Cumartesi Eylül 5, 2026

Türk Tekelci Devletin Yumuşak Güçleri

Her emperyalist ülkenin, kültürel yayılmacılığı da vardır. Kendi ekonomik ve politik nüfuz alanların genişletmek ve geliştirmek için birçok “barışçıl” gözüken aracı da devreye sokarlar. Bunlar, yardım kuruluşları, dini kuruluşlar ve çeşitli adlarda sivil toplum kuruluşlarıdır. Aynı zamanda, her ülkenin dilinden radyo ve TV yayınları da yaparlar ya da yapmaya çalışırlar. Türk tekelci devleti, uzun zamandır, bunları “iyi yapan” ülkelerin başında geliyor.

Türk devletinin denetiminde olan yardım kuruluşların başında TİKA, DEİK, AFAD, Yunus Emre Enstitüsü gelmektedir.

TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı): Türk devletinin önemli yayılmacı “sivil” kuruluşlarından biridir. Kendi tanıtım sitesinde, ülkelerin kalkınmasına yardım amacıyla kurulduğunu yazmaktadır. 150’e yakın ülkede bürosu var ve yaptığı yardım, 2020 yılından günümüze kadar 8 milyar 120 milyon dolar. Bu yardımın ancak %2,7’sini kendisinin, geri kalanın ise Türk devleti tarafından yapıldığını yazmaktadır. Türkiye’nin ekonomik durumu dikkate alındığında, 8 milyar dolara hibe yardımı büyük bir miktardır. Bu hibe yardımlarıyla, dünyanın “en yardım sever” ve “en cömert” ülkeleri arasında olan Türkiye gibi maddi sıkıntı içinde olan bir devletin, bu kadar cömert davranmasının arkasındaki neden, kaz gelen yerden ördek esirgenmeyeceği anlayışıdır. 8 milyar dolar yardım, nüfuz alanlarını genişletme amaçlı kullanılmıştır. Bu yardımseverliğin arkasındaki gerçek; yeni bir emperyalist ülkenin, yeni Pazar alanları bulma ve egemenlik alanlarını genişletme taktiği olarak öne çıkmaktadır.

Kültür ve Turizm bakanlığı’na bağlı TİKA, 1992 yılında kuruluyor. Sosyal Emperyalist SSCB’nin dağılmasının hemen arkasından Türki devletlere nüfuz edebilmek için böyle bir kuruma gereksinim duymuşlar. Elbette TİKA’nın nüfuz alanı salt Türki devletler ile sınırlı kalmamış, “60 ülkede 62 Program Koordinasyon Ofisi” ile 150 ülkede faaliyet sürdürmektedir. Özellikle Asya’nın ve Afrika’nın geri ülkelerine “yardım”lar adı altında daha sıkı bir şekilde yapışmışlardır. Müslüman ülkelere “islam” adıyla, Türki Cumhuriyetlere ise “islam ve Türklük” adıyla propaganda yaparak yerleşmeyi esas almaktadırlar.

Güney Afrika’dan Güney Sudan’a kadar 21 Afrika ülkesinde TİKA’nın ofisleri var. Kalkınma yardımları, cami yapımlarının finansmanını TİKA sağlıyor.

Kendi görevlerini şöyle tanımlıyorlar:

Türkiye, uluslararası ilişkilerden ekonomiye, sanattan sosyolojiye etkin olduğu her alanda yüksek performans göstermiş; etkili kararlar alarak ve doğru adımlar atarak kalkınma tecrübeleri konusunda diğer ülkeler için bir model haline gelmiştir. TİKA, Türkiye’nin kalkınma tecrübesinin başka ülkelerle paylaşılması ve “işbirliği ortaklığı” anlayışı ile çalışmaktadır.” (TİKA)

1992 yılından bugüne kadar 5 kıtada 150 ülkede 30 bini aşkın proje gerçekleştirdiklerinide “gururla” eklemeyi unutmuyorlar. TİKA’nın görevleri çok amaçlı ve çok çeşitli. Örneğin, Ukrayna’da, Ukrayna emniyet personeline “siber suçlar soruşturma teknik eğitimleri” veriyorlar. Afganistan’da “eğitime destek”, “Sudan’da Tam Donanımlı 3d Laboratuvarı”nı Afrika Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde kurmuş. Cezayirli arıcılara arıcılık dersi, “... hanım efendi Emine Erdoğan’ın katılımıyla Pakistan’da Dikiş Makinesi teslim Töreni” vs. vs. Görünüşte karşı çıkılacak şeyler değil gibi görünüyor. Ancak, bunun amacı emperyalist yayılmacılığa zemin hazırlamak olunca, bu yardımlar daha büyük sömürü ve egemenlik olarak yardımı alanlara geri döndüğü dikkate alınmalıdır.

TİKA’nın[1] internet portal sayfasına gidiğiniz de, karşınıza manşetten şunlar çıkar: “TİKA’dan Bangladeş’te Çocuk sağlığına Destek”, “... Bosna Hersek’te Fiziksel ve Zihinsel Engelliler Okuluna Destek”, “...KKTC’de Bayrak Radyo Televizyon Kurumuna Destek”, “...Somali’de Modern Tavukçuluğa Destek”, “Kamerun’da Eğitime TİKA Desteği”, “.... Somaliland Köylerine Su Havuzu Projesi”, “...Irak’ta TİKA’nın İnşa Ettiği Telafer Futbol Sahası Tamamlandı” (30/09/2021)

YEE: 2009 yılında vakıf olarak faaliyete başlayan Yunus Emre Enstitüsi ise çeşitli ülkelerde türkçe kurslar açmaktadır. Kendi sitesinden bildirdiğine göre yurtdışında 58 ülkede kültür merkezi varmış ve amaçlarının Türkçenin geliştirilmesi ve çeşitli ülkelerde Türkoloji bölümlerinin açılmasını sağlamak ve uluslararası alanda ülkeyi temsil etmek...

DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) ise, doğrudan Türk sermayesine bağlı ve onun işlerini ve dış ülkelerde yayılmacılığını sağlamaya çalışan bir kurum. DEİK 1985 yılında kurulmasına karşın, Türk sermayesinin yayılmacılığının arkasından onun gereksinimlerini tam olarak karşılayabilmesi için 2014 yılında 2552 Sayılı Kanunla yeniden yapılandırılmıştır. Ve asli görevi: “Türk özel sektörünün dış ekonomik işlerini yürütme” olarak belirlenmiştir.

Toplam iş konseyi sayısı 146, ikili iş konseyi sayısı 139, sektörel iş konseyi sayısı 5 ve özel amaçlı iş konseyi sayısı ise 2 olarak belirtilmektedir. Kurucuları arasında MÜSİAD, TOBB, Türkiye ihracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), İstanbul Sanayi Odası, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), Türkiye Bankalar Birliği (TBB),  vb. gibi kuruluşlar olmasına karşın TÜSİAD kurucuları arasında yok. DEİK’in yönetim kurulunda Tuncay Özilhan gibi TÜSİAD üyeleri var. Ancak, “onursal üyeleri” arasında bütün büyük tekellerin kurucuları olan ölü ve diri isimleri aralarına almışlar.

Diyanet ve ona bağlı Diyanet Vakfı’nı da unutmamak gerekiyor. Mehmet Sönmez’in[2] Al-Monitor’da ki yazısında belirttiği gibi; Diyanet, 2021 yılının ilk üç ayı içinde, Dışişleri, Kültür ve Turizm, Sanayi Ticaret, Çevre ve Şehircilik bakanlıklarından daha fazla bütçe harcaması yaptı. Bugün 149 ülkede ofisi ve yurt dışında çeşitli ülkelerde 103 camisi olan ve tamamiyle emperyalist Türk devletinin hizmetinde, onun yayılmacılığına, dini kullanarak hizmet eden bir kurum.

Diyanet’in toplam istihadam ettiği kişi sayısı 128 bini geçiyor. Yurt içinde ise 90 bini cami ve 20 bin kuran kursunu yönetiyor. Her yıl 125 bini aşan Türkiye’linin hac ve umre seyhatlerini organize ediyor. Diyanet Vakfının yurt içinde 1003 şubesi var. Çeşitli dini okullarının yanı sıra üniversite, öğrenci yurtları var. Ayrıca, başka ticari işlere de girmiş durumdadır. Diyanet Vakfı, kapitalist bir holding gibi çalışmaktadır.

Birgün’den Mustafa M. Bildircin’in[3]  haberine göre ise, Diyanet Vakfı (DV), 2017 yılında 778 milyon TL’si bağış, 914 milyon gelir elde etti. 2018 yılında ise 1 milyar TL’si bağış toplam 1,1 milyar TL gelir, 2019 yılında ise 1 milyar TL’si bağış, 12 milyar TL gelir elde etti.

Türkiye’de, DV’ına bağlı 35 kız ve erkek öğrenci yurdu ile öğrencilerin önemli bir kısmına el atmıştır. Böylece okullarıyla, öğrenci yurtlarıyla, üniversiteleriyle, kuran kurslarıyla dindar nesil yetiştirmek için yoğun bir çalışma içindedir. DV’a bağlı KOMAŞ A.Ş. İle yurt içi ve yurt dışında yüzlerce inşaat işi yapmaktadır.

Türk tekelci burjuvazisi, müslümanlığı yayılma amacıyla kullanmaktadır. Tekelci burjuvazinin “laik” ya da “laik olmama” gibi bir derdi yoktur. Bu, doğrudan sermaye birikimi ve yayılmacılıkla ilgilidir. Yerine göre “en dindar” yerine göre ise “en laik” ya da “seküler” olmakta bir sakınca görmez. Dış ülkelerde “Türk okulları”, “din kursları” vb.nin açılması yaygınlaştırılmaya çalışılması, emperyalist yayılmacılığı kolaylaştırmak amaçlıdır. Türk burjuvazisinin bu “yumuşak güçleri”, sermaye birikiminin ve yayılmacılığı desteklediği ve kolaylaştırdığı sürece terk etmesi pek olası değildir.

YTB: Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı; “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı.”

YTB kuruluş nedenlerini şöyle açıklıyor:

6 Nisan 2010 tarihinde kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) yurtdışındaki vatandaşlarımız, kardeş topluluklarımız ile Türkiye’de öğrenim gören uluslararası burslu öğrencilerimize yönelik çalışmaları koordine etme, bu alanlarda verilen hizmetleri ve yapılan faaliyetleri geliştirme görevini üstlenmiştir.

Başkanlığımızın çalışmalarıyla, gerek yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızla gerekse kardeş topluluklarla ilişkiler güçlendirilmekte, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak daha yakın ilişkiler tesis edilmektedir. Türkiye Burslusu öğrencilerimiz ise; dünyanın dört bir yanındaki gönüllü elçilerimiz olmaktadırlar.” (YTB)

YTB’nin web sitesindeki bilgilerden hareket edersek, 25 bini burslu olmak üzere 148 bin uluslararası öğrenci Türkiye üniversitelerine kayıtlıymış. Dünyada ise uluslararası öğrenci sayısı 7,5 milyon kadarmış. Türkiye’de uluslararası öğrenci sayısı 2010 yılından 2020 yılı sonuna kadar %75 oranında bir artış sağlanmış. Yüksek bir rakam. Türk devletinin burslu öğrenci kontenjanını artırması, emperyalist yayılmacılığıyla doğrudan bağlantısı vardır.

TRT (Türkiye Radyo Televizyon Kurumu): Türk devletinin Radyo ve TV yayınları da neredeyse beş kıtaya ulaşmaktadır. TRT World, TRT AVRASYA ve TRT TÜRK ile Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve daha birçok ülkeye ulaşmaktadır.  TRT World, Türk hükümetinin görüşleri doğrultusunda günlük 24 saat ingilizce yayın yapmaktadır. Ve günlük izleyici sayısı 79 milyonu aşıldı. (Wikipedia.org)

“TRT’nin 14 tv kanalı ve 14 radyo kanalı ile ve 41 dilde hazırlanan www.trtvotworld.com web siteleriyle, 5 basılı dergisiyle Tükiye ve dünyay yayın yapmaktadır.”[4] Ve TRT; TRT Kurdi kanalı vasıtasıyla Kürtçe yayın, TRT Arabi ile Arapça yayın, TRT Avaz ile de Tükçe, Azerbaycan Türkçesi, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe ve Türkmence haber ve programlar yapmaktadır.[5]

TRT’nin, Waşington D.C., Londra, Mumbai, Singapur, Pekin, Bankong ve Jakarta’da bürosu var.

TRT-ETTÜRKİYE tv kanalıyla, 2010 yılından beri Arapça yayın yapmaktadır. Bunun dışında Euronews’in ortakları arasında yer alarak, bu kanal aracılığıyla Türkçe yayın yapmaktadır.

TRT, Afrika kıtasındaki bazı ülkelerin yayın kurumları ile de ortak çalışmayı gerçekleştiriyor.

Türkiye yayın konusunda birçok büyük emperyalist ülkeyi geride bırakmaktadır. Örneğin, Alman devlet tv ve radyo yayını olan Deutsche Welle (DW) 30 dilden, İngiltere kamu yayını olan BBC 44 dilden, ABD Kongresi tarafından finansa edilen Amerikanın Sesi (VOA) 47 dilden yayın yapmaktadır.

Türk devletinin yayılmacı yumuşak güçlerinden diğerleri ise Türkiye Maarif Vakfı, Kızılay, AFAD gibi kurumlardır. Özellikle Maarif Vakfı ile, Gülencilerin dış ülkelerde kurduğu okulların geri alınarak bu çatı altında toplanmasını sağladılar.

Türk devletinin, TİKA, DEİK, Diyanet Vakfı (DV), YTB, Yunus Emre Vakfı, Kızılay, Türkiye Maarif Vakfı, AFAD ve TRT vasıtasıyla çok geniş bir alana hitap ettiği ve nüfuzunu genişletmek için ideolojik ve kültürel bütün araçlarını seferber ettiği gözlemlenmektedir. Ve Türk devleti, birçok konuda diğer emperyalist devletlerin yayılmacılığını kendine örnek almaktadır. Başka türlü de olamazdı.

Türk Dizi Filmleri: Türkiye’nin TV dizilerini de buraya eklemek gerekiyor. Son yıllarda Türk dizilerinin uluslararası alanda Pazar bulması, yaygınlaşması ve kitlelerle buluşması yoğunlaştı. TRT Heber sistesinin verdiği bilgilere göre, 150 ülkede yaklaşık 700 milyon seyirciye ulaşıp, ihraç değeri 500 milyon doları aşarak, ABD dizilerinden sonra dünyada iharacat değeri açısından ikinci sıraya yerleşmiş. (Bazı haber sitelerinde ise, -2020 yılı itibariyle- 146 ülkeye 150’den fazla dizinin ihraç edildiği bilgisi yer alıyor.) En çok talep gören diziler ise sırasıyla şöyle: Muhteşem Yüzyıl, Diriliş Ertuğrul, Elimi Bırakma, Filinta, Benim Adım Melek, Masumlar Apartmanı, Payitaht Abdülhamid.[6]

Türk TV dizileri, bütün kıtalardaki ülkelere ihraç ediliyor. Özellikle Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere, örneğin, Senagal, Tanzanya, Kenya gibi ülkelere dizi ihracında, son üç yıl içinde %63 ile %153 arası bir artış olmuş.[7]

Film dizilerinin ihracına, yalnızca “ihracat ederi” açısından bakılmayacağı çok açıktır. Bunun daha çok kültürel yanı önemlidir. Türk tekelci devletinin kültürel emperyalizm yanının en yalın göstergelerinden biridir bu ve Türk devleti açısından diziler bu amaçla desteklenmekte ve yagınlaştırılmaktadır. Dizilerin içeriği ise, esas olarak  devlet tarafından belirlenmektedir.

Sermaye, gittiği yerlere yalnızca “malını ve parasını” değil, aynı zamanda ideoloji ve kültürünü de götürür ve bunun adı; kültür emperyalizmidir.01.10.2021


[1] TİKA ile ilgili son bir haber: „TİKA, Hayber Paktunva Eyalet’inde yaklaşık yarım milyon kişiye hizmet veren Lakki Marvat Bölge Hastanesi’ne 60 Kw’lık güneş enerjisi paneli kurdu. Hastanenin elektirik enerjisinin %90’ından fazlası bu sistem tarafından karşılanacak.” www.twitter.com/Tika_Turkey  30 Eylül 2021

[2] M. Sönmez, “Diyanet ve Arka Bahçesi Genişliyor. www.al-monitor.com/tr/2021/05/13

[3] www.birgun.net/haber/vakif-değil-dev-bir-holding/2021/04/21

 

[4] www.trt.net.tr/kurumsal/Tarihce

[5] www.trtvotworld.com /TRT Dış Yayınlar Dairesi Başkanlığı

[6] Kaynak TRT haber. www.trthaber.com/kultur/sanat/turk-dizileri-dunyanin-dort-bir-yanina-kopru-oldu

[7] www.wowturkey.com

 

7803

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

ONLAR ÇALIP ÇIRPTIKÇA BİZ YOKSULLAŞIYORUZ![*]

“İktidar yolsuzlaştırır.Mutlak iktidar mutlaka yolsuzlaştırır.”[1]

XX. yüzyılın son onyıllarında, Dünya Bankası ve diğer ulusaşırı finans kurumları, özellikle “yükselen pazarlar” olarak kutsanan neo-liberal korsan devletlerdeki rüşvet ve yolsuzlukların maliyetinin, onlara dayattıkları “yapısal uyum programları”nın getirilerini asgarîleştirdiğini gördüğünden bu yana, “yolsuzluklar” başlığını, özellikle UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) gibi “şefkat” aygıtları eliyle gündeminde tutmakta. 

DEVLET, SİYASAL “SUÇ”, HUKUK(SUZLUK) VE TERÖR(İST)[1]

“İnsanın temel özgürlüğü, yaşamını daha iyi kılma özgürlüğüdür.”[

Hayatımızı doğrudan müdahale ederek, zorbaca biçimlendiren egemenlik kavramlarının pratiğine ilişkin söz etmeden önce, bu konuda “Şeytanın Avukatlığı”na soyunan ve egemen zorbalık karşısında bunu layığı ile yapan ve geçenlerde bizi bırakıp giden Jacques Vergès’i anmadan geçmemeliyim.

TKP/ML-MK-SB :Yeni isyan dalgalarıyla ileri!

Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir habere göre yazılı bir açıklama yapan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Merkez Komitesi Siyasi Büro (TKP/ML MK SB)’nun açıklama metninin tamamını haber değeri taşıdığı için paylaşıyoruz:

Yeni isyan dalgalarıyla esmek ve yıkmak için ileri!

Kürt, Türk Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza,

TKP/ML MK'sinden Newroz açıklaması

Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir habere göre yazılı bir açıklama yapan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Merkez Komitesi TKP/ML MK ’nin açıklama metninin tamamını haber değeri taşıdığı için paylaşıyoruz:

Direnişi Büyütecek, Özgürlüğü Kazanacağız!

Newroz Piroz Be!

TKP/ML- TİKKO Gerillalarindan Berkin Elvan için misilleme eylemi

TKP/ML TİKKO  gerillaları polis fişeği nedeniyle yaşamını yitiren Berkin Elvan için misilleme eylemi yaptı.

TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı yaptığı yazılı açıklama ile eylemi duyurdu. Açıklamada, “14 Mart akşamı saat 19:30 da Dersimin Çemişgezek ilçesi Emniyet Müdürlüğüne yönelik gerillalarımızca Berkin Elvan'ın TC devleti tarafından katledilmesine yönelik bir misilleme eylemi gerçekleştirilmiştir. Emniyet Müdürlüğü hedefine yönelik gerçekleştirilen bu eylemimizin sonuçları netleştirilememiştir” denildi. 

Marksizmin Militan Savunucusu;Eleanor Marx (Tussy)

“Ben asla dua edemem, çünkü tanrı ölmüştür! Ben asla ağlayamam, çünkü göz yaşları kurumuştur! Ben asla umutlanamam, çünkü umutlar tükenmiştir!”[1]

Eleanor Marx’ın 116. ölüm yıl dönümü anısına...

  Ağıtlar acılıdır. Gidenin yerinin doldurulamayacağı anlatılır. Bazen ise, gitmemesi gereken gidenle birlikte her şeyin bitiği sanılır. Tussy öldüğünde de böyle yakılmıştı ağıtlar. 

Biz Teröristi Tanıyoruz /Erdal Yıldırım

Ülkemiz ekonomik, siyasal, sosyal olarak çok önemli tarihi ve zorlu bir süreçten geçiyor. Başta iktidarı elinde bulunduran AKP ve onun başındaki Recep Tayyip Erdoğan, çocukları ve ailesinin birçok bireyi, bazı Bakanlar, bakan çocuklarının, AKP’yle iç içe olan kimi odakların karıştığı yolsuzluk ve rüşvet sarmalı hergün biraz daha açığa çıkıyor. 

Seçimleri Boykot Et / Ergün Aslan

Bu sefer Dadaistler gibi tüm yazım kuralarını hiçe sayarak yazacam.

Ya.. Tayyib seçimleri kaybederse..

Biz proletarya köylüğün  mutluluğu bu kadar kısa sürmemeli yahu.

Toplumsal katmanın en aşağı tabakalarında olmak ( eğri, büğrü, doğrusunu yazmayı öğrenmeye çalışmadan yazmakta ) çok hoşuma    gidiyor.  

Hiç kimse gerçek yüzünü göstermekte bir an bile tereddüt etmiyor.

Güzel bayanların, Metroseksüel  beylerin dahil ne kadarda ağşalık sözleri söylüyebildiklerine şahit oluyorsunuz.

Eee. .. halde böyle olunca ....

Gaz bombalarına ve tomalara kilit vurmak

Polisin attığı gaz fişeğiyle öldürülen Berkin Elvan'ın sonsuzluğa uğurlanışından sonra, Gezi parkına karanfil bırakmak isteyen kitleye polisin gaz bombaları ve tomalarla saldırması artık bu meseleye bir çözüm bulunmasını zorunlu hale getirmiştir.

                Çözümün hükümetten gelmeyeceği ortadadır. Çünkü diğer ülke hükümetleri gibi AKP de halkın alanlara çıkmasından korkuyor. Alanların bir süre sonra devrim kalelerine dönüşerek hükümetleri alaşağı ettiğini görüyor ve biliyorlar.

Onlarla buradayiz;Onlarla dünyayi degistirecegiz!(*)

 

“Ölümseyerek bakıyor dünya,biz gülümseyelim.”[2]

Gerçeği haykırıp, çoğaltarak maddi güce dönüştürmek için buradayken; hepimizi yanyana getiren ilk şey acıdır.

Acılıyız! Kolay mı? Kardeşlerimizi katlettiler… Ali İsmail Korkmaz’ı, Ahmet Atakan’ı, Abdullah Cömert’i, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Ethem Sarısülük’ü, Medeni Yıldırım’ı, Hasan Ferit Gedik’i bizden koparıp aldılar…

Gözümüzü çıkardılar; yaraladılar; zehirlediler halkı; Elvan Berkin ise hâlâ derin uykularda…

ԱՆԽԻՂՃՆԵՐ - Vicdansizlar

 

Türkiye,11 yıldır iktidarda bulunan AKP faşizminin, Gezi Parkı alanını halkın elinden alıp,temsil ettiği İslam burjuvazisinin denetimine sunup,rant sağlamasına karşı çıkan halkın şanlı mücadelesine tanık oldu.Doğayı,çevreyi ve yaşam alanlarını savunan halkın, kanla yazılan mücadelesi yeni bir dönemin artık başladığı sinyalini verdi.

Kitleler '' Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak '' sloganıyla AKP 'yi ve  başındaki RT Er doğan'ı tarihin çöplüğüne göndermeye kararlıydı.

Sayfalar