Pazartesi Ekim 12, 2026

Teorik-Politik Çalışma ve İdeolojik Netlik

Devrimcilik, her geçen gün daha fazla irade, inat ve bilinç gerektiren bir eyleme dönüşmektedir. Düşmanın artan saldırıları, baskının yoğunlaşması fakat bunun karşısında etkili bir duruşun ve güçlü bir öncülüğün olmayışının hem kitlelerde hem de tek tek saflara gelenlerde veya hali hazırda faaliyet yürütenlerde yarattığı sonuçları hep birlikte görüyoruz.

Dünya devrim tarihinde de sıklıkla gördüğümüz gibi devrimci dalganın yükseldiği dönemlerde saflara akışlar hızlanırken dalganın alçaldığı zamanlarda akışlar tam tersi yönde olmaktadır. Yaşananlar bir yanıyla devrimci durumun nesnelliği içerisinde değerlendirilebilecekken devrimci örgütlerin durumu ve bireylerin mücadele ve örgütle kurdukları bağda öznel-subjektif koşulları oluşturur. Biz yazımızda ikinci yanı ele alacağız.

Devrimcilik kavrayışında aşınma

“Tasfiyeci rüzgarlar esiyor” söylemi özellikle SSCB’nin yıkılışından sonra öne çıkarılan bir tahlil olsa da bunun parti-sınıf ve düşman bilincinde yarattığı etkilere karşı yeterince üzerinde durulduğu söylenemez.

Post-modernizmin, Marksizm, Leninizm, Maoizm’i de hedefe koyarak “büyük anlatılar” devrinin kapandığı söylemi, geldiği ve hatta “tarihin sonunun” ilan edildiği yani kapitalizmin zaferinin mutlak olduğu savunuları, ezilenlerin mücadele biçimlerini fazlasıyla etkilemiştir. Liberal-hümanist fikirler egemenlik kazanmıştır. Yaşanan sorunları/çelişkileri tekil olarak ele alma ve geçici gruplaşmalarla “hak” kazanımını hedefleyen eylem biçimleri benimsenmeye, yaygınlaşmaya başladı. Üretimin parçalı yapısı, kapitalizmin özel mülkiyet ve rekabetçi koşulları bu ideolojik savruluşun temellerini oluşturmuştur. Bütün bunlar sınıf mücadelesinin ve buna bağlı olarak profesyonel devrimci örgütlerin zorunluluğunun reddini getirdi.

Düşmanın baskı, takibat ve şiddetine karşı gizliliği temel alarak faaliyet yürüten profesyonel devrimcilerin oluşturduğu örgütler “hiyerarşik, bürokratik” yapılar olarak tanımlandı. Bu düşüncelerin yaygınlaştığı oranda devrimcileri, devrimci örgütleri etkilememesi mümkün değildi.

Sonuçta devrimci örgütler toplumla iç içedir. Halkın içinde karşılığını bulan her fikir her pratik proletarya partisini etkiler. Partinin bunun bilincinde olarak hem içeride hem de dışarıda ideolojik mücadeleyi kesintisiz bir biçimde sürdürmek zorunda olması bu gerçeklikle ilgilidir.

Bu gelişmelerle mücadele edilmediği oranda devrimci örgütlerin ve kendilerini korumak adına tamamen ideolojikleşip, ideolojiyi politikanın yerine ikame etmeye başladıklarını ve bunun sonucu dogmatik, bürokratik hale dönüştüklerini ya da misyonlarını demokratik bir kitle örgütü derekesine indirgeyerek devrimci örgüt niteliklerini kaybettiklerini görüyoruz. Her iki durum da sınıf mücadelesinin dışına atılmayı, etkisizleşmeyi getirmektedir.

Olması gereken güçlü bir ideolojik mücadeleyi yürütme, saflara gelenlerin seviyesini yükseltme ve politik mücadeleden tüm ezilen kesimlerle ilişkilenerek kopmamaktır.

Tüm bu ideolojik saldırılar sonucu karşımıza çıkan “devrimcilik” tarzını “sosyal-kültürel devrimcilik” olarak adlandırabiliriz.

Bunun temelini yukarıda vurguladığımız gibi liberal, hümanist burjuva ideolojisi oluşturmaktadır. Dünyada, Türkiye’de, Kürdistan’da yaşanan sorunlardan, savaşlardan ve baskılardan rahatsız olma, ekolojik tahribata karşı duyarlı olma, hayvan haklarını koruma isteği gibi emperyalist kapitalizmin dünyanın dört bir yanında oluşturduğu yıkıma karşı “hümanist” duyguların yön verdiği bir tepkiyle gelinmektedir.

Devrimci örgütlerin, kapitalizmin yarattığı sorunlara – yıkımlara karşı duruşu ortak zeminin çıkmasını sağlamaktadır. Ki bu nesnel durum zaten proletarya partisinin tüm ezilen kesimleri ve kapitalizmin karşısında duranları sınıf mücadelesinde birleştirebilmesinin de zeminidir aynı zamanda.

Burada olması gereken tüm tepkilerin tıpkı dereciklerin gür bir nehre katılıp onu büyütmesi gibi birleştirilmesidir. Fakat bunun tersi durumlarda yaşanmaktadır. Her gelen tekil ideolojisi ile kalmakta üstelik talepleri sistem içi, reformist tarzda olduğu için de; iktidarın yıkılmasını sağlayacak politik mücadeleden de uzak durabilmektedir. Bu da saflara yeni gelenlerin ve onlardan etkilenenlerin devrimci mücadele ile bağının pamuk ipliğine bağlı olmasına ve safların hızlıca terk edilebilmesine yol açmaktadır.

Saflarda kalınsa bile bu tekil ideolojilerin yıkılıp yerine proletaryanın ideolojisi hakim kılınamadıkça bireysellik, öznelcilik, benmerkezcilik, kendinde her şeyi hak görme ama sorumluluk almaktan kaçınma, kendisini ilgilendiren sorunlar – konular dışında politikayla ilgilenmeme, bedel ödeme ve bedel ödetmeden kaçınma gibi proletarya partisini ve beraberinde devrimciliği aşındırma pratikleri artmaktadır. Kapitalist sistemin bu küçük burjuva – burjuva ideolojilerini sürekli olarak üretebileceğini bilerek, buna karşı mücadelenin süreklileşmesi önemlidir.

Bu da devrimci örgütlerin sistem dışılığını, yıkıcılığını, iktidar mücadelesi verme gerçekliğini sürekli öne çıkarmakla olacaktır. Devrimcilikte buna bağlı olarak şekillenmek, yapılmak zorundadır. Bir ayağı sistemde bir ayağı Parti’de olan “devrimcilik”, sosyalizm hedefini ulaşılmaz kılmak ve sisteme kan taşımak dışında bir anlam ifade etmez.

Duygularımızla, düşüncelerimizle ve pratiğimizle sistemin yarattığı tüm bağlara karşı çıkmalı, devrimciler olarak kendimizi yeniden yeniden şekillendirmeliyiz. Bunda da Parti’ye ve yoldaşlarına açık olmak kadar kendimizin vereceği çabalarda büyük önem taşır.

Sonuçta belirleyici olan iç çelişkidir. Eğer ki, kişiler değişim – dönüşümde kararlı olmazlarsa dışarıdan yapılacak müdahaleler anlamsız gelecek, sekterlik olarak yorumlanacak ve yoldaşlar arası ilişkilerin zedelenmesi ile devam edebilecek bir süreç yaşanabilecektir.

 

Var olan duruma pratik olarak saldıralım

Komünist Parti saflarına gelenlerin, küçük burjuva ideolojisini yayması, savaşçı olması nesnel bir zorunluluk olan Parti’nin disiplininin bozulması ve iktidar mücadelesinde zayıflaması ve hatta gereken müdahaleler yapılmazsa proletarya partisinin yok oluşuyla sonuçlanabilecek etkiler yaratır. Bu, dünyada ve Türkiye’de yaşanan sayısız örnekler verilidir. Böyle hayatî bir konunun salt bireylere bırakılmasına veya isteğe bağlı olarak ele alınmasına izin verilemez.

Teorik-politik eğitimin – koşullar ne kadar zorlu olursa olsun ekmek kadar su kadar bizler için gerekli olduğunu bilerek – alınması gereklidir. Parti kadro ve militanlarının gücü, Komünist Parti’nin devrimcilerin sosyalizme ulaşmadaki rollerini kavramalarından, buna uygun teorik-politik eğitimi aksatmamalarından, ideolojik duruşlarından gelir.

Bütün bunlar egemenlerle aradaki çizginin sürekli kalınlaştırılmasına ve hiçbir koşulda eğilip bükülmemesine yol açar. Düşmanın da korktuğu bu militan ve kadro tipidir. Teorinin, ideolojik çalışmaların küçümsenmesi burjuva ideolojisini güçlendirir.

Yeni örgütlenen yoldaşlarımızda dahil olmak üzere tüm yoldaşlarımız yanlarında bir yoldaş olsa da olmasa da teorik-politik eğitimlerini aksatmamaları ve en başta da MLM klasikleri irdeleyerek okumalıdırlar. Daha önce bu tarz çalışma almayan yoldaşların zorlanacağına, ilk okumalarda verimin düşük olacağına şüphe yoktur. Fakat tüm öğrenmelerin, geçmek zorunda olduğu yoldur bu.

Bir kitabı, bir makaleyi iki üç veya daha fazla okumaktan, sürekli sorular sormaktan kaçınılmamalıdır. Sıklıkla vurguladığımız gibi çalışmaların en başından itibaren de yazma faaliyetine girişilmesi gereklidir.

Bu hem kavrayışımızı hızlandıracak, verimi artıracak, hem de çalışmalarımızı kolektifle paylaşmamızı sağlayacaktır. Çalışmaların “sıkıcı” olduğu, hiçbir şey anlaşılmadığı, zaman olmadığı gibi gerekçelerin açık ve net olarak, sınıf mücadelesinin gerekliliklerini anlamama ve buna göre şekillenmemeden kaynaklandığını bilmeliyiz. Devrimcilik, zorluklardan kaçma değil üstüne gitmedir. Çözümsüzlük değil çözüm üretmedir. Olanaksızlıklara boyun eğmek değil, imkansızlıkları gerçekleştirebilmektir. Yeter ki amaçta netlik olsun.

Eğitim konusunda sabırlı, ısrarlı ve inatçı bir tutum sergilemek, aynı şekilde “öğretirken öğrenen ve öğrenirken öğreten” olabilmek önemlidir. Bu sorgulayıcı, araştırıcı ve sonuç alıcı bir eğitimin ön şartıdır.

Eğitimin teorik ve politik olması zorunluluktur. Bu da, yoldaşlarımızın sınıf mücadelesi içinde sağlamlaşmaları anlamına gelmektedir. Mücadelenin gerektirdiği her yerde ve zaman da olmak devrimciliğin vazgeçilmez koşuludur. Bu yanıyla bazen karşımıza çıktığı gibi bu davranış bir fedakarlık değildir. Devrimci mücadele için yapılan hiçbir şey yapılan hiçbir şey fedakarlık değildir. Bu unutulmamalıdır, çünkü söz konusu olan ezilenlerin on binlerce yıllık sömürülerine ve katliamlarına, açlık ve kıtlıklarına son vermektir. Söz konusu olan, doğanın tahribatına, hayvanlara yaşam alanı bırakılmamasına ve katliamlarına itirazdır. Söz konusu olan kadınların ikinci cins olmaktan kurtulması, ezilen ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri, mezheplerin inançlarını özgürce yaşayabilmeleridir. Bütün bunların kökünü kazımak için yapılan hiçbir eylem hiçbir çalışma fedakarlık değildir, olamaz.

Sonuç olarak, teorik, politik ve ideolojik çalışma hiçbir koşulda aksatılmamalıdır. Eleştiri-özeleştiri proletarya partisinin üye ve militanlarının hatalarını düzeltmesinden zaaflarının üzerine gidişinde temel ve belirleyicidir.

Tüm tasfiyeci saldırılara rağmen, Parti sınıf ve düşman bilincinde Marksist, Leninist ve Maoist ideolojiye göre şekillenmek devrimin zaferi için zorunludur.

Bu nedenle Marks’ın berraklıkla vurguladığı gibi “var olan duruma pratik olarak saldıralım.” çünkü “on bin yıl çok uzun…”.

23002

Pusula

Pusula

Son Haberler

Sayfalar

Pusula

Kerkük’ü Kaça Satalım? – Dursun Ali Küçük

Kürdistan’da doğup büyüyüp Kürdistan’ı satanlar az değil.
Garip ama gerçek...
Kürdistan’da bazı Kürtler kendi ülke ve şehirlerini bir yok pahasına evet kendisi için satıyorlar.
Hem de bedeva.
Kimi karın tokluğuna, kimi gerçekten bedevaya, kimi egemen sömürgecilerden bir etiket ucuz yaşam kapma pahasına bunu yapıyor.
Kimisi de kafası ve ruhu işgal altında olduğu için bunu yapıyor.

İbrahim Kaypakkaya ve Kürt sorunu[1]

“Söyle ateşin söylemeye çekindiğini.”[2]

İşkencede parçalanmış bedeni 20 Mayıs 1973 günü Diyarbakır’da babasına teslim edileli tam 43 yıl olmuş… “İntihar etti,” demişler, utanmadan![3]

44 Yıl sonra onlar yani sonsuzlar[*]

“Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm Kahramanlıklar okudum tarihte Çağımıza yakışan vakur, sade Davranışınız geliyor aklıma.”[1]

“Üç Fidan”ın 6 Mayıs’ından veya THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) savaşçılarından, 44. yıldaki sonsuzluklarından söz etmek zor olsa da; “olmazsa olmaz”…

Madımak’tan Mercan’a, Koray’dan Dursun’a‏

Biri henüz 11 yaşında, Pir Sultan Abdal’ın elinde dünyanın en güçlü direnç, bilinç ve isyan silahına dönüşmüş Bağlamaya, Semaha ve Türkülere sevdalı, 2 Temmuz 1993’te Madımaktaki 33lerin en küçüğü Koray Kaya… Diğeri yüzyıllardır özgürlük meşalelerinin yandığı, sefer edilip zafer elde edilemeyen Jaru Diyara, Kaypakkaya’nın destanlaştığı Munzurlara, Zel dağına, özgürlüğün diyarına giden, 17 Haziran 2005 Mercan Dağlarında kimyasal silahlarla katledilen 17lerin en küçüğü Dursun Turgut..

'Osmanlıcılık' Egemenlerin Krizlerine Çok Boyutlu Çare Arayışıdır / Haluk Gerger

Uluslararası ilişkiler ve özellikle Ortadoğu üzerine çalışmalarıyla tanınan akademisyen ve yazar Haluk Gerger Siyaset Gazetesi ile dünya güç dengeleri, Ortadoğu ve Türkiye üzerine bir röportaj gerçekleştirdi

CHP, stabil bir parti mi?‏ /İsmail Cem Özkan

Yaşadığımız ülkenin ve devletin kurucu gücü olarak tanıtılan CHP aslında homojen bir parti hiçbir zaman olamadı, sürekli olarak çağın ve zamanın ruhuna uygun olarak tavır değiştirtirken kadrosu da değişen bir siyasi partidir ve o yüzden stabil değil dinamiktir.

CHP kurucu üyeleri son Osmanlı Meclisi üyeleri ve 1. Ankara’da kurulan meclistir. Osmanlı devletinden almış olduğu mirası kesintisiz olarak ileriye taşıyan parti özelliğini de korumasına rağmen, bugün kuruluş çizgisinden çok uzakta hatta hiçbir bağlantısı kalmamış konumdadır.

Koşullara Boyun Eğmek Değil, Değiştirmek Devrimciliktir!

"Bak Bill, İşte Kocakafa!”

İslamcı faşist devletin en büyük korkusu, kitlelerin direnme gücünü bütünüyle kıramamış olmasıdır. Onlar, kendi saltanatlarını rahat sürdürebilmek için, öncelikle kitleleri bütünüyle teslim alamk isterler. Teslim almanın ötesinde, bütünüyle sindirmek ve ezmek isterler. Kısa ve uzun vadeli taktikleri budur.

AKP faşist hükümeti, 14 yıldır, kitleleri teslim almanın mücadelesini veriyor ve son 6 yıldır ise, yoğun bir şekilde saldırıyor. Buna rağmen, kitleleri bütünüyle teslim alabilmiş değildir.

Yaralı Gövdeyle Yaşama Tutunmak

Yaşam binbir zorluklarla,iniş-çıkışlarla doludur. Mutluluk ve mutsuzluk'da öyle birşey. Yaşamda yanlızca mutluluk yoktur, aynı zamanda yaşamımızda yanlızca mutsuzluk denen bir kader'de yoktur. İnsanların yaşamını belirleyen içerisinde yaşadıkları toplumsal ilişkiler ve olaylardır. Bu sosyal , siyasal,kültürel ve toplumsal olaylar etkiler yaratır insan yaşamında. Hatta insanın sosyal yaşamında belirleyci rol oynar. Doğada diğer canlılarda doğanın birçok olayında,değişiminde, altüst oluşunda ciddi şekillerde etkilenirler.

Yine bir Mayıs günü...Rojava’dan bir Partizan

Ölüm kutsanmaz bizde. Kutsanan özgür yaşamdır. Ancak özgür bir yaşam için ölmek gerekiyorsa tıpkı umutla yaşama koşar gibi, cesaretle karşılarız ölümü. Öncülük kutsanmaz bizde ancak geleceği kısaltmak içinse öncülük, bir sıra neferi gibi atılırız öne. Yaşamın, savaşın, gelişimin diyalektiğinde anlamlandırırız her ölümü ve öncülüğü. 

Ortadoğu'da Öcalan'ın rolü ve Demokratik Konfederalizm‏

Hegemonik güçlerin BOP projesi türlü türlü kaos politikalarının uygulamaya alınmasıyla devam ediyor.

Yaralı kartalların sığınağı,Dersim

Sayfalar