Türk Tekelci Devletin Yumuşak Güçleri
Her emperyalist ülkenin, kültürel yayılmacılığı da vardır. Kendi ekonomik ve politik nüfuz alanların genişletmek ve geliştirmek için birçok “barışçıl” gözüken aracı da devreye sokarlar. Bunlar, yardım kuruluşları, dini kuruluşlar ve çeşitli adlarda sivil toplum kuruluşlarıdır. Aynı zamanda, her ülkenin dilinden radyo ve TV yayınları da yaparlar ya da yapmaya çalışırlar. Türk tekelci devleti, uzun zamandır, bunları “iyi yapan” ülkelerin başında geliyor.
Türk devletinin denetiminde olan yardım kuruluşların başında TİKA, DEİK, AFAD, Yunus Emre Enstitüsü gelmektedir.
TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı): Türk devletinin önemli yayılmacı “sivil” kuruluşlarından biridir. Kendi tanıtım sitesinde, ülkelerin kalkınmasına yardım amacıyla kurulduğunu yazmaktadır. 150’e yakın ülkede bürosu var ve yaptığı yardım, 2020 yılından günümüze kadar 8 milyar 120 milyon dolar. Bu yardımın ancak %2,7’sini kendisinin, geri kalanın ise Türk devleti tarafından yapıldığını yazmaktadır. Türkiye’nin ekonomik durumu dikkate alındığında, 8 milyar dolara hibe yardımı büyük bir miktardır. Bu hibe yardımlarıyla, dünyanın “en yardım sever” ve “en cömert” ülkeleri arasında olan Türkiye gibi maddi sıkıntı içinde olan bir devletin, bu kadar cömert davranmasının arkasındaki neden, kaz gelen yerden ördek esirgenmeyeceği anlayışıdır. 8 milyar dolar yardım, nüfuz alanlarını genişletme amaçlı kullanılmıştır. Bu yardımseverliğin arkasındaki gerçek; yeni bir emperyalist ülkenin, yeni Pazar alanları bulma ve egemenlik alanlarını genişletme taktiği olarak öne çıkmaktadır.
Kültür ve Turizm bakanlığı’na bağlı TİKA, 1992 yılında kuruluyor. Sosyal Emperyalist SSCB’nin dağılmasının hemen arkasından Türki devletlere nüfuz edebilmek için böyle bir kuruma gereksinim duymuşlar. Elbette TİKA’nın nüfuz alanı salt Türki devletler ile sınırlı kalmamış, “60 ülkede 62 Program Koordinasyon Ofisi” ile 150 ülkede faaliyet sürdürmektedir. Özellikle Asya’nın ve Afrika’nın geri ülkelerine “yardım”lar adı altında daha sıkı bir şekilde yapışmışlardır. Müslüman ülkelere “islam” adıyla, Türki Cumhuriyetlere ise “islam ve Türklük” adıyla propaganda yaparak yerleşmeyi esas almaktadırlar.
Güney Afrika’dan Güney Sudan’a kadar 21 Afrika ülkesinde TİKA’nın ofisleri var. Kalkınma yardımları, cami yapımlarının finansmanını TİKA sağlıyor.
Kendi görevlerini şöyle tanımlıyorlar:
“Türkiye, uluslararası ilişkilerden ekonomiye, sanattan sosyolojiye etkin olduğu her alanda yüksek performans göstermiş; etkili kararlar alarak ve doğru adımlar atarak kalkınma tecrübeleri konusunda diğer ülkeler için bir model haline gelmiştir. TİKA, Türkiye’nin kalkınma tecrübesinin başka ülkelerle paylaşılması ve “işbirliği ortaklığı” anlayışı ile çalışmaktadır.” (TİKA)
1992 yılından bugüne kadar 5 kıtada 150 ülkede 30 bini aşkın proje gerçekleştirdiklerinide “gururla” eklemeyi unutmuyorlar. TİKA’nın görevleri çok amaçlı ve çok çeşitli. Örneğin, Ukrayna’da, Ukrayna emniyet personeline “siber suçlar soruşturma teknik eğitimleri” veriyorlar. Afganistan’da “eğitime destek”, “Sudan’da Tam Donanımlı 3d Laboratuvarı”nı Afrika Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde kurmuş. Cezayirli arıcılara arıcılık dersi, “... hanım efendi Emine Erdoğan’ın katılımıyla Pakistan’da Dikiş Makinesi teslim Töreni” vs. vs. Görünüşte karşı çıkılacak şeyler değil gibi görünüyor. Ancak, bunun amacı emperyalist yayılmacılığa zemin hazırlamak olunca, bu yardımlar daha büyük sömürü ve egemenlik olarak yardımı alanlara geri döndüğü dikkate alınmalıdır.
TİKA’nın[1] internet portal sayfasına gidiğiniz de, karşınıza manşetten şunlar çıkar: “TİKA’dan Bangladeş’te Çocuk sağlığına Destek”, “... Bosna Hersek’te Fiziksel ve Zihinsel Engelliler Okuluna Destek”, “...KKTC’de Bayrak Radyo Televizyon Kurumuna Destek”, “...Somali’de Modern Tavukçuluğa Destek”, “Kamerun’da Eğitime TİKA Desteği”, “.... Somaliland Köylerine Su Havuzu Projesi”, “...Irak’ta TİKA’nın İnşa Ettiği Telafer Futbol Sahası Tamamlandı” (30/09/2021)
YEE: 2009 yılında vakıf olarak faaliyete başlayan Yunus Emre Enstitüsi ise çeşitli ülkelerde türkçe kurslar açmaktadır. Kendi sitesinden bildirdiğine göre yurtdışında 58 ülkede kültür merkezi varmış ve amaçlarının Türkçenin geliştirilmesi ve çeşitli ülkelerde Türkoloji bölümlerinin açılmasını sağlamak ve uluslararası alanda ülkeyi temsil etmek...
DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) ise, doğrudan Türk sermayesine bağlı ve onun işlerini ve dış ülkelerde yayılmacılığını sağlamaya çalışan bir kurum. DEİK 1985 yılında kurulmasına karşın, Türk sermayesinin yayılmacılığının arkasından onun gereksinimlerini tam olarak karşılayabilmesi için 2014 yılında 2552 Sayılı Kanunla yeniden yapılandırılmıştır. Ve asli görevi: “Türk özel sektörünün dış ekonomik işlerini yürütme” olarak belirlenmiştir.
Toplam iş konseyi sayısı 146, ikili iş konseyi sayısı 139, sektörel iş konseyi sayısı 5 ve özel amaçlı iş konseyi sayısı ise 2 olarak belirtilmektedir. Kurucuları arasında MÜSİAD, TOBB, Türkiye ihracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), İstanbul Sanayi Odası, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), Türkiye Bankalar Birliği (TBB), vb. gibi kuruluşlar olmasına karşın TÜSİAD kurucuları arasında yok. DEİK’in yönetim kurulunda Tuncay Özilhan gibi TÜSİAD üyeleri var. Ancak, “onursal üyeleri” arasında bütün büyük tekellerin kurucuları olan ölü ve diri isimleri aralarına almışlar.
Diyanet ve ona bağlı Diyanet Vakfı’nı da unutmamak gerekiyor. Mehmet Sönmez’in[2] Al-Monitor’da ki yazısında belirttiği gibi; Diyanet, 2021 yılının ilk üç ayı içinde, Dışişleri, Kültür ve Turizm, Sanayi Ticaret, Çevre ve Şehircilik bakanlıklarından daha fazla bütçe harcaması yaptı. Bugün 149 ülkede ofisi ve yurt dışında çeşitli ülkelerde 103 camisi olan ve tamamiyle emperyalist Türk devletinin hizmetinde, onun yayılmacılığına, dini kullanarak hizmet eden bir kurum.
Diyanet’in toplam istihadam ettiği kişi sayısı 128 bini geçiyor. Yurt içinde ise 90 bini cami ve 20 bin kuran kursunu yönetiyor. Her yıl 125 bini aşan Türkiye’linin hac ve umre seyhatlerini organize ediyor. Diyanet Vakfının yurt içinde 1003 şubesi var. Çeşitli dini okullarının yanı sıra üniversite, öğrenci yurtları var. Ayrıca, başka ticari işlere de girmiş durumdadır. Diyanet Vakfı, kapitalist bir holding gibi çalışmaktadır.
Birgün’den Mustafa M. Bildircin’in[3] haberine göre ise, Diyanet Vakfı (DV), 2017 yılında 778 milyon TL’si bağış, 914 milyon gelir elde etti. 2018 yılında ise 1 milyar TL’si bağış toplam 1,1 milyar TL gelir, 2019 yılında ise 1 milyar TL’si bağış, 12 milyar TL gelir elde etti.
Türkiye’de, DV’ına bağlı 35 kız ve erkek öğrenci yurdu ile öğrencilerin önemli bir kısmına el atmıştır. Böylece okullarıyla, öğrenci yurtlarıyla, üniversiteleriyle, kuran kurslarıyla dindar nesil yetiştirmek için yoğun bir çalışma içindedir. DV’a bağlı KOMAŞ A.Ş. İle yurt içi ve yurt dışında yüzlerce inşaat işi yapmaktadır.
Türk tekelci burjuvazisi, müslümanlığı yayılma amacıyla kullanmaktadır. Tekelci burjuvazinin “laik” ya da “laik olmama” gibi bir derdi yoktur. Bu, doğrudan sermaye birikimi ve yayılmacılıkla ilgilidir. Yerine göre “en dindar” yerine göre ise “en laik” ya da “seküler” olmakta bir sakınca görmez. Dış ülkelerde “Türk okulları”, “din kursları” vb.nin açılması yaygınlaştırılmaya çalışılması, emperyalist yayılmacılığı kolaylaştırmak amaçlıdır. Türk burjuvazisinin bu “yumuşak güçleri”, sermaye birikiminin ve yayılmacılığı desteklediği ve kolaylaştırdığı sürece terk etmesi pek olası değildir.
YTB: Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı; “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı.”
YTB kuruluş nedenlerini şöyle açıklıyor:
“6 Nisan 2010 tarihinde kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) yurtdışındaki vatandaşlarımız, kardeş topluluklarımız ile Türkiye’de öğrenim gören uluslararası burslu öğrencilerimize yönelik çalışmaları koordine etme, bu alanlarda verilen hizmetleri ve yapılan faaliyetleri geliştirme görevini üstlenmiştir.
Başkanlığımızın çalışmalarıyla, gerek yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızla gerekse kardeş topluluklarla ilişkiler güçlendirilmekte, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak daha yakın ilişkiler tesis edilmektedir. Türkiye Burslusu öğrencilerimiz ise; dünyanın dört bir yanındaki gönüllü elçilerimiz olmaktadırlar.” (YTB)
YTB’nin web sitesindeki bilgilerden hareket edersek, 25 bini burslu olmak üzere 148 bin uluslararası öğrenci Türkiye üniversitelerine kayıtlıymış. Dünyada ise uluslararası öğrenci sayısı 7,5 milyon kadarmış. Türkiye’de uluslararası öğrenci sayısı 2010 yılından 2020 yılı sonuna kadar %75 oranında bir artış sağlanmış. Yüksek bir rakam. Türk devletinin burslu öğrenci kontenjanını artırması, emperyalist yayılmacılığıyla doğrudan bağlantısı vardır.
TRT (Türkiye Radyo Televizyon Kurumu): Türk devletinin Radyo ve TV yayınları da neredeyse beş kıtaya ulaşmaktadır. TRT World, TRT AVRASYA ve TRT TÜRK ile Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve daha birçok ülkeye ulaşmaktadır. TRT World, Türk hükümetinin görüşleri doğrultusunda günlük 24 saat ingilizce yayın yapmaktadır. Ve günlük izleyici sayısı 79 milyonu aşıldı. (Wikipedia.org)
“TRT’nin 14 tv kanalı ve 14 radyo kanalı ile ve 41 dilde hazırlanan www.trtvotworld.com web siteleriyle, 5 basılı dergisiyle Tükiye ve dünyay yayın yapmaktadır.”[4] Ve TRT; TRT Kurdi kanalı vasıtasıyla Kürtçe yayın, TRT Arabi ile Arapça yayın, TRT Avaz ile de Tükçe, Azerbaycan Türkçesi, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe ve Türkmence haber ve programlar yapmaktadır.[5]
TRT’nin, Waşington D.C., Londra, Mumbai, Singapur, Pekin, Bankong ve Jakarta’da bürosu var.
TRT-ETTÜRKİYE tv kanalıyla, 2010 yılından beri Arapça yayın yapmaktadır. Bunun dışında Euronews’in ortakları arasında yer alarak, bu kanal aracılığıyla Türkçe yayın yapmaktadır.
TRT, Afrika kıtasındaki bazı ülkelerin yayın kurumları ile de ortak çalışmayı gerçekleştiriyor.
Türkiye yayın konusunda birçok büyük emperyalist ülkeyi geride bırakmaktadır. Örneğin, Alman devlet tv ve radyo yayını olan Deutsche Welle (DW) 30 dilden, İngiltere kamu yayını olan BBC 44 dilden, ABD Kongresi tarafından finansa edilen Amerikanın Sesi (VOA) 47 dilden yayın yapmaktadır.
Türk devletinin yayılmacı yumuşak güçlerinden diğerleri ise Türkiye Maarif Vakfı, Kızılay, AFAD gibi kurumlardır. Özellikle Maarif Vakfı ile, Gülencilerin dış ülkelerde kurduğu okulların geri alınarak bu çatı altında toplanmasını sağladılar.
Türk devletinin, TİKA, DEİK, Diyanet Vakfı (DV), YTB, Yunus Emre Vakfı, Kızılay, Türkiye Maarif Vakfı, AFAD ve TRT vasıtasıyla çok geniş bir alana hitap ettiği ve nüfuzunu genişletmek için ideolojik ve kültürel bütün araçlarını seferber ettiği gözlemlenmektedir. Ve Türk devleti, birçok konuda diğer emperyalist devletlerin yayılmacılığını kendine örnek almaktadır. Başka türlü de olamazdı.
Türk Dizi Filmleri: Türkiye’nin TV dizilerini de buraya eklemek gerekiyor. Son yıllarda Türk dizilerinin uluslararası alanda Pazar bulması, yaygınlaşması ve kitlelerle buluşması yoğunlaştı. TRT Heber sistesinin verdiği bilgilere göre, 150 ülkede yaklaşık 700 milyon seyirciye ulaşıp, ihraç değeri 500 milyon doları aşarak, ABD dizilerinden sonra dünyada iharacat değeri açısından ikinci sıraya yerleşmiş. (Bazı haber sitelerinde ise, -2020 yılı itibariyle- 146 ülkeye 150’den fazla dizinin ihraç edildiği bilgisi yer alıyor.) En çok talep gören diziler ise sırasıyla şöyle: Muhteşem Yüzyıl, Diriliş Ertuğrul, Elimi Bırakma, Filinta, Benim Adım Melek, Masumlar Apartmanı, Payitaht Abdülhamid.[6]
Türk TV dizileri, bütün kıtalardaki ülkelere ihraç ediliyor. Özellikle Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere, örneğin, Senagal, Tanzanya, Kenya gibi ülkelere dizi ihracında, son üç yıl içinde %63 ile %153 arası bir artış olmuş.[7]
Film dizilerinin ihracına, yalnızca “ihracat ederi” açısından bakılmayacağı çok açıktır. Bunun daha çok kültürel yanı önemlidir. Türk tekelci devletinin kültürel emperyalizm yanının en yalın göstergelerinden biridir bu ve Türk devleti açısından diziler bu amaçla desteklenmekte ve yagınlaştırılmaktadır. Dizilerin içeriği ise, esas olarak devlet tarafından belirlenmektedir.
Sermaye, gittiği yerlere yalnızca “malını ve parasını” değil, aynı zamanda ideoloji ve kültürünü de götürür ve bunun adı; kültür emperyalizmidir.01.10.2021
[1] TİKA ile ilgili son bir haber: „TİKA, Hayber Paktunva Eyalet’inde yaklaşık yarım milyon kişiye hizmet veren Lakki Marvat Bölge Hastanesi’ne 60 Kw’lık güneş enerjisi paneli kurdu. Hastanenin elektirik enerjisinin %90’ından fazlası bu sistem tarafından karşılanacak.” www.twitter.com/Tika_Turkey 30 Eylül 2021
[2] M. Sönmez, “Diyanet ve Arka Bahçesi Genişliyor. www.al-monitor.com/tr/2021/05/13
[3] www.birgun.net/haber/vakif-değil-dev-bir-holding/2021/04/21
[4] www.trt.net.tr/kurumsal/Tarihce
[5] www.trtvotworld.com /TRT Dış Yayınlar Dairesi Başkanlığı
[6] Kaynak TRT haber. www.trthaber.com/kultur/sanat/turk-dizileri-dunyanin-dort-bir-yanina-kopru-oldu
[7] www.wowturkey.com
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
Kavganın Töresi bu
Umudu taze tutmak,yarınlara taşımak için doğru bir taktik hat ve bu taktik politıkayı belirleyen , ona yön veren doğru bir stratiji tesbit etmek belirleyici önemdedir.Çünkü ,bir kere stratijik siyasi hat belirlendimi ona uygun taktik politika üretilerek hayata geçirilmeye çalışılır. Burada yanlızca kendi durumunu ele almak , değerlendirmek yetersiz ve yanlıştır. Aynı zamanda karşıt güçlerin durumunu çok yönlü ele almak,değerlendirmek zorunlu ve gereklidir.
Olağanüstü Halden Olağanüstü Seçim Sonucları / Mehmet Tohumcu
7 Haziran seçimlerinden sonra şoke olan AKP ve Saray çevresi, Türkiye ve T.Kürdistanın’da gelişen Demokrasi ve Barış havasını birçok katliamla kana bulayıp kaos ortamı yaratarak silahların ve şiddetin baskısı altında bir seçim ortamı oluşturdu. Ülke tarihinin en baskıcı, en anti demokratik seçim dönemlerinden birini geride bıraktık.
Zulmün zaferi olmaz
Kitlelerin katledildiği, polis ve askerlerce kuşatılan bir ülkenin ortasına kurulan “demokrasi” sandığından “barış” değil, katliam çıkabiliridi, nitekim aynen öyle oldu.
Faşist diktatörlüğün en azgın bir şekilde sürdüğü hangi ülkede seçimle “diktatör” devrilmiş? Tersine, askeri darbeler dışında seçimle gelen bir sürü diktatör örneği var. En bilineni ise Nazi faşizmidir.
Hiç yenilmeyenlerin tarihsel zaferi
Seçimlerin hemen ertesinde HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş seçim sonuçlarını; “bir zafer” olarak değerlendirdiler.
Gerçekten de bu; Demokrasi Güçlerinin kendine karşı bir kez daha-yeni bir zaferidir.
Kasım Seçimleri aynı zamanda, bir ülkenin topraklarının ne kadar istikrarlı 3 renge büründüğünün matematiksel ispatı olmuştur.
Ülkenin bir parçası çok istikrarlı HDP, bir parçası CHP ve çok büyük bir parçası yine AKP demiştir.
Özgüç Yalçın’ın kaleminden… ŞİMDİ DAĞLARDAYIM…..
Bazı anılar vardır insanın yaşamında. Bir sürü anlatıma, düzinelerce okumayı bedeldir. Bazı şeyleri daha iyi kavratır insana. Hani deriz ya kafamda bir şimşek çaktı diye. İşte öyle anlardır bahsettiğim. Benim hayatımda da oldu öyle anlar.
Seçim Günü, Seçim Sonrasına İlişkin Düşünceler:Demir Altona
Seçim sonuçları ne olursa olsun, temel sorun aynı kalacaktır: Erdoğan. Yani “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi”. Erdoğan diktatörlük yolunda çok büyük mesafeler kat etti ama hala tam olarak istediği noktaya erişebilmiş değil. Buraya erişip erişemeyeceği ise muhalefetin nasıl politikalar izleyeceğine; ama her şeyden önce de HDP’nin politikalarına bağlı.
Erdoğan hedefine ulaşırsa, sonraki mücadeleler çok acılı ve uzun olacaktır. Ama Erdoğan’ın bu gidişi engellenebilirse, bu engellemeden alınan güçle barış ve demokrasi yönünde önemli mesafeler kat edilebilir.
“Yetmez Ama Evet”: OYLAR HDP’YE!
1 Kasım “yeniden seçim”ine günler kala bütün hakim sınıf partileri ağız birliği etmişçesine halkı sandığa gitmeye çağırmaktadır. İşçi sınıfı ve halk düşmanlığı dışında başka hiçbir konuda anlaşamayan hakim sınıf partilerinin, bu konuda ortaklaşabilmeleri dikkate değerdir. Bu durum, 1 Kasım seçimi öncesinde bir yandan işçi sınıfı ve halkın dikkate değer kesiminin seçim ve sandık olgusuna yaklaşımına dair işaretken, diğer yandan da hakim sınıf partilerinin yönetememe krizinin sürdüğünü göstermektedir.
Osmanlı sultanı Erdoğan paşa ile sadrazam Ahmet paşa
7 Haziran seçimlerinde HDP etrafında seçimlere katılan çeşitli milliyetlerden halklar ''seni başkan yaptırmayacağız'' sloganı etrafında kenetlenerek,AKP iktidarının 13 yıllık saltanatına dur dedi.7 Haziran seçimleri AKP'yi tarihin çöplüğüne tamamen gömmek için başlangıç oldu.
Oynatmaya Az Kaldı
Yaşadığınız her olumsuzluk tekrardan ibaretse elinizde alacakları ilk şey eleştiri silahınızdır.
Biz sıradan ama sosyalist proletarya köylülerin işi çok zor.
Hala kimileri doğu perinçek te ortaya çıkan faşizmin bir revizyonizm olmadığını dünya devrimci tarihinde de rastlanan faşizmin kendi elleriyle kurduğu sosyalist maskeli bir parti olduğunun ispatı olduğunu söyleyemezken...
İş biz halka gelince.........
Halde böyle olunca.....
Eleştiri silahını açıkça kullanmamız elimizde alınınca
İstisnalarda ki eniştelerden ve kayınçolardan özür diyerek...
Kürd Devleti Yakındır - Dursun Ali Küçük
Evet, Kürdistan devleti yakındır...
Mevcut durumda koşullar bunun için uygundur. Kurulması an meselesidir.
Asıl engelleyici TC ve İran diktatörlüğüdür.
Eski TC Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ:
7 Haziran'dan 1 Kasım'a HDP notları
7 HAZİRAN SEÇİMLERİNDE NE OLDU? “RADİKAL-DEMOKRAT” ŞEKİLSİZLİK HDP DEDİ Kİ! HDP’DEKİ İSLÂMCI SÖYLEM GEÇİCİ HÜKÜMET (VE LEVENT TÜZEL’İN) TUTUMU KABULLENEMEDİĞİMİZ REEL POLİTİKER PRAGMATİZM ELEŞTİREL HDP DEĞERLENDİRMELERİ PARLAMENTARİZM “AÇMAZI”NDA MEVCUT HÂL(İMİZ) 1 KASIM GÜZERGÂHI AKP VE BEYAZ KÜRTLER(İ) VE LİBERALLER! SAİR ZIRVALAR “TEK YANLI ATEŞ KES” TALEBİ! PKK-HDP AYRIMI DAİR YAYGARALAR PKK NE DİYOR? NİHAYET!