Tekirdağ 2 No’lu F Tipinden Tutsak Partizanlar “Devrimcilerin tarzları karakterlerini yansıtır”
Sevgili Özgür Gelecek çalışanları;
Öncellikle, sizleri coşkuyla kucaklıyor, selam ve sevgilerimi iletiyorum.
Özgür Gelecek’in 122. sayısından öğrendiğimize göre gazetemizin Dersim, Erzincan ve Merkez büroları bir gerekçe ile basılmış. Merkez büromuzun basılması sırasında iki çalışanımız darp edilmiştir. Öncelikle şiddete maruz kalan arkadaşlara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Bu olay vesilesi ile birkaç konuda değinilerde bulunmanın yerinde olacağını düşünüyoruz. Komünistler, devrimciler ve halk içindeki sorunların çözümün de şiddeti devre dışı bırakmakla Maoistler devrimciler için de ayrışırlar. Marx’ın dediği gibi devrimcilerin tarzları karakterlerini yansıtır. Bu baskın pratiği ile kolektif saflarında bunun zayıfladığını anlamaktayız. Bu yönü ile bu pratik Maoist ideolojiye olduğu kadar tüm devrimci değerlere karşı yapılmıştır. Yapan yoldaşlarımız bu durumu görüp biran önce özeleştiri verip bu pratikten uzaklaşmalıdırlar.
Bu tarz pratikler öncelikle bunu yapanlara zarar verir. Devrimciler yaptıkları pratikleri; sonuç, neye hizmet ettiği ve amaçlarını sorgulamak zorundadırlar. Bu tarz pratikler devrimcilere güveni zedeler, itibarsızlaştırır sınıf karşıtlarının saldırılarına zemin hazırlar. Bu pratik, başta kolektifimize gönül veren kitle olmak üzere, bir bütün devrimcilere güveni ve devrimcilerin kolektife güvenini zedelemiştir. Genel devrimci değerlere zarar verir niteliktedir.
Komünistler içinde tartışmaların olması hatta şiddetli tartışmaların olması anlaşılır bir durumdur. Bunun dışa taşırılması kabul edilebilir değildir. Bunu meşrulaştıracak bir gerekçe olamaz! (…)
“Tarihimizden öğrenelim, aynı hataları tekrarlamayalım”
Tartışmalarda politik esneklikten uzaklaşılıp, bir kutsiyet oluşturulduğunda her şeyi yapmanın zemini yaratılmış olunur. Bu zeminde deşifrasyona zemin hazırlandığı gibi sınıf karşıtlarımızın provokasyonuna da zemin hazırlanmış olunur. Tüm yoldaşları, tarafları, okurları bu konuda uyarıyoruz! Tarihimizden öğrenelim, aynı hataları tekrarlamayalım; 1994-1996 sürecini tekrar inceleyelim. (…)
İşte merkez büro basma pratiği bu bakımdan bir dizi soru işaretini içinde barındırıyor. Yoldaşlarının çalıştığı bir mekân “ulvi” bir amaç için basılıyor, şiddet uygulanıyor! Bu sözde değerleri koruma amaçlı yapılan bir pratik olsa bile genel değerlerimizi çiğner nitelikte olduğu için o “ulvi” amacı da olumsuzlamış olmaktadır. Mao, kolektifin çıkarı ile halkın çıkarı çatışırsa kolektif oportünisttir, diyor. Baskını yapan yoldaşların bunu yapmaktaki ulvi amaçlarını bilmiyoruz! Bu pratik dışında belki de bilimsel haklı düşünceleri savunuyorlardır. Ama bu pratik hepsini değerlendirme dışı bırakır niteliktedir.
“Bu zemin provokasyona müsait bir zemindir”
Tüm yoldaşlarımızı bir kez daha uyarıyoruz; bu zemin provokasyona müsait bir zemindir. Sınıf karşıtlarımız bunu değerlendirir. Doğru fikirler, doğru tarz ve zeminde ortaya konmalıdır. Kolektife ciddi bir dogmatizm var. Bununla mücadele, birliği bütünlüğü bozmadan yapılmak zorundadır. Asla bölen, parçalayan, tarzda olmamalıdır. Semtlerde de her ne düşüncesi savunuluyorsa, o da bölen, parçalayan tarzda değil bütünlendiren tarzda ortaya konmalıdır. Eğer “hayır”a karşılarsa “boykot” kapsamında basılacak adres farklı olmalıydı.
Halka ve kolektife karşı bu kadar yoğun saldırının olduğu, daha sekiz yoldaşın kanının kurumadığı bir durumda saldıracak yer belli değil midir?
Bu pratikten tüm yoldaşların ders çıkaracağını umuyor ve diliyoruz. Politik tartışmalarda ulviyet yaratma tartışmaları sığlaştırdığı gibi yıkıcılığa da zemin yaratır. Kendi başına HBDH ve referandumda alınacak tavır çok önemlidir ama bunların hiçbirisi kolektifin birliğinden daha önemli değildir. Politik-örgütsel bir yanlış yapılmışsa yine kolektif içinde düzeltilir. Program çiğneniyor ya da dogmatiklik gerekçesi ile yaratılan kutsiyet ise yıkıcılık yaratır. Tarihte bu tarz yıkıcılığa çokça örnek vardır. Tüm yoldaşları uyarıyoruz, kutsiyetlik içinde yapılan tartışma ve pratiklerde hiç farkında olmadan amacımız dışında başka şeylere, sınıflara hizmet etmiş olabiliriz!
(…)
Pratiklerimiz karakterimizi yansıtır, başka açıklamaya gerek kalmaz! Dolayısı ile ilgili tarz devrimcilere ait değildir. Yoldaşlarımız hızla uzaklaşmalıdır bu tarzdan.
Bütün bu gerçekleri hatırlattıktan sonra bir kez daha Özgür Gelecek çalışanlarına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.
Umut ve dirençle…
Tekirdağ 2 No’lu F Tipinden Tutsak Partizanlar
Son Haberler
Sayfalar
PARTİZAN: 7Haziran'dan 1 Kasım’a değisen kosullar ve seçim tavrimiz
7 Haziran seçimleri bir nevi geçersiz sayılarak, 1 Kasım’a işaretlenen yeni bir seçim süreci başlamış durumda. 7 Haziran seçimi, sistemin politik krizine çare olmak bir yana yeni krizleri de yanına alarak “yeniden bir seçime” doğru evrilmiştir. 7 Haziran sonrası Türk hakim sınıflarının hükümetteki kliği AKP, seçimden istediği sonuçla çıkamamanın ve zayıf düşmesinin yarattığı sonucu bertaraf etmek için, kendi iç çelişki ve yarılmalarını da büyüterek, tam da 12 Eylül anayasasından aldığı yetkilerle seçimi yeniden örgütledi.
Görünürde olan ve gerçek:Osman Tiftikçi
Türkiye’de olan biten her şey bir kişiyle, bu kişinin hırslarıyla açıklanır oldu. Öyle bir hava yaratıldı ki, sanki AKP devrilse, T. Erdoğan da köşesine çekilse, Türkiye güllük gülistanlık bir ülke olacak. Örneğin Kürt meselesi çözülecek, Türkiye Ortadoğu pisliğine bulaşmayacak, Kürtler, azınlıklar, kadınlar, işçiler, gençler için basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü olacak. Sol, devrimci demokratik güçler istedikleri yerde, istedikleri gibi gösteri, yürüyüş, miting yapabilecekler. Sünni İslam’ın devletin resmi dini olmasına, diğer inançların ezilmesine, horlanmasına son verilecek.
Kürdlere neden direniyor diye sormak, HDP’ye bu bahane ile saldırmak alçaklıktır!
Dünyanın hiçbir yerinde ezilenlerle -ezenler kardeş olmadılar, olamazlar, olmayacaklar. Ezenler egemenleri temsil etmektedir. Devlet egemenler için var olmuştur, onların egemenliğini korumak, servetlerini güvence altına almak için var edilmiş kutsallaştırılmaya çalışılmıştır. Diğer ulusları kendi egemenlikleri altına almak, sömürgeleştirmek için oluşturdukları silahlı ordularını, polisini, istihbarat güçlerini egemenlikleri altına aldıkları halklara baskı aracı olarak kullandılar, kullanmaya devam etmektedirler. O sebeple, Kürdistan milletinin direnişi meşru ve doğrudur.
“Katliamdan kaçan mültecilerin insanlık dramına sessiz kalmayalım”
Savaştan ve katliamlardan Batı Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan mültecilerin insanlık dramına sessiz kalmayalım
Afrika'daki ve Ortadoğu'daki işgal ve iç savaşlarda yüz binlerce insan hayatını kaybederken, bir o kadar insan ise, geleceğinden emin olmayan bir çaresizlik içinde bekliyor.
Kapıtalizmin ölümü
Dünyamızda yaşananlar, kapitalizmin kaosu ve onun yarattığı ağır toplumsal dramdır. Karaya vuran minik göçmen bedenleri, sınır telörgülerine takılan çocuk yürekleri, denizde boğulan insanlık ve dalgalar arasına karışıp duyulmazdan gelen çığlıklar, kapitalist sistemin kaçınılmaz bir sonucu olduğu görülmediği sürece; daha yüzyıllarca bunları tekrar tekrar, ama daha fazla acılar katılarak yaşanacaktır.
ATEŞ ALTINDAKİ KÜRDİSTAN :Umut Munzur
Devletin AKP eliyle başlatmış olduğu “süreç” 7 Haziran seçimleri sonrasında Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle buzdolabına kaldırılmıştır. Süreç bitmiş değil fakat dondurulmuştur. Gelişmelere bağlı olarak yeniden fırına verilmeyi beklemektedir. Bu haliyle beklemede olan “süreç” yeni bir “süreci” doğurmuştur. “Yeni süreç” topyekün saldırı ve yıldırma politikalarıyla hayata geçirilmek istenmekte, Kürt Özgürlük Hareketi’nin kazanımlarına ket vurmayı mümkünse bu kazanımları yok etmeyi hedeflemektedir.
Bu çocuğa iyi bakın, hepimiz suçluyuz!
Sermaye gruplarının çıkar ve kârları uğruna çıkardıkları savaşlara sessiz kalmakla yaşanan ölümlerden hepimiz sorumluyuz. Sabah haberleri izlediğimde karşıma dünya güzeli, tertemiz, bütün kötülüklerden uzak masum üç-dört yaşlarında bir çocuğun sahile vurmuş ölü bedeninin yüzüstü yatık haliyle karşılaştım. Önce bir şaşkınlık sonra bir acı tüm bedenimi kapladı. Gözyaşlarımı tutamadım. Yüreğimi yakan bu görüntü tüm insanlığa, kendine insanım diyen ama geçmişini unutan, yaşadığı acılara sünger çeken, ortaya çıkan insanlık dışı bu zulme sessiz kalanlara avazım çıktığı kadar küfür etmek geldi.
Faşizm, Seçimler ve Devrimci Duruş
Çok önemli ve kritik bir süreçten geçmekteyiz. Devrimci, ilerici, demokrat, sosyalist, yurtsever bileşenlerde ciddi bir kaygının yaşandığı açık ve net… Bu tartışmanın ana eksenini 1 Kasım seçimlerine ilişkin HDP'nin almış olduğu emrivaki TAVIR oluşturmaktadır.
Duyulmak istenmeyen büyük çığlık: Mültecilik!
Savaş denince insanın aklına gelen ilk şey ölümdür, vahşettir, işkencedir, tecavüzdür, açlıktır, yoksulluk ve açlıktır. Ölümlerden kaçma adına, umutsuzluk içerisinde ölüme umut diye koşmaktır, Savaşlar yalnızca insanları öldürmekle kalmazlar. Kendi dışında evrende yaşayan tüm canlıları da yok eder, yakar - yıkar. Atılan bombalar, toplar, füzeler, kimyasal silahlarla evrende yaşayan bütün canlıların doğal yaşam alanları, hakları yok edilir, ortadan kalkar.
Peki savaşı kimler çıkarmakta, kimler savaşlarda zarar görmekte ve savaşlar kimlere yaramaktadır?
Kartal Bürosu Düştü
Her teslim olmuş ruha baktığınızda onda muhakkak sistemi yücelten sözler... davranışlar... bulursunuz.
Örgütlülerin örgütlüğü örgütsüzlerin çenesini yorarmış derler. Varsın gene de olsun.
Büronu aç ki yüzünü görem. Büronu aç ki yüzünü görem. Sana bir mendil verem. Sana bir mendil verem.
Hava sıcak, toplum gergin, siyaset çatışmada...
Biraz saygı. Biraz.
Nelere razı edilir hale getirilmedik ki.
Öcalan müdahil olmalı
Sayın Öcalan Türkiye’yi: Sorunu kendi aramızda çözmezsek hegemonik devletler çözer, diye çok kereler uyarmıştı.