Tutsak Partizan Halil Şahin’in kaleminden: “Anda bizim cephedeki durum ve zayıflıklarımız”
Hiçbir vakit tam karanlık değil gece
Kendimde denemişim ben
Kulak ver dinle
Her acının sonunda açık bir pencere
vardır
Aydınlık bir pencere
Hayal edilemeyecek bir şey vardır
Yerine getirilecek bir istek
Doyurulacak açlık
Cömert bir yürek
Uzanmış açık bir el
Canlı canlı bakan gözler vardır
Bir yaşam vardır yaşam
Bölüşülmeye hazır
-Paul Elvand-
Dünyayı değiştirmek için yola çıkmış özne, sınıf mücadelesinin andaki durumunu her önemli süreçte gözden geçirmek zorundadır. Bu, bilimsel temelde yapılmadığında isabetli adımlar atılamayacağı için başarısız olunacaktır.
Ülkede ve Ortadoğu’daki gelişmeler ve dünya kapitalist sisteminin krizinin de etkisiyle ciddi olaylar ve gelişmeler yaşanmaktadır. Bir iç savaş halinin varlığı, hatta örtük de olsa TC’nin bazı ülkelerde savaş yürüttüğü alenileşti. Bunu Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın “milli seferberlik” ilanı ile tamamen açık ettiler. Bunu yaparken birçok amaçlarının olduğu anlaşılıyor. Görünürdeki amaç, toplumu, faşist diktatörlüğün ezilenlere karşı yürüttüğü savaşta milliyetçilik söylemi ile peşine takmak, bayrağı altında toplamaktır. Bunun görünürdeki ve en öne çıkan amaçları olduğu; bunun arkasında başka birçok amaçlarının olduğunu tahmin etmek zor değil. Bunlar uzun uzun sıralanıp, analiz edilip sonuçlar çıkarılabilir, ki çıkarılmalıdır. Bundan öte acil olan ise ezilenlere karşı açılan savaş karşısında ne yapılacağının ortaya konmasıdır. Yani devrimcilerin onların en ileri bölüğü komünistlerin, demokratların, ilericilerin süreçte neler yapmaları gerektiği, nasıl konumlanacağının ortaya konması aciliyet arz etmektedir. Bunun özlüce ifadesi “andaki devrimci görevler nedir?” sorusuna verilecek yanıttır.
Ezilenler uzun bir süre “çözüm süreci” kandırmacasıyla oyalandı. Bu reformizm ve liberalizm rüzgarının devrimci saflarda tahribat yaratmasına yol açtı. Belki örgütlü savaşçı güçler, en diri kalan kesimler oldu. Politik bir özne olarak Kürt ulusal hareketinin, amaçları doğrultusunda, isabetli politikaları ürettiği söylenebilir. Komünist devrimciler açısından ise en büyük açmaz yapısal sorunlarını aşamamalarıydı. Fakat süreçteki isabetli politikaları kendilerini yeniden, genişleterek üretmelerinde belirleyici oldu.
“Çözüm süreci” ile birlikte “toplumsal barış” kutsanan değer olurken, savaş-sınıf savaşımı dışlanan değer oldu. Kendilerine “ML” paye biçen çevreler bile “toplumsal barışı” dillerinden düşürmez oldular. Yani ezilen emekçilerin en örgütlü devrimci kesimlerinin üzerine reformizm ve liberalizmin gölgesi düştü. Parlamento kutsandı, milletvekili sıralaması için pazarlıklar yaptı devrimci çevreler. Daha sonra ise faşist diktatörlüğün savaşı adım adım tırmandırması karşısında devrimci tepkiler ortaya konamadı. Bazı cılız tepkilerin yanında esas olarak hümanist tepkiler öne çıktı.
Böylesi bir süreç devam ederken zaten hakim sınıflar tarafından başta Kürtler olmaz üzere ezilenlere karşı savaş genişletilip büyütülüyordu. Ortadoğu’daki gelişmeler, Kürtlerin Suriye eksenli kazanımları, ekonomik krizin devam ediyor oluşu savaşın itici gücünü oluşturuyordu. Darbe girişimi tam da bu süreçte “Allah’ın büyük lütfu” olarak gerçekleşti. Bununla birlikte, hakim sınıflara bir taşla birçok kuş vurma fırsatı doğmuştu. Halka karşı saldırıda, önlerinde kısmi engel oluşturan tüm yasaları kenara atma fırsatı da doğmuş oldu. Zamanla bunlar bir bir devreye sokuldu.
Darbe girişiminin bastırılmasını tüm halka karşı saldırı ile bütünleştirilip, halka karşı yapılan saldırı “görünmez” kılınmak istendi. Daha önce Kürt kentleri yerle bir edilmişti. Bunun karşısında “batı”da istenilen direniş ortaya konmasa da devrimci ve demokrat çevrelerde bir dirilik vardı, reformizmin gölgesine rağmen. Darbe girişimi sonraki saldırıda nerede ise tüm devrimci-demokrat güçler atıl kaldı; “bekle-gör” pozisyonuna kilitlenildi. Bu hala aşılamadı. Bir tarafta bilinmezlik hali sürekli kılındı hakim sınıflarca, diğer taraftan halka saldırılar peş peşe ve genişletilerek devam etti. Hala da devam etmekte.
Şaha kalkmış bir at durdurulduğunda bir daha şaha kaldırmak kolay olmaz. Devrimci hareket 1980’den bu tarafa bu durumu birkaç kez yaşadı. Devrimci faaliyet gelişmişken reformizmin etkisine girdi. “Çözüm süreci” diye kodlanan süreçte devrimci hareketin önemli bölümü ciddi anlamda reformizmin ve liberalizmin etkisine girmiştir. Bu süreç KUH için de doğru kavrandı ama bu sürece gerçekten inanmış-inanan, -ki bu ideolojik körlüktür- beklentiye giren devrimci hareketin önemli bir bölümü yeni süreçle -ki bu esasta 7 Haziran seçimlerinden sonra başlar- birlikte hayal kırıklığı ile hareket edip; yakınmacı, bekle görcü, keskin açıklamalar yapıp pratikte bir şey yapmayan bir çizgide durdu.
Tabii ki Rojava özgülünde ortaya çıkan olanaklarla birlikte bazı kesimlerin simgesel de olsa ellerine silah almaları; stratejik olmasa bile bazı grupların ulusal hareketin politikaları ekseninde silahlanıp kırsala akmaları ve bazı yapıların da tam bu süreçte gerilla savaşından teoride tam vazgeçmese bile ikincil plana itip pratikte “elveda” demelerine şahit olduk. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası ise süreç daha da farklılaştı. Ne var ki bu süreçte nerede ise hiçbir devrimci yapı refleks göstermedi. -KUH pratiklerini dışta tutarak.- Devrimciler yeni koşullara uygun ideolojik-politik-örgütsel-askeri şekillenme içine giremedi. Tabii ki TDH her koşulda ideolojik direnme çizgisini ortaya koymuştur, bu süreçte de olmuştur, bundan geri adım atılmamıştır. Bu kapsamda bedel ödemiştir. Hapishanelerde, dağ başlarında, sokaklarda direnişler eksik olmamıştır. Bu devrimciliğin varlık koşuludur. Ancak bununla yetinmek, gelişmenin bir/bu aşamasında, varlık koşulunu da sorgulatır hale getirir. Süreçte, devrimciliğin varlık koşulunun azami gerekliliği değil asgari gerekliliği içinde hareket edildiğini söyleyebiliriz.
Anda, ekonomik kriz boyutlanarak devam etmekte, işçi sınıfına, emekçilere, gençlere, kadın ve LGBTİ+’lara saldırılar artarak devam etmekte. Bu panorama içinde, bugün yanıtlanması gereken soru şudur; devrimcilik hangi biçimde üretilmeli, hangi biçim öne çıkarılmalıdır? Özlüce, bir kez daha “Ne Yapmalıyız?” sorusuna yanıt aramalıyız.
Andaki devrimciliğin parametreleri
Yaşayan ‘hiçbir zaman’ demesin hiç!
Sağlam görünen sağlam değildir!
Ve böyle gelen böyle gitmez!
Konuşacaktır ezilenler!
Kim ‘hiçbir zaman’ diyebilir?
Eğer zulüm egemen kılınırsa bu kimin sayesinde olur:
Bizim sayemizde.
Zulüm egemenliğinin yıkılması nasıl olur: Yine bizim sayemizde!
İtilip kakılıp yere düşen kalksın ayağa!
Yitirmiş olan her şeyini atılsın savaşıma!
Kim durdurabilir kendi durumunun bilincine varana.
Ve ‘hiçbir zaman’ dönüşecek ‘hemen bugün’e
-Bertol Brecht-
Devrimcilik de tüm şeyler gibi değişken ve değişim halindedir. Tüm süreçlerde ve zamanlarda geçerli olan değişmez bir devrimcilik olamaz. Bazı durumlarda ise devrimci olmanın temel özellikleri değişmese de tali özellikleri değişip, güncellenebilir. Devrimci faaliyetlerde de, devrimci araçlarda da değişim olabilir. Bu, bir anlamı ile, zorunluluktur. Bunu beceremeyen devrimciler, devrimci yayınlar yenilgi ile karşı karşıya kalabilirler. En iyi durumda gelişemezler. Onun içindir ki devrimci yayınlar her süreçte mücadele biçimi ve buna uygun araçları sorgularlar, sorgulamalıdırlar.
Devrim yapılmak istenilen ülkenin sosyo-ekonomik yapısına göre genel politik hat yani iktidarı almada izlenecek yol ve yöntemler belirlenir. Bununla birlikte belirlenen genel politik hat birebir güncel politikaya indirgenemez ancak son tahlilde ona rengini verir. Bir bütün ondan uzak, onu olumlayan güncel politik bir hat da oluşturulamaz. Ama zaman zaman güncel politikada farklı ele alışlar geliştirilebilinir. Görünürde, söylemde genel politik hatta ters gibi gözüken ama son tahlilde genel politik hattı güçlendiren güncel politika ortaya konabilir. Örneğin; parlamento konusu. Burjuva parlamentonun ideolojik olarak ne olduğunu ustalar ortaya koymuştur. Hala da bunlar geçerliliğini korumaktadır. Yine KP’nin genel politik hattında parlamenter mücadele diye bir mücadele biçimine yer yoktur. Bu konuda KP’nin duruşu nettir. Buna rağmen bir süreçte, sınıfların konumlanmasını, kitlelerin durumunu değerlendirip, seçimlere katılınabilir, belli adaylar desteklenebilir. Buradaki esas amaç asla parlamentoya girmek değildir. Bu örnekte de görüldüğü gibi güncel politikada esneklik gerekmektedir. Bazı süreçler olur ki, tamamen legal mücadele dışlanır, ama ilke olarak legal mücadele reddedilmez. Koşullar legal mücadeleden faydalanmaya olanak tanımama durumunu alabilir.
Genel politik hattı belirleyen ülkenin sosyo-ekonomik yapısıyken güncel politikayı belirleyen ise andaki güncel gelişmeler, sınıfların konumlanması, örgütsel durum ve güçler dengesinin durumudur. Aksi durumda kendiliğindencilik içinde güncel gelişmeler peşinde sürüklenme yaşanır. Genel politik hat olduğu gibi güncel politikaya indirgenirse, güncel gelişmeler, değişim görülmez ve sekter bir dogmatik bir kitle politikası ortaya çıkar. Güncel politika oluştururken kendiliğindencilik ve dogmatizm tehlikesi vardır. Süreçteki devrimciliğin parametrelerini ele alırken bunları göz önünde bulundurmalıyız.
Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’ndaki gelişmeleri değerlendirdiğimizde faşist diktatörlüğün ezilenlere karşı açtığı savaşta dolu dizgin gittiğini, “Milli seferberlik” ilan ettiklerini görmekteyiz. Bunun yalnızca bir söylem olmadığı da anlaşılıyor. Gazeteler, dergiler kapatılıyor; gazeteciler hapislere dolduruluyor; kırsal alanda büyük güçlerle ve stratejik tekniklerle operasyonlar yapılıyor; Kandil, Rojava her gün bombalanıyor; Suriye’nin içlerine kadar askeri güçlerle girilmiş durumda. HDP milletvekilleri tutuklandı, HDP’li belediye başkanları tutuklandı, belediyelere kayyumlar atandı. Memurlar, işçiler işten atıldı. Grevler, gösteriler yasaklandı. Her gün gözaltı ve tutuklamalar yapılıyor. Hapishanelerde işkence günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş durumda. O zaman bu süreçte devrimci mücadelede hangi biçimler öne çıkarılmalıdır?
Bu süreçte, özellikle katı bir yer altı çalışmasının oturtulması acil yapılması gerekmektedir. Ülkenin sosyo-ekonomik yapısı kaynaklı illegal mücadele zaten esastır ve KP yer altında örgütsel yapısını oluşturmaktadır. Ama bundan öte dünden daha fazla yer altı çalışması önem kazanmış durumdadır. Ayrıca disiplinde askeri disipline yakın şekilde ele alınması gereklidir. Örgütsel yayınların korunması ancak katı disiplinli yer altı çalışması ile mümkündür. Bu konuda gevşeklik asla affedilmemelidir. “Yeni tehlikeler ve kurbanlar getiren her yeni mücadele biçimi buna kötü hazırlanan bir örgütü kaçınılmaz olarak örgütsüzleştirir:” (Lenin) Bu bilimsel tespiti bu süreçte hep göz önünde bulundurmalıyız. Açık alandaki bir dizi faaliyet tasfiye edilip yeraltına çekilebilir. Bir KP’nin başarısının bir kıstası da hızla yeraltına çekilmesi ve disiplini mükemmelleştirmekte göstermiş olduğu beceridir. Süreçte, devrimci politik öznelerden bunları başaranlar güçlenmiş olarak çıkacaktır. Örneğin açık dergi çalışması kapatıldığında yer altındaki deri çalışmasına ağırlık verilip yaygın dağıtım ağı oluşturulmalıdır.
Susun artık konuşmacılar
Siz savdınız sıranızı
Söz sırası mavzer arkadaşta
Şimdi o konuşacak
-Mayakovski-
İkinci parametre ise mücadele biçiminin şiddeti içerenlerin daha da öne çıkarılmasıdır, güçlendirilmesidir. En ufak bir basın açıklamasına bile tahammül edilemeyip, saldırıldığı bir durumda; kırda şehirde şiddetin farklı biçimleri geliştirilip güçlü biçimde devreye sokulmalıdır. Elbette ki bunlar basitten karmaşığa geliştirilmelidir. Kırda ve şehirde hakim sınıfların münferit güçleri tekniğe ağırlık vermektedir. Bu durum dikkate alınıp bunlar çözümlenip onlara karşı yöntem geliştirilmelidir. Bunları beceremeyen devrimcilik süreçte gelişemez.
Eylem umudun anasıdır, devrimciliğin kendini ortaya koyma biçimidir. Umutsuzluğun hakim kılınmaya çalışıldığı bir süreçte eylemler daha da bir anlamlıdır. Durağanlık devrimciliğin ölümüdür. Eylem çizgisinde de devrimcilerin hep “kahramanca” öldüğü çizgi ile arasına mesafe koymalıyız. Pratikte sınıf karşıtlarımıza kayıplar verdiren pratiklerimizle devrimcilere güven veren tarzı geliştirmeliyiz. Elbette ki devrimcilik başta ölümü göze almaktır, ölüm ona içkindir. Ondan da öte, devrimcilik bir yok etmedir, yıkmaktır. Kahredici ve yok edici güç devreye sokulmadan yapılan devrimcilik yetersiz devrimciliktir.
Devrimcilik, her biçimde, kendini eylemle gerçekleştirmek, kitlelerle buluşturma hattını süreklileştirmek, özgürlük alanlarını, kırda-şehirde genişletmektir. Bunun için yanıp tutuşmayan, bunları pratiğe geçirmeyen devrimcilik yok hükmündedir.
İşçi sınıfı içinde güç biriktirmek ancak militan mücadele ile olur. Emekçi sınıflar arasında da militan mücadele geliştirilmelidir. Bundan anladığımız, yasal sınırlara hapsolmayan, esas gücünü meşruluğundan alan, her türlü eylemi bunun üzerine inşa eden ve her türlü eylem biçimine açık; hakları almak ve korumak için savaşan bir çizgiden bahsediyoruz. Buna uygun araçların oluşturulmasından bahsediyoruz.
Süreçte pasif savunma çizgisi kaybettirecektir. Sürecin devrimci taktiği, her alanda aktif savunmadır. Buna uygun ideolojik politik şekillenme örgütsel ve askeri oluşturamayanlar sürece yanıt alamayacaktır.
Bunun için öncelikle kolektif kendi yapısal sorunları ile hesaplaşmayı bir an evvel başarı ile yapmalıdır. Önce çatıyı yenilemeli, kapıyı menteşeyi yağlamalı! Kaotiklik içinde bu sürece yanıt alınamayacağı gibi atlatılamaz, kaçınılmaz olarak örgütsüzleşilir. Bireysel sorunlar (bunlar da politiktir), dar bakışlar, grupçu federatif duruşlar, dogmatizm üzerimizdeki ağır yüklerdir. Acilen bunlar aşılmalıdır. Aliboğazı şehitlerimiz süreci aşmada ışığımız olmalı, yürüyüş hattını göstermektedir. Küçük dar dünyalarında, sözde büyük iki çizgi mücadelesi veren pozisyondan hızla çıkılmalıdır. Tartışmaların hepsi tek başına çok önemli olabilir ama ondan da önemli onların bütün içindeki yerleridir. Yani genel sınıf mücadelesi onlardan daha önemlidir. Geliştirecek olan da oradaki konumlanmadır. Politik önderlikte iç sorunları genel sınıf mücadelesini geliştirecek şekilde ele almakla gelişecektir, yaratılacaktır. Yaşanılan sorunların hepsinin yaşamda yani sınıf mücadelesi içindeki önemi nedir veya genel sınıf mücadelesiyle ilişkisi nedir? Birçok sorunumuzun zaten genel sınıf mücadelesi içinde yeri yoktur ya da zamanla sınıf mücadelesinin gelişim seyri içinde kendiliğinden çözülecek ya da çözülmüş sorunlardır. Onun için, yaşanan sorunları, genel sınıf mücadelesinin anda bulunduğu durumu ile, soyut olarak değil, somut olarak ilişkilendirerek ele alalım. Bu yöntem daha geliştirici ve çözücü olacaktır. Bu da devrimciliğin parametrelerinden birisidir.
Devrimci hareketin reformizm ve liberalizmin etkisine girme süreci ile birlikte bir dizi devrimci değer de aşınmaya uğradı. Bu süreçte ideolojik görevlerin başında bu değerleri tekrar hatırlatmak, bu aşınmayı gidermek gelmektedir. Çünkü yani süreç eski şekillenişle karşılanamaz, aşılamaz. Bu soluk her yokuşu ancak bu şekilde aşabilir.
Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Hapishane’den Halil Şahin
Son Haberler
Sayfalar
Bizim keko, Mazlum (Nubar OZANYAN)
5 Nolu Zindan’da günler geçmek bilmiyor, işkencenin dozajı akıl almaz sınırlara dayanıyordu. Ağır işkence altında dayanamayıp itirafçılaşan ve ihbarcılaşanların sayısı artıyordu. Süreç, yıkıma ve ihanete doğru gidiyordu. Her yan umutsuzluk ve karamsarlık doluydu. Öldüresiye işkenceleri göze alarak bir merhaba, bir ses ve bir gülüş yollamak, o günün koşullarında direnişin ilk adımı oluyordu.
Mahkemelerin işkenceci, işkencecilerin ise yargıç olduğu bir dönemi yaşarken Mazlum Doğan arkadaş bir şeyler yapmanın yol göstericisi oldu.
Oyuna gelen savaşmak zorunda kaldı.[ismail cem özkan]
Rusya Ukrayna’yı işgal etti ve büyük bir zafiyet ile karşılaştı. Evdeki hesap savaş alanına uymadı ve haftalardır işgal ettiği toprak parçası dağın fare doğurması kadar, Rusya bir arpa boy yol alamadı...
Peki, bunda en büyük rol / sorun nedir?
Savaş bir örgütlenme modelidir. İyi örgüt olursanız savaşı yürütürsünüz...
Peki, örgütlenme ya da örgüt nedir?
Hep anlatılan saç ayakları vardır, genelde üç rakamlı ile başlar cümleye…
Para, istihbarat, lojistik…
Peki, Rusya üç saç ayak konusunda konuda ne kadar başarılı?
Zelenskıy Halk Kahramanı mı? (Monika Gärtner-Engel )
Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskıy, Ukrayna savaşında Rusya Devlet Başkanı Valdemir Putin'in tam tersi gibi görünüyor. Putin alaycı bir soğuklukla ortaya çıkıyor. KGB'nin eski bir gizli servis subayı olarak, acımasız kararlarını her zaman tek başına sunan, güç takıntılı bir emperyalist tekel politikacısıdır. Şu anda 12.000'den fazla barış göstericisini tutukladı ve Halep'te (Suriye), Grozni'de (Çeçenistan) veya şimdi Ukrayna şehirlerinin bombalanmasında insanlık dışı savaşı temsil ediyor.
Bu 8 Mart bir başka olacak! – Ayfer Polat
Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik krizle birlikte artan yoksullaşmaya paralel ciddi bir hak arama mücadelesi işçi emekçi eylemleri, grevler dalga dalga yayılmakta, elektrik faturalarını ödeyemeyen kitleler, “Geçinemiyoruz” diyerek meydanlara dökülüyor. 2022 daha şimdiden işçi ve emekçilerin hak arama mücadeleleri ve bu mücadeleden doğacak kazanımların damgasını vuracağı bir yıl olacağını söylemek mümkün.
Devrimci Teori ve Komünist Partisi
"Nesnel gerçekliği yansıtmayan, pratiğin çelişmelerini doğru olarak saptayamayan ve pratiğin önüne doğru çözüm önerileri getiremeyen teori de, pratiği değiştirmeye ve devrimci tarzda ilerletmeye yetmeyecektir. "
“Öncü savaşçı rolünün –der Lenin- ancak en ileri teorinin kılavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirebileceğini belirtmek istiyoruz.” 1
Emperyalist savaşa karşı halkların aktif direnişi için ileri
Emperyalist savaşa karşı barış daha güçlüdür. Çünkü dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar barıştan yanadır. Savaş isteyen ve savaş çıkaran ise bir avuç emperyalist tekeller ve onların emperyalist devletleridir.
Rus emperyalistlerinin Ukrayna’ya işgal amaçlı askeri saldırıları, peşinden nükler tehditler, başta, baş savaş kışkırtıcısı ABD olmak üzere Batılı emperyalistlerin ve bunların savaş örgütü NATO’nun savaşı körükleyen çabaları, aşırı silahlanmaları, dünya halkaları için büyük bir yıkımın hazırlığının göstergeleridir.
Enflasyon: İşçilerden Alıp Tekellere Daha Fazla Aktarımdır
Arif Alıç
“Bütün geçmiş tarih göstermektedir ki, para değerinde ne zaman böyle bir düşme olsa, kapitalistler hemen işçileri aldatmak için bu fırsattan yararlanmaya bakarlar.” Marx[1]
Burjuva medyası, liberal ekonomistler her ne kadar bağırıp çağırsalar da kapitalist sistemde enflasyonun anlamı; işçilerden daha fazla alıp tekellere aktarımdır. Yani, işçi sınıfı ve emekçilerin daha fazla soyulmasının resmi adıdır, enflasyon.
Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş “Göreceli Barış” Kapısını Zorluyor
“Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.
“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı.
Birleşik Mücadele Güçleri ve Birlikte Yürümek
Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) ikinci yılında girmiş bulunuyor. 4 Şubat 2021 tarihinde kuruluşunu ilan eden BMG, yayınladığı deklarasyonda: “Türkiye-Kürdistan sathında muazzam gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal ve toplumsal zeminle karşı karşıyayız. Emperyalist kapitalizmin ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi günden güne büyürken, AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı, saldırılarına azgın bir şekilde devam ediyor. Koşullar, faşizmin çizdiği sınırlara hapsolmuş hiçbir anlayış ve önerinin kurtuluş reçetesi olamayacağını gösteriyor.
“... Yaşasın TİKKO Konferansımız!”(2)
TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı.
– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?
Ekin Vartinik/Azad Axpanos: Başlamadan önce devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizi saygı ve minnetle anıyor, kavgalarına bağlılığımızı yineliyoruz.
Savaş hali (Nubar OZANYAN)
Rojava halkı, hemen hergün Türk devletinin yeni bir saldırı ve tehdit haberiyle uyanıyor. Hemen hergün bu saldırılarda insanlar ya katlediliyor ya da ağır bir şekilde yaralanıyor, sakat kalıyor.
Doğduğu topraklarda özgürce yaşamaktan başka bir amaçları olmayan halklar, beklemedikleri bir an ve "nereden geldiği tam tespit edilemeyen" bombalı saldırılara maruz kalıyorlar.
Diktatör Erdoğan, tehdit ve ölüm saçan İHA-SİHAlarıyla halkı katletmeye devam ediyor. Amûde-Kobanê-Hesekê-Qamişlo-Derîk-Şêngal-Mexmur'da hemen her gün yeni katliamlar işliyor.