Pazartesi Kasım 2, 2026

Sosyalizm Bayrağının Arkasına Saklanan Sosyal Şovenizm!

Yerel seçim süreci, egemen sınıflar arasındaki kapışmanın yeni adresi olarak giderek ısınan bir gündem olarak karşımıza çıkıyor.

2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde AKP-MHP faşist ittifakı ve merkezinde CHP’nin yer aldığı “Millet İttifakı” arasındaki mücadeleden ilki ezici bir üstünlükle galip çıktı. Daha doğrusu, devlet aklı, önümüzdeki dönem için yola “CHP’nin de onayıyla” Türk-İslam senteziyle, gerici ve faşist bir ittifakla devam etme kararı aldı.

Umudunu Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı’na bağlayan başta geniş kitleler olmak bir kısım devrimci, ilerici güce, büyük bir umutsuzluk ve karamsarlık miras kaldı.

Mayıs seçimleri elbette burjuva siyaset arenası açısından kartları yeniden dağıttı ve yeni bir meclis aritmetiğini, yeni bir “düzen”i ortaya çıkardı. Faşist-gerici blokun, Mart 2024 yerel seçimlerinde Mayıs başarısını ve buradaki ölçüyü dikkate alacağına, buradaki pozisyonu bir sıçrama tahtası olarak kullanmak isteyeceğine şüphe yok. İktidar, 2023 Mayıs seçimlerinde rakipleri karşısında kazandığı zaferin rüzgarını, 2019 yerel seçimlerinde Millet İttifakı’na kaybettiği kentleri geri almak ve el yükseltmek için işlevselleştirecektir.

Ekonomik, sosyal anlamda merkezi iktidarın belli bir program dahilinde olduğu açıkça belli olan “vaat politikası” ve hamleleri de buna işaret ediyor. Faşist blok, bir kez daha burjuva siyaset arenasında hasımlarına karşı elde edeceği başarı üzerinden tüm toplumu konsolide edecek, ayar verecek bir çıkışın peşinde. Bu hususta eli dünden daha güçlü.

Çünkü 2023 Mayıs seçimlerinde kendi aralarında sorun olsa da karşısında bir başka blok vardı. Hem de Yeşil Sol Parti ve önemli bir kısım devrimci, ilerici ve muhalif kesimin desteğini de almayı başaran bir blok. Geçen süre içinde “Cumhur” kendi iç birliğini korumuşken rakibi kısa sürede dağıldı.

İyi Parti, Cumhurbaşkanlığı için aday gösterdiği hatta bu uğurda neredeyse masayı dağıttığı adayları (E.İmamoğlu, M.Yavaş) şimdi “asla ve kata” diyerek topun ağzına koymuş durumda. İttifakın diğer bileşenleri açısından sahada karşılık bulabilecek bir ortaklık, blok tutum pek de olası gözükmüyor.

Yerel seçimlerin dinamikleri, kimi özgünlükler taşısa da nihayetinde yerelde yaşama geçirilmek istenen her politikanın üzerinde merkezi iktidarın gölgesinin düştüğü de herkesin malumu. Bu bakımdan faşist blokun 2024 Mart yerel seçimlerinde kaybettiği büyükşehir belediyelerini burjuva rakiplerinden almak için elinden geleni ardına koymayacağı açık.

Büyükşehir belediye başkanlıkları dışında mücadelenin özellikle de T.Kürdistanı’nda kayyum atanan belediyeler etrafından keskinleşeceği herkesin bildiği bir sır. Zira CHP’sinden AKP’sine İyi Parti’den MHP’ye bir bütün düzen partileri “devletin bekası” çizgisinde, HDP/DEM Parti’ye karşı pozisyon almış durumda. Burada mücadele açıkça faşizm ile Kürt halkı onun demokratik talepleri/direnişi arasında sürmekte.

İktidar, kayyum rejimini T.Kürdistanı’ndan coğrafyamızın dört bir yanına taşıdı. Bu bağlamda kayyuma karşı mücadele, Kürt halkının kazanılmış belediyelerini sahiplenmenin ötesinde her türlü demokratik hak ve talebe, ilerici güce yönelen baskı ve şiddet politikasına karşı çıkmak anlamına geliyor. Kayyum/vesayet rejimine karşı çıkılmadan, demokrasi ve özgürlük mücadelesini geliştirmek, büyütmek mümkün değildir.

Meseleye bu açıdan bakıldığında diğer şeyler bir yana, Kürt halkının oylarıyla gasp edilen belediyelere kayyum atanmasının, faşizmin Kürt ulusuna yaklaşımından, ezen ulus imtiyazlarının korunmasından bağımsız olmadığı açıktır.

Diğer bir ifadeyle yerel seçim gündeminde özellikle T.Kürdistanı’nın da kayyuma karşı tutum, Kürt ulusal sorununa yaklaşımla doğrudan ilgilidir.

Kürt sorununa dokunmadan sosyalist olunamaz!

Bugün Türk devleti en kapsamlı saldırıları, en geniş operasyon silsilesini başta gerilla olmak üzere devrimci ve demokratik Kürt siyasetine, Kürt halkına karşı yürütüyor. Devrimci-demokratik mücadelenin bu en hacimli ve diri mevziisini pasifize etmeye veyahut teslim almaya çalışıyor.

Kürt hareketini ve onunla ittifak içindeki devrimci güçleri hedef alıyor, diz çöktürmeye çalışıyor.

Kürt ulusuna karşı yürüttüğü haksız savaşı, ezilenlerin mücadelesine yönelik tutumu açısından bir referans olarak görüyor. Bu emeline ulaşmak için Kürt hareketini ilk olarak devrimci dostlarından, ittifaklarından koparmaya çalışıyor. Kürt hareketi ve ittifaklarına yoğun baskı, gözaltı ve tutuklamalar gerçekleştirerek “Kürde dokunan yanar” mesajıyla net bir tutum ortaya koyuyor.

Peki bu siyaset işe yarıyor mu? Bu soruya açıkça “evet” yanıtını vermek zorundayız. Coğrafyamız sol cenahında kökleri TC’nin kuruluş yıllarına değin uzanan Kemalizm’in etkisi bu çevrelere uygun bir zemin sunuyor. Kürt ulusunun, ulusal baskıya, zulme ve katliamlara karşı haklı ve meşru mücadelesi, kendine “sol”, “sosyalist” diyen pek çok kesim tarafından “bölücülük” olarak damgalanıyor. Kürt ulusunun, statü talebi “emperyalizmin oyunu” olarak yaftalanıyor.

“Sol”, “sosyalist” cenahta Kemalizm etkisi artıkça, sosyal şovenizm giderek güç kazanıyor. Bu durum faşizmin ağır baskı, saldırı ve gözaltılarıyla birleşince geniş bir kesimin “sosyalist duruş” adına Kürt hareketinden uzaklaşmasını beraberinde getiriyor.

Bunun neticesinde, Kemalizm’in etkisine bağlı olarak sosyal şovenizmden, Kürt düşmanlığına uzanan geniş bir yelpaze karşımıza çıkıyor. Şeyh Said üzerinden TKP’nin AKP’yi bile geride bırakan gerici çıkışı, “sol”, “sosyalist” alternatif adı altında TİP’in yerel seçimlerde olabildiğince DEM Parti’den uzak durma çabasını da buradan okumak gerekiyor.

Kürt ulusal sorununu DEM Parti’ye havale eden, kendi sorumluluğunu unutan, devletin faşist karakteriyle karşı karşıya gelmekten imtina eden bir “solculuk”, “sosyalistlik” anlatılıyor.

Kuşkusuz yerel seçim bahsinde her bölgenin kendi özgünlüğü ve gerçekliği farklı olabilir/olacaktır. İttifaklar ve güç birlikleri tek taraflı bir girişim ve çabayla da gerçekleşemez. Bu bağlamda, DEM Parti’nin sol, sosyalist, devrimci güçlerle kurduğu sorunlu ilişkinin de üzerinden atlanamaz.

Ne ki biz “sosyalizm ve komünizm propagandası yapmak” adına “alternatif bir sosyalist çizgi izlemek” adına köşe bucak Kürt hareketinden ve Kürt sorunundan kaçan anlayışlara dikkat çekmek istiyoruz.

Devrimci, ilerici ve yurtsever güçler ile faşizm arasındaki güç dengeleri açısından baktığımızda, Kürt hareketinin ve onunla ittifak halindeki güçlerin yanında “resim vermenin” bugün açısından ciddi bir bedeli göze almak anlamına geldiği çok açık. TİP, TKP ve bir dizi sol-sosyalist etiketli parti, “sosyalizm bayrağını göndere çekerek” daha çok da onun arkasına saklanarak, bir yandan ulusal soruna dair sorumluluklarından azade kalmış oluyor diğer yandan da daha serin, ılıman sulara yelken açmış oluyor.

Bu sahada solculuk, sosyalistlik elbette konforludur. Zira toplumdaki sosyal şoven politikaların bunun etkisindeki kitlelerin değiştirilmesi için mücadele etmek gibi zorlu uğraşlara girişilmesine gerek yoktur. Boğaziçi Üniversitesi’nde Rektöre ve TTB’ye kayyum atanmasına karşı çıkmak yeterli olacaktır!

Oysa T.Kürdistanı’na kayyum atanabildiği için bugün buralara kayyum atanırken devletin eli daha rahattır. Bu politikaya karşı Kürt hareketiyle yan yana durmak bu açıdan bırakalım devrimciliği, demokrat ve ilerici olmanın gereğidir.

Kuşkusuz bir parti yerel seçimlerde tümüyle politikasını Kürt sorunundan, bu alandaki gelişmelerden doğru belirlemek zorunda değildir. Yerel seçim özgünlüğü dolayısıyla her bölgede farklı dinamikler öne çıkabilir. Ne var ki burada söz konusu, olan merkezi düzeyde yerel seçim vesilesiyle Kürt ulusal sorunundan, Kürt hareketinden giderek uzaklaşmaktır.

Söz gelimi sol-sosyalistlik adına TİP’in DEM Parti ile ittifak yapmaya değil de CHP ile birlikte yürümeye çalışması veyahut kimi ilerici-devrimci güçlerin DEM Parti yerine TİP’le veya benzeri reformist, sosyal-şoven güçlerle birlikte iş yapmayı öncelemesi bu tutumun örnekleridir.

Elbette bu sol partilerde bir ve aynı değildir. Örneğin şimdiki durumda TİP sosyal reformist, TKP ise sosyal şovenist çizgisiyle ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla bu partilerle de yerel seçimler bağlamında işbirliği ya da ittifak geliştirirken, var olan çizgileri mutlaka dikkate alınmalıdır.

Kürt ulusal sorununda Türk hakim sınıf partilerinden bile kraldan daha çok kralcı olan sosyal şoven anlayış ve çizgilerden uzak durmak, araya mesafe koymak gerekir. Devrimciliğin bu coğrafyadaki turnusollerinden açık ki Kürt ulusal sorununda ortaya konulacak tavırda gizlidir!

11301

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Özgür Gelecek

Koşulları ve an’ı değerlendirmek olarak POLİTİKA (1)

Politikanın ne’liği üzerinde netleşmek, komünistler açısından kendini pratik mücadelede var etmenin en önemli unsuru olan politik tavır konusunda ön açıcı olacaktır. Bu eksende, tartışmalar yürütmek, konuyu güncel tutmak ve pratiğe yansıtmak her daim güncel bir mesele olarak kalacaktır. Çünkü, politik varoluşsallık, sürekli üretilmek zorunda olan bir durumdur.

Ekim Devrimi’nin Yüzüncü Yılında Öğretileri ve Kazanımları-4

Sosyalizm Hala Günceldir!

Ermeni'yim Fedai'yim (2)

Ermeni ' lere Burada Yer Yok... 

Tertemiz,parlak ve örnek alınacak bir geçmiş bırakarak şahadete ulaşan Nubar Ozanyan Aras nehri gibi berrak,Kızılırmak gibi coşkun,Munzur gibi hırçın,Fırat-Dicle gibi gür akarak ,şimdiden Mazlum halkların,ortadoğu halklarının gönlünde yıldızlaşarak efsane Komutan olmaya devam ediyor...

Gizemli bir meslektir devrimcilik, hele söz konusu Martager ise...

Nubar Ozanyan yoldaşı tanıyan, bilen her yoldaş görünen ve ön plana çıkan nitelik ve özellikleriyle bilir onu. Oysa görünen her zaman tek bir şey olarak kolay kalır hafızalarda. Gerçeğin bir kısmıdır, bütünü değildir. Tamamı hiç değildir.

Komutan Martager elleri ve derin hissiyatıyla özgürlük mesleğini yerine getirmeye çalıştı. Söz ve söylemle arası pek iyi olmamıştır. Ancak fikir ve düşüncelerle arası hep iyi olmuştur. Görevini en iyi şekilde yerine getirecek kadar derin fikirlere sahipti. Ne zaman yoldaşın bu gerçekliği görülür ve yaşanırdı?

Kemalizm,"Küçük dükler"ve geri tepen silah:Emrah Cilasun

Haluk Gerger’in Türkiye’de (özellikle İstanbul ve Ankara’da) kimi sol çevrelere istinaden “iktidarlarını kaybetmek istemeyen küçük düklükler” diye tabir ettiği çok sevdiğim bir tanımı vardır.

Sırtını İttihatçılığa, Kemalizme ve hatta Türk şovenizmine dayadığını unutup, CHP’ye “sol”dan ayar vermeye kalkışan, ona buna “liberal” diye saldıran kimi köşe yazarlarıyla; yıllarca AKP’ye “racon kesip”, şimdi ise AKP’den gocunup, Kemalistlerle izdivaç yapmanın yollarını arayan “sol” liberal yazarları gördükçe, nedense bugünlerde aklıma Haluk Gerger’in tanımı gelmekte…

Boyacı Halil’in Müşfik Kenter’i[*]

“Radyoyu ne zaman açarsanız açın, en sevdiğiniz şarkının hep son melodilerini duyarsınız.”[1]

Tiyatronun temel direklerinden Müşfik Kenter, 65 yılını verdiği ve son ana kadar inmediği sahnelere ‘ve perde’ dedi. O, kimi zaman tam 25 yıl boyunca hayat verdiği, yüreklerimize işleyen ‘Bir Garip Orhan Veli’, kimi zaman ‘Vanya Dayı’, kimi zaman ‘Hamlet’ti... Meşhur uzaylı Alf’e ses verdi...

Savaşmadan savaş kazanılmaz!/Bakış Can

Siyasi iktidar mücadelesi ve bu mücadelenin gerici sınıf toplumsal sistemi şartlarında edindiği stratejik biçim tartışma konusu olduğunda, siyasi iktidar sorununun devrimci zora dayalı çözüleceği ve bu çözümün silahlı mücadele ve ordu örgütlenmesi biçimi alacağını söylemek, sadece zorunlu devrimci bir ilkeyi ifade etmek olur. Sınıf devrimi uğruna yürütülen bir mücadelenin silahlı savaş olarak ele alınması ve silahlı savaştan başka temel bir strateji benimsemesi mütalaa edilemez kadar kesin bir gerçektir.

Maoistlerle Sosyalizmde Geriye Dönüşleri Tartışmak

Duydumki bazı maoistler Atina' da devrimcilerle sosyalizmde geriye dönüşleri tartışacaklarmış.

Dedimki bu tartışmaya bende katılam.

Katılam katılamda peki maoistlerin tartışması diğer devrimci yapıların prakmatik görüşlerinden öteye gidebilecek mi ?

Ne olsa diğer devrimci yapıların geriye giden sosyalizm hakkında fikirleri belli.

Reviyonizmin, bürokrasizmin parti içerisindeki varlığına devam ettirmesi, alt yapının üst yapının diğeri karşısında geri planda tutulması..... falan filan

Nubar Ozanyan’ın devrimci düşünceyle tanıştığı gençlik yılları

Nubar Ozanyan 16 Ağustos 2017 tarihinde Rojava’da şehit düşerek TKP/ML’nin şehitler mertebesine ulaştı. Cenazesi Kamışlı’da Ermeni Kilisesi’nden kaldırıldığında Ermenilerle beraber, Rojava halkından geniş bir kitle katlımı oldu.

Daha sonra cenaze Derik’te kalabalık bir halk katılımıyla defnedildi. Verdiği mücadeleyle Rojava halkının bağrında derin izler bırakan Ozanyan’ın cenazesine geniş kitle yığınları, PYD temsilcileri, yoldaşları ve diğer siper yoldaşları aktif ve görkemli bir katılım gösterdiler. Ve Nubar Ozanyan’ı şehitler kervanına uğurladılar...

Geriye dönüş mümkün değil

Irak ordusunun ilerleyişi karşısında Peşmerge bazı mevzilerini terk ederek geri çekiliyor ve bazı Peşmerge komutanları niçin çekildiklerini bilmiyor. Emir bir yerlerden geliyor. ABD, Petrol yataklarının selameti açısından Kerkük’te bir çatışmadan yana değil. ABD, Kürtlere baskı yapıyor, petrol yataklarının ve havaalanının Irak devletine bırakılması karşılığında, Kerkük savaşının sonlandırılmasını istiyor. Gelgelelim ki her şey ABD’nin isteklerine göre şekillenmiyor.

Egemen cephenin soldaki yaverleri/Derya İshak

Güney Kürdistan’daki referandumdan sonra bölgede yaşanan gelişmeler sadece egemen güçler açısından değil, egemen ülkelerin sol hareketi açısından da önem teşkil ediyor. Bu süreç bir nevi turnusol görevi gördü. Normal süreçte “demokrat”, “komünist”, “devrimci” sıfatı kullanan kesimler, kendi ulus egemenlerinin baskısı altında olan uluslar söz konusu olduğu zaman kendi egemenlerinin gözüne girmekte yarışırlar. “Toprağın bütünlüğü”, “ülkenin birliği ve bütünlüğü”, “işçi sınıfı ve sendikaların birliği ve bütünlüğü” üzerine olmadık dereden su taşırlar.

Sayfalar