Varlık zeminini sorgulamak, varlık bilincini kavramak ve gerçeklerden beslenmek
Dünyada ve ülkemizde karşı devrimci dalganın büyütülmek istenmesinin en net emaresini Ortadoğu’daki emperyalist pazar savaşından görmekteyiz. Emperyalistlerin Ortadoğu’da gerçekleştirdiği bu saldırılar aynı zamanda bölge halkının emperyalizme olan öfkesini büyütmektedir. Ancak ne yazık ki bu çelişki yine emperyalistlerin desteği ile ortaya çıkan, gelişip serpilen veya bölgede kendini bu çelişkiler üzerinden var eden fundemantalist İslami akımlarca dönüşüme uğratılmaktadır.
Emperyalizm ve bölge halkları arasında ortaya çıkan çelişki, hakim sınıflarca kullanılmakta ve halk kitlelerin bilinci bulandırılmaktadır. Buna en net örneklerden biri Erdoğan’ın kendini “Batı” karşısında bir model olarak ortaya koyması ve sürekli “batı karşıtlığı” üzerinden siyaset yapmasıdır. Kuşkusuz bunun verili bir durumu vardır. Emperyalizm ile bölge halklarının arasında süren bir çelişkinin bir başka görüngüsü ise DAİŞ’tir. Faşist ve tekfir-i bir hareket olarak DAİŞ kendi varlığını bölge halklarının çelişkilerine dayandırmaktadır. El-Kaide ve DAİŞ arasındaki farkı anlatırken Scott Atran “IŞİD her şeyden önce Ortadoğu halklarının bir yüzünü gösteriyor. Halkın büyük çoğunluğu yıllara varan sorunlarının ve Skys-Picot ile oluşan parçalanmışlığın IŞİD’in mücadelesi ile aşılacağı yanılgısı içindeler. IŞİD bu sorun üzerinden halkın ciddi desteğini almış durumda” diyor. (The Guardian/ Mart 2015)
Türk hakim sınıfları, öncesinden belirttiğimiz gibi bir çıkmazın içine sürüklenmiş ve özellikle Ortadoğu politikasındaki durum ile çırpınır duruma düşmüştür. Andaki çelişkiler, AKP’nin boğulmakta olduğunu ve bu çırpınış ile etrafındaki her kesimi boğarak yüzeye çıkma çabası içinde olduğunu gösteriyor. Uzatılan OHAL, sebil ettirilen KHK’lar ile tükenen ömür, uzatılmak istenmektedir. Son olarak da referandum ile boğazda kalan iktidar lokmalarını sindirmenin derdi içindedir. Bu açıdan politik olarak bu sindirimin engellenmesi hâkim sınıfların kaosunu büyütecektir. Kaos iyidir ve onun verili koşulu devrimcidir. Bu açıdan kaosu yaratmak bizler açısından önem arz ediyor ve bu noktada üstümüze düşen görev ve sorumlulukların; bunların yerine getirilmesindeki cüret ve kararlılığın analizini yapmamız gerekiyor. Somut koşulların somut tahlilini nereye uygulayacağımızın adını koymalı ve çelişkinin ne yönde esasiyet kazandığını söylemeliyiz. Hakim sınıflar topyekûn bir saldırının sürecini hazırlarken, bizlerin ne yaptığı önemlidir ve bunun adının konulması gerekmektedir. Çekiştirilen kelimelerin, kurumuş teorilerin, nemlenmiş, küf tutmuş statik tespitlerin ötesine geçmek gerekmektedir. Düşman cephesinin gelişim evresini incelemek ve çelişkinin verili durumuna ve onun yarattığı çelişkilere yönelmek süreç açısından kaçınılmazdır.
Halk kitleleri içinde alazlanmak, mayalanmak ve ihtiyaca cevap vermek…
Halk kitleleri ve dünya gericiliği arasındaki çelişkinin mevcut verili durumu sınıf hareketleri için önemli bir yerde durmaktadır. Bu noktada ortaya konulacak tasarruf mevcut hareketin hem tarihsel misyonu hem de halk kitleleri içindeki mayalanma sürecinde keops etkisi yaratacaktır. Bu açıdan kolektifimizin böylesi bir dönemeçte içinden geçtiği sürecin detaylıca incelemesi ve sonuç çıkarması önemlidir. Önemli olan politik sürecin hassasiyetleri ile kendi hassasiyetlerimiz arasında bir tartıma gidilmesidir. Tarihe düşeceğimiz not, geleceği yaratma mücadelesinde yürüyeceğimiz bilimsel zeminin ve devrimci koşusunun nişanesi olacaktır. Ancak özgün olarak bizlerin anda düştüğü durumun, tarihe düşülecek kötü bir notu ifade etmekten ileri gitmediğini söyleyebiliriz.
Burada sorun politik gündem açısından dile getirilmektedir, zira devrimci hareketin ödediği bedellerin kıymet-i harbiyesi ölçülemez. Politik gündemin akışından uzak bir şekilde ortaya koyduğumuz ve subjektif güçlerimizi ifade eden tasarrufların ne iç sorunların çözümünde ne de politik gündemi omuzlayacak bir cürette yeri vardır. Bu çıkmazdan çıkma çabamız ne yazık ki apolitik ibreyi geçemiyor. Bu noktada elde edemediğimiz derinlik deneyimi halk kitlelerinin engin ve derin denizinde politik olarak boğulmamıza vesile oluyor. Ortaya çıkan çelişkiler münferit bir zaman dilimini ifade etmemektir. Uzun soluklu bir evrenin ortaya çıkardığı bu sonuçlar aslında toplumsal çelişkiler karşısında dirayetli ve değiştirici bir politik güce kavuşmayışla ilgilidir.
Düşman cephesinde yaşananları incelediğimizde aslında AKP’nin karşısındaki tüm kesimleri kendisinin istediği şekilde politika yapmaya ittiği ve hatta öyle ki kendini muhalefetin konumlanışa göre var ettiğini görmekteyiz. Bu durum bir evreden sonra politika yapıcılıktaki sorunları gündem yaratma ve onu örgütleme konusundaki sakatlığı ortaya çıkarıyor.
Tüm bu bahsini ettiğimiz başlıklar, şeylere diyalektik yaklaşım sorununu ifade ediyor. Aslında sorunun özü MLM biliminin kavranmayışı ve sürece yön verecek politik kadroların yetersizlikleridir. Eğer bir kolektif kendi içinde iki çizgi mücadelesini yürütemiyorsa kitleler arasındaki çelişkileri çözmede nasıl başarılı olabilir? Bu noktadaki tasarruflara baktığımızda karşımızı koca bir hiç çıkmaktadır. Gerçekliğin verili koşulu münferit ve tek yönlü değildir. Gerçekler devrimcidir derken burada ifade edilen münferit bir olgu değildir. Zira gerçek zıtların varlığıdır, çelişkidir ve buna diyalektik müdahale devrimcidir. Devrimci hareket çelişkiler üzerinden yükselir ve kendini burada örgütler ve yayar. Çelişki karşısında kayıtsızlık ve ona metafizik yaklaşım biçimi kolektifi tökezletir, yere çalar ve onu kendi sreci içinde kitlelerden kopartarak çalındığı yerde emeklemeye mahkûm eder. Dolayısıyla gerçekler devrimcidir kavramı içinde esas olarak ifade edilen bir çizginin değil iki çizginin gerçekliğidir. Zıtların birliği gerçeklerin devrimci olduğudur. Mehmet Demirdağ yoldaştan yapılan bir önceki alıntıda ifade ettiğimiz alıntı şu şekildeydi. “Zira biz partiyi kafamızdaki yerin üstünde oturtmak, onu sosyal kurtuluş ve nihai özgürlük kavgasının önderlik etmekle sorumlu kılınmış öncüsü olarak, bu ideallerimizin yenilgisiz silahşörü yapmak istiyoruz. Öyleyse ancak yeterli bir diyalektik kavrayışa sahip olmayan beyinlerin boşluğunda sarsıntı olanağı bulabilen şaşkınlıklar yaşamak için kabul etmeliyiz ki devrime hem parti hayatı açısından hem de onun üye ve taraftarları olarak kendi siyasal ve sosyal pratiğimiz açısından hiçbir zaman belalardan kurtulama olanağı bulamayacağız, ‘oh nihayet belasız, sorunsuz bir gün’ diyeceğimiz bir süt limana demir atma şansı bulamayacağız. Çelişkinin başlıcası, başlı başına olanı, sınıf çelişkileri olduğu müddetçe ve nihayet bir dünyasal devrim vücut bulacak komünizme kadar bu böyle olacaktır. Oraya kadar sadece belaların boyutu ve gelişmeleri değişecektir. Mao: ‘Eğer parti içinde çelişmeler olmasaydı, parti ölür giderdi’ der. Sorun çelişkilerden ve parti içi sorunlardan yılmak değil, yıldırıcı olan çelişkilerin ele alış yöntemidir. Partiyi yoran, gerileten ve yozlaştıran parti içi mücadeleler bir çelişkinin burjuva eğilimler ve parti düşmanı akımlarca partiyi yıpratmak bölmek ve güçten düşürmek amacıyla ele alınmasıdır.” (Mehmet Demirdağ, Fırtınalar içinde Bıçak Sırtında, Cilt 1, s. 243)
İşte devrimci olan bu gerçekliktir. Bu gerçekliği görmemek devrimci çizginin silikleşmesidir ve aynı zamanda devrimci hareketin MLM felsefeden ve bilimden koptuğu ve uzaklaştığı anlamına gelmektedir. Gerçek karşısında konumlanış devrimci olandır ve bu noktada gelişimin ana hatları bu duruş ile ifade edilir. Politika yapıcılıktaki sorunlu durumu rehabilite ederek sürdürmek mahkûmiyettir. Ve bu mahkûmiyet kendini kavramların kavgası ile var eder ve felsefi derinlikten uzaktır. “Gerçekler Gerçekten Devrimcidir” isimli makalede çekiştirilen manipülasyon kavramı bunun en net ifadesidir. Bu algılayış kuşkusuz bir şekilde bir zamanlar şiddet hareketlerini “terör” olarak ifade eden Lenin’e “terör sizin işinizdir” bile diyebilir. Şu bir gerçektir ki kavram veya kavramlara yaklaşımda ortaya çıkan sorunsal durum dogmatizimin bir ürünüdür. Her şeyden önce savaş aygıtına sahip olan hareketlerin kendierini var edecekleri nokta kitlelerin çelişkileri üzerinedir. Bu noktada ortaya konulacak savaş pratiği kapsamı ne olursa olsun devrimci çizgiye sebat ettiği müddetçe burjuvazinin savaş aygıtından ayrışır. İlgili yazıda manipülasyon politika değildir şeklinde bir yaklaşım sunulmuş ve eleştirilmişse de eleştirdiği yazıda “manipülasyon politikadır değildir” gibi bir çıkış yapılmıştır. Okuma zafiyetinin bu ser-i vahim hali çekiştirdiği kelimeyi anlayamamaktadır, zira yanlış bir okuma mağdurudur. İlgili yazıda “gerekirse manipülasyon ve spekülatif argümanları da kullanarak” denilmektedir. Bu politika yapıcılıkta çokça kullanılan bir yöntemdir. Örneğin faşist devletlere karşı yapılan savaşta kayıpların gizlenmesi veya verdirilen kayıpların fazla gösterilmesi manipülatif argümanları barındırmakla beraber psikolojik bir savaşın zeminini hazırlar. Lenin 3. Enternasyonal konuşmalarında “işçi sınıfına gerçek gücünüzü gösterirseniz sizlerden umudunuzu kesebilir” diyerek Bolşeviklere politika yapıcılıkta kendilerini bir merci olarak göstermelerini istemektedir. Yine aynı şekilde henüz ordulaşamamış, dağınık çete grubu olarak duran bir yapının kendini ordu olarak kullanması kendi içinde manipülatif bir durum barındırır. Anca tüm bunlar devrimci mücadeleye ve gerçeğe işaret ettiği için devrimcidir.
Sorunlar karşısında MLM’ye yaslanmak!
Sınıf kavgası içinde burjuvaziye karşı tavrın idelojik olduğu kadar politik olduğu herkesin kabulüdür. Dolayısıyla bunlara yaklaşımda politik çizginin önemi de oldukça ortadadır. Hareket içindeki burjuva eğilimler karşısındaki yaklaşımımız ideolojik mücadele ekseninde geleceğe sıçramayı hedeflemelidir. Buradan sağlanacak politik sıçrayış devrimci hareketi zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Mao Zedung’un tespitinde olduğu gibi çelişkiler olmasaydı KP denilen bir şeyin olmayacağı tespiti aynı zamanda bizim çelişkilere minnetimizi işaret eder. Mutlak bir doğrunun olmadığı ve olmayacağı gerçeği ile hareket etmeli ve bu gerçek üzerinden iki çizgi mücadelesinin geçerliliği kavranmalıdır. Sınıf kavgası içinde karşı karşıya gelen sınıf tavırları, uzlaşmayan eğilimler, son kertede metafizik ve diyalektik tavırların dünya görüşleri olarak pratik ideolojik alanına ahlaki, hukuki, politik estetik ideolojilerle yansır. İşte bu dünya görüşleri devrimci hareket içinde felsefe yoluyla yansır. Dolayısıyla MLM bilimine burada ihtiyaç vardır. Felsefenin bir kavga, politik kavga, bir sınıf kavgası olması bundandır. Bunun devrimci hareket içindeki bulduğu bu etki pek doğaldır ki burjuva eğilimlere karşı değişimi hedef alan, katalizör olmayı hedefleyen ve geleceğe sıçrama yaratmayı kendine misyon eden bir devrimci hareket olmak zorunludur.
MLM felsefi pratiğin ana görevi açık biçimde doğru fikirlerle düzmece fikirleri bir çizgi ile ayırmaktır. Kolektif içinde bu sorun ideolojk mücadele ile olmalıdır. Bunun dışındaki her burjuva yöntem MLM’ye aykırı olup burjuva otlaklardan beslenmektedir. Zira hareket içinde çelişkinin olduğu genel kabul ise bunun çözüm yöntemi ise Marksizm’in büyük öğretmenleri tarafından proletaryanın öncü müfrezesinin tarihsel deneyimlerince açıklanmıştır.
Özetleyecek olursak; devrimci biriliğin teminatı için gerekli olan en önemli nokta MLM biliminin kavranmasıdır. Bu bizler açısından görev olarak görülmelidir. Böylesi bir zeminde bir hareket felsefeye hakim olmalı ve her organına kadar bu felsefe ile donanmalıdır. Bunun olmadığı bir yerde birlik sağlanamaz. İki çizgi mücadelesi ise bir hayal olur. MLM olmayan yaklaşımlar kolektifi güçlendirmez aksine tökezletir, zayıflatır.
Öğrenmek örgütlemek ve örgütlenmek üzere donatılmış hareket kadrosu burjuva bir dünya içinde bin bir çelişki içinden geçmektedir. Dolayısıyla bu geçişte dirayetli ve komünist sıfata layık bir duruşa ihtiyaç vardır. Zira burjuvazinin acizlik durağından geçen kadro, o durakta kibir sağanağına maruz kalmaktadır. Bu noktada bu sağanaktan sıyrılıp MLM’ye sığınmamız gerekmektedir. Bu sığınmanın da sorgulamasını yapmak, yola devam edebilmek için ciğerlere doldurulması gereken taze solukların alınabilmesi gerekiyor. Bugün kimimiz her durakta soluklanır kimimiz ise tek solukta ineceği durağa ulaşırız. O durağa ulaştıklarını düşündüklerimiz ise bizlere yola devam cesareti verirler. Amma velakin o cesaret için bile bir gücün varlığına ihtiyaç duyarız ki bu da bilimsel yöntemimiz olan diyalektik materyalizm ve onun kudretinde gelişen devrimci harekettir.
Bir Partizan
Son Haberler
Sayfalar
Sınıf ve HDP
Hayat yaşadıklarımızı anlamlılaştırınca güzelleşir.
Kürtlerin, lazların, çerkezlerin.... yoksulların... ezilenlerin .... herkesin partisiyiz.
Son zamanlarda hiç dikkat ettiniz mi sınıfın söylemleri de Hdp' nin söylemleri.
Şimdi diyeceksiniz ki bu ne hdp' nin ne sınıfın ne de başka birinin söylemi.
Olması gerekenin söylemi.
Elbetteki bu doğru.
Örgütlenme veyahutta partileşme tartışmasını sürdüren / bitirmiş herkesin kullanması gereken söylemler bunlar.
Sorun bu söylemlerin kullanılması değil.
HDP’ye Barajı Ancak Erdoğan Aşırtabilir
Kişisel kanım, HDP’nin şu an yüzde onu aştığı yönündedir.
Kürtlerin oyları ve yüzde biri zor bulan, liberal, sosyalist, demokrat denebileceklerin oyları bunlara ek olarak çok cüzi miktarda CHP’lilerden gelecek stratejik oylar; AKP’lilerden gelebilecek Erdoğan’a ders verme oyları veya sandığa gitmemeler vs., hepsi bir arada HDP’nin yüzde onu aşmasını sağlamaktadır.
Tanrıların zulmü
Gerçek tanrılar yıkıldığında ruhani tanrılarda ölecektir.
7 Haziran genel seçimleri nedeniyle saray sotarıları seçim meydanlarında “din” afyonuna daha fazla sarılmaya başladılar. Bir ellerinde din kitabı, bir ellerinde ise kanlı kılıç ile kitlelerin karşısına çıkıyorlar. Tanrının, kullarının uymasını istediği eza ve cefa kurallarını ezilenlere veriyorlar, sefanın saltanatını ise kendisine alıyorlar. Buna karşı gelenleri ise tanrının zulüm kılıcıyla boyunlarının vurulacağını ilan ediyorlar. Tanrı kendileri, kullar ise işçi ve emekçiler oluyor.
Kıskaç arasındaki erdogan:Teslim Töre
Türkiye’ nin başkan diktatörü, İslam’ ın halifesi, bölgenin Osmanlısı, globalizmin İslam kapitalist patronu olma hevesi ile yola çıkmış, IŞİD ideolojisinin İslam içi başka bir versiyonu olan Erdoğan içinden zor çıkabileceği bir kıskacın arasına sıkışmış durumda. Arasına sıkışmış olduğu kıskacın kollarından birisi halk, diğeri global sermaye. Kıskacın halk kolunu : insan hakları, demokrasi, özgürlük, insani değer ve birikimler, halkların kardeşliği doğrultusunda ortak vatan, ortak dil, fakat her halkın kendine ait resmi dilleri, ortak bayrak ama her ulusun kendine özgü bayrağı vb.
Direnişin resmi yapılıyor…
Gezi direnişinden geriye kalanlar nedir diye sordu bir arkadaş, gezi henüz bitmedi ki geriye bir şey kalsın. Gezi direnişinin başlangıcından bugüne iki yıl geçti ve direnişin sonuçları, devam eden barikat ateşi ve kora dönüşmüş alevin sıcaklığı hala bir şekilde bizleri etkilemeye devam ediyor.
Ateş Olmak ve Ateşi Çalmak: İbrahim Kaypakkaya
“Bu dünyada insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.
İlki ateşe yaklaşmış ve demiş ki: Ben aşkı biliyorum.
İkincisi ateşe yavaşça kanadıyla dokunmuş ve demiş ki:
Aşkın ateşinin nasıl yaktığını bilirim...
Üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak, yanarak kül olmuş...
Gerçek aşkı işte sadece o kelebek bilir...”
İbrahim Kaypakkaya, bir ikonoklastır, yani bir ikon kırıcıdır. Kaypakkaya, katmanlı bir sistematik ve yıkıcı bir teori ve yıkıcı bir pratiktir.
Metal işçileri sınıfının gücüyle direniyorlar
14 Mayıs’da Bursa Renault fabrikasında başlayan metal işçilerinin direnişi, dalga dalga yayılarak TOFAŞ, MAKO, Çoşkunöz, Ototrim, TürkTraktör, Ford Otosan ve daha bir çok fabrikayı da sardı. İşçiler, faşist Türk Metal-İş sendikasının kendilerini daha fazla oylamasına isyan etti ve sendikayı devreden çıkararak, sınıf hareketi içinde küçük, ama tarihi bir adım atarak, burjuvazi karşısında bir sınıf oluşunun gereğini yerine getirdiler.
Kaypakkaya’yı sevmek
Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!
Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zindanlarıyla tanışıyor!
Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!
Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?
O kitap da ser verilir ama sır verilmez…
Kızıl kaplı, kızıl sayfalı,
kızıl harfli bir kitaptır O…
O kitap dokuzyüzkırkdokuzda
Çorum’da dünyaya geldiği gün yazılmaya başlanmıştır…
Çapa Fikir kulübünde yazılmaya devam eder,
6.Filoya karşı yazılan bildiriden ötürü okuldan atılmak vardır o kitapta…
O kızıl kaplı kitap,
PDA’nın karşı devrimci çizgisiyle hesaplaşmaktır aynı zamanda…
O kitapta Vartinik köyü Mirik mezrasındaki kahramanlık yazılıdır…
Ali Haydar Yıldız yazılıdır mesela…
O kitabın adı İbrahim Kaypakkaya’dır, ”Halk Savaşı’dır”…
Ludwigshafen`de binler haykırdı: “Önderimiz İbrahim,İbrahim Kaypakkaya”
TKP/ML nin kurucu önderi İbrahim Kaypakkaya, işkencede katledilişinin 42’inci yılında Almanya’nın Ludwigshafen kentinde binlerce insanın katıldığı gece ile anıldı.
Kaypakkaya şahsında tüm parti ve devrim şehitleri ayrıca dünya da sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitiren ustalar ve önderler anısına yapılan saygı duruşuyla açılan anma gecesinde, ATİK e yönelik operasyonlarda avrupada tutuklanan 12 devrimci tutsağın derhal serbest bırakılmasına dair, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” sloganları haykırıldı.
Ellez Emmim’in Traktörü
Uzun zamandır yazmak istiyordum. Bir tülü sıra gelmedi. Sorun sınıflarla, üretim ilişkileri ve onun araçlarıyla ilgili ve bu gelişmeleri de direk yaşıyan bir köy olunca, insan doğduğu köye değinmeden edemiyor.
Bizim köyün adı Tersihan. Diğer yüzlerce köy isimlerinin akibeti gibi bizim köyün ismi de sonradan değiştirilmiş ve milli bir isim olması için “Konaktepe” konmuş. Irkçılık salt renk ve dinsel olmuyor. insanların tarihsel köklerini yok etmek ve kendine yabancılaştırmak için de, kendinden olmayan isimlere karşı da baskı uygulamaktan geri durmadı, Türk egemen sınıfları.