Türk Tekelci Devletin Yumuşak Güçleri
Her emperyalist ülkenin, kültürel yayılmacılığı da vardır. Kendi ekonomik ve politik nüfuz alanların genişletmek ve geliştirmek için birçok “barışçıl” gözüken aracı da devreye sokarlar. Bunlar, yardım kuruluşları, dini kuruluşlar ve çeşitli adlarda sivil toplum kuruluşlarıdır. Aynı zamanda, her ülkenin dilinden radyo ve TV yayınları da yaparlar ya da yapmaya çalışırlar. Türk tekelci devleti, uzun zamandır, bunları “iyi yapan” ülkelerin başında geliyor.
Türk devletinin denetiminde olan yardım kuruluşların başında TİKA, DEİK, AFAD, Yunus Emre Enstitüsü gelmektedir.
TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı): Türk devletinin önemli yayılmacı “sivil” kuruluşlarından biridir. Kendi tanıtım sitesinde, ülkelerin kalkınmasına yardım amacıyla kurulduğunu yazmaktadır. 150’e yakın ülkede bürosu var ve yaptığı yardım, 2020 yılından günümüze kadar 8 milyar 120 milyon dolar. Bu yardımın ancak %2,7’sini kendisinin, geri kalanın ise Türk devleti tarafından yapıldığını yazmaktadır. Türkiye’nin ekonomik durumu dikkate alındığında, 8 milyar dolara hibe yardımı büyük bir miktardır. Bu hibe yardımlarıyla, dünyanın “en yardım sever” ve “en cömert” ülkeleri arasında olan Türkiye gibi maddi sıkıntı içinde olan bir devletin, bu kadar cömert davranmasının arkasındaki neden, kaz gelen yerden ördek esirgenmeyeceği anlayışıdır. 8 milyar dolar yardım, nüfuz alanlarını genişletme amaçlı kullanılmıştır. Bu yardımseverliğin arkasındaki gerçek; yeni bir emperyalist ülkenin, yeni Pazar alanları bulma ve egemenlik alanlarını genişletme taktiği olarak öne çıkmaktadır.
Kültür ve Turizm bakanlığı’na bağlı TİKA, 1992 yılında kuruluyor. Sosyal Emperyalist SSCB’nin dağılmasının hemen arkasından Türki devletlere nüfuz edebilmek için böyle bir kuruma gereksinim duymuşlar. Elbette TİKA’nın nüfuz alanı salt Türki devletler ile sınırlı kalmamış, “60 ülkede 62 Program Koordinasyon Ofisi” ile 150 ülkede faaliyet sürdürmektedir. Özellikle Asya’nın ve Afrika’nın geri ülkelerine “yardım”lar adı altında daha sıkı bir şekilde yapışmışlardır. Müslüman ülkelere “islam” adıyla, Türki Cumhuriyetlere ise “islam ve Türklük” adıyla propaganda yaparak yerleşmeyi esas almaktadırlar.
Güney Afrika’dan Güney Sudan’a kadar 21 Afrika ülkesinde TİKA’nın ofisleri var. Kalkınma yardımları, cami yapımlarının finansmanını TİKA sağlıyor.
Kendi görevlerini şöyle tanımlıyorlar:
“Türkiye, uluslararası ilişkilerden ekonomiye, sanattan sosyolojiye etkin olduğu her alanda yüksek performans göstermiş; etkili kararlar alarak ve doğru adımlar atarak kalkınma tecrübeleri konusunda diğer ülkeler için bir model haline gelmiştir. TİKA, Türkiye’nin kalkınma tecrübesinin başka ülkelerle paylaşılması ve “işbirliği ortaklığı” anlayışı ile çalışmaktadır.” (TİKA)
1992 yılından bugüne kadar 5 kıtada 150 ülkede 30 bini aşkın proje gerçekleştirdiklerinide “gururla” eklemeyi unutmuyorlar. TİKA’nın görevleri çok amaçlı ve çok çeşitli. Örneğin, Ukrayna’da, Ukrayna emniyet personeline “siber suçlar soruşturma teknik eğitimleri” veriyorlar. Afganistan’da “eğitime destek”, “Sudan’da Tam Donanımlı 3d Laboratuvarı”nı Afrika Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde kurmuş. Cezayirli arıcılara arıcılık dersi, “... hanım efendi Emine Erdoğan’ın katılımıyla Pakistan’da Dikiş Makinesi teslim Töreni” vs. vs. Görünüşte karşı çıkılacak şeyler değil gibi görünüyor. Ancak, bunun amacı emperyalist yayılmacılığa zemin hazırlamak olunca, bu yardımlar daha büyük sömürü ve egemenlik olarak yardımı alanlara geri döndüğü dikkate alınmalıdır.
TİKA’nın[1] internet portal sayfasına gidiğiniz de, karşınıza manşetten şunlar çıkar: “TİKA’dan Bangladeş’te Çocuk sağlığına Destek”, “... Bosna Hersek’te Fiziksel ve Zihinsel Engelliler Okuluna Destek”, “...KKTC’de Bayrak Radyo Televizyon Kurumuna Destek”, “...Somali’de Modern Tavukçuluğa Destek”, “Kamerun’da Eğitime TİKA Desteği”, “.... Somaliland Köylerine Su Havuzu Projesi”, “...Irak’ta TİKA’nın İnşa Ettiği Telafer Futbol Sahası Tamamlandı” (30/09/2021)
YEE: 2009 yılında vakıf olarak faaliyete başlayan Yunus Emre Enstitüsi ise çeşitli ülkelerde türkçe kurslar açmaktadır. Kendi sitesinden bildirdiğine göre yurtdışında 58 ülkede kültür merkezi varmış ve amaçlarının Türkçenin geliştirilmesi ve çeşitli ülkelerde Türkoloji bölümlerinin açılmasını sağlamak ve uluslararası alanda ülkeyi temsil etmek...
DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) ise, doğrudan Türk sermayesine bağlı ve onun işlerini ve dış ülkelerde yayılmacılığını sağlamaya çalışan bir kurum. DEİK 1985 yılında kurulmasına karşın, Türk sermayesinin yayılmacılığının arkasından onun gereksinimlerini tam olarak karşılayabilmesi için 2014 yılında 2552 Sayılı Kanunla yeniden yapılandırılmıştır. Ve asli görevi: “Türk özel sektörünün dış ekonomik işlerini yürütme” olarak belirlenmiştir.
Toplam iş konseyi sayısı 146, ikili iş konseyi sayısı 139, sektörel iş konseyi sayısı 5 ve özel amaçlı iş konseyi sayısı ise 2 olarak belirtilmektedir. Kurucuları arasında MÜSİAD, TOBB, Türkiye ihracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), İstanbul Sanayi Odası, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), Türkiye Bankalar Birliği (TBB), vb. gibi kuruluşlar olmasına karşın TÜSİAD kurucuları arasında yok. DEİK’in yönetim kurulunda Tuncay Özilhan gibi TÜSİAD üyeleri var. Ancak, “onursal üyeleri” arasında bütün büyük tekellerin kurucuları olan ölü ve diri isimleri aralarına almışlar.
Diyanet ve ona bağlı Diyanet Vakfı’nı da unutmamak gerekiyor. Mehmet Sönmez’in[2] Al-Monitor’da ki yazısında belirttiği gibi; Diyanet, 2021 yılının ilk üç ayı içinde, Dışişleri, Kültür ve Turizm, Sanayi Ticaret, Çevre ve Şehircilik bakanlıklarından daha fazla bütçe harcaması yaptı. Bugün 149 ülkede ofisi ve yurt dışında çeşitli ülkelerde 103 camisi olan ve tamamiyle emperyalist Türk devletinin hizmetinde, onun yayılmacılığına, dini kullanarak hizmet eden bir kurum.
Diyanet’in toplam istihadam ettiği kişi sayısı 128 bini geçiyor. Yurt içinde ise 90 bini cami ve 20 bin kuran kursunu yönetiyor. Her yıl 125 bini aşan Türkiye’linin hac ve umre seyhatlerini organize ediyor. Diyanet Vakfının yurt içinde 1003 şubesi var. Çeşitli dini okullarının yanı sıra üniversite, öğrenci yurtları var. Ayrıca, başka ticari işlere de girmiş durumdadır. Diyanet Vakfı, kapitalist bir holding gibi çalışmaktadır.
Birgün’den Mustafa M. Bildircin’in[3] haberine göre ise, Diyanet Vakfı (DV), 2017 yılında 778 milyon TL’si bağış, 914 milyon gelir elde etti. 2018 yılında ise 1 milyar TL’si bağış toplam 1,1 milyar TL gelir, 2019 yılında ise 1 milyar TL’si bağış, 12 milyar TL gelir elde etti.
Türkiye’de, DV’ına bağlı 35 kız ve erkek öğrenci yurdu ile öğrencilerin önemli bir kısmına el atmıştır. Böylece okullarıyla, öğrenci yurtlarıyla, üniversiteleriyle, kuran kurslarıyla dindar nesil yetiştirmek için yoğun bir çalışma içindedir. DV’a bağlı KOMAŞ A.Ş. İle yurt içi ve yurt dışında yüzlerce inşaat işi yapmaktadır.
Türk tekelci burjuvazisi, müslümanlığı yayılma amacıyla kullanmaktadır. Tekelci burjuvazinin “laik” ya da “laik olmama” gibi bir derdi yoktur. Bu, doğrudan sermaye birikimi ve yayılmacılıkla ilgilidir. Yerine göre “en dindar” yerine göre ise “en laik” ya da “seküler” olmakta bir sakınca görmez. Dış ülkelerde “Türk okulları”, “din kursları” vb.nin açılması yaygınlaştırılmaya çalışılması, emperyalist yayılmacılığı kolaylaştırmak amaçlıdır. Türk burjuvazisinin bu “yumuşak güçleri”, sermaye birikiminin ve yayılmacılığı desteklediği ve kolaylaştırdığı sürece terk etmesi pek olası değildir.
YTB: Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı; “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı.”
YTB kuruluş nedenlerini şöyle açıklıyor:
“6 Nisan 2010 tarihinde kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) yurtdışındaki vatandaşlarımız, kardeş topluluklarımız ile Türkiye’de öğrenim gören uluslararası burslu öğrencilerimize yönelik çalışmaları koordine etme, bu alanlarda verilen hizmetleri ve yapılan faaliyetleri geliştirme görevini üstlenmiştir.
Başkanlığımızın çalışmalarıyla, gerek yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızla gerekse kardeş topluluklarla ilişkiler güçlendirilmekte, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak daha yakın ilişkiler tesis edilmektedir. Türkiye Burslusu öğrencilerimiz ise; dünyanın dört bir yanındaki gönüllü elçilerimiz olmaktadırlar.” (YTB)
YTB’nin web sitesindeki bilgilerden hareket edersek, 25 bini burslu olmak üzere 148 bin uluslararası öğrenci Türkiye üniversitelerine kayıtlıymış. Dünyada ise uluslararası öğrenci sayısı 7,5 milyon kadarmış. Türkiye’de uluslararası öğrenci sayısı 2010 yılından 2020 yılı sonuna kadar %75 oranında bir artış sağlanmış. Yüksek bir rakam. Türk devletinin burslu öğrenci kontenjanını artırması, emperyalist yayılmacılığıyla doğrudan bağlantısı vardır.
TRT (Türkiye Radyo Televizyon Kurumu): Türk devletinin Radyo ve TV yayınları da neredeyse beş kıtaya ulaşmaktadır. TRT World, TRT AVRASYA ve TRT TÜRK ile Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve daha birçok ülkeye ulaşmaktadır. TRT World, Türk hükümetinin görüşleri doğrultusunda günlük 24 saat ingilizce yayın yapmaktadır. Ve günlük izleyici sayısı 79 milyonu aşıldı. (Wikipedia.org)
“TRT’nin 14 tv kanalı ve 14 radyo kanalı ile ve 41 dilde hazırlanan www.trtvotworld.com web siteleriyle, 5 basılı dergisiyle Tükiye ve dünyay yayın yapmaktadır.”[4] Ve TRT; TRT Kurdi kanalı vasıtasıyla Kürtçe yayın, TRT Arabi ile Arapça yayın, TRT Avaz ile de Tükçe, Azerbaycan Türkçesi, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe ve Türkmence haber ve programlar yapmaktadır.[5]
TRT’nin, Waşington D.C., Londra, Mumbai, Singapur, Pekin, Bankong ve Jakarta’da bürosu var.
TRT-ETTÜRKİYE tv kanalıyla, 2010 yılından beri Arapça yayın yapmaktadır. Bunun dışında Euronews’in ortakları arasında yer alarak, bu kanal aracılığıyla Türkçe yayın yapmaktadır.
TRT, Afrika kıtasındaki bazı ülkelerin yayın kurumları ile de ortak çalışmayı gerçekleştiriyor.
Türkiye yayın konusunda birçok büyük emperyalist ülkeyi geride bırakmaktadır. Örneğin, Alman devlet tv ve radyo yayını olan Deutsche Welle (DW) 30 dilden, İngiltere kamu yayını olan BBC 44 dilden, ABD Kongresi tarafından finansa edilen Amerikanın Sesi (VOA) 47 dilden yayın yapmaktadır.
Türk devletinin yayılmacı yumuşak güçlerinden diğerleri ise Türkiye Maarif Vakfı, Kızılay, AFAD gibi kurumlardır. Özellikle Maarif Vakfı ile, Gülencilerin dış ülkelerde kurduğu okulların geri alınarak bu çatı altında toplanmasını sağladılar.
Türk devletinin, TİKA, DEİK, Diyanet Vakfı (DV), YTB, Yunus Emre Vakfı, Kızılay, Türkiye Maarif Vakfı, AFAD ve TRT vasıtasıyla çok geniş bir alana hitap ettiği ve nüfuzunu genişletmek için ideolojik ve kültürel bütün araçlarını seferber ettiği gözlemlenmektedir. Ve Türk devleti, birçok konuda diğer emperyalist devletlerin yayılmacılığını kendine örnek almaktadır. Başka türlü de olamazdı.
Türk Dizi Filmleri: Türkiye’nin TV dizilerini de buraya eklemek gerekiyor. Son yıllarda Türk dizilerinin uluslararası alanda Pazar bulması, yaygınlaşması ve kitlelerle buluşması yoğunlaştı. TRT Heber sistesinin verdiği bilgilere göre, 150 ülkede yaklaşık 700 milyon seyirciye ulaşıp, ihraç değeri 500 milyon doları aşarak, ABD dizilerinden sonra dünyada iharacat değeri açısından ikinci sıraya yerleşmiş. (Bazı haber sitelerinde ise, -2020 yılı itibariyle- 146 ülkeye 150’den fazla dizinin ihraç edildiği bilgisi yer alıyor.) En çok talep gören diziler ise sırasıyla şöyle: Muhteşem Yüzyıl, Diriliş Ertuğrul, Elimi Bırakma, Filinta, Benim Adım Melek, Masumlar Apartmanı, Payitaht Abdülhamid.[6]
Türk TV dizileri, bütün kıtalardaki ülkelere ihraç ediliyor. Özellikle Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere, örneğin, Senagal, Tanzanya, Kenya gibi ülkelere dizi ihracında, son üç yıl içinde %63 ile %153 arası bir artış olmuş.[7]
Film dizilerinin ihracına, yalnızca “ihracat ederi” açısından bakılmayacağı çok açıktır. Bunun daha çok kültürel yanı önemlidir. Türk tekelci devletinin kültürel emperyalizm yanının en yalın göstergelerinden biridir bu ve Türk devleti açısından diziler bu amaçla desteklenmekte ve yagınlaştırılmaktadır. Dizilerin içeriği ise, esas olarak devlet tarafından belirlenmektedir.
Sermaye, gittiği yerlere yalnızca “malını ve parasını” değil, aynı zamanda ideoloji ve kültürünü de götürür ve bunun adı; kültür emperyalizmidir.01.10.2021
[1] TİKA ile ilgili son bir haber: „TİKA, Hayber Paktunva Eyalet’inde yaklaşık yarım milyon kişiye hizmet veren Lakki Marvat Bölge Hastanesi’ne 60 Kw’lık güneş enerjisi paneli kurdu. Hastanenin elektirik enerjisinin %90’ından fazlası bu sistem tarafından karşılanacak.” www.twitter.com/Tika_Turkey 30 Eylül 2021
[2] M. Sönmez, “Diyanet ve Arka Bahçesi Genişliyor. www.al-monitor.com/tr/2021/05/13
[3] www.birgun.net/haber/vakif-değil-dev-bir-holding/2021/04/21
[4] www.trt.net.tr/kurumsal/Tarihce
[5] www.trtvotworld.com /TRT Dış Yayınlar Dairesi Başkanlığı
[6] Kaynak TRT haber. www.trthaber.com/kultur/sanat/turk-dizileri-dunyanin-dort-bir-yanina-kopru-oldu
[7] www.wowturkey.com
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
9 Mayıs1945 Zafer Günü kutlu olsun
II.Dünya savaşı,insanoğlu'nun tanık olduğu,dünya tarihinin en korkunç savaşlarından biridir.Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği,çok ağır yıkımların olduğu,Yahudi soykırımı ile kitlesel ölümlerin yaşandığı en kanlı savaştır.100 milyondan fazla askeri personelin katıldığı,50 milyona yakın insanın hayatını kaybettiği bu savaş onarılması çok büyük yaralar açmıştır.1939-45 yılları arasında cereyan eden bu savaş,Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesiyle başladı.8-9 Mayıs 1945 yılında Adolf Hitler'in yer altında,saklandığı sığınağında,Kızıl Ordu'nun Berlin'i ele geçirdikten sonra kafasına kurşun
Siyasi Polis, Provokatör veya ruh hastalarıyla uğraşmak zorunda kalmak! Engin Gören
Birkaç gün önce bir sitede bir “yazı” çıktı: “H.Aksu kimdir?” başlığıyla. Yazıyı yazan kadar bu tür yalan, karalama, kışkırtma-provokatörlük üzerine kurgulanan yazıları yayınlayan site de sorunlu olup ortak yön buluyor demektir. Aynı mayadan oluşu mu veya ilkesiz ve kontrolsüzlüğünden mı kaynaklanıyor bilemiyoruz. Ama bu durum ve yaklaşım içinde bulunan bir sitenin ciddiyet taşımayacağı da açıktır. Umarız yayın çizgisini gözden geçirirler diyelim ve geçelim.
AMED’İN ARMENAK BAKIRCIYAN’I, İSTANBUL’UN ORHAN BAKIR’I, DERSİM’İN ALİ AĞASI!
Seni sessizliğimi bozarak anlatmak çok istedim. Uzun zaman düşündüm. Seni anlatacağımı hala bilemiyorum. Orhan yoldaş tanışıklığımız 1974'ün ortalarına denk geldi. Aramızda örgütsel bir bağlantı yoktu. Ama bizi birbirimize çeken bir çekim merkezi vardı. Çok zaman öğrenci gençlik eylemlerinde omuzdaş olmuştuk. Seninle Tunceli'ler derneğinde bir kaç kez karşılaştık. Sonra DGD'de görüşmüştük, ismini İBO koymuştun veya yoldaşların İBO ismini sana uygun bulmuştular. Söylentiler bizim çevrede yaygın halde yayılarak ;'' Bir gurup Ermeni yoldaşın bize kayıldığı '' söyleniyordu.
1 Mayıs 2014; Son Sözü Direnenler Söyler!
2014 1 Mayıs’ı; baskı, şiddete ve tüm engellemelere karşın yine büyük bir coşku ve kararlılıkla işçi ve emekçiler tarafından kutlandı.
2014 1 Mayıs’ını diğer 1 Mayıs’lardan ayıran en önemli yan, Gezi İsyanı sonrasında yaşanan ilk 1 Mayıs olmasıydı. Haziran İsyanın da, göğü fethe çıkan yığınların, kendi yaşamına dair her yerde sesini yüksek sözle söylemesi, giderek özneleşmesi, gücünün ve kudretinin farkına varması, toplumsal mücadeleye yeni bir soluğun katılması anlamına geliyordu.
Özgürlük Yürüyüşü
Hangi halktan, dinden veya mezhepten olursak olalım hiçbirimiz bilindik hırsızlar şebekesinin çöreklendiği bu sömürü düzenini ve Tayyip diktatörlüğünü hak etmiyoruz. Bu diktatörlüğe artık bir dakika bile tahammülümüz kalmamıştır. Onlar tarafından yönetilmek ayıplı bir durumdur, bu utançtan bir an önce kurtulmak gerekiyor.
Savaş Başladığı Yerde Kazanılır
Çeşitli milliyetlerden Türkiye işçi sınıfı için Taksim’in tarihsel bir önemi vardır. Bu önem, sınıfın siyasal savaşımın genel olarak bu alanda verilmesinden kaynaklıdır. Bu gerçeği bilen Türk egemen sınıfları yıllarca Taksim’i 1 Mayıs’larda işçi sınıfına yasaklamıştır. Yasaklamakla kalmayıp 1 Mays 1977 yılında onlarca işçiyi katlederek burjuva sınıf tavrını net olarak ortaya koymuştur. İşçi sınıfı da aynı kararlılıkla mücadele ederek bugüne gelmiştir. Ve işçi sınıfı, Taksim’i, ölüler verek kazanmıştır. Bu nedenlede, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için direnmiş ve savaşmıştır.
TKP/ML TİKKO Militanlarından Eylem
Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir açıklamaya göre TKP/ML TİKKO’nun kuruluşunun 42. savaş yılını selamlayan militanlar, İstanbul’da; Gazi, Sarıgazi, Yenidoğan ve Gülsuyu Mahallelerinde eylemler gerçekleştirdiler. Açıklamayı güncelliğinden ve haber değeri taşıdığı için paylaşıyoruz:
TKP/ML militanları Sarıgazi’de Kaymakamlığı yaktı
İstanbul: Bugün Taksim’e girmek isteyen kitleye yönelik saldırıyı protesto etmek için Sarıgazi’de yapılacak eylem öncesi TKP/ML militanları bir korsan gerçekleştirerek, Kaymakamlığı tamamen ateşe verdi.
Bugün Taksim’e çıkmak isteyen kitleye karşı uygulanan polis terörüne karşı Sarıgazi’de DHF, ESP, EMEP, Halkevleri ve Partizan tarafından bir protesto eylemi örgütleme kararı alındı. Eylem öncesi Demokrasi Caddesi’nde bir korsan düzenleyen silahlı TKP/ML militanları, Kaymakamlığa yönelik bir saldırı gerçekleştirdi.
Kaymakamlık tamamen yakıldı
TKP/ML MK'si:"Taksim hayal değil gerçek!"
Sokakları tutuşturmaya, barikatlar kurmaya, alanları zaptetmeye;
Taksim'i bir kez daha kazanmaya, 1 Mayıs'a!
Elinden gelen her şeyi yapmak
Egemenler her daim devletin bekaası ve güvencesi için sömürü ve baskı politikalarını gizlemeye, kendilerine yönelebilecek öfke ve tepkiyi yarattıkları hayali düşmana yöneltmeye çalışırlar. Bunun için her dönem içte ve dışta bir düşman bulmakta zorluk çekmezler. Halkın biriken öfke ve isyanı “iç ve dış düşmanlara” yöneltmeye çalışarak, kurtulduklarını zannederler.