Cuma Ekim 9, 2026

“Yetmez Ama Evet”: OYLAR HDP’YE!

1 Kasım “yeniden seçim”ine günler kala bütün hakim sınıf partileri ağız birliği etmişçesine halkı sandığa gitmeye çağırmaktadır. İşçi sınıfı ve halk düşmanlığı dışında başka hiçbir konuda anlaşamayan hakim sınıf partilerinin, bu konuda ortaklaşabilmeleri dikkate değerdir. Bu durum, 1 Kasım seçimi öncesinde bir yandan işçi sınıfı ve halkın dikkate değer kesiminin seçim ve sandık olgusuna yaklaşımına dair işaretken, diğer yandan da hakim sınıf partilerinin yönetememe krizinin sürdüğünü göstermektedir. Hakim sınıf partileri, var olan tablo içinde, 1 Kasım seçim sonuçlarından çok büyük bir değişiklik beklemedikleri için, son çare olarak sandığa gitmeyen seçmene çağrı yapmakta ve böylelikle arkalarındaki kitle desteğini artırmak istemektedirler.

R. T. Erdoğan ve AKP’de kendini ifade eden hakim sınıf kliği, 7 Haziran’da Erdoğan’ı başkan yaptırma ve tek başına hükümet kurma politikası başarıya ulaşmadığı tarihten itibaren halka saldırılarını artırmış durumdadır. Hedeflerinde bu başarısızlığın bir numaralı sorumlusu ilan ettikleri Kürt hareketi ve onu destekleyen ilerici devrimci güçler vardır. Bu amaçla “çözüm süreci” yalanı bitirilmiş, başta Kürt halkı olmak üzere yurtsever, ilerici ve devrimci örgütlere karşı saldırı furyası başlatılmıştır. 7 Haziran’dan sonra neredeyse saldırı yapılmayan, gözaltı ve tutuklama gerçekleştirilmeyen gün yok gibidir. Bizzat devlet güçleri ya da onun kontrolündeki gerici örgütler tarafından katliamlar gerçekleştirilmektedir. İş o raddeye varmıştır ki, tam bir gözü karalıkla kendi beslemeleri olan kontrgerilla artıklarına, Ankara’da kitle katliamı yaptırma ve bunun üzerinden algı operasyonlarıyla seçim kazanmaya çalışmaya uzanmıştır. T. Kürdistanı’nda yaşanan kitle katliamları, bizzat devletin başkentine taşınmış ve bu kanlı katliamdan seçim için fayda sağlanmak istenmiştir.

Türk hakim sınıflarının ve onların devletinin tarihsel geçmişi, Ankara Katliamı gibi onlarca örnekle doludur. Bu açıdan devletin halka saldırısı şaşırtıcı değildir. Burada asıl önemli olan bu türden bir kitle katliamına Ankara gibi, kendileri açısından simgesel önemi olan bir şehirde yol verebilmiş olmalarıdır. Bu durumda esasta Erdoğan ve AKP kliğinin ne kadar sıkıştığının göstergesi olarak okunmalıdır. Ankara Katliamı, doğrudan Erdoğan ve AKP tarafından temsil edilen kliğinin tavrının da etkisiyle hakim sınıfların yönetememe krizinin ulaştığı aşama açısından da değerlendirilmelidir. Türk hakim sınıfları, örneğin Kürt sorununda ve daha özel olarak T. Kürdistanı’nda halka karşı saldırılarda rahatlıkla ortaklaşabilirlerken, Ankara gibi devletlerinin başkenti olan bir şehirde göz göre göre gerçekleştirilen bu katliam saldırısının üzerinden iktidar kavgalarını son hızıyla sürdürmektedirler.

Nitekim bir diğer hakim sınıf partisi CHP eliyle, Gülen Cemaati’nin de katkılarıyla başta Ankara Katliamı olmak üzere, Erdoğan’ın ve AKP’nin bir devlet politikası olarak, Suriye’deki Cihatçı çeteleri her anlamda desteklediğine dair belgeler ortaya serilmektedir. TC devletinin Suriye’deki katiller sürüsüne, kimyasal silahtan tutalım da, insan, para ve silah yardımlarıyla nasıl bir lojistik destek sunduğu kanıtlarıyla açıklanmaktadır. Son yaşanan Ankara Katliamı’nda da devletin ilgisi ve bilgisi doğrultusunda nasıl yol verildiği görülmektedir. Bu anlamıyla katliamın gerçek faili TC devletinin kendisidir. Katliamın bir numaralı azmettiricisinin Erdoğan’ın olması bu gerçeğin üzerini örtmemelidir. Hepsi birer işçi sınıfı ve halk düşmanı olan bu partilerin aralarındaki dalaş, başta Suriye halkı olmak üzere, Amed, Suruç ve Ankara katliamına uzanan bir çizgide, TC devletinin nasıl bir işçi sınıfı ve halk düşmanı, terörist bir devlet olduğunu göstermektedir. Bu anlamıyla mızrak çuvala sığmamakta, TC devletinin varlık koşulunun işçi sınıfı ve halk düşmanlığı olduğu bir kez daha ortaya saçılmaktadır.

TC devletinin bütün klikleriyle işçi sınıfı ve halka saldırı kararı alması, Gezi İsyanı’yla başlayan, Kobanê Serhildanı’yla süren ve son olarak da, HDP’nin 7 Haziran seçimlerinden başarıyla çıkmasının sonucudur. Bu gelişmeler, hakim sınıf partilerinin yönetememe krizini derinleştirmiştir. Esas olarak Erdoğan ve AKP’de temsil olunan kliğin kararıyla gidilen 1 Kasım seçiminin de bu yönetememe krizini değiştirmeyeceği görülmektedir. Bu nedenle bir yandan dış basında, “darbe” yorumları yapılmakta, diğer yandan ise hakim sınıf partileri 1 Kasım sonrası için çeşitli senaryolar üzerinde çalışmaktadırlar. Nitekim bir diğer hakim sınıf partisi olan MHP’nin şefi Devlet Bahçeli’nin “mecliste beşinci parti olabilir” vurgusu ve koalisyon açıklamaları bununla ilgilidir. Hakim sınıf partileri “devletin bekası” üzerinden plan yapmakta ve Erdoğan’ı dizginlemeye çalışmaktadırlar.

Bu çabalarda bir yandan 1 Kasım seçiminin yönetememe krizini esaslı olarak çözemeyeceği öngörüsü varken, diğer yandan özellikle dış politikada Ortadoğu ve Suriye’de alınan yenilginin, doğrudan iç politikaya yansıyacağı, çelişkileri ve yönetememe krizini daha da derinleştireceği gerçeği vardır. Üstelik Suriye lideri Beşar Esad’ın Moskova ziyaretinin hemen ardından Katar Dışişleri Bakanı Halid El Atiyye’nin “Suudi ve Türk kardeşlerimizle (…) gerekirse Suriye’ye askeri müdahalede bulunuruz” açıklamasını yapması, bölge gericiliğinin ateşe körükle gitmekten vazgeçmediğini göstermektedir. Türk hakim sınıflarının yönetememe krizlerini şimdiye kadar yaptıkları gibi örtülü değil de Suriye’ye doğrudan müdahalede bulunmakla aşmaya çalışmaları da ihtimal dahilindedir. Bu durum hakim sınıflar arasındaki çelişkiyi daha da artıracaktır. Yine Kürt Hareketi’nin ulaştığı düzey ve direnme çizgisi, Türk hakim sınıflarını zorlayan bir özelliğe sahiptir. Tüm bu gerçekler, hakim sınıf partilerinin bir yandan kendi aralarında dalaşırken, diğer yandan da kendilerince çözüm önerilerini ortaya koyma ve özelliklede 1 Kasım seçiminde kitle desteği sağlamaya itmektedir. Hepsinin de ortaklaştığı nokta, işçi sınıfı ve halk düşmanlığı ve özellikle de HDP’nin geriletilmesidir.

Halk Savaşçıları Ölümsüzdür!

Bu tablo içinde özellikle Erdoğan ve AKP kliğinin HDP’yi geriletmek için yoğun mesai harcadığına tanık oluyoruz. Ankara Katliamı bu açıdan daha önceki saldırıların bir devamı olduğu kadar, 1 Kasım seçimlerinden sonrası içinde bir uyarıdır. Erdoğan ve AKP’nin hayallerinin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engel olarak ortaya çıkan HDP’nin seçim başarısı, hakim sınıfların yönetememe krizini derinleştirmiştir. Bu nedenle bütün amaçları, HDP’nin 7 Haziran seçiminde elde ettiği başarının geriletilmesidir. 

Halk saflarında bir parti olarak HDP, her ne kadar düzen içi bir perspektife sahip olsa da, savunduğu politikaların önemli bir kısmı, demokratik, ilerici bir karaktere sahiptir. Ancak bu durum bile hakim sınıf partilerini rahatsız etmektedir. Türk hakim sınıflarının ve onların devleti TC’nin faşist karakteri, buna bile tahammül edebilecek durumda değildir. Fıtratlarında işçi sınıfı ve halk düşmanlığı olanlar, en demokratik talepleri bile faşist terörle yanıtlamaktadır. Bu nedenle HDP’ye ve onu destekleyenlere saldırılmakta, katliam saldırıları devreye sokulmakta, gözaltı ve tutuklamalar tüm hızıyla sürmektedir.

Bu anlamıyla 1 Kasım seçiminde HDP’nin adaylarının desteklenmesi devrimci demokrat olmanın bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Faşizmin başta Kürt ulusunun özgürce siyaset yapma hakkı olmak üzere, en temel, en demokratik taleplerine yönelik saldırganlığına bu cepheden de yanıt olunmalıdır. Ancak bunu yaparken, Türk hakim sınıfları ve onların devletinden gerçek anlamda kurtuluşun yolunun seçimlerden geçmediği akıldan çıkarılmamalıdır. Kitlelere bu anlamda yalan söylenmemeli, Türkiye koşullarında devrim, demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesinin nihai olarak ancak ve ancak savaşılarak kazanılabileceği propaganda edilmelidir. Reformist taleplerin, devrime kanalize edilmesi, bunun için çalışılması yeni bir politika değildir. Bu noktada asıl dikkat edilmesi gereken, reformist taleplerin dillendirilirken, devrimin unutulmasıdır!

Ülkemiz topraklarında sınıf mücadelesi tüm hızıyla sürmektedir. Ankara Katliamı bunun son ve en acı göstergesi olmuştur. Katliam, Türkiye Devrimci Hareketi’nin önüne bu anlamıyla çok önemli sorumluluklar koymuştur. Geniş halk kitlelerinin, işçi sınıfının, gençlerin ve kadınların, devrim ve sosyalizm, demokrasi, özgürlük ve barış taleplerinin yakıcılığını ve katliamın hesabının sorulması görevini yüklemiştir.

Bu açıdan Dersim’de şehit düşen üç Halk Savaşçısı, "Ünal” parti isimli Cengiz İçli, “Yurdal” parti isimli Hakan Çakır ve “Sefkan” parti isimli Özgüç Yalçın; Türk, Kürt uluslarından, çeşitli milliyet ve mezheplerden, işçi sınıfına, gençlere, kadınlara, kısacası geniş halk kitlelerine yürünmesi gereken yolu, izlenmesi gereken çizgiyi bir kez daha, kanları ve canları pahasına göstermişlerdir. Yürüdükleri yoldan yürümeye, bıraktıkları bayrağı dalgalandırmaya ve sloganlarını tekrarlamaya devam edeceğiz.

47717

1918 Bir aşk destanı

1918'de Kars, Iğdır ve Ağrı'da, asırlar boyu kapı komşu olan Kürtler, Türkler ve Ermeniler arasında patlak veren korkunç savaşta hazin bir aşk yaşandı. Lilya, güzeller güzeli Erivanlı bir Ermeni kızıydı; Zürbe ise Lilya ile aynı köyden olan bir Kürt delikanlısıydı.

"Akılları ve vicdanları esir alan bu korkunç savaşın

Bir gün kendi hayatlarını da yağmalayacağını bilmeden

Zorbalığın hükümdar olduğu o dehşet dolu günlerde

Mezun oldular

Cıvıl cıvıl hayallerle süsledikleri Tiflis Üniversitesi’nden"

Secim sonuclarinin kaba bir analizi ve ana basliklar

Secim sonuclarının kaba bir analizi ve ana baslıklar;

Bir ulusun başına gelen Büyük Felaket, Bir coğrafyanın tanıklık ettiği, unutulamayacak bir yıkım…

Üzerinden yüzyıl geçmiş olmasına sadece bir yıl kaldı, o Büyük Felaket’in, o acımasız talanın ve o amansız soykırımın.Dillerin lal olduğu, kulakların tıkandığı, gözlerin kapatıldığı zamanlar hiç eksik olmadı bu yüzyıl boyunca. Ama hiçbir şeyin gücü yetmedi, bir ulusun acısını dindirmeye, soykırımla çoraklaştırılmış bir coğrafyanın kaderini değiştirmeye.
İşte, bugün vicdanlarda bir kez daha mahkum ediliyor, bir kez daha lanetleniyor, bir ulusun maruz bırakıldığı o acımasız yıkım ve kırım.

Bu acı hepimizin acısıdır !

  

 20.yüz yıl , İnsanoğlu'nun  soykırımlara tanık oldukları en karanlık dönemlerdir.

TMLGB'den 24 Nisan açıklaması!

"Tükenmeyen Gücümüz Partimizdir Öncümüz!

Türk, Kürt ulusları ve azınlık milliyetlerden, çeşitli mezhep ve inançlardan; ezilen cins ve kimliklerden işçi sınıfının, emekçi yığınların, köylülerin, halk gençliğinin; karanlığa mahkum edilmek istenen ve aşağılan, yok sayılan, hor görülen yığınların kızıl sancağı partimiz 42 yaşında.

Ekonomik gelişme Güney Kürdistan

Günümüzün alternatifsiz global kapitalizm koşullarında ülkeler arasındaki gelişmişlik farklarını ve bu farkları yaratan dinamikleri belirleyen şey nedir?

UKRAYNA’DA YAŞANAN İKTİDAR KRİZİ VE KIRIM ÖZERK BÖLGESİ’NİN RUSYA TARAFINDAN İŞGALİ BİZLERE NE ANLATIYOR!

Emperyalist güçler arasındaki rekabet ve hakimiyet dalaşı, bir asırı aşkın bir zamandır devam etmektedir.Yaşadığımız yüzyıl, katliam, zulüm ve sürgün yüzyılı olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nda otuz milyona yakın insan katledilmiştir. Başta kadınlar ve çoçuklar üzere, milyonlarca  insan yerinden yurdundan edilmiş, zoraki göçe ve sürgüne maruz kalmıştır. Bu insanların mallarına, mülklerine büyük bir  açgözlülükle el konulmuş, hakları gasp edilmiştir.

Her Yerde Fişleniyoruz!

Ülkemizdeki kurumların tümünde, yani hükümet, belediye ve kamu kuruluşlarının hepsinde Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, diğer tüm farklı inançsal, etnik kimlikler ve farklı tercihlere sahip kesimler fişleniyor, baskı altına alınıyor ve asimilasyona tabi tutuluyor. 

AVM,ler diğerleri ve kent haklari …[*]

“Ben buyum dersin arkadaş Ceketim sol omzumda.”[1]

 

“Kayseri’de bir otelde kalıyordum, civarda yapacak ne var diye sorunca ‘AVM’ye gidin’ dediler. Böyle olması doğal, insanların eline kredi kartını veriyorsun, başka bir hobisi yok. Çocukları evde patırtı kopartıyor. Ne yapacak? Tiyatroya değil AVM’ye gidecek tabii.”

Ya da,

SEVAN’IN tashih ettigi yanlislar manzumesi[1]

“Bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yöneltilmiş bir tehdittir.”[2]

Kelimenin geniş ve dar anlamında Sevan soykırım mağdurudur.

Kolay mı? 1915 soykırımından kurtulanlardan Sevan, “arazisinde kaçak yapı inşa ettiği gerekçesi”yle(!), 2015’e yani 100’e bir kala enterne edilen bir Ermeni’dir…

Bundan ötürü, Max Weber’in tanımıyla “fiziki şiddet tekelini” elinde tutan devletin mağduru olan ve demir parmaklıklar ardına kapatılan Sevan ile -kimi görüşlerine ve davranışlarına kesinlikle katılmasam da- dayanışma içindeyim…[3] 

ABD "Arka Bahçesi"nde Gül İstemez

Venezuela  Dersleri:

Sayfalar