Cuma Eylül 18, 2026

Yerel Seçimler ve Siyaset

Proletarya, hiç bir olaya ve hiç bir siyasal gelişmeye tarafsız kalamaz. Onun “tarafsız”lığı bile taraf olmaktır. Örneğin her hangi bir olayı boykot etmek tarafsız bir siyaset gibi gözükmesine karşılık aktif bir taraf olmaktır. Ya da iki burjuva (örneğin Ergenekon davaları vb.) kliği arasındaki mücadele de birinden birini desteklemeyip “tarafsız” olmak, iki burjuva kliğine karşı aynı tavırı almak anlamındadır.
 
Bütün burjuva partileri hızlı bir şekilde yerel seçimlere hazırlanıyor. AKP için yerel seçimlerin önemi; yıpranan imajı onarmak, Haziran Ayaklanması (Gezi)’nın  rövanşını almak ve bir sonraki genel seçimlerin kazanmanın adımlarını döşemek olarak okunabilir. Daha bir çok nedenler olsa da elbette en önemlisi, AKP’nin yıpranan imajını kurtarmaktır. Bunun anlamı, iktidarda kalma ömrünü uzatmanın, iktidarı kaybetmemek için her yolu mübah gördüğü şeklindedir. Çünkü Haziran Ayaklanması’ndan sonra iyice teşhir olan AKP ve TC başbakanı Erdoğan’a karşı emperyalistler verdikleri desteği geri çekmişe benziyor ve içeride ise Türk burjuvazisinin bir kısmı yeni bir alternatif oluşturmaya hız vermiş gözüküyor. 
 
Önümüzdeki yerel seçimler konusunda da proletaryanın bir tavrı olmak durumundadır. Bu boykot şeklinde olabileceği gibi, seçimlere katılma ya da her hangi bir devrimci-demokrat güçlerle ortaklaşa hareket etemek ya da tek başına katılmakta seçenekler arasında yer alabilir. Ancak, 30 Mart 2014'de yapılacağı aöıklanan yerel seçimleri boykot etmek için proletarya açısından koşullar eleverişli değildir. Bu seçimlere, olumlu yönde, Haziran Ayaklanması’nın gölgesi düşecek olsa da, şu andaki durum bir bekleme tavrı şeklinde kendini göstermektedir. Aslında bu bekleyiş öznel devrimci güçlerin kitleler içndeki etkinliğiyle de doğru orantılı olarak sürmektedir.
 
Önümüzdeki yerel seçimlerde sınıf bilinçli proleterlerin yani komünistlerin güçlü bir çıkışları olamayacağı ve tek başlarına seçimde her hangi bir varlık gösteremeyecekleri de bir gerçektir. Hemen hemen tüm radikal devrimci kesimler açısından bunu söylemek nesnel bir durum saptaması gibi gözüküyor. Devrimci hareketin dağınıklığı ve demokratik bazı eylemlerde dahi bir araya gelmekteki zorlanmaları da dikkate alınırsa, yerel seçimlerde birleşik güçlerini ortaya koymanın önündeki idelojik-siyasal zoruluklar da kendiliğinden anlaşılır oluyor.
 
Önümüzde bir HDP (Halkların Demokratik Partisi) gerçeği var. HDP Türkiye ve Kürdistan’daki reformist güçlerden devrimci güçlere kadar çok çeşitli siyasal grupları içinde barındıran bir yapıdır. İçinde yer alanlardan direkt sosyalizmi savunan siyasal grup ve partiler olduğu gibi, geri düzeyde reformizmi savunan siyasal parti ve gruplarda yer almaktadır. Bütün bunları bir araya getiren esas etmen AKP iktidarının baskıları karşısında bir güç olabilmek ve siyasal varlıklarını parlamentoda ya da fazla ayak altında ezilmeden bir duruş sergileyebilmek amaçlıdır. Genel olarak söylenirse, HDP bir işçi sınıfı partisi değildir. Reformist siyasal yelpazede yerini almaktadır. İçlerinde reformist olmayan güçlerin olması bu gerçekliği değiştirmeye yetmiyor. 
 
HDP’nin programmında ne işçi sınıfının iktidar sorunu vardır ne de düzenin radikal bir şekilde devrimci değişiminin gerekliliği ve bunun eylem planı vardır. Burjuva düzenin aşırı uçlarının törpülenmesinin dilek ve temennileri yer almaktadır. Daha çok da Kürt sorunun “barışçıl” bir çözümü yer alır. Daha doğrusu, Kürtlerin ulusal haklarının verilmesi.
 
Bunlar, demokratik içerikli reformist hedeflerdir. Sınıf bilinçli proleter hareketlerin bunlara karşı itirazları elbette temeldendir. Ancak proletaryanın sınıfsal çıkarları açısından ciddi bir çok siysal problemler taşısada, demokratik talepler özelinde ortaklaşa hareket edilebilecek bir program içerikli bir siyasal oluşumdur  HDP. 
 
HDP’nin diğer bir önemli özelliği, Kürt, Türk ve diğer azınlık uluslardan devimci-demokrat kesimleri bir araya getirme ve en azından, asgari noktalarda birlikte hareket etme espirisini de içinde taşımasıdır. Bu en önemli noktalarından birsidir.
 
Ancak, bir önemli nokta da; HDP’nin  Kürt Ulusal Hareketi’nin (KUH) devlet ile uzlaşıcı yanının ciddi baskısı altında oluşudur. Çünkü HDP içinde etkinlik bu hareketin elindedir.  Kürt ulusal hareketinin içeriği demokratik bir içerik taşıdığından, bu da HDP’nin var olma siyasal gerekçesiyle çelişen  bir durum değildir. Bu örgütlü gücün varlığı ve etkinliği, diğer devrimci ve demokrat güçleri bu politikanın yedeğine alma eğlimi ve baskısını beraberinde getirmektedir. Bir çoğu onunla var olmanın koşullarını yaratmaya çalışırken, bir kısmı ise pragmatis bir çizgi izlemektedir. KUH’nin pragmatis olması, onun genel çizgisinin bir gereği, ancak küçük burjuva devrimciliği ondan sosyalizm bekliyorsa, elbette yanılıyor.
 
Komünistler, HDP içinde erime değil, demokratik bir mücadele açısında ortaklaşa eylem birlikleri ve ittifaklar şekilinde soruna yanaşabilirler. Daha ileri bir birliktelik, proletaryanın siyasal hedeflerinin reformist hedeflere kurban edilmesi olur ki, bu ideolojik olarak proletaryanın davasına ciddi zararlar verir. Reformizmle sıkı bir uzlaşmacılığın bir yanıda, sınıfın radikal devrimci yönünü törpüleme eğilimi taşımasını beraberinde getiri ki, işçi sınıfı partilerinin bunu her zaman gözönünde bulundurması bir zorunluluktur. Kısa vadeli çıkarlar uzun vadeli çıkarların önüne geçirilmemelidir.
HDP, elbette, ne Allende’nin (Şili) Unidad Popular (Halk Birliği), ne de kurucusu Hugo Chavez olan Venezuela Birleşik Soyalist Partisi (PSUV) değildir. Ama, sınıfsal karakter ve program olarak benzer yanları çoktur denebilir. Bu partiler de homojen değil, heterojon siyasal yapılardan oluşuyordu. Aynı HDP’nin oluşumu gibi. Chavez’in PSUV’si şu anda Venezuela da iktidarda. Allende’nin reformist programı onun sonunu hazırladı. Burjuvazi, reformist partilere dahi tahammül edebilecek bir karakterde değildir. Sermayenin varlığı ile demokratik içerik uyuşmaz ve o, çıkarları gereği, kitlelerin lehine tüm demokratik mücadele ve kazanımların karşısında yerini alır. HDP’nin adı geçen bu partilerin düzeyine gelme olasılığının siyasal ve sosyal temeli şimdilik ülkemizde yok gibidir. Her şeyden önce, ne Allende ne de Chavez gibi kitleleri peşinden sürükleyecek reformist liderler söz konusu değildir.  
 
Burada HDP dışında reformist küçük burjuva TKP, her ne kadar, önümüzdeki yerel seçimlere "yurt çapında aday göstererek katılacağını" açıklasa da, girmediği yerlerde CHP ile ortak hareket etmeyi, daha doğrusu destekleme taktiğini izleyecektir. ÖDP ise, bir kaç yerin dışında CHP’yi daha fazla destekleme yoluna gidecektir. 
 
TKP süreç içinde CHP ile daha sıkı fıkı olma durumuna girebilir. “Yurtseverlik”leri onları burjuvazinin “laik” kanadıyla birlikte hareket etmeye yönlendirecektir. Hatta bu “yurtseverlik” anlayışı, onları,  süreç içinde “Kızılelma” koalisyonu ile de dirsek temasına görtürebilecektir. Son olarak TKP Merkez Komitesi üyesi Kemal Okuyan’ın, “Türkiye Solunun Yurtseverlik Sınavı “ adlı kitabı, onların burjuvazinin bayrağını sahiplendiklerinin resmen ilanı oluyor. Nihayet, böylece, aradıkları örtülerine kavuşmuş oluyorlar. TKP ve ÖDP'ni HDP ile ortak hareket etmemeye iten nedenlerin başında, hiç kuşkusuz, Kürt ulusal sorunu konusundaki şovenist anlayışa sahip olmaları geliyor.
 
Konumuza dönersek, kısa vadeli siyasal demokratik hedefler için her zaman ilerici güçler ile proleter güçlerin ortak hareket etmesinin proletarya açısından yararları tartışma götürmez. Proletarya tüm ezilen kesimleri kucaklamak ve onlara siyasal olarak hitap etmekle karşı karşıyadır. Bir yandan proletaryanın yakın ve uzun vadeli siyasal hedeflerini reformizme kurban etmemek ve bir yandan da reformist güçlerle demokratik kazanımlar için bir arada olmanın çelişkisi yaşanacaktır. Bu, sınıf mücadelesinin çok yönlü oluşunun siyasal taktiksel görüngüleridir.
 
Sınıf bilinçli proletarya daha geniş kitleleri (başta işçi sınıfı olmak üzere) kucaklamak istiyorsa, dar köşesine çekilip kalmak değil, sınıflar arası siyasal mücadelenin tüm arenalarında yer almak ve kitleleri işçi sınıfının sosyalist programı etrafında örgütlemek ve harekete geçirici doğru ve aktif bir siyaset izleyebilmelidir.
 
Buradan hareketle, önümüzdeki yerel seçimlerde HDP ile ortak olarak seçimlere katılınabilinir. Bir taraftan seçim propagandalarına (legal olanakları zorlayarak) kullanmak ve sınıfın görüşlerinin propagandasını yapmak, düzeni teşhir etmek ve özellikle de AKP kliğini teşhir ve tecrit çalışmalarına daha fazla önem vermek, yerel seçimlerin genel siyasal taktik olmalıdır. Ancak bu siyasi taktik,  HDP’nin reformist dayatmalarına boyun eğme pahasına değil, tersine, sınıf uzlaşmacı yanlarını teşhir etmeyi de şart koşuyor.
 
Yerel seçimlerde PKK, hem BDP ile hem de HDP ile kendini daha güçlü bir şekilde, HDP birleşenlerine dayatmaya çalışacaktır. Bu eşyanın tabiatı gereği böyledir. Güçlü siyasal hareketler, diğer siyasal hareketler karşısında gücünün bilinciyle hareket ederler. Çünkü bir önceki yerel seçimlerde de ve genel seçimlerde de bu görüldü. Bu nedenle de, Dersim’de genel seçimleri kaybetti. Bu, kaybedeceğini bile bile lades demekti ve öyle oldu. BDP, diğer devrimci güçleri hiçe sayarak kendini dayattı ve devrimci güçler ise “bize ne” der gibi siyasetsizliği seçtiler. Bazılarına ise birkaç belediye meclis üyeliği yetti. Siyaset bunun üzerine şekillendirildi. Daha büyük siyasal kazanımların siyaseti ise bir sonraki bahara ertelendi.
 
Bu yerel seçimlerde, yine Dersim, önemli bir yerde durmaktadır. Eğer BDP yine kendini adayını diğer devrimci güçlere rağmen dayatırsa, Dersim Belediye Başkanlığını kazanmanın zorluğu da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Silahların “eleştirel” gücüyle bu her zaman kazanılamaz. Diğer siyasetlerinde, özellikle de Kaypakkaya geleneğinden gelenlerin önemli bir güçleri de vardır. Bir önceki yerel seçimlerde bu görüldü. Bu kez, ortak hareket edilmezse, Dersim’i CHP’ye kaptırma olasılığı daha güçlü gibi gözüküyor. Tabi burada, bunu belirleyecek olan izlenecek doğru siyasal taktiklerdir. Ve bu siyaset,  kitlelere; siyaset olarak “biz de varız” gücünü kendinde bulabilecek mi? Yoksa, Hegel’in “var-yok” özdeşliğine mi sığınılacak, hep birlikte göreceğiz. Çünkü siyasette duygusallığa yer yoktur. Siyasette, sınıfsal çıkarlar her zaman önde gider.  
 
Bu yaklaşım, tüm siyasal gelişmeler için de geçerlidir. Doğa gibi toplumsal yaşamda da siyaset boşluk tanımıyor. İşçi sınıfının gerilediği ya da geri adım attığı yerde, o adımı bir başkası atıyor ve sınıf demokratik mevzilerini de kaybediyor.***11.12.2013
101538

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Yusuf Köse

Bizim keko, Mazlum (Nubar OZANYAN)

5 Nolu Zindan’da günler geçmek bilmiyor, işkencenin dozajı akıl almaz sınırlara dayanıyordu. Ağır işkence altında dayanamayıp itirafçılaşan ve ihbarcılaşanların sayısı artıyordu. Süreç, yıkıma ve ihanete doğru gidiyordu. Her yan umutsuzluk ve karamsarlık doluydu. Öldüresiye işkenceleri göze alarak bir merhaba, bir ses ve bir gülüş yollamak, o günün koşullarında direnişin ilk adımı oluyordu.

Mahkemelerin işkenceci, işkencecilerin ise yargıç olduğu bir dönemi yaşarken Mazlum Doğan arkadaş bir şeyler yapmanın yol göstericisi oldu.

Oyuna gelen savaşmak zorunda kaldı.[ismail cem özkan]

Rusya Ukrayna’yı işgal etti ve büyük bir zafiyet ile karşılaştı. Evdeki hesap savaş alanına uymadı ve haftalardır işgal ettiği toprak parçası dağın fare doğurması kadar, Rusya bir arpa boy yol alamadı...

Peki, bunda en büyük rol / sorun nedir?

Savaş bir örgütlenme modelidir. İyi örgüt olursanız savaşı yürütürsünüz...

Peki, örgütlenme ya da örgüt nedir?

Hep anlatılan saç ayakları vardır, genelde üç rakamlı ile başlar cümleye…

Para, istihbarat, lojistik…

Peki, Rusya üç saç ayak konusunda konuda ne kadar başarılı?

Zelenskıy Halk Kahramanı mı? (Monika Gärtner-Engel )

Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskıy, Ukrayna savaşında Rusya Devlet Başkanı Valdemir Putin'in tam tersi gibi görünüyor.  Putin alaycı bir soğuklukla ortaya çıkıyor. KGB'nin eski bir gizli servis subayı olarak, acımasız kararlarını her zaman tek başına sunan, güç takıntılı bir emperyalist tekel politikacısıdır. Şu anda 12.000'den fazla barış göstericisini tutukladı ve Halep'te (Suriye), Grozni'de (Çeçenistan) veya şimdi Ukrayna şehirlerinin bombalanmasında insanlık dışı savaşı temsil ediyor.

Bu 8 Mart bir başka olacak! – Ayfer Polat

Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik krizle birlikte artan yoksullaşmaya paralel ciddi bir hak arama mücadelesi işçi emekçi eylemleri, grevler dalga dalga yayılmakta, elektrik faturalarını ödeyemeyen kitleler, “Geçinemiyoruz” diyerek meydanlara dökülüyor.  2022 daha şimdiden işçi ve emekçilerin hak arama mücadeleleri ve bu mücadeleden doğacak kazanımların damgasını vuracağı bir yıl olacağını söylemek mümkün.

Devrimci Teori ve Komünist Partisi

"Nesnel gerçekliği yansıtmayan, pratiğin çelişmelerini doğru olarak saptayamayan ve pratiğin önüne doğru çözüm önerileri getiremeyen teori de, pratiği değiştirmeye ve devrimci tarzda ilerletmeye yetmeyecektir. "

Öncü savaşçı rolünün –der Lenin- ancak en ileri teorinin kılavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirebileceğini belirtmek istiyoruz.” 1

Emperyalist savaşa karşı halkların aktif direnişi için ileri

Emperyalist savaşa karşı barış daha güçlüdür. Çünkü dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar barıştan yanadır. Savaş isteyen ve savaş çıkaran ise bir avuç emperyalist tekeller ve onların emperyalist devletleridir.

Rus emperyalistlerinin Ukrayna’ya işgal amaçlı askeri saldırıları, peşinden nükler tehditler, başta, baş savaş kışkırtıcısı ABD olmak üzere Batılı emperyalistlerin ve bunların savaş örgütü NATO’nun savaşı körükleyen çabaları, aşırı silahlanmaları, dünya halkaları için büyük bir yıkımın hazırlığının göstergeleridir.

Enflasyon: İşçilerden Alıp Tekellere Daha Fazla Aktarımdır

Arif Alıç

Bütün geçmiş tarih göstermektedir ki, para değerinde ne zaman böyle bir düşme olsa, kapitalistler hemen işçileri aldatmak için bu fırsattan yararlanmaya bakarlar.” Marx[1]

Burjuva medyası, liberal ekonomistler her ne kadar bağırıp çağırsalar da kapitalist sistemde enflasyonun anlamı; işçilerden daha fazla alıp tekellere aktarımdır. Yani, işçi sınıfı ve emekçilerin daha fazla soyulmasının resmi adıdır, enflasyon.

Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş “Göreceli Barış” Kapısını Zorluyor

“Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.

“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı. 

Birleşik Mücadele Güçleri ve Birlikte Yürümek

Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) ikinci yılında girmiş bulunuyor. 4 Şubat 2021 tarihinde kuruluşunu ilan eden BMG, yayınladığı deklarasyonda: “Türkiye-Kürdistan sathında muazzam gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal ve toplumsal zeminle karşı karşıyayız. Emperyalist kapitalizmin ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi günden güne büyürken, AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı, saldırılarına azgın bir şekilde devam ediyor. Koşullar, faşizmin çizdiği sınırlara hapsolmuş hiçbir anlayış ve önerinin kurtuluş reçetesi olamayacağını gösteriyor.

“... Yaşasın TİKKO Konferansımız!”(2)

TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı. 

– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?

Ekin Vartinik/Azad Axpanos: Başlamadan önce devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizi saygı ve minnetle anıyor, kavgalarına bağlılığımızı yineliyoruz.

Savaş hali (Nubar OZANYAN)

Rojava halkı, hemen hergün Türk devletinin yeni bir saldırı ve tehdit haberiyle uyanıyor. Hemen hergün bu saldırılarda insanlar ya katlediliyor ya da ağır bir şekilde yaralanıyor, sakat kalıyor.

Doğduğu topraklarda özgürce yaşamaktan başka bir amaçları olmayan halklar, beklemedikleri bir an ve "nereden geldiği tam tespit edilemeyen" bombalı saldırılara maruz kalıyorlar.

Diktatör Erdoğan, tehdit ve ölüm saçan İHA-SİHAlarıyla halkı katletmeye devam ediyor. Amûde-Kobanê-Hesekê-Qamişlo-Derîk-Şêngal-Mexmur'da hemen her gün yeni katliamlar işliyor.

Sayfalar