Pazartesi Ekim 5, 2026

Yetiş yoldaş…

Bir rüzgar gibidir yaşamları

gönüllerindeki yüce amaç uğruna

ne yaparsan yap, ne edersen et

bir kez düştü mü yola

giderler peşi sıra devrimin…

 

Dağ olsan önlerinde kâr etmez

bilirler her adımda öze döndüklerini

bir kırlangıcın izinden

yürürler peşi sıra devrimin…

 

Acılarımızın dineceği o günde

ellerinde mavzerleri,  dillerinde marşları

önlerinde kitlelerin

gelirler peşi sıra devrimin…

 

Türkiye’de veya Ortadoğu’da mücadele tarihinde karşılaşılan ilk olgulardan birisi ödenen bedeller oluyor. Sayısız bedellerle sosyal ve ulusal kurtuluş mücadeleleri kendi mecrasında ilerlemeye devam ediyor. Türkiye’de de, T. Kürdistanı’nda da böyle, dünyada da… Günümüzde hiç kimse Türkiye ve Kürdistan’da sürdürülen sınıf savaşımından, özgürlük mücadelelerinden azade olamadı/olamaz da. Nerede olursak olalım, neyle meşgul olursak olalım, bir gün ya faşizmin saldırısı ya da komünistlerin ve devrimcilerin onurlu mücadelesi bizi mutlaka bulacaktır. Tarih bunu binlerce kez ispatladı.

Bu mücadelede en iyilerimizi şehit verdik. Bu, verilen mücadelenin ne derece onurlu ve önemli olduğunun bir teyidi aynı zamanda. Dünyayı temellerinden sarsacak bir davanın militanı olmanın en yalın ifadesi, amacın yüceliği ve değiştirici gücüdür!

12’ler böyle bir davanın savaşçıları olarak ölümsüzleştiler. Proletarya Partisi’nin zor dönemler yaşadığı, tasfiyeci ve darbeciliğin revaçta olduğu koşullarda bir kez daha hatırlattılar davanın yüceliğini.

Bir kez daha, dünyayı değiştirecek gücün bizler olduğunu anımsattılar. Esrin, Hatayi, Gamze, Yetiş, Serkan, Hasan, Umut, Samet, Alişer, Murat, Ersin ve Doğuş yoldaşlar bir kez daha devrimci cüreti kuşanmanın, düşmana karşı dik durmanın adı oldular. Her bir yoldaşımız militanlığın ne demek olduğunu kendi yaşam pratikleri ile sergilediler, bilinçlerimize kazıdılar.

Bunu en fazla hissettiğim yoldaşlardan birisi oldu Yetiş Yoldaş. Proletarya Partisi’nin 8. Konferans sürecinde daha yakından tanıma olanağı buldum kendisini. Nasıl tanınır bir insan ilk etapta ve nasıl bir izlenim bırakır? Bazen ilk izlenim pek değişmez. Bazen görünenin altında büyük bir cevher olduğu zamanla fark edilir.

İlk tanışıklığımızda “ortamda yeni” olmamızın getirmiş olduğu hislerle “kendi halinde sessiz birisi” diye yorumlamıştım. Belki de ilk sezgilerin zamanla ne kadar yanıltıcı olduğunun pratiği olmuştur bu durum. Evet; sessizdir, mütevazidir, olgundur, gereksiz laflamalardan uzak durandır. Ancak bunun altında yatan politik ve karakter derinliğini daha fazla tanıdıkça şahit olduk.

Fransa devletinin kolektifimize yönelik operasyonlarında, Yetiş yoldaş bir müddet aktif mücadelenin dışında kalmıştı. Onun eksikliği her alanda hemen hissedilir olmuştu. Özellikle sanat ve gençlik çalışmalarında onun boşluğunu doldurmanın oldukça zor bir durum olduğuna şahit olduk. Grup Şiar ve Partizan Müzik Topluluğu çalışmalarında da en sakin ve mütevazi hali ile zamanla en fazla dikkat çeken oydu. Sesinde ve sazında oluşan tını bugün hala halkımızın dilinde yankılanmaya devam ediyor.

Onun boşluğunda gerileyen gençlik çalışması, aktif mücadeleye devam etmesiyle yeniden bir canlanma göstermişti. Hangi alana giderse etrafında biriken gençler görülüyordu. Bir konuda nettik; Yetiş yoldaş bir alanda varsa o alanda bir örgütlülük mutlaka yaratılırdı. O, örgütlü mücadelenin garantisiydi bir anlamda. Kitle faaliyetlerinde Yetiş yoldaşı, dürüst birisi olarak ifade ederdi herkes.

Evet, devrimciliğin bu ilk şartının başka bir kimsede bu kadar yansıdığını görmedik.

Derler ya, tanıdıkça başka yetenekleri karşımıza çıkıyordu ve bu yeteneklerini kolektifin hizmetine sunmaktan bir an bile tereddüt etmedi. Sanat çalışmalarında sadece saz çalmazdı, aynı zamanda elektronik org çalıyor diğer enstrümanları da çalma gayreti gösteriyordu. Sadece mevcut türküleri, marşları, klam ve stranları seslendirmezdi aynı zamanda üreten bir yeteneğe sahipti.

Hangi alana giderse gitsin mutlaka bir beste veya söz üzerine uğraşırdı. Ya dernekte elinde saz ile ya elinde kalem söz yazarken ya da mevcut besteler üzerinde uğraşırken… Tüm yaşamı ve yetenekleri ile kolektifin ve devrimin hizmetinde bir yoldaştı Yetiş Yalnız.

Bir devrimcinin verilen görevler karşısındaki duruşu, onun mücadele ile olan bağının önemli bir göstergesidir. Bir görevi reddetmişliğine, üzerinde tartışmışlığına, isteksizliğine hiç şahit olmadık. Aksine, görevleri ile olan bağının sarsılmaz derecede güçlü olduğunu gördük.

Her pratiğinde kolektife, devrime ve halka ne denli bağlı olduğunu gösteriyor, bu konuda en ufak bir yalpalama dahi göstermiyordu. Ona bakan herkes, onun bir gün mutlaka daha ileride mücadele yürüteceğinden çok emin oluyordu. Onun gözlerinde, savaşa katılımı okumamak mümkün değildi. Görme noktasındaki engelli durumundan kaynaklı başka faaliyet alanlarını önerenlere karşı çıkmış, halk ordusu saflarında yer almak istediğini ısrarla belirtmişti.

Evet, o bir gün mutlaka alandan gidecekti. Bütün yoldaşlar bunun farkındaydık ve hiçbir şey ona engel olamayacaktı. Bu vesileyle onunla birkaç defa daha konuşabilmenin, kolektifin, halkımızın yaşadığı sorunlar, örgütsel faaliyetler ve teorik konularda sohbet etme isteğimi sadece bir kez yapabilmiş olmanın acısını yaşadım. Ayak üstü, kısa sohbetlerde bile mevcut sorunların ideolojik kökenlerini belirtmesi ve kavratıcı konuşmaları bizi şaşırtmıştı. Sorunlara yaklaşımı, diyalektik materyalist bakış açısı ve kavratıcı yanı, sorunların kökenini daha net görmemizi sağlıyordu. Bu, onda gördüğümüz hayatın sırrıydı sanki. Çok konuşmayan ancak konuştuğunda adeta bir derya olduğunun ispatıydı. Bir ortamda yapılan sohbete dahil olduktan sonra kimsenin konuşmadığını ve herkesin onu dinlediğini görmüştük. Kolektifi savunması ve sorunlara bakış açısı, dinleyen bizleri kendisine mahkum bırakmıştı.

Onu dinleyenlerden birisinin daha sonra “Bu yoldaş kesin gider, burada kalmaz” dediğini anımsıyorum.

Evet, Yetiş yoldaş nasıl bir devrimciydi dendiğinde; dürüst, devrimci mücadelede net, kararlı, görevlerini aksatmayan, tüm yeteneklerini kolektife sunan, mütevazi, sessiz, yeri geldiğinde esprili, birikimli, teorik konulara ve kolektifin sorunlarına duyarlı, en önemlisi bir amacı olduğunu duruşundan pratiğine çevresine yayan bir yoldaşımızdı.

Sanat çalışmasından gençlik faaliyetine, yayın dağıtımından eylem ve etkinlik örgütlemesine kadar her pratiğin kaygıya yer vermez militanı olmuştur. Bu bizde bir yandan saygı uyandırıyor bir yandan da izlememiz gereken yolu gösteriyordu. Çok büyük laflarla değil, yaşam pratiği ile ne yapılması gerektiğini en güzel anlatanlardan bir oldu Yetiş yoldaş.

Silahlı mücadelenin, halk savaşının kaçınılmaz sonucunun farkında olarak Halk Ordusu saflarına katılması, bizde hem büyük bir heyecana hem de umudumuzun artmasına vesile olmuştu. Onu tanıyanlar, “Yoldaş kesin gerillada da sanatsal bir çalışma başlatır” diyeceklerdi. TİKKO Müzik Topluluğu çalışmaları yayınlandıkça tahminlerin ne kadar yerinde olduğunu gördük. Evet, bir alana Yetiş yoldaş gelmişse o alanda örgütsel, politik ve pratik bir canlanma olacak demektir.

Yoldaş, beklentileri hiçbir zaman boşa çıkarmayan aksine büyüten bir yaşam pratiği sergiledi. Şikayet ettiğini, bahane öne sürdüğünü hiçbir zaman duymadım. Mevcut eksiklikler karşısında sabırla faaliyetlerini nakış nakış örer, belli bir zaman sonra o sessiz kişiliği ile alanda değer yarattığına her zaman tanık olurduk.

Halk ordusuna katılım günü netleştiğinde yine en büyük engelleme çabasını ailesinden görecekti.

Böyledir ailelerimiz… Yetiş yoldaşın buradaki kararlığı da yine bizlere cesaret vermişti. Kitlemizin karşısına daha net çıkıyor, Yetiş yoldaşın katılımının haklı sebeplerini daha cesaretli bir şekilde savunuyorduk. Evet, o, alandan gidişi ile de bizlere devrimci bir miras bırakıyordu.

Ölümsüzleştiği haberini aldığımız an kararım netti. Ne pahasına olursa olsun Yetiş yoldaşın bıraktığı yerden devam edilmeliydi. Kolektifimiz zor bir süreç yaşıyordu; netsizlikler, gerilemeler, moral bozuklukları, dedikodular vs. bir kara bulut gibi çökmüştü… 12’ler bu karabulutları dağıtan bir rüzgar gibi etkiledi bizleri ve halk ordusuna katılımda bana büyük bir cesaret verdi.

Zilan, Özlem, Ekin, Ahmet, Munzur, Aşkın, Cem, Bakış, Orhan, Tuncay, Hakan ve Ferdi yoldaşlar… Her biri yeri doldurulmaz devrim neferleri, yazılan ve yazılacak destanların gizli kahramanları oldular. Bu kavga 12’lerin şehit düştüğü zaman bitmedi, bazılarımız için esasen yeni başladı.

Bu kavga bitmez, 12’ler ölmez!

(Bir TİKKO savaşçısı)

8419

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Proletarya Partisi

KALIN!

Nereye gidiyorsunuz?

Daha karpuz kesecektik.

Rüya son bulurken

Aşağıda sizi bekliyorduk.

Siyasete hâkim olan partiniz

Artık sizi taşıyamıyor mu?

Komprador ve Emperyalistler

Zincirinizi kısaltmaya mı karar vermiş.

İçinizden birkaç Komprador çıkarabildiğiniz için

Kendinizi mutlu sayarak teselli bulabilirsiniz.

Yediklerinizi bal(dindarlık)

İçtiklerinizi kaymak (milliyetçilik)

Sayabilirsiniz.

Ama halkın bedduası tarih boyunca hep tutmuştur.

Kursağınıza dizilir boğulursunuz.

Lütfen KALIN!

NUBAR OZANYAN ÖLÜMSÜZDÜR | Orhan anısına: Hayalini kurduğumuz dünyaya seni taşıyacağız!

   Okşayıp okşayıp geçiyoruz birbirimizi

Nasıl mı?

Tabi ki kanatlarımızla.

Aynı kandanız çünkü.

Uzaktan da olsa

Birbirimize değdikçe

Anlıyoruz...

(Maria Rilke)

...

'' Patron benim ''

''Ülke küçük ama pasta büyük''

Ulusal Sorun

Ulusal sorun konusunda çözümlemeli onlarca yazı bulabilirsiniz. Literatürden alınan(aslında dogmaya indirgenen)onlarca metin. Egemen sınıfların ne istediği ile ezilen ulusun çilesi karıştırılıp boca haline getirildikten sonra, sorunu nesnel tarihsel ve sınıfsal bağından koparmak işi de hallolduysa geriye görev babında aslında bir şey kalmıyor.

Suriye küçük,ama pasta büyük

Suriye, yüzölçümü küçük olan bir ülke. Yeryüzünün bu küçük toprak parçası için bir dünya savaşı çıkarılır mı diye sorulabilir? Ya da emperyalist sistemin işleyişine “akıl-sır” erdiremeyenler için, çok anlamsız gelebilr. Ancak, emperyalistler açısından hiçte sorun böyle değil. Evet, toprak küçük, ama pasta çok çok büyük. Akdeniz’e açılan, üzerinden Suudi Arabistan, Katar, Irak doğal gaz ve petrollerinin borularla Akdeniz’den Avrupa’ya ulaştırılması planlanan bir yer. Ve elbette Suriye’nin kendi petroli de söz konusu.

Kripto paranın Ekonomi Politiği-I

Bu makale, günümüz klasik para olgusunun ve mevcut sistemin tarihsel oluşumunu, gelişmesini, döngüsünü ve mantığını özetlemeye çalışmakla kalmayacak, geleceği şekillendirecek, sistemleri ve yaşamı değiştirecek kripto paraların dünyayı nasıl değiştireceğine de dikkat çekmeye çalışacak. Şüphesiz ki, eksik tonlarca yan kalacaktır. Kapitalist iktisat ekonomisi üzerine yüzyıllardır binlerce kitap yazılırken bizim bunu eksiksiz olarak bir makalede sunmamız zaten gerçekliğe aykırı olurdu.

Kuzeyde Partiler Geride,Ulusal Birlik İleride(2)-Dursun Ali Küçük

*Ulusal brilik ve Ulusal kongre taleplerini iyiniyetlice epeydir yazıyorum...

Görülüyor ki, iyiniyet ve istemek yetmiyor. Birde partiler sıkıştıklarında “birlik” demeleri insanı çıldırtıyor.

Kaç kongre kaç parlamento ve mecilis kurup ve dağıtttık...

KNK-Kürdistan Ulusal Kongresi toplantılar ve konuşmalar dışında pratik öncülük vb yapmadı. Hep işlevsiz kaldı.

DTK ne iş yapıyor hala anlamış değilim. Bana göre pratik hiç bir işlevi yoktur.

Buna benzer örnekler çoğaltılabilir.

Rojava Kürtlerinin Düğümü….-Dursun Ali Küçük

*Suriye egemen bir devlet eğildir…

Rusya ve İran hatta Türkiye Suriyenin birliği ve egemenliğinden sözediyorlar…

Ama her üçüde Suriye ye belli ölçüde yerleşmiş. Kendileri de Suriye’yi paylaşıyorlar.

Suriye 3 parçadır. 

-Fıratın batısı Rusya ve İran TC ye bırakmıştır. Efrin ile bunu tamamlamaya çalışıyorlar. TC deki üçlü toplantıda Tel Rıfat’ı Rusya-İran ve Rusya ortak yürütecek deniyor.

-Şam, halep ve Fıratın doğusu Deyrezor’a uzanan hatta İran, Rusya ve Rejim güçleri kontrol ediyor..

Emperyalist Savaşın Esas Akım Haline Gelmesi -4

“Emperyalist Büyük Savaşa Doğru” yazı dizisinin bu son bölümü olacak. Aslında yazılacak daha çok şey var. Ancak genel hatlarıyla ortaya konulan veriler ve teroik argümanlar, içinde bulunduğumuz sürecin gidişatını genel hatlarıyla ortaya koyduğuna inanıyorum.

Böyle gitmez

Bir önceki yazımda birlik sorunun ‘sınıf bilinci’ ile ilişkisine değinmiştim.Tarihsel görevlerimizi yerine getirebilmek adına bunun zorunluluk olduğunu söylemiştim.Konuştuğum Maoistlerin söylediği şu:

Tarihsel görevimizi biliyoruz.Ancak birlik sorununun sınıfsal niteliğinin koşulları doğru değerlendirilemez ise bu eski pilavı ısıtmaktan başka bir anlam taşımayacaktır.Teorik açıklamaları görüyorsun.Bir rüzgar var,durgunluktan çıkmak adına popüler akıma kapılan Kaypakkayacılar var.Yeni adına çizgiyi yenileme adına burjuva akıma kapılanlar var.

Yaşamak için, ölmek zorundasın!

Aydınlanma yıkıcı bir süreçtir. Daha iyi ya da daha mutlu olmakla ilgisi yoktur. Aydınlanma, sahteliğin un ufak olmasıdır. Oyunlardan oluşan ön cephenin arkasını görmektir. Doğru olduğunu sandığımız, her şeyin kökünden yok edilmesidir.

Devrimcilik (Aydınlanma), parkta yapılan bir yürüyüş değil, cehennemde bir yolculuktur. El üstünde tuttuğumuz tüm inançlarımızın ve kendimizle ilgili bütün düşüncelerimizin alaşağı edilmesidir. Başka yolu yoktur.

Sayfalar