Cuma Ekim 16, 2026

Taksim iradesi ne için ve kime karşı? Devlete mi devrimcilere mi?

Olağanüstü hal koşullarında devletin yoğun abluka ve kuşatmasına, engelleme ve tehditlerine rağmen Taksim iradesini sergilemek kuşkusuz devrimci bir çıkıştır. Faşist diktatörlüğün hem de ’77 katliamının 40. yılında Taksim Meydanını emekçilere kapatmasına karşı bir duruş sergilemek ve meydan okumak bugünkü politik iklim içinde oldukça değerli ve anlamlıdır. Eşitsiz güç dengelerine rağmen Taksim iradesi göstermek bedel ödeme cüreti ve kararlılığının da bir göstergesi olmuştur.

Bu zeminden hareket ederek 1 Mayıs günü Taksim için Gayrettepe’de diğer devrimci, ilerici güçlerle bir araya gelindi. Bu sırada düşmanla burun buruna iken eyleme dair son hazırlıklar yapılmakta iken 15 kişilik bir grubun Partizan kitlesine saldırısı gerçekleşti. Kendisini “gerçek”, “hakiki” Partizan olarak gören bu grup mensupları, henüz toplanma aşamasındayken saldırıya geçmiş ve şiddet pratiğine yönelmiştir. Tüm kurumların gözü önünde cereyan eden bu saldırıya herhangi bir karşı saldırıda bulunmadan pankartlara sahip çıkarak ve saldıranları sakinleştirmeye çalışarak yanıt verilmiştir. Diğer kurumların araya girmesi de bu grubu durduramamıştır. Nihayetinde şiddet pratiği, düşmanın gaz bombalı saldırısıyla kesilmiştir.

Açık ki söz konusu saldırı, devrimci güçlerin dikkatini bu noktaya çekmiş düşman da bunu fırsata çevirmiştir. 30 bini aşkın gücü ile Taksim’i işçi sınıfı ve emekçilere yasaklamak için hazırlık yapan faşist devlete, devrimci, ilerici güçler meydan okumuş ve bu yasağı tanımayacaklarını ilan etmiştir. Bir araya gelişin amacı tam da budur! Yapılan hazırlık ve planlamalar buna dairdir. Politik hedef ve çıkış bunun üzerinden örgütlenmiştir. Öyleyse bu tablo içinde bir soru ortaya çıkıyor.

Alana herhangi bir pankart veya flama ile gelmeyen bu grubun amacı nedir?

Bahsini ettiğimiz grup, toplanma alanının etrafında birkaç tur atmış ve Partizan kitlesinin alana gelmesini, pankart açmasını beklemiştir. Pankart açılır açılmaz da kapatılması gerektiğini deklare ederek saldırıya geçmiştir.

Açık ki bu grup, altına imza attıkları Taksim iradesini büyütme kaygısı ve politik yaklaşımı ile hareket etmemiştir. Sürecin bu çizgi tarafından, faşist diktatörlüğün Taksim yasağında simgeleşen; işçi sınıfı ve emekçi yığınlara dönük tutumunu protesto etmek veya kırmak yaklaşımıyla ele alınmadığı da açıktır. Zira, öyle olsaydı kendi görüşlerini ifade eden bir pankart ve hazırlık içinde olunurdu. Devrimci güçlerle yapılan toplantılara bu kesim de katılmış, imzacı olmuş ancak 1 Mayıs günü hazırlığını Bakırköy Meydanına dönük yapmıştır. Elbette bu da yapılabilirdir. Bakırköy’e gitmek de bir tercihtir. Ne var ki Taksim’de olunacağına dair kamuoyuna yapılan açıklamanın altına imza atıldıktan sonra beklenen burada olunmasıdır. Haksızlık etmeyelim, bu grup Taksim için Gayrettepe’ye gelmiştir. Ancak görünen o ki Taksim ısrarı ve iradesini büyütmek için değil. Motivasyonlarının, kurum içi tartışmalar olduğu buradaki gündemin, işçi sınıfı ve emekçi yığınların böylesine önemli tarihsel bir gününün önüne geçtiği anlaşılıyor. Alanda düşmanla karşı karşıya gelinmişken,  devrimci, ilerici güçlerin yaptığı hazırlık ve toplamın güvenliği kurumumuza pankart açtırılmaması pahasına göz ardı edilmiştir. Düşmanın gözü önünde tüm kurumlar ve güçleri tehlikeye atacak bir pratiğe girmekten imtina etmemişlerdir. Kurumların ve bizim herhangi bir provokasyon zeminine mahal vermemek adına müdahalelerimize rağmen ısrarla bu tutum sürdürülmüştür.

Öyleyse burada devrimci, ilerici güçlerin oradaki varlığı ve güvenliği, daha geniş bir yaklaşımla Taksim yasağına yönelik irade ve duruşun bu grup mensupları ve temsil ettikleri çizgi tarafından dikkate alınmadığını söylemek yanlış olmaz. Öyleyse söz konusu grubun, çizginin pratiğine yöne veren ideolojik yaklaşım nedir?

Devrimci kaygılar mı iktidar hırsı mı?

Bu soruya yanıt ararken öncelikle devrimci bir çizginin hangi politik yaklaşımlar ve kaygılarla hareket etmesi gerektiğine bakmak doğru olacaktır.

Bizler, kendini işçi sınıfının öncü ve önder müfrezesi olarak addeden ve bu çizgide-uğurda mücadele eden bir geleneğin sürdürücüleriyiz. Kendini emekçi yığınların özgür, eşit ve bağımsız bir dünya mücadelesine adayan devrimcileriz. Kolektifimizin temel ideolojik, politik tespitleri ve güzergâhında, halk demokrasisi, sosyalizm ve komünizm mücadelesini sürdürüyoruz. Bugün OHAL altında zulüm, baskı, gözaltı ve tutuklamalar eşliğinde azgınca sömürülen işçi sınıfı ve emekçi halkımızın kurtuluşu için çaba gösteriyoruz. Dünyaya bakışımızın temelinde tam da yığınların yaşadığı korkunç yoksulluk ve yoksunluk; açlık ve sefalet, acı ve zulüm vardır. Devrimciler olarak, halkımızın özlem ve umutlarının geleceğe dair inanç ve kararlılığının bir parçası olmaya, onlarla nefes alıp vermeye çalışıyoruz. Devrimci bir çizginin, kendini emekçi halkımızın direnişinin ve mücadelesinin bir parçası ve politik düzlemde öncü gücü olarak gören bir geleneğin sorumluluğu ile hareket ediyoruz.

Kaypakkaya yoldaşın bize bıraktığı mirası sürdürmeye ve büyütmeye çalışıyoruz. Kendi gündemlerimiz içinde hapsolmadan, yığınların bizden beklentisini, daima mücadele ve gündemimizin tam da merkezine alma yaklaşımı ile hareket etmenin iddiasındayız. Açık ki, sözünü ettiğimiz bu yaklaşımın dışına taşan her pratik ve duruş, devrimci iddiamızın zayıflaması, emekçi halkımızdan uzaklaşılması anlamına gelecektir.

Öyleyse devrimciler her şeyden önce geniş emekçi yığınların geleceğine sahip çıktıkları için sorumlu olmak durumundadır. Her çelişkiye bu sorumlulukla yaklaşmak durumundadır.

Aksi durumda, kendi iktidar hırsları, dar grupsal çıkarları ile hareket edenler ise bahsi edilen kaygılarla giderek arasına mesafe koyar. Son birkaç yıldır, tüm enerjilerini kurum içinde devam eden tartışmalara vakfedenler, dahası bunu kitleye açanlar, bununla da yetinmeyip kurumlarımızı basarak gasp edenler açık ki devrimcilerin halk karşısındaki sorumlu duruşundan adım adım uzaklaşmaktadır. Geleneğimizin defalarca mahkûm ettiği şiddet pratiğini sergilemekten çekinmeyenler, ilkeler ve hukuk temelinde tartışılması gereken ve çözülebilecek sorunları çıkmaza sokanlar, sürekli kriz üreterek devrimcilere uyguladıkları şiddeti süreklileştiren ve buna türlü mazeret üretenlerin, emekçiler karşısındaki devrimci kaygılardan son sürat uzaklaştığı bir gerçektir.

Hukukumuz, kurum içinde tartışmaların hangi zeminlerde, nasıl yürütülmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Hukuku tanımadan “ben söylüyorsam doğrudur”, “sadece ben varım, sizi yok edeceğim!” mantığıyla geleneğimizin geçmişte eleştirdiği, ideolojik zeminde tartışarak burjuva ideolojisinin devrimci saflardaki karşılığı olarak tespit ettiği, hakaret, linç, dedikodu ve şiddet pratiğini sürekli üretmek açık ki, dünyaya geniş emekçi yığınların çıkarları penceresinden bakma eyleminden vazgeçildiğinin göstergesidir.

Aksi halde faşist devletin 30 bin kişilik bir güçle kapattığı meydanı zorlama iradesi gösterenlere hem de düşmanın gözü önünde tüm devrimci, ilerici güçleri tehlikeye atarak saldırmak anlaşılır değildir!

46918

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

TKP-ML AVRUPA KOMİTESİ:50. MÜCADELE YILIMIZDA PARTİMİZ TKP-ML ÖNCÜLÜĞÜNDE DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ MÜCADELESİNE SEN DE EMEĞİNLE KATIL!

Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza!

Açlık, yoksulluk, savaş ve göçler ezilen dünya halkları için kader değildir. Tüm bunların sorumlusu emperyalist kapitalist sistemdir. Emperyalistler bitmez tükenmez kâr hırsla dünyanın tüm yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını sömürmeye devam ediyorlar.

ANALİZ | Kim Geri Adım Attı?

Açıkça görüleceği üzere emperyalistler bir kez daha “sevgili diktatörlerine” sahip çıktılar! RTE’nin içine düştüğü durumdan çıkması için “diplomasi oyunu”na başvurdular. Bir çeviri oyunuyla ona gereken çıkış yolunu gösterdiler. Geri adım atan elbette TC oldu.

AİHM aylar önce S. Demirtaş ve O. Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına karar vermişti. AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan O. Kavala ve eski HDP Eş Genel Başkanı S.

Ermenilerin uyanışı (Nubar Ozanyan )

Ölüm tarlalarından ve yollarından geçerek sağ kalmayı başaran Ermeniler, bir baştan diğer uca dek Suriye’nin sınır bölgelerine yerleşirler. İlim, gül ve bal diyarı yaptıkları anavatanları Hayastan’a bir gün geri dönme umudu ve hayaliyle yaşama tutunurlar.

Soykırım külleri içinden ayağa kalkan Ermeniler, mahir elleriyle yeniden toprağa, taşa, demire, çeliğe, bilime, sanata, yüreğe dokunurlar. Müzik, ekmek ve şarap kadar kutsal sofralar kurarlar. Yeniden kapılarını açarlar inanana ve inanmayana…

Devrimci zor ve burjuvazinin terör kavramı (Sentez)

Marks, “zor, yeni bir topluma gebe eski toplumun ebesidir” derken tam ve eksiksiz bir şekilde şiddet olmadan burjuvazinin devrilemeyeceğini ifade etmiş oluyor.

“Mahşerin Atlısı” İşçi Sınıfı Gelecek

Türkiye’nin uluslararsı tekel sahipleri ve sözcüleri Erdoğan yönetimi altındaki gidişattan memnun olmadıklarını bir kaç defa tekrarlamışlardı. Bu kez, tavırlarını net olarak ortaya koydular. Erdoğan başkanlığındaki yönetimle devam edilmeyeceğini, ortaya koydukları programla netleştirdiler. Ve CHP, İyi Parti gibi muhalefet partilerinin oluşturduğu “Millet İttifak (Mİ)”ına “programınız budur!” dediler. Kendi programlarının adını da :” Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” koydular.

Karanlığın iki rengi (Nubar OZANYAN)

Öbür dünyanın cennetini halkına anlatarak yaşanılan dünyayı cehenneme çeviren faşist R.T.Erdoğan, Türkiye’yi yoksulluğun ve yolsuzluğun dibine batırdı. Türkiye, dünya sefalet endeksinde 56 ülke içinde 21. sırada yer aldı.

Halkına iyiye gitmeyen ekonomi ve artan işsizlikten başka bir şey veremeyen İttihatçı-Kemalist AKP-MHP faşizmi, Avrupa ülkeleri içinde sefalet endeksinin en yüksek olduğu ülke ünvanını elde etti.

Birer Birer Duran Mohikan Yürekler ve Düşündürdükleri (Emre Erdal)

Gözünü açtığı yüzyılın devrimci başarılarıyla kanatlanan, yenilgilerine derinden hüzünlenen, yoldaşları düştüğünde ağlayan, kavga saatinde ise şahinleşen, düşlerinin ardından hesapsız yürüyen, pek çok şeyi yarım yaşayan ama zorunluluklarından kurtulmuş bir dünya sevdasından asla vazgeçmeyen bir devrimci kuşağın artakalan mohikanlarını birer-ikişer kaybediyoruz.

Avrupa’dan Ermeni Devrimciler:Şehit Nubar Ozanyan Taburu'nu selamlıyor kampanyayı destekliyoruz!

Rojava’da 2011’den beri devam eden karşı-devrimin güdümündeki azgın saldırılar günümüz koşullarında farklı boyutlarda da olsa devam ediyor. 2011’de TC, S. Arabistan, Ürdün, İsrail gibi ülke devletlerinin Suriye’ye saldırıları, 2012’de Rojava’yı da hedef almıştır. 12 Temmuz 2012’de Kürt Yüksek Komitesi kuruldu ve PYD önderliğinde YPG/YPJ güçleri üzerinden bu saldırılar göğüslendi. 24 Temmuz 2012’de iç asayişten sorumlu Asayiş Güçleri de oluşturuldu. Ve devamında Afrin, Kobane, Cizre’de oluşturulan kanton yönetimler üzerinden özerk Rojava yönetimi ilan edildi.

TKP-ML Temsilcisi Orhan Ünal: “Örgütlenmekten başka çıkış ve mücadele etmekten başka kurtuluş yolu yoktur”

“Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesinin 1 yılı geride kaldı. “İleri…Daha İleri…” şiarıyla Türkiye’de ve Kürdistan’da birleşik devrimin bayrağı devrimci hamle çerçevesinde büyümektedir. Faşizme karşı, sömürgeci ve işgalci güçlere karşı yürütülen eylemler ile işçi sınıfının, gençlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin ve sistem tarafından sömürülen-ezilen bütün halkın kurtuluşu mücadelesinde önemli ilerlemeler kaydedildi.

Neden Öcalan’ın özgürlüğüne karşı sessizsiniz? (Vedat Yeler)

Üzülerek böyle bir yazıyı yazdığımı belirtmek istiyorum. Galiba ilk başta ifade etmem gereken mesele, ben ve benim gibi Marksizm suyuna bulaşmış birçok Kürdü ‘hüsrana uğratan bir konunun’ hüznünü dile getirmek oldu. Çok basit ve sade bir dille, hiçbir teorik ve ideolojik kriz yaratmadan 9 Ekim Komplosu’nun yıldönümünde 23 yıldır ağır tecrit altında olan bir halkın önderliği için örgütlenen bir kampanyaya ve bu kampanya nezdinde açığa çıkan Türkiye sol, sosyalist, devrimci, demokrat… kesimin sessizliğine değineceğim. Kişisel ve duygusal bir sitem olarak da ele alabilirsiniz.

EYLÜL’den sonra EKİM (Nubar OZANYAN)

Eylül’de kaybettik, Peru gerillalarının önderi Gonzalo yoldaşı. Ekim’de Kürt ulusal özgürlük gerillalarının önderi Öcalan’ın özgürlüğünü kaybetmeyelim. Ağır tecrit koşullarında hiçbir devrimci önderin ve öncünün tutsak kalmasına müsaade etmeyelim. Halklar ve önderler üzerinde sallanan sermayenin kanlı kılıcını aşağı indirelim.

Önderlik, tarihsel süreç ve birikimlerin sentezidir. Önderlik, ileri bir bilinç, ileri bir hamle ve değişim gücüdür. Bazen en ağır tecrit koşularında yıllarca bir yoldaş sesi duymadan direnmektir.

Sayfalar