Cuma Ekim 16, 2026

„Dijitalleşme“ Kitabım Üzerine

Kitabın konusu, işçi sınıfının nicel ve nitel varlığıyla doğrudan ilgilidir. Özellikle üretim sürecinde dijitalleşmenin artmasıyla, işçi sınıfının sınıfsal niteliğine yönelik ciddi saldırılar gelmeye başladı. İşçi sınıfının ortadan kalkacağı, burjuvazinin, ücretli iş gücü sistemi olmadan, salt makineler üzerinden artı-değer elde edeceği gibi, doğrudan kapitalist sistemi var eden temel olgular yok sayılmaya başlandı.

Yani, artı-değerin kaynağı canlı emek yerine “makine” kondu. İşçi sınıfının giderek azalacağı ve burjuvazinin artık işçi sınıfına gereksinimi kalmadığı yüksek sesle savunulmaya başlandı. Bu tür argümanlar 1960'larda liberal burjuvazi tarafından ileri sürülmüştü. Ancak, son yıllarda kendine “sol” diyen bir çok çevre de bu liberal karşı saldırıya katılmaya başladı.

Bu bağlamda, kitap esas olarak, birbirine bağlı 3 konuyu inceliyor.

Birincisi: Artı-değerin kaynağı. İkincisi: Kapitalist üretimin artmasına karşılık işçi sınıfı mutlak olarak azalıyor mu? Üçüncüsü: Kapitalizmin iş gücünü (işçi) üretemez eğilimi içine girdiği. Dördüncüsü: Kapitalizmin geleceğinin olmadığı ve bu yüzyılı çıkaramayacağı.

Birinci soruya, kitapta kısaca şöyle cevap veriyor:

“... artı-değerin kaynağı makineler değil canlı emektir. Yani, üretim alanındaki işçidir. Makineler işçinin üretimini hızlandırır, yoğunlaştırır, gerekli çalışma zamanını azaltıp, artı-çalışma zamanını çoğaltır ve çalışma süresini uzatır. Ancak, makineler, işçi olmadan, işçinin kullanımında olmadan artı-değer üretemez. Burjuvazinin sermayesinin kaynağı artı-değerdir ve artı-değeri ise canlı emek (işçi) üretir.” (S.12)

Benim görüşlerimin kaynağı başta Marks-Engels olmak üzerei, Lenin, Stalin ve Mao'dur. Benim referans kaynaklarım bunlardır. Bazı sol liberaller, Marks-Lenin çok eskilerde kaldı deslerde, Marksizm bir doğma değil eylem kılavuzudur ve günümüzün açıklamaları ve çözümlemeleri yine ML dünya görüşü temelinde olabilir. Bilimsel yaklaşım budur.

“Kapitalist daha fazla kar elde etmek için işçiyi işten çıkarma yolunu seçer. Ya da kriz dönemlerinde işten çıkarmalar artar. İşten çıkarılan işçinin yerine makine koymasına karşın, işverenin karı artmaz, tersine azalır. Daha doğrusu kar oranı düşer. Makineler (günümüzde robot ya da yüksek düzeyde dijitalleşme) işçinin yerini alabilir, ancak işverenin esas amacı olan ve de sermaye birikiminin sağlayacak artı-değer gerçekleşmez. Bu durum, kapitalisti canlı emeksiz kapitalist yapmaya yetmez. Bir başka söylemle; ortada kapitalizmi sürdürecek ekonomik ilişkiler kalmaz ve ilişki biçimi nitelik değiştirir.”(S.13)

ve hemen devam eder:

“Toplamda işçi sayısı azalmasada, makineleşmenin yoğun olduğu yerde işçi sayısında nispi azalma görülür. İşçi sayısı verileri, sermayenin artışına göre nispi, ama sayısal olarak mutlak artışı, net olarak göstermektedir. Kapitalistler işçi sayısının azaltılmasından doğan artı-değer oranı eksikliğini, iş gününü uzatarak giderme eğilimi içine girerler.” (S.13)

Marx, 1848 yılında Neue Rheinische Zeitung'da Ücret ve Sermaye üzerine yazdığı makalede şöyle der:

“Sermaye, sadece emek gücü karşılığında değiştirilmek süretiyle, sadece ücretli emeği yaratması süretiyle artırılabilir. Ücretli işçinin emek gücü, sermaye ile, ancak sermayeyi artırarak, kölesi olduğu gücü kuvvetlendirerek değiştirebilir. O halde, sermayenin artması demek, proletaryanın artması, yani işçi sınıfının artması demektir.” (Marx-Engels, Werke 6, S.410, Dietz Verlag Berlin 1970)

Günümüz de Marx'ın bu görüşleri daha net olarak görülebilmektedir. İşçi sınıfının sayısı azalmıyor, tersine mutlak olarak artıyor. Bütün istatistiki veriler bunu doğrulamaktadır.

“... Makine daha önce işgücüne yatırılmış bulunan değişen sermayeyi, değişmeyen sermayeye olan makineye dönüştürdüğü için artı-değer üretmez.”1

Marx, burada, makinelerin neden artı değer üretemeyeceğini ve üretmediğini net olarak ortaya koymaktadır. Makineler artı-değer üretimini artırma aracıdır. Ama canlı emek olmadan makine tek başına artı-değer üretemez.

Burjuva liberaller ve sol liberaller, metalara değerin nereden geldiğinin de özünü saptırmaktadırlar. Marx, bunu da özlü olarak anlatır:

““... değerin özünü teşkil eden emek, türdeş insan emeğidir, bir biçimli (üniform) işgücü harcamasıdır.”2 (S.21)

Makineler canlı emeğin yerini aldığında, toplumsal yapıda da buna uygun temel değişimler olacaktır. Ortada artı-değer ya da daha yalın söylemle işçi sömürüsü olmayacağı için işçi sömürüsü üzerine kurulu kapitalist sistemin varolmayacağı açıktır. (S.29)

“Fabrika sisteminin gelişmesi, sermayenin gittikçe büyüyen kısmını, bir yandan değerinin sürekli olarak kendisinin büyütebileceği, öte yandan da, canlı emekle ilişkisini kopardığı anda hem kullanım-değerini ve hem de değişim değerini yitireceği bir şekle sokar.”3

İşçinin bütünüyle üretim süreci dışına çıkması olası mıdır? Üretim sürecinin düzenleyicisi ve denetleyicisi olarak elbette olasıdır. Üretici güçlerin devasa (yüksek düzeyde dijitalleşme) gelişmesi ve üretim sürecinin bütünüyle makineleşmesi, kaçınılmaz olarak işçiyi de üretim sürecinin dışına itecektir. İşçi (insan) burada, kapitalist üretim sürecinde olduğu gibi artı-değer üreten bir emekçi olmayıp, salt “denetleyici ve düzenleyici” olarak yer alacaktır.(S. 29)

Marx, Grundrisse’de, canlı emeğin (işgücü) üretim sürecinden çıkışını açıklamıştır.

“Canlı emeğin nesneleşmiş emek (makineler-YK-) karşılığında değişimi; yani toplumsal emeğin sermaye ve ücretli emek karşıtlığı halinde konumu –değer ilişkisinin ve değere dayalı üretimin son gelişmesidir.”4

“Değer ilişkisi”nin ortadan kalktığı toplumsal gelişmenin bu aşamasında, kapitalist toplumdan değil, komünist toplumdan sözedilebilir. Ve işçi üretim sürecinin denetleyicisi ve düzenleyicisi olur.

Sermayenin Birikim Süreci Proletaryanın Artış Sürecidir

Sermaye olmadan işçi olmaz, işçi olmadan sermaye olmaz ve sermayenin büyümesine koşut olarak işçi nüfusu da mutlak bir biçimde artar. Sermayenin artış oranıyla işçi nüfusunun artış oranı elbette aynı oranda olmaz, sermaye birikim oranına göre işçi nüfusunun nispi azalmasına karşılık, gerçekte ise mutlak olarak bir artış gösterir. Sermaye mülksüzleştirdiği bütün insanları işçi olarak kendine bağımlı hale getirir. Mülksüzleştirilenler, üretim araçlarından yoksunlaştırılanlar, kaçınılmaz olarak sermayenin emri altına girer. Ancak sermaye, hepsini istihdam edemez, belli bir kısmını yedek nüfus olarak cephe gerisinde tutar. Bu, sermayenin birikimi için olmazsa olmaz kapitalist üretim süreci olgusudur.

Makineleşmenin hızlanması ve üretim sürecinde yoğunlaşmasına bağlı olarak işsizlik artmasına karşın, işçi sayısında da mutlak olarak bir artış vardır. Sermaye birikimi işçinin artı-değeri olduğu için ne kadar fazla işçi çalıştırıyorsa kapitalist o kadar fazla artı-değer elde eder. Bu nedenle de işçi çıkarmasına karşın aynı zamanda işçi çalıştırmak zorundadır. Kapitalist üretimin çelişmeli diyalektiğidir bu.(S.34)

“... iş bölümünün daha yüksek düzeylere ulaşması sonucu işçi sınıfının büyümesi eğilimi söz konusudur. Sadece doğrudan üretim yapan işçilerin sayısı göreli olarak azalmakta, ama aynı zamanda kontrol, bakım ve üretimin sürdürülmesi için gereken diğer görevlerle uğraşan işçilerin sayısı da artmaktadır. ‘Hizmet sektörü’nün bütün meslek grupları, çoğunlukla ya dar ya da geniş anlamda işçi sınıfına dahildirler. Azınlıkta kalan bir kesim ise küçük-burjuva ara tabakalara dahildir. Tüm toplumun sanayileşme yolunda gelişimini yaşamaktayız.”5 (Stefan Engel-2005, 118, aç YK)

İşçi sınıfının sayısı azalmıyor, tersine artmaya devam ediyor. Örneğin OECD ülkelerinde 2009 yılında toplam 332,5 milyon işçi istihdam edilirken, bu sayı 2018 yılında 351,7 milyona çıkıyor. 2009 yılında AB (İngiltere dahil) toplam 131,4 milyon işçi istihdam edilirken, 2018 yılında 133,2 milyona çıkıyor. Türkiye'de 2009-2019 arasında çalışan sayısında 9 milyon bir artış sözkonusudur.

G7 ülkelerinde 2009-2018 arasında çalışan sayısı 199,2 milyondan 201,6 milyona çıkmıştır.

2015 yılı 100 olarak ele alındığında, 2018 yılında sanayi sektöründe çalışanların endeksi 104.4’e yükselmiştir. Bu sektörde toplam (OECD) çalışan sayısı ise 133 milyon 335 bin kadardır. Oysa, 2015 yılında bu sayı 127 milyon 674 kadardı.

Marx’ın “sermayenin artması işçi sınıfının artması” belirlemesi, dün olduğu gibi bugün de geçerlidir. İşçi sınıfının sayısının büyümesi, rastlantısal olmayıp kapitalist sermayenin büyüme yasasıyla doğru orantılı olarak gelişmektedir.

OECD ülkelerinde 2019'da çalışanların 15-64 arası nüfusa oranı %68,8 iken 2023'ün ikinci çeyreğinde %70,1'e çıkıyor. 6 Örneğin Almanya'da 2018 Auğustos'unda çalışanların sayısı 44,7 milyon iken 2023 Agustos'unda 45,8 milyona çıkmıştır.7 Beş yıl içinde yaklaşık bir milyonun üzerinde çalışanlarda artış vardır. Çalışan ihtiyacı dışardan göç alarak giderilmeye çalışılıyor. Almanya'da istihdam edilenlerin çalışabilir nüfusa oranı %76,9 gibi (OECD ortalamasından yaklaşık %7 büyük) yüksek bir rakam. Buna rağmen Alman burjuvazisi büyük bir istihdam eksikliğinden söz ediyor.

Bu da gösteriyor ki, üretim sürecinde dijitalleşmenin artmasına karşın, bütün gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkelerde işçi açığı var ve kapitalizm iş gücü üretemez eğilimi içine girmiştir.

Kapitalizmin bu eğilimini, ilk defa ben, bu çalışmamda tesbit ettim. Bunu bütün emperyalist ülkelerdeki işgücü açığını verilerle ortaya koydum ve Çin gibi bir ülke bile dışardan işgücü almakla karşı karşıya kalmış, yasalarını buna göre yendien düzenliyor. İtalya'nın faşist Meloni başkanlığındaki hükümeti, tüm göçmen düşmanlığı polşitikasına karrşın acilen 425 bin işçiye ihtiyacı olduğunu ve bunun için özel yasa çıkardılar.

Almanya, ABD, Japonya, Çin, Fransa, İtalya, Kanada ve daha bir çok emperyalist ülklenin ciddi işgücü açığı var ve üstelik yakın bir süreçte 2. dünya savaşı gibi bir savaş yaşamadıkları halde iş gücü açığını kapatamıyorlar. Her toplumsal üretim biçimi kendi nüfus yasasınıda üretir. Ancak gelinen süreçte kapitalizmin nüfus yasası da krize girmiştir.

Papaz Malthus'un “nüfus teorisi” hiç bir zaman kapitalizm için uygun olmamıştır. Kapitalizm derinlemesine ve enlemesine gelişiyor, her geçen gün üretim artıyor, ancak nüfus aynı oranda artmadığı gibi tersi bir eğilim içine girerek düşüşe geçmiştir. Yoksulların imha edilerek nüfusu dengelemeyi savunan papaz, ekonominin matematik (1, 2, 3, 4, 5..) olarak büyüdüğünü nüfusun ise geometrik (1 x 2 x 4 x 16 x 256 x...) olarak büyüdüğünü ileri sürmüştü. Şimdi tersi desek yeridir.

Bunun anlamı, kapitalizmin doğayı ve işçi sınıfını ve elbette, genel anlamda, insanlığı tahrip ettiğinin bir göstergesidir. İşgücünün üretilemez oluşu kapitalizmin bir eğilimidir. Önümüzdeki günlerde ciddi krizlere yol açacağa benzemektedir.

1 Marx-Engels Werke 23, S. 429 (S.16)

2 Marx-Engels, Werke 23, S.53. (S.21)

3 Marx-Engels Werke 23, 429

4 Marx, Grundrisse Der Kritik Der Politischen Ökonomie, S.592, Dietz Verlag Berlin 1974 (S.30)

5Stefan Engel, Götte Dämmerung über der neuen Weltordnung, S.118

6https://stats.oecd.org/viewhtml.aspx?datasetcode=STLABOUR&lang=en

7https://www.destatis.de/DE/Themen/Arbeit/Arbeitsmarkt/Erwerbstaetigkeit/_inhalt.htm

16366

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

Ermenistan'lı Devrimciler: “Son gülüşünü unutmayacağız! Nubar Ozanyan, Rojava halkına emanetimizdir”

Nubar Ozanyan, Rojava halkına emanetimizdir!

Üzerinde şu anda bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyasında savaşların, katliamların, soykırımların eksik olmadığı, aynı zamanda buna karşı halkların, Partizanlar’ın şanlı mücadelelerine tanık oluyoruz.

TMLGB MK: "Nubar Ozanyan'ın düşleri yol göstericimiz, mücadelesi azmimiz olacaktır!"

"14 Ağustos günü partimiz TKP/ML'nin değerli üyesi, ordumuz TİKKO'nun fedakar komutanı Nubar Ozanyan (Orhan Bakırcıyan) yoldaş, partimizin büyük emekler harcayarak konumlandığı Rojava'da ezilenlerin özgürlük ve kurtuluş umudunu büyüterek şehitler kervanına katılmıştır. Partimizin büyük bir kaybı olan Orhan yoldaş, Ermeni kimliği ile gittiği Rojava'da Kürt, Arap, Türkmen, Ezidi ve diğer ezilen ulus ve inançların yükselttiği özgürlük ve kurtuluş bayrağının taşıyıcısı olmuş, Aliboğazı'nda destanlaşarak ölümsüzleşen 12'lerin düşlerini devralarak Rojava'da savaş mevzilerinde yaşatmıştır.

Kamuoyuna zorunlu açıklama;Hasan Aksu'nun sitemizle hiç bir bağı kalmamıştır

""Sitemiz Hasan Aksu"nun talebini değerlendirerek site yazarlığından çıkartmış ve tüm yazıları sitemizden silinmiştir. Şunu iyi bilmekte fayda vardırkı Aksu sitemize en son gönderdiği yazı 23 /11/2016 tarihinde göndermiştir oda sitemizde yayınlanmıştır.

 Sevgili KAYPAKKAYA PARTİZAN SİTESİ YÖNETİCİLERİNE

Bundan böyle sitenizle bir ilişkimin olamayacağını bildirmek isterim. Üzgünüm; çünkü siz yayın sitesi olarak farklı ve değişik görüşlere yer vermeyen ve de hoşgörü göstermeyen "ya bendensin ya da kara toprağınsın" zihniyetinin devam ettiriciliğini yapmaktasınız.

Rojova’dan kadın Partizan, “Orhan yoldaş, yüreğinde ülkesini, ufkunda dünyayı yaşattı”

“Her dilden bir adları vardı onların

Ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar...”

O’nu sadece şehit düştükten sonra anlatmadık. O yaşarken de her zaman her yerde kendisinden söz ettiren hayranlıkla anlatılan bir komutandı. O’nu sadece biz anlatmadık. O’nu Rojava halkının her kesiminden insanlar, Türkiye Devrimci Hareketi’nden diğer yoldaşlar, YPG YPJ savaşçıları anlattı, hayran kaldı.

Ararat'a sevdalı bir komünist: Nubar Ozanyan

Rojava’daölümsüzleşen TKP/ML üyesi TİKKO komutanı Nubar Ozanyan’ın şehadetinin ardından yoldaşları Ozanyan’ı anlattı. Şişli Karagözyan Ermeni yetimhanesinden arkadaşı Stepan Melkonyan, 1964 yılından itibaren yetimhanede aynı sıraları paylaştıklarını aktardı. Aynı sıralardan Armenak Bakıryan, Nubar Yalım, Hayrabet Honca, Manuel Demir, İmam Boztaş ve Hrant Dink de geçmişti.

Yetimhaneden Devrimci Bir Kültür Doğdu

Kaypakkaya Haber sitesinden kamuoyuna zorunlu açıklama

Sitemizde yayınlanan bazı makale ve açıklamalardan dolayı bazı çevre ve kişiler sitemizi hedef almış bulunuyor. Sitemizi 'karşı devrimci, işbirlikçi, hain' ilan edenler hızlarını almayarak saldırılarına devam ediyorlar. Son olarak ''MLM Yolunda Partizan'' kamuoyuna yayınladığı bir açıklamayla ''Bu tavrından vazgeçmediği, kamuoyuna özeleştiri vermediği takdirde bu site bizim neznimizde karşı-devrimin aracı haline gelmiş bir internet sitesi olarak muamele görecektir.'' diyerek, kamuoyuna yaptıkları açıklamalarının gerekçelerini ise şöyle sıralamış bulunuyorlar:

''Göğü fethetmeye çıkan kahramanlar 'dan NUBAR OZANYAN dövüşerek güneşe gömüldü! Mustafa Çalışkan

''Göğü fethetmeye çıkan kahramanlar 'dan NUBAR OZANYAN 
dövüşerek güneşe gömüldü!

Ermeni Yetimhanelerinden; Filistin’e-Karabağ’a-Hayastan’a, Kürdistan’a-Rojava’ya Uzanan Bir Devrim Tarihidir General Martager

Tarihin en karanlık yerlerine gömülmek istenen mazlum Ermeni halkının isyan çığlığıdır Martager yoldaş. DAİŞ faşistleri tarafından köle pazarlarında satılan Ezidi kadınların kurtuluş öfkesidir.

“Ancak çölde yaşayabilirler” diye emir yağdıran İttihat Terakkicilerin devamcı ve takipçileri olan DAİŞ çetelerinin soykırım saldırıları  başladığında Ermeni halkının derin tarihsel acılarına tutunarak Rojavaya uzandı.

TKP/ML Örgütlenme Komitesi;“Partimizin Seçkin Üyesi, Tikko Rojava Komutanı Nubar Ozanyan (Fermun Çırak) Yoldaş Ölümsüzdür! Onun Mücadele Azmi Ve Kararlılığı Daima Yolumuzu Aydınlatacaktır!”

Bütün yaşamını partimizin gelişip güçlenmesi ve Demokratik Halk Devrimini gerçekleştirmeye adayan Nubar Ozanyan yoldaşı kaybetmenin acısı içindeyiz. 14 Ağustos 2017 tarihi, hüzün ve kahramanlığın günü olarak hep anılacaktır.

Nubar yoldaş, partimizin değerli bir üyesi ve Rojava'daki TİKKO birliğinin komutanlarındandı. Parti içinde kullandığı Orhan (Armenak Bakırcıyan) ismini ise, partimiz kadrolarından Orhan yoldaştan almıştı ve yoldaşımızın anısını savaş cephesinde de yaşatarak silah elde toprağa düştü.

NUBAR OZANYAN YOLDAŞ, Seni unutmayacağız,yaşamımıza örnek alacağız

“Gerici güçlere karşı sıcak mücadelenin en üst mertebeye ulaştığı bir alanda bir yoldaşı daha kaybettik. Bir yoldaşı daha devrim şehitleri kervanına uğurladık. Nubar Ozanyan Yoldaş’ı! Nubar Yoldaş, (kod adıyla Orhan Bakırcıyan) Rojava’da karşı devrimin tüm gerici güruhlarına karşı verilen onurlu savaşta 14 Ağustos’ta şehit düştü.

Bize devrettiğin mirası büyütecek, savaş içinde yaşayacak, seni savaşımızın kızıllığında yaşatacağız!

Partizan,"Rojava komutanı Orhan yoldaş; Elinde hep yükseklerde tuttuğun kızıl bayrağı daha yükseklere taşıyacağımızdan, sınıf düşmanlarımıza karşı amansız savaşımızı yükselteceğimizden, tüm dogmatik, bürokrat, tasfiyeci akımlara karşı tıpkı senin gibi uzlaşmasız mücadele edeceğimizden emin ol!" 

 

 "Bize devrettiğin mirası büyütecek, savaş içinde yaşayacak, seni savaşımızın kızıllığında yaşatacağız! Nubar Ozanyan’ın yoldaşları olmaktan gurur duyuyoruz..."

"Nubar Ozanyan’ın yoldaşları olmaktan gurur duyuyoruz...

Sayfalar