Teorik-Politik Çalışma ve İdeolojik Netlik
Devrimcilik, her geçen gün daha fazla irade, inat ve bilinç gerektiren bir eyleme dönüşmektedir. Düşmanın artan saldırıları, baskının yoğunlaşması fakat bunun karşısında etkili bir duruşun ve güçlü bir öncülüğün olmayışının hem kitlelerde hem de tek tek saflara gelenlerde veya hali hazırda faaliyet yürütenlerde yarattığı sonuçları hep birlikte görüyoruz.
Dünya devrim tarihinde de sıklıkla gördüğümüz gibi devrimci dalganın yükseldiği dönemlerde saflara akışlar hızlanırken dalganın alçaldığı zamanlarda akışlar tam tersi yönde olmaktadır. Yaşananlar bir yanıyla devrimci durumun nesnelliği içerisinde değerlendirilebilecekken devrimci örgütlerin durumu ve bireylerin mücadele ve örgütle kurdukları bağda öznel-subjektif koşulları oluşturur. Biz yazımızda ikinci yanı ele alacağız.
Devrimcilik kavrayışında aşınma
“Tasfiyeci rüzgarlar esiyor” söylemi özellikle SSCB’nin yıkılışından sonra öne çıkarılan bir tahlil olsa da bunun parti-sınıf ve düşman bilincinde yarattığı etkilere karşı yeterince üzerinde durulduğu söylenemez.
Post-modernizmin, Marksizm, Leninizm, Maoizm’i de hedefe koyarak “büyük anlatılar” devrinin kapandığı söylemi, geldiği ve hatta “tarihin sonunun” ilan edildiği yani kapitalizmin zaferinin mutlak olduğu savunuları, ezilenlerin mücadele biçimlerini fazlasıyla etkilemiştir. Liberal-hümanist fikirler egemenlik kazanmıştır. Yaşanan sorunları/çelişkileri tekil olarak ele alma ve geçici gruplaşmalarla “hak” kazanımını hedefleyen eylem biçimleri benimsenmeye, yaygınlaşmaya başladı. Üretimin parçalı yapısı, kapitalizmin özel mülkiyet ve rekabetçi koşulları bu ideolojik savruluşun temellerini oluşturmuştur. Bütün bunlar sınıf mücadelesinin ve buna bağlı olarak profesyonel devrimci örgütlerin zorunluluğunun reddini getirdi.
Düşmanın baskı, takibat ve şiddetine karşı gizliliği temel alarak faaliyet yürüten profesyonel devrimcilerin oluşturduğu örgütler “hiyerarşik, bürokratik” yapılar olarak tanımlandı. Bu düşüncelerin yaygınlaştığı oranda devrimcileri, devrimci örgütleri etkilememesi mümkün değildi.
Sonuçta devrimci örgütler toplumla iç içedir. Halkın içinde karşılığını bulan her fikir her pratik proletarya partisini etkiler. Partinin bunun bilincinde olarak hem içeride hem de dışarıda ideolojik mücadeleyi kesintisiz bir biçimde sürdürmek zorunda olması bu gerçeklikle ilgilidir.
Bu gelişmelerle mücadele edilmediği oranda devrimci örgütlerin ve kendilerini korumak adına tamamen ideolojikleşip, ideolojiyi politikanın yerine ikame etmeye başladıklarını ve bunun sonucu dogmatik, bürokratik hale dönüştüklerini ya da misyonlarını demokratik bir kitle örgütü derekesine indirgeyerek devrimci örgüt niteliklerini kaybettiklerini görüyoruz. Her iki durum da sınıf mücadelesinin dışına atılmayı, etkisizleşmeyi getirmektedir.
Olması gereken güçlü bir ideolojik mücadeleyi yürütme, saflara gelenlerin seviyesini yükseltme ve politik mücadeleden tüm ezilen kesimlerle ilişkilenerek kopmamaktır.
Tüm bu ideolojik saldırılar sonucu karşımıza çıkan “devrimcilik” tarzını “sosyal-kültürel devrimcilik” olarak adlandırabiliriz.
Bunun temelini yukarıda vurguladığımız gibi liberal, hümanist burjuva ideolojisi oluşturmaktadır. Dünyada, Türkiye’de, Kürdistan’da yaşanan sorunlardan, savaşlardan ve baskılardan rahatsız olma, ekolojik tahribata karşı duyarlı olma, hayvan haklarını koruma isteği gibi emperyalist kapitalizmin dünyanın dört bir yanında oluşturduğu yıkıma karşı “hümanist” duyguların yön verdiği bir tepkiyle gelinmektedir.
Devrimci örgütlerin, kapitalizmin yarattığı sorunlara – yıkımlara karşı duruşu ortak zeminin çıkmasını sağlamaktadır. Ki bu nesnel durum zaten proletarya partisinin tüm ezilen kesimleri ve kapitalizmin karşısında duranları sınıf mücadelesinde birleştirebilmesinin de zeminidir aynı zamanda.
Burada olması gereken tüm tepkilerin tıpkı dereciklerin gür bir nehre katılıp onu büyütmesi gibi birleştirilmesidir. Fakat bunun tersi durumlarda yaşanmaktadır. Her gelen tekil ideolojisi ile kalmakta üstelik talepleri sistem içi, reformist tarzda olduğu için de; iktidarın yıkılmasını sağlayacak politik mücadeleden de uzak durabilmektedir. Bu da saflara yeni gelenlerin ve onlardan etkilenenlerin devrimci mücadele ile bağının pamuk ipliğine bağlı olmasına ve safların hızlıca terk edilebilmesine yol açmaktadır.
Saflarda kalınsa bile bu tekil ideolojilerin yıkılıp yerine proletaryanın ideolojisi hakim kılınamadıkça bireysellik, öznelcilik, benmerkezcilik, kendinde her şeyi hak görme ama sorumluluk almaktan kaçınma, kendisini ilgilendiren sorunlar – konular dışında politikayla ilgilenmeme, bedel ödeme ve bedel ödetmeden kaçınma gibi proletarya partisini ve beraberinde devrimciliği aşındırma pratikleri artmaktadır. Kapitalist sistemin bu küçük burjuva – burjuva ideolojilerini sürekli olarak üretebileceğini bilerek, buna karşı mücadelenin süreklileşmesi önemlidir.
Bu da devrimci örgütlerin sistem dışılığını, yıkıcılığını, iktidar mücadelesi verme gerçekliğini sürekli öne çıkarmakla olacaktır. Devrimcilikte buna bağlı olarak şekillenmek, yapılmak zorundadır. Bir ayağı sistemde bir ayağı Parti’de olan “devrimcilik”, sosyalizm hedefini ulaşılmaz kılmak ve sisteme kan taşımak dışında bir anlam ifade etmez.
Duygularımızla, düşüncelerimizle ve pratiğimizle sistemin yarattığı tüm bağlara karşı çıkmalı, devrimciler olarak kendimizi yeniden yeniden şekillendirmeliyiz. Bunda da Parti’ye ve yoldaşlarına açık olmak kadar kendimizin vereceği çabalarda büyük önem taşır.
Sonuçta belirleyici olan iç çelişkidir. Eğer ki, kişiler değişim – dönüşümde kararlı olmazlarsa dışarıdan yapılacak müdahaleler anlamsız gelecek, sekterlik olarak yorumlanacak ve yoldaşlar arası ilişkilerin zedelenmesi ile devam edebilecek bir süreç yaşanabilecektir.
Var olan duruma pratik olarak saldıralım
Komünist Parti saflarına gelenlerin, küçük burjuva ideolojisini yayması, savaşçı olması nesnel bir zorunluluk olan Parti’nin disiplininin bozulması ve iktidar mücadelesinde zayıflaması ve hatta gereken müdahaleler yapılmazsa proletarya partisinin yok oluşuyla sonuçlanabilecek etkiler yaratır. Bu, dünyada ve Türkiye’de yaşanan sayısız örnekler verilidir. Böyle hayatî bir konunun salt bireylere bırakılmasına veya isteğe bağlı olarak ele alınmasına izin verilemez.
Teorik-politik eğitimin – koşullar ne kadar zorlu olursa olsun ekmek kadar su kadar bizler için gerekli olduğunu bilerek – alınması gereklidir. Parti kadro ve militanlarının gücü, Komünist Parti’nin devrimcilerin sosyalizme ulaşmadaki rollerini kavramalarından, buna uygun teorik-politik eğitimi aksatmamalarından, ideolojik duruşlarından gelir.
Bütün bunlar egemenlerle aradaki çizginin sürekli kalınlaştırılmasına ve hiçbir koşulda eğilip bükülmemesine yol açar. Düşmanın da korktuğu bu militan ve kadro tipidir. Teorinin, ideolojik çalışmaların küçümsenmesi burjuva ideolojisini güçlendirir.
Yeni örgütlenen yoldaşlarımızda dahil olmak üzere tüm yoldaşlarımız yanlarında bir yoldaş olsa da olmasa da teorik-politik eğitimlerini aksatmamaları ve en başta da MLM klasikleri irdeleyerek okumalıdırlar. Daha önce bu tarz çalışma almayan yoldaşların zorlanacağına, ilk okumalarda verimin düşük olacağına şüphe yoktur. Fakat tüm öğrenmelerin, geçmek zorunda olduğu yoldur bu.
Bir kitabı, bir makaleyi iki üç veya daha fazla okumaktan, sürekli sorular sormaktan kaçınılmamalıdır. Sıklıkla vurguladığımız gibi çalışmaların en başından itibaren de yazma faaliyetine girişilmesi gereklidir.
Bu hem kavrayışımızı hızlandıracak, verimi artıracak, hem de çalışmalarımızı kolektifle paylaşmamızı sağlayacaktır. Çalışmaların “sıkıcı” olduğu, hiçbir şey anlaşılmadığı, zaman olmadığı gibi gerekçelerin açık ve net olarak, sınıf mücadelesinin gerekliliklerini anlamama ve buna göre şekillenmemeden kaynaklandığını bilmeliyiz. Devrimcilik, zorluklardan kaçma değil üstüne gitmedir. Çözümsüzlük değil çözüm üretmedir. Olanaksızlıklara boyun eğmek değil, imkansızlıkları gerçekleştirebilmektir. Yeter ki amaçta netlik olsun.
Eğitim konusunda sabırlı, ısrarlı ve inatçı bir tutum sergilemek, aynı şekilde “öğretirken öğrenen ve öğrenirken öğreten” olabilmek önemlidir. Bu sorgulayıcı, araştırıcı ve sonuç alıcı bir eğitimin ön şartıdır.
Eğitimin teorik ve politik olması zorunluluktur. Bu da, yoldaşlarımızın sınıf mücadelesi içinde sağlamlaşmaları anlamına gelmektedir. Mücadelenin gerektirdiği her yerde ve zaman da olmak devrimciliğin vazgeçilmez koşuludur. Bu yanıyla bazen karşımıza çıktığı gibi bu davranış bir fedakarlık değildir. Devrimci mücadele için yapılan hiçbir şey yapılan hiçbir şey fedakarlık değildir. Bu unutulmamalıdır, çünkü söz konusu olan ezilenlerin on binlerce yıllık sömürülerine ve katliamlarına, açlık ve kıtlıklarına son vermektir. Söz konusu olan, doğanın tahribatına, hayvanlara yaşam alanı bırakılmamasına ve katliamlarına itirazdır. Söz konusu olan kadınların ikinci cins olmaktan kurtulması, ezilen ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri, mezheplerin inançlarını özgürce yaşayabilmeleridir. Bütün bunların kökünü kazımak için yapılan hiçbir eylem hiçbir çalışma fedakarlık değildir, olamaz.
Sonuç olarak, teorik, politik ve ideolojik çalışma hiçbir koşulda aksatılmamalıdır. Eleştiri-özeleştiri proletarya partisinin üye ve militanlarının hatalarını düzeltmesinden zaaflarının üzerine gidişinde temel ve belirleyicidir.
Tüm tasfiyeci saldırılara rağmen, Parti sınıf ve düşman bilincinde Marksist, Leninist ve Maoist ideolojiye göre şekillenmek devrimin zaferi için zorunludur.
Bu nedenle Marks’ın berraklıkla vurguladığı gibi “var olan duruma pratik olarak saldıralım.” çünkü “on bin yıl çok uzun…”.
Son Haberler
Sayfalar
M.Oruçoğlu’nda boy veren anarşizan ve revizyonist karakterli kimi görüşler üzerine kısa bir değerlendirme ; Halil Gündoğan
Bilenler bilir Sayın Oruçoğlu Halkın Günlüğü gazetesinde “Antagonizma” ismiyle tanımlamayı tercih ettiği köşesinde çeşitli konular/meselelere dair görüş ve düşünsel eğilimlerini paylaşır okuruyla.
Demokrasi, OHAL'le Değil Demokratik Halk İktidarıyla Gelecek!
Türk, Kürt uluslarından ve çeşitli milliyetlerden emekçi halkımız,
Faşist Diktatörlük halkla bir kez daha dalga geçmeyi tercih etti. Ve bir kez daha kendi içindeki kapışmayı halka fatura etmekten bir saniye bile tereddüt etmedi.
UYU EY „YİǦİT“ HALK ;Hasan Hayri Aslan
UYU EY YIGIT HALK
UYRUKEN ÖLÜM ACI VERMEZ İNSANA
UYU SEN!...
Atlar ve katırlar kişniyerek tepişiyorlar… Zavallı, yoksul çaresiz halklar ayaklar altında. Onları peygamber belleyen katiller gariban erlerden birinin kellesini kesiyor kameralar önünde. Katiller karanlık yüzlü, kara sakallı pis birer mahluk, öteki kellesiz gariban cesedin başında kurt işareti yapıyor, ağzı kulaklarında. Kurtların, çakalların, yılanların işgali altında memleket!
Durum iyidir !Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
15 Temmuz akşamı faşist klikler arasında iktidara hâkim olma kavgası yeni bir boyut kazandı. Hâkim sınıflar arasında süregelen çelişkinin özü uzlaşmaz bir çelişkidir. Bu uluslar arası emperyalist devletlerin sermaye egemenlik savaşının bir parçasıdır. Faşist klikler arası darbe girişimleri, çatışmalar, öldürmeler, idamlar vb. yeni bir şey değildir. Bu yüzyıllık TC tarihine bakıldığında çokça görülür. Tarih, Ermenilere, Kürtlere, Araplara, Alevilere vb. yapılan soykırımla, katliam ve akıl almaz işkence, zulümle doludur. İttihat ve Terakki’den günümüze bu böyle oldu.
Darbe'nin imitasyon ve fason hali...
Bu ya bir tiyatrodur ki ben öyle düşünüyorum; ya da sinemanın gala gecesinden yalnızca bir sahnedir ki, düşünmek bile istemiyorum!
Soralım!
Kendi öz savunmamızı güçlendirmeliyiz!! Mahircan
Darbenin her türlüsüne karşı olduğumuz açık. Yıllardır yaşadığımız hukuksuzluğa, sivil darbe örgütlenmelerine, faşizme, gericiliğe, radikal İslamcı katliamcı zihniyete karşı olduğumuz gibi..
Bu tiyatrodan kim yarar sağladıysa, kotaranı da odur.
Egemen sınıfların kanlı-kaos senaryoları ve hesaplaşmaları
15 Temmuz gecesi darbesinin egemen sınıflar arası çatışmanın bir ürünüydü. Özellikle AKP-Gülen cemati arasındaki çıkar dalaşında yenik düşen Gülen cematinin son çırpınışları olarak ortaya çıktığı analaşılıyor. İki faşist-dinci kliğin çatışmasından “demokrasi”nin doğması ya da işçi ve emekçilerin lehine sonuçlanması söz konusu olamazdı.
TKP/ML Merkez Komitesi;“Faşist kliklerin dalaşına değil, halk savaşına taraf ol!”
Türk egemen sınıflarının yaşadığı siyasal kriz derinleşerek devam ediyor. Faşist diktatörlük içindeki klik çatışması 15-16 Temmuz 2016’da ordu içinde örgütlenmiş bir cuntanın askeri darbe girişimiyle yeni bir evreye geçmiştir. Türk egemen sınıflarının tarihinde pek tanık olunmadık bir darbe girişimi olmuştur. Darbe girişiminin başladığı saatten (15 Temmuz saat 21.30), örgütlenme biçimine ve kısa sürede yelkenleri indirmesine kadar fiyasko niteliğinde bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak bu darbe girişimi TC tarihi açısından bir ilktir.
Partizan “Darbenin her türlüsüne karşı direnişe, mücadeleye!”
15 Temmuz akşamından başlayarak 16 Temmuz gecesi boyunca devam eden askeri darbe girişimine karşı bir açıklama yayınlayan Partizan “Bugün “Allah’ın bir lütfu olarak” ifade edilen darbe girişimiyle daha güçlenen ve halka yönelik saldırılarına artıracak olan resmi ve resmi olmayan sistem güçlerine karşı, emekçi halkın kendisini korumak için tedbirler alması, darbeleri üreten ve kendisi de bir darbe ürünü olan AKP şahsında sisteme karşı mücadeleyi yükseltmesi “darbe-darbe karşıtlığı” üzerinden yapılmaya çalışılan bölünmeye karşı çıkması varlık-yokluk sorunu haline gelmiştir.
Parti inşası; ve sürekliligi saglanmış önderlik ;Halil Ahmet
Tarihsel bir süreçten geçiyoruz.Her birimiz bunun farkındayız kulaklar sağır gözler kör uykuda ölü taklidi yapmanın bir anlamı yoktur.
Tarihsel bir süreçten geçiyoruz.Parti ve önderliğin inşası,doğru bir siyasal hattın MLM temelde sürekliğinin sağlanması her geçen gün daha da hissedilir bir durum olarak kendini dayatmaktadır.
Parti ve önderliğin inşası sürekliliği sağlanmış önderlik olgusu ve bunun la berabar doğru temelde çizginin sürekliliği nin sağlanması dediğimiz olgudan ne anlamalıyız
ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]
“Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı,İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.”[1]
III. Büyük Bunalım’ın yerküresinde, Sykes-Picot’un miadını doldurduğu Ortadoğu’da, nihayet coğrafyamızda devasa bir dissolution (çözülme) fragmantasyon (parçalanma) ve polarizasyon (kutuplaşma) yaşanıyor.
Bunu hâlâ görmeyen, bilmeyen, kavramayan varsa ne yazık.
Çünkü gelecek(imiz) “Fortis imaginatio generat casum/ Zengin hayalgücü, olacakları (önceden) tahmin eder,” kaydı düşülmesi gereken söz konusu gerçeğin biçimleneceği güzergâhtaki çatışmalarla karara bağlanacak.