birkaç Komprador çıkarabildiğiniz için
Kendinizi mutlu sayarak teselli bulabilirsiniz.
Yediklerinizi bal(dindarlık)
İçtiklerinizi kaymak (milliyetçilik)
Sayabilirsiniz.
Ama halkın bedduası tarih boyunca hep tutmuştur.
Kursağınıza dizilir boğulursunuz.
Lütfen KALIN!
NUBAR OZANYAN ÖLÜMSÜZDÜR | Orhan anısına: Hayalini kurduğumuz dünyaya seni taşıyacağız!
Okşayıp okşayıp geçiyoruz birbirimizi
Nasıl mı?
Tabi ki kanatlarımızla.
Aynı kandanız çünkü.
Uzaktan da olsa
Birbirimize değdikçe
Anlıyoruz...
(Maria Rilke)
...
Ulusal Sorun
Ulusal sorun konusunda çözümlemeli onlarca yazı bulabilirsiniz. Literatürden alınan(aslında dogmaya indirgenen)onlarca metin. Egemen sınıfların ne istediği ile ezilen ulusun çilesi karıştırılıp boca haline getirildikten sonra, sorunu nesnel tarihsel ve sınıfsal bağından koparmak işi de hallolduysa geriye görev babında aslında bir şey kalmıyor.
Suriye küçük,ama pasta büyük
Suriye, yüzölçümü küçük olan bir ülke. Yeryüzünün bu küçük toprak parçası için bir dünya savaşı çıkarılır mı diye sorulabilir? Ya da emperyalist sistemin işleyişine “akıl-sır” erdiremeyenler için, çok anlamsız gelebilr. Ancak, emperyalistler açısından hiçte sorun böyle değil. Evet, toprak küçük, ama pasta çok çok büyük. Akdeniz’e açılan, üzerinden Suudi Arabistan, Katar, Irak doğal gaz ve petrollerinin borularla Akdeniz’den Avrupa’ya ulaştırılması planlanan bir yer. Ve elbette Suriye’nin kendi petroli de söz konusu.
Kripto paranın Ekonomi Politiği-I
Bu makale, günümüz klasik para olgusunun ve mevcut sistemin tarihsel oluşumunu, gelişmesini, döngüsünü ve mantığını özetlemeye çalışmakla kalmayacak, geleceği şekillendirecek, sistemleri ve yaşamı değiştirecek kripto paraların dünyayı nasıl değiştireceğine de dikkat çekmeye çalışacak. Şüphesiz ki, eksik tonlarca yan kalacaktır. Kapitalist iktisat ekonomisi üzerine yüzyıllardır binlerce kitap yazılırken bizim bunu eksiksiz olarak bir makalede sunmamız zaten gerçekliğe aykırı olurdu.
Kuzeyde Partiler Geride,Ulusal Birlik İleride(2)-Dursun Ali Küçük
*Ulusal brilik ve Ulusal kongre taleplerini iyiniyetlice epeydir yazıyorum...
Görülüyor ki, iyiniyet ve istemek yetmiyor. Birde partiler sıkıştıklarında “birlik” demeleri insanı çıldırtıyor.
Kaç kongre kaç parlamento ve mecilis kurup ve dağıtttık...
KNK-Kürdistan Ulusal Kongresi toplantılar ve konuşmalar dışında pratik öncülük vb yapmadı. Hep işlevsiz kaldı.
DTK ne iş yapıyor hala anlamış değilim. Bana göre pratik hiç bir işlevi yoktur.
Buna benzer örnekler çoğaltılabilir.
Rojava Kürtlerinin Düğümü….-Dursun Ali Küçük
*Suriye egemen bir devlet eğildir…
Rusya ve İran hatta Türkiye Suriyenin birliği ve egemenliğinden sözediyorlar…
Ama her üçüde Suriye ye belli ölçüde yerleşmiş. Kendileri de Suriye’yi paylaşıyorlar.
Suriye 3 parçadır.
-Fıratın batısı Rusya ve İran TC ye bırakmıştır. Efrin ile bunu tamamlamaya çalışıyorlar. TC deki üçlü toplantıda Tel Rıfat’ı Rusya-İran ve Rusya ortak yürütecek deniyor.
-Şam, halep ve Fıratın doğusu Deyrezor’a uzanan hatta İran, Rusya ve Rejim güçleri kontrol ediyor..
Emperyalist Savaşın Esas Akım Haline Gelmesi -4
“Emperyalist Büyük Savaşa Doğru” yazı dizisinin bu son bölümü olacak. Aslında yazılacak daha çok şey var. Ancak genel hatlarıyla ortaya konulan veriler ve teroik argümanlar, içinde bulunduğumuz sürecin gidişatını genel hatlarıyla ortaya koyduğuna inanıyorum.
Böyle gitmez
Bir önceki yazımda birlik sorunun ‘sınıf bilinci’ ile ilişkisine değinmiştim.Tarihsel görevlerimizi yerine getirebilmek adına bunun zorunluluk olduğunu söylemiştim.Konuştuğum Maoistlerin söylediği şu:
Tarihsel görevimizi biliyoruz.Ancak birlik sorununun sınıfsal niteliğinin koşulları doğru değerlendirilemez ise bu eski pilavı ısıtmaktan başka bir anlam taşımayacaktır.Teorik açıklamaları görüyorsun.Bir rüzgar var,durgunluktan çıkmak adına popüler akıma kapılan Kaypakkayacılar var.Yeni adına çizgiyi yenileme adına burjuva akıma kapılanlar var.
Yaşamak için, ölmek zorundasın!
Aydınlanma yıkıcı bir süreçtir. Daha iyi ya da daha mutlu olmakla ilgisi yoktur. Aydınlanma, sahteliğin un ufak olmasıdır. Oyunlardan oluşan ön cephenin arkasını görmektir. Doğru olduğunu sandığımız, her şeyin kökünden yok edilmesidir.
Devrimcilik (Aydınlanma), parkta yapılan bir yürüyüş değil, cehennemde bir yolculuktur. El üstünde tuttuğumuz tüm inançlarımızın ve kendimizle ilgili bütün düşüncelerimizin alaşağı edilmesidir. Başka yolu yoktur.