„Dijitalleşme“ Kitabım Üzerine
Kitabın konusu, işçi sınıfının nicel ve nitel varlığıyla doğrudan ilgilidir. Özellikle üretim sürecinde dijitalleşmenin artmasıyla, işçi sınıfının sınıfsal niteliğine yönelik ciddi saldırılar gelmeye başladı. İşçi sınıfının ortadan kalkacağı, burjuvazinin, ücretli iş gücü sistemi olmadan, salt makineler üzerinden artı-değer elde edeceği gibi, doğrudan kapitalist sistemi var eden temel olgular yok sayılmaya başlandı.
Yani, artı-değerin kaynağı canlı emek yerine “makine” kondu. İşçi sınıfının giderek azalacağı ve burjuvazinin artık işçi sınıfına gereksinimi kalmadığı yüksek sesle savunulmaya başlandı. Bu tür argümanlar 1960'larda liberal burjuvazi tarafından ileri sürülmüştü. Ancak, son yıllarda kendine “sol” diyen bir çok çevre de bu liberal karşı saldırıya katılmaya başladı.
Bu bağlamda, kitap esas olarak, birbirine bağlı 3 konuyu inceliyor.
Birincisi: Artı-değerin kaynağı. İkincisi: Kapitalist üretimin artmasına karşılık işçi sınıfı mutlak olarak azalıyor mu? Üçüncüsü: Kapitalizmin iş gücünü (işçi) üretemez eğilimi içine girdiği. Dördüncüsü: Kapitalizmin geleceğinin olmadığı ve bu yüzyılı çıkaramayacağı.
Birinci soruya, kitapta kısaca şöyle cevap veriyor:
“... artı-değerin kaynağı makineler değil canlı emektir. Yani, üretim alanındaki işçidir. Makineler işçinin üretimini hızlandırır, yoğunlaştırır, gerekli çalışma zamanını azaltıp, artı-çalışma zamanını çoğaltır ve çalışma süresini uzatır. Ancak, makineler, işçi olmadan, işçinin kullanımında olmadan artı-değer üretemez. Burjuvazinin sermayesinin kaynağı artı-değerdir ve artı-değeri ise canlı emek (işçi) üretir.” (S.12)
Benim görüşlerimin kaynağı başta Marks-Engels olmak üzerei, Lenin, Stalin ve Mao'dur. Benim referans kaynaklarım bunlardır. Bazı sol liberaller, Marks-Lenin çok eskilerde kaldı deslerde, Marksizm bir doğma değil eylem kılavuzudur ve günümüzün açıklamaları ve çözümlemeleri yine ML dünya görüşü temelinde olabilir. Bilimsel yaklaşım budur.
“Kapitalist daha fazla kar elde etmek için işçiyi işten çıkarma yolunu seçer. Ya da kriz dönemlerinde işten çıkarmalar artar. İşten çıkarılan işçinin yerine makine koymasına karşın, işverenin karı artmaz, tersine azalır. Daha doğrusu kar oranı düşer. Makineler (günümüzde robot ya da yüksek düzeyde dijitalleşme) işçinin yerini alabilir, ancak işverenin esas amacı olan ve de sermaye birikiminin sağlayacak artı-değer gerçekleşmez. Bu durum, kapitalisti canlı emeksiz kapitalist yapmaya yetmez. Bir başka söylemle; ortada kapitalizmi sürdürecek ekonomik ilişkiler kalmaz ve ilişki biçimi nitelik değiştirir.”(S.13)
ve hemen devam eder:
“Toplamda işçi sayısı azalmasada, makineleşmenin yoğun olduğu yerde işçi sayısında nispi azalma görülür. İşçi sayısı verileri, sermayenin artışına göre nispi, ama sayısal olarak mutlak artışı, net olarak göstermektedir. Kapitalistler işçi sayısının azaltılmasından doğan artı-değer oranı eksikliğini, iş gününü uzatarak giderme eğilimi içine girerler.” (S.13)
Marx, 1848 yılında Neue Rheinische Zeitung'da Ücret ve Sermaye üzerine yazdığı makalede şöyle der:
“Sermaye, sadece emek gücü karşılığında değiştirilmek süretiyle, sadece ücretli emeği yaratması süretiyle artırılabilir. Ücretli işçinin emek gücü, sermaye ile, ancak sermayeyi artırarak, kölesi olduğu gücü kuvvetlendirerek değiştirebilir. O halde, sermayenin artması demek, proletaryanın artması, yani işçi sınıfının artması demektir.” (Marx-Engels, Werke 6, S.410, Dietz Verlag Berlin 1970)
Günümüz de Marx'ın bu görüşleri daha net olarak görülebilmektedir. İşçi sınıfının sayısı azalmıyor, tersine mutlak olarak artıyor. Bütün istatistiki veriler bunu doğrulamaktadır.
“... Makine daha önce işgücüne yatırılmış bulunan değişen sermayeyi, değişmeyen sermayeye olan makineye dönüştürdüğü için artı-değer üretmez.”1
Marx, burada, makinelerin neden artı değer üretemeyeceğini ve üretmediğini net olarak ortaya koymaktadır. Makineler artı-değer üretimini artırma aracıdır. Ama canlı emek olmadan makine tek başına artı-değer üretemez.
Burjuva liberaller ve sol liberaller, metalara değerin nereden geldiğinin de özünü saptırmaktadırlar. Marx, bunu da özlü olarak anlatır:
““... değerin özünü teşkil eden emek, türdeş insan emeğidir, bir biçimli (üniform) işgücü harcamasıdır.”2 (S.21)
Makineler canlı emeğin yerini aldığında, toplumsal yapıda da buna uygun temel değişimler olacaktır. Ortada artı-değer ya da daha yalın söylemle işçi sömürüsü olmayacağı için işçi sömürüsü üzerine kurulu kapitalist sistemin varolmayacağı açıktır. (S.29)
“Fabrika sisteminin gelişmesi, sermayenin gittikçe büyüyen kısmını, bir yandan değerinin sürekli olarak kendisinin büyütebileceği, öte yandan da, canlı emekle ilişkisini kopardığı anda hem kullanım-değerini ve hem de değişim değerini yitireceği bir şekle sokar.”3
İşçinin bütünüyle üretim süreci dışına çıkması olası mıdır? Üretim sürecinin düzenleyicisi ve denetleyicisi olarak elbette olasıdır. Üretici güçlerin devasa (yüksek düzeyde dijitalleşme) gelişmesi ve üretim sürecinin bütünüyle makineleşmesi, kaçınılmaz olarak işçiyi de üretim sürecinin dışına itecektir. İşçi (insan) burada, kapitalist üretim sürecinde olduğu gibi artı-değer üreten bir emekçi olmayıp, salt “denetleyici ve düzenleyici” olarak yer alacaktır.(S. 29)
Marx, Grundrisse’de, canlı emeğin (işgücü) üretim sürecinden çıkışını açıklamıştır.
“Canlı emeğin nesneleşmiş emek (makineler-YK-) karşılığında değişimi; yani toplumsal emeğin sermaye ve ücretli emek karşıtlığı halinde konumu –değer ilişkisinin ve değere dayalı üretimin son gelişmesidir.”4
“Değer ilişkisi”nin ortadan kalktığı toplumsal gelişmenin bu aşamasında, kapitalist toplumdan değil, komünist toplumdan sözedilebilir. Ve işçi üretim sürecinin denetleyicisi ve düzenleyicisi olur.
Sermayenin Birikim Süreci Proletaryanın Artış Sürecidir
Sermaye olmadan işçi olmaz, işçi olmadan sermaye olmaz ve sermayenin büyümesine koşut olarak işçi nüfusu da mutlak bir biçimde artar. Sermayenin artış oranıyla işçi nüfusunun artış oranı elbette aynı oranda olmaz, sermaye birikim oranına göre işçi nüfusunun nispi azalmasına karşılık, gerçekte ise mutlak olarak bir artış gösterir. Sermaye mülksüzleştirdiği bütün insanları işçi olarak kendine bağımlı hale getirir. Mülksüzleştirilenler, üretim araçlarından yoksunlaştırılanlar, kaçınılmaz olarak sermayenin emri altına girer. Ancak sermaye, hepsini istihdam edemez, belli bir kısmını yedek nüfus olarak cephe gerisinde tutar. Bu, sermayenin birikimi için olmazsa olmaz kapitalist üretim süreci olgusudur.
Makineleşmenin hızlanması ve üretim sürecinde yoğunlaşmasına bağlı olarak işsizlik artmasına karşın, işçi sayısında da mutlak olarak bir artış vardır. Sermaye birikimi işçinin artı-değeri olduğu için ne kadar fazla işçi çalıştırıyorsa kapitalist o kadar fazla artı-değer elde eder. Bu nedenle de işçi çıkarmasına karşın aynı zamanda işçi çalıştırmak zorundadır. Kapitalist üretimin çelişmeli diyalektiğidir bu.(S.34)
“... iş bölümünün daha yüksek düzeylere ulaşması sonucu işçi sınıfının büyümesi eğilimi söz konusudur. Sadece doğrudan üretim yapan işçilerin sayısı göreli olarak azalmakta, ama aynı zamanda kontrol, bakım ve üretimin sürdürülmesi için gereken diğer görevlerle uğraşan işçilerin sayısı da artmaktadır. ‘Hizmet sektörü’nün bütün meslek grupları, çoğunlukla ya dar ya da geniş anlamda işçi sınıfına dahildirler. Azınlıkta kalan bir kesim ise küçük-burjuva ara tabakalara dahildir. Tüm toplumun sanayileşme yolunda gelişimini yaşamaktayız.”5 (Stefan Engel-2005, 118, aç YK)
İşçi sınıfının sayısı azalmıyor, tersine artmaya devam ediyor. Örneğin OECD ülkelerinde 2009 yılında toplam 332,5 milyon işçi istihdam edilirken, bu sayı 2018 yılında 351,7 milyona çıkıyor. 2009 yılında AB (İngiltere dahil) toplam 131,4 milyon işçi istihdam edilirken, 2018 yılında 133,2 milyona çıkıyor. Türkiye'de 2009-2019 arasında çalışan sayısında 9 milyon bir artış sözkonusudur.
G7 ülkelerinde 2009-2018 arasında çalışan sayısı 199,2 milyondan 201,6 milyona çıkmıştır.
2015 yılı 100 olarak ele alındığında, 2018 yılında sanayi sektöründe çalışanların endeksi 104.4’e yükselmiştir. Bu sektörde toplam (OECD) çalışan sayısı ise 133 milyon 335 bin kadardır. Oysa, 2015 yılında bu sayı 127 milyon 674 kadardı.
Marx’ın “sermayenin artması işçi sınıfının artması” belirlemesi, dün olduğu gibi bugün de geçerlidir. İşçi sınıfının sayısının büyümesi, rastlantısal olmayıp kapitalist sermayenin büyüme yasasıyla doğru orantılı olarak gelişmektedir.
OECD ülkelerinde 2019'da çalışanların 15-64 arası nüfusa oranı %68,8 iken 2023'ün ikinci çeyreğinde %70,1'e çıkıyor. 6 Örneğin Almanya'da 2018 Auğustos'unda çalışanların sayısı 44,7 milyon iken 2023 Agustos'unda 45,8 milyona çıkmıştır.7 Beş yıl içinde yaklaşık bir milyonun üzerinde çalışanlarda artış vardır. Çalışan ihtiyacı dışardan göç alarak giderilmeye çalışılıyor. Almanya'da istihdam edilenlerin çalışabilir nüfusa oranı %76,9 gibi (OECD ortalamasından yaklaşık %7 büyük) yüksek bir rakam. Buna rağmen Alman burjuvazisi büyük bir istihdam eksikliğinden söz ediyor.
Bu da gösteriyor ki, üretim sürecinde dijitalleşmenin artmasına karşın, bütün gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkelerde işçi açığı var ve kapitalizm iş gücü üretemez eğilimi içine girmiştir.
Kapitalizmin bu eğilimini, ilk defa ben, bu çalışmamda tesbit ettim. Bunu bütün emperyalist ülkelerdeki işgücü açığını verilerle ortaya koydum ve Çin gibi bir ülke bile dışardan işgücü almakla karşı karşıya kalmış, yasalarını buna göre yendien düzenliyor. İtalya'nın faşist Meloni başkanlığındaki hükümeti, tüm göçmen düşmanlığı polşitikasına karrşın acilen 425 bin işçiye ihtiyacı olduğunu ve bunun için özel yasa çıkardılar.
Almanya, ABD, Japonya, Çin, Fransa, İtalya, Kanada ve daha bir çok emperyalist ülklenin ciddi işgücü açığı var ve üstelik yakın bir süreçte 2. dünya savaşı gibi bir savaş yaşamadıkları halde iş gücü açığını kapatamıyorlar. Her toplumsal üretim biçimi kendi nüfus yasasınıda üretir. Ancak gelinen süreçte kapitalizmin nüfus yasası da krize girmiştir.
Papaz Malthus'un “nüfus teorisi” hiç bir zaman kapitalizm için uygun olmamıştır. Kapitalizm derinlemesine ve enlemesine gelişiyor, her geçen gün üretim artıyor, ancak nüfus aynı oranda artmadığı gibi tersi bir eğilim içine girerek düşüşe geçmiştir. Yoksulların imha edilerek nüfusu dengelemeyi savunan papaz, ekonominin matematik (1, 2, 3, 4, 5..) olarak büyüdüğünü nüfusun ise geometrik (1 x 2 x 4 x 16 x 256 x...) olarak büyüdüğünü ileri sürmüştü. Şimdi tersi desek yeridir.
Bunun anlamı, kapitalizmin doğayı ve işçi sınıfını ve elbette, genel anlamda, insanlığı tahrip ettiğinin bir göstergesidir. İşgücünün üretilemez oluşu kapitalizmin bir eğilimidir. Önümüzdeki günlerde ciddi krizlere yol açacağa benzemektedir.
1 Marx-Engels Werke 23, S. 429 (S.16)
2 Marx-Engels, Werke 23, S.53. (S.21)
3 Marx-Engels Werke 23, 429
4 Marx, Grundrisse Der Kritik Der Politischen Ökonomie, S.592, Dietz Verlag Berlin 1974 (S.30)
5Stefan Engel, Götte Dämmerung über der neuen Weltordnung, S.118
6https://stats.oecd.org/viewhtml.aspx?datasetcode=STLABOUR&lang=en
7https://www.destatis.de/DE/Themen/Arbeit/Arbeitsmarkt/Erwerbstaetigkeit/_inhalt.htm
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
Güzel Ana'nın öyküsüdür: ‘Dünyanın bütün anneleri birleşin’(Ayşegül Tözeren)
Güzel Şahin’in önce hastaneye kaldırılış haberi kulağıma çalındı. Ardından farkettim ki sokakta gördüğüm, tanıştığım kim varsa Güzel anne için endişeleniyor, onun kaldırıldığı hastaneye koşmuş. Fotoğrafına baktım, Cumartesi Anneleri oturumlarından, cezaevi önündeki özgürlüklerinden tanıdık bir dost yüzü olduğunu anladım. Birkaç gün sonra da vefat haberi geldi. Yaşıtları pek evden bile çıkmazken, o politik eylemlilikten hiç kopmamıştı. İster istemez Güzel annenin hikayesini merak ediyordum. Bazen insanın kalbi bir hikayenin peşine düşer ya... Öyle oldu.
Bizim Ulaş'lar...Şemdin Şimşir
"Bir acının izini sürdüm durmadan/ Aydınlık bir gelecek adına./ Geçmişte kalanı kitaplardan aldım/ Yaşadığımı koydum üstüne / Hayatı bir yoğun acıda kavradım..."
Bizimkileri anlatmak zordur, bizim Ulaş'ları, çünkü bizimkiler inançları uğruna ölümün eşiğinde bükülmeden duranlardır. Spartaküs, Marks, Engelslerle başlayan bizimkiler. İlk onlar direnç ve bilimle donatılar kavgayı, tarihin yasalarını, geleceğin yönünü yine onlar, yani bizimkiler çizdiler.
Serdar ve Güzel Ana'nın ardından...
İki güzel, yiğit ve fedakar yoldaşımızı kaybetmenin acısı ve hüznü içerisindeyiz. Beklenmedik ölümleri ile bizleri derin ve tarifi imkansız bir acıya düşürdüler. Yaşamlarının büyük bölümünde kolektifimiz in çalışmalara dâhil olan, eylemlerden eylemlere koşan bu iki can yoldaşımızın yerlerini doldurmak kuşkusuz çok zor. Onların yerlerini doldurmak ancak anılarına ve miraslarına sahip çıkılarak, düşlerini gerçeğe dönüştürerek gerçekleştirilebilir. Çünkü onların düşleri, demokratik halk devriminin ta kendisidir.
TKP/ML Örgütlenme Komitesi “Güzel Şahin ve Serdar Can yoldaşlarımız devrim mücadelemizin her anında hep bizimle olacak!”
Devrim emektarlarından ve Kaypakkaya geleneğinden Serdar Can ve ardından PŞTA’lı Güzel Şahin’in (Güzel Ana) ölümsüzleşmesi üzerine bir açıklama yayınlayan TKP/ML Örgütlenme Komitesi “Analarımıza layık olmak, mücadelemizi devrimle taçlandırmak, onların karşılarına Demokratik Halk İktidarını kurmuş olarak çıkmak için bir kez daha yemin ediyor, anıları önünde saygı ve minnetle eğiliyoruz” dedi.
Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklamayı haber değeri taşıdığı için olduğu gibi yayınlıyoruz.
TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı:“Partimizin şen çocuklarından, şen Analarına…”
Sonsuzluğa uğurlanan Serdar Can ve Güzel Şahin için bir açıklama yapan TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı “Nasıl ki yollar yürümeyi öğrettiyse, sonsuzluğa uğurladığımız her bir yoldaşımız da bizlere zaferimizin yolunu gösteriyor. Devrimin muzaffer yolunda partimizin şen çocukları ve şen analarıyla birlikte yürümeye, onlardan öğrenmeye Güzel Ana’mızın her fırsatta dile getirdiği, "Gençler dağlara, Parti iktidara" sloganını her anımızda yaşatacağımıza, onların özlemlerini gerçekleştireceğimize söz veriyoruz” dedi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan haber şu şekilde:
Hatun Tuğluk Ezilen Halkların Vicdanına Yer Etmiştir, Unutulmayacaktır! – İmera Fera Yeşilgöz
İnsanlık değerlerinin günbegün yok edilmeye çalışılması yeni değildir. Evvelden beridir, AKP iktidarı , iktidarını kendinden olmayanın yok edilmesi üzerine kurmuştur. İşçi sınıfının ve halkların sürekli ve yeniden sömürülmesi ile güç elde etmiş ve bu gücü gerçekleştirdiği katliamlarla, toplum içerisinde kutuplaşma ve beraberinde ayrıştırma yaratarak elinde tutmayı hedeflemiştir.
TKP/ML-TİKKO Dersim Komutanlığı: “Varlığı ile Partimizi onurlandırdı, pratiği ile ordumuzu şereflendirdi!”
14 Ağustos’ta Rojava’da ölümsüzleşen TİKKO Komutanı Nubar Ozanyan için bir açıklama yapan TKP/ML TİKKO Dersim Komutanlığı “Bizler TKP/ML TİKKO Genel Komutanlığı’na bağlı Dersim’de ve Rojava’da savaşan halk savaşçıları olarak TİKKO’nun savaş generali Orhan Bakırciyan yoldaşın bizlere devrettiği savaş bayrağını taşımaya devam edeceğiz” dedi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklama şu şekilde:
Varlığı ile partimizi onurlandırdı, pratiği ile ordumuzu şereflendirdi!
Meydanlarımızın Serdar’ı Güzel Şahin Ölümsüzdür!
Yüreğimizin bir parçası daha aramızdan ayrıldı. Her duruşunda tarihsel bir çınarı temsil eden, gülüşünde varlığını adadığı mücadelenin sıcaklığı ve enerjisinde geleceğe olan umut ile Güzel’imizi, Türkiye Devrimci Hareketinin Anasını kaybettik. Onun direngenliğinde bilincimizin önüne serilen inanç ile onun kararlılığını heybemize koyduk.
18 Eylül günü Partizan geleneğinin önemli kişilerinden Serdar Can’ın Gazi’de gerçekleşen anma töreninde fenalaşarak hastaneye kaldırılan Güzel Anamız iki günlük yaşam mücadelesini bizlere miras bırakarak aramızdan ayrıldı.
TKP/ML GDPK ve Dersim Komutanlığı’ndan açıklama:
H. Merkezi: Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir habere göre açıklama yapan TKP/ML Geçici Dersim Parti Komitesi ve TKP/ML TİKKO Dersim Komutanlığı “Bilinmelidir ki, bu türden saldırılara maruz kalan yoldaşlarımız yalnız değildir. TKP/ML TİKKO gerillaları olarak yoldaşlarımızın, taraftar ve militanlarımızın yanındayız. Onlarla omuz omuzayız.
Güzel Ana'yı yıldızlara uğurladık!
Devrimcilerin anası Partizancıların yoldaşı Güzel Ana sonsuzluğa yürüdü. YIldızlar yoldaşı olsun.
Kürtlerin ayrılma hakkı gasp edilemez!
Kürtler, Mezopotamya coğrafyasının yerleşik kadim halklarından biri olmasına karşın, son yüzyıllarda bir devleti (Doğu Kürdistan’da kurulan kısa ömürlü Mahabad Cumhuriyeti’ni saymazsak) olmayan ve çeşitli ülkelerden tarafından parçalanarak sömürgeleştiren bir ulus olma haksızlığını, ağır bedeller ödeyerek yaşamaktadır, yaşatılmaktadır.