Cuma Ekim 9, 2026

Sol Gösterip Sağ Vurma Ve Şekere Bulanmış “Çözüm”(!)

Son haftalarda TC devletini yönetenler birbirinden ilginç açıklamaları yapar oldular. Bakanlar Kurulu Başkanı Ahmet Davutoğlu rüyalarında Hegel ve Gazali ile hasbıhal ettiğini ileriye sürerken; Tayyip Erdoğan’da din dersleriyle ilgili AİHM'in kararını yorumlarken, "Mademki fizik dersi, matematik dersi zorunlu olarak okutuluyor, niye din dersi de zorunlu olarak okutulmasın” diye sormakta ve "Din dersi okutulursa toplumda terörizm, ırkçılık, şiddet, antisemitizm, uyuşturucu bağımlılığı da olmaz" fetvasını vermektedir.

T. Erdoğan'ın bunların hepsini gerçekleştirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta daha da fazlasını! Nitekim kendisi, “Dini bütün biri olarak”, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında açığa çıktığı üzere, yüklü bir miktar parayı istiflemiş durumda yakalanmış ve sıfırlayabilmek için bayağı mesai harcamıştır. Erdoğan'ın bu veciz sözlerini hangi uyuşturucunun etkisinde yaptığını bilmemekle birlikte, bu sözleri söyleyen birinin kesinlikle bir uyuşturucu kullandığını ileriye sürebiliriz! Bugün TC'yi yöneten kadrolara yön veren anlayış, kendisi gibi düşünmeyenlere yönelik her türlü faşist devlet terörünü mubah gören, “Afedersiniz Rum, Ermeni” diyerek açıkça ırkçılık yapan, Yahudi düşmanlığını körükleyen ve açıkça kadınla erkeği eşit görmeyerek kadına şiddeti teşvik eden bir paradigmaya sahiptir! Faşist-feodal-gerici bir bilincin yön verdiği açıklamalar. Bu bilince sahip birinin ekstra bir uyuşturucuya ihtiyacı yoktur herhalde. İdealizmden daha iyi uyuşturucu olamaz herhalde!

TC'yi yönetenlerin son haftalarda gösterdikleri bu “üstün performans” bunlarla sınırlı değil elbette! Örneğin “Sözünün eri”, “Harbi Kasımpaşa delikanlısı” Erdoğan ABD'ye giderken kendisine (IŞ)İD'le ilgili sorulan soruya verdiği yanıtta bilinen açıklamalarını tekrarlarken; dönüşte ise (IŞ)İD'i “terör örgütü” ilan ediyor ve sadece hava saldırılarının yetmeyeceği, karadan da askeri harekât yapılması gerektiği ve ayrıca “güvenli bölge” olarak tanımladıkları ama gerçekte Suriye topraklarının işgal edilmesini öneren açıklamalar yapabiliyor! Bu türden keskin U dönüşlerinin gerek Erdoğan ve gerekse de TC tarihi açısından bolca örnekleri olduğu biliniyor!

Bu türden açıklamalar TC faşizminin ve onun sözcüsü konumundaki Erdoğan'ın kullandığı uyuşturucunun etkisiyle halk düşmanı yönünün ürünü olmakla birlikte aynı zamanda TC devletinin yarı-sömürge niteliğini de teyit eder durumdadır. Erdoğan, Birleşmiş Milletler toplantısı için gittiği ABD'de, (IŞ)İD'le mücadele konusunda “ikna edilmiş”tir! Ama Türk hâkim sınıfları her zamanki gibi postu pahalıya satmak istemekte, hizmetlerinin karşılığı olarak efendilerinden daha fazla şey talep etmektedirler! Erdoğan ve hempalarının derdi (IŞ)İD değildir. Erdoğan boşuna “Ey dünya, IŞİD gibi bir terör örgütü çıkınca ayaklanıyorsun da, PKK gibi bir terör örgütü ortadayken niye ayaklanmıyorsun? Orada niye sesin çıkmıyor, ona karşı niye bir ortak mücadele verelim demiyorsun” uyuşturucunun etkisinde gülünç duruma düşüp bütün dünyaya “ayar vermeye” çalışmıyor!

Aynı kökten beslenen, aynı uyuşturucuyu kullananların birbirine düşman olması beklenebilir mi? (IŞ)İD yaratan ve her türlü desteği verenlerin, ona karşı mücadele içinde yer alma sözü ancak ve ancak sözde olabilir. Türk hâkim sınıflarının ve somutta AKP'de temsil edilen kliğin derdi (IŞ)İD değil, Rojava'dır! Onların derdi S. Kürdistanı'nda Kürt ulusunun ilan ettiği demokratik özerkliğin çökertilmesi ve bölgede Kürt ulusu olmak üzere ezilen milliyet ve mezheplerin kazanmış oldukları mevziinin geriletilmesidir.

Aslında TC devletini yöneten kadroların son dönem dış politika bağlamında açıklamaları dikkate alındığında, bir kafa karışıklığı, bir arada kalma hali var gibi görünse de gerçekte pratikte attıkları adımlardan oldukça net bir siyasete sahip oldukları görülür: Tarihsel Kürt düşmanlığı! Bu politikada tek sorunları (tabi başta Kürtler olmak üzere bölge halkının direnişi dışında) emperyalistleri “çözüm projelerine” ikna etmektir. Bu konuda öylesine cüretlidirler ki, Yalçın Akdoğan gibi karikatür kişilikler doğrudan T. Kürdistanı Ulusal Hareketi'ne “senin bir şey yapmaya gücün yetiyorsa git IŞİD’e yap, Türkiye’ye ne meydan okuyorsun?” diye seslenebilmektedir.

TC devletinin bölgeye yönelik hesaplarının oldukça net olduğu, asıl hedeflerinin (IŞ)İD'le mücadele olmadığı, tam aksine S. Kürdistanı'nda elde edilen kazanımlar olduğu, 2 Ekim'de Meclis’e sunulan tezkerenin içeriğinden de net olarak anlaşılmaktadır. Mecliste tezkerenin kabul edilip edilmemesi önemli değildir. Önemli olan TC'nin T. Kürdistanı Kürt Ulusal Hareketi’yle “çözüm süreci” adı altında bir politika yürütürken, aynı paradigmayla hareket eden S. Kürdistanı Kürt Ulusal Hareketi’ne yönelik düşmanca tutumun devam ettirilmesi iradesinin ortaya konulmuş olmasıdır. Pratikte zaten bir dönem Hizbullah katillerinin T. Kürdistanı'nda kullanılması gibi, Suriye ve hatta Irak Kürdistanı'nda da başta (IŞ)İD olmak üzere her türlü İslamcı çetenin kullanılması söz konusudur. Başta Esad diktatörlüğüne yönelik olarak ihale edilen selefi katiller sürüsü, S. Kürdistanı'nda ortaya çıkan boşluktan yararlanarak kendi sistemlerini kuran, S. Kürdistanı Kürt ulusuna ve bölgede yaşayan ezilen milliyet ve mezheplere yöneltilmiştir. Sürecin en başından itibaren bu katiller sürüsünün Rojava'ya saldırmasının ardında, TC devletinin yönlendirmesi yatmaktadır.

Ama planlar her zaman tutmuyor. Bu işgalci faşist katil sürülerine karşı topraklarını can bedeli savunanlar, emperyalistlerin ve bölge gericilerinin hesaplarını bozuyor. Direniş bayrağı yükseltiliyor. Buna karşı yeni politikalar devreye giriyor. Emperyalistler kendi yarattıkları canavarı ıslah etmek için harekete geçiyor. TC faşizmi ise bu durumda iki arada bir derede kalma görüntüsü verse bile, kendini pahalıya pazarlayarak, ne koparırsam kardır hesabı yaparak, S. Kürdistanı'nı işgal planları yapıyor.

TC faşizmi ihale ettiği İslamcı katiller sürüsünün yapamadığı işi meclisten tezkere çıkartarak yapmayı hedefliyor. İktidarın sözcüsü kalemleri tezkere öncesi Bakanlar Kurulu'na asker tarafından verilen brifingde “koalisyon ülkeleri 'Güvenli Bölgeler' kurulmasına destek vermezse Türkiye, tek yanlı olarak kendi güvenliğini gerekçe göstererek Suriye içinde 'Güvenli Bölge' ilan etmeli” denildiğini yazmaktadır. (A. Kadir Selvi, 1 Ekim, Y. Şafak) Hatırlanırsa bir dönem TC devleti tarafından, Irak Kürdistanı'na yönelik bazı “kırmızı çizgiler” ilan edilmişti. 2012 yılında ise T. Erdoğan S. Kürdistanı'na yönelik olarak “Suriye’nin kuzeyinde oldubittiye izin vermeyiz” diye açıklama yapmıştı. Görülmektedir ki TC'nin S. Kürdistanı'na yönelik politikası değişmemiştir. 2 Ekim tezkeresinde ifade edilenler ve pratik olarak gerçekleştirilenler, TC devletinin (IŞ)İD'le mücadele adı altında, “sol gösterip sağ vurma” politikasıdır. Tezkeredeki tali hedefin (IŞ)İD, esas hedefin PKK-PYD olmasının başka izahı var mıdır?

Açıktır ki TC devletinin T. Kürdistanı Kürt Ulusal Hareketi’yle yürüttüğü söylenen “çözüm süreci” tıpkı Başkan Mao'nun ifadelerinde olduğu gibi “şekere bulanmış zehirli mermi” halini almıştır. En azından “çözüm süreci” denilen süreçten, Kürt Ulusal Hareketinin hedeflediği ve beklentisiyle, TC devletinin hedeflediği ve beklentisinin birbirinden ayrı ve son derece farklı şeyler olduğu açığa çıkmış durumdadır. TC'nin “çözüm”den anladığını, S. Kürtlerine yaklaşımından çıkartmak mümkündür. TC hala “en iyi Kürt ölüdür, olmazsa Barzani gibisi tercih edilir!” çizgisindedir. Öyle ya sınırları dışında bir demokratik özerklik deneyimine bile tahammül edemeyen TC, kendi ilhak ettiği T. Kürdistanı topraklarında bu politikanın hayata geçmesine yol vereceğini sanmak fazla saflık olur. Bu haliyle Çözüm sürecinin şekere bulanmış mermi halini aldığı TC tarafından kendi güçlerini tahkim etmek (askeri amaçlı baraj-yol ve karakol ve kalekol yapımının yanında bölgede sivil örgütlenmelerin gerçekleştirilmesi) yanında S. Kürdistanı'na da taşeronları aracılığıyla müdahale etmesinden ve en sonu tezkereye yön veren siyasi iradeyle açığa çıkmış durumdadır. Kürt hareketinin bunu görmediğini sanmak saflık olur. Ne var ki her ağacın kurdu kendi içindedir. Bu gerçeğin İmralı’dan görülüp görülmediği ise ayrı bir tartışma konusudur ve hareketin önderlik sorununa (kapanına) işaret etmektedir.

Yaşadığımız coğrafya, (Başkan Mao'dan ilhamla) emperyalistler ve yerli uşaklarına karşı devrimin fırtına merkezlerinden biri olmaya devam ediyor. Emperyalistler ve TC'nin uygulamaya koyduğu politikalar çelişkileri çözmeyecek, daha da arttıracaktır. Türkiye halkı açısından bir yandan dolardaki yükselme sürer, doğalgaza ve elektriğe zam yapılırken; bir ekonomik krizin işaretleri ortaya çıkmışken; diğer yandan S. Kürdistanı'na yönelik olası bir müdahaleye karşı durmak ve mücadeleyi yükseltmek olmazsa olmazdır. 


83641

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

TKP-ML AVRUPA KOMİTESİ:50. MÜCADELE YILIMIZDA PARTİMİZ TKP-ML ÖNCÜLÜĞÜNDE DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ MÜCADELESİNE SEN DE EMEĞİNLE KATIL!

Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza!

Açlık, yoksulluk, savaş ve göçler ezilen dünya halkları için kader değildir. Tüm bunların sorumlusu emperyalist kapitalist sistemdir. Emperyalistler bitmez tükenmez kâr hırsla dünyanın tüm yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını sömürmeye devam ediyorlar.

ANALİZ | Kim Geri Adım Attı?

Açıkça görüleceği üzere emperyalistler bir kez daha “sevgili diktatörlerine” sahip çıktılar! RTE’nin içine düştüğü durumdan çıkması için “diplomasi oyunu”na başvurdular. Bir çeviri oyunuyla ona gereken çıkış yolunu gösterdiler. Geri adım atan elbette TC oldu.

AİHM aylar önce S. Demirtaş ve O. Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına karar vermişti. AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan O. Kavala ve eski HDP Eş Genel Başkanı S.

Ermenilerin uyanışı (Nubar Ozanyan )

Ölüm tarlalarından ve yollarından geçerek sağ kalmayı başaran Ermeniler, bir baştan diğer uca dek Suriye’nin sınır bölgelerine yerleşirler. İlim, gül ve bal diyarı yaptıkları anavatanları Hayastan’a bir gün geri dönme umudu ve hayaliyle yaşama tutunurlar.

Soykırım külleri içinden ayağa kalkan Ermeniler, mahir elleriyle yeniden toprağa, taşa, demire, çeliğe, bilime, sanata, yüreğe dokunurlar. Müzik, ekmek ve şarap kadar kutsal sofralar kurarlar. Yeniden kapılarını açarlar inanana ve inanmayana…

Devrimci zor ve burjuvazinin terör kavramı (Sentez)

Marks, “zor, yeni bir topluma gebe eski toplumun ebesidir” derken tam ve eksiksiz bir şekilde şiddet olmadan burjuvazinin devrilemeyeceğini ifade etmiş oluyor.

“Mahşerin Atlısı” İşçi Sınıfı Gelecek

Türkiye’nin uluslararsı tekel sahipleri ve sözcüleri Erdoğan yönetimi altındaki gidişattan memnun olmadıklarını bir kaç defa tekrarlamışlardı. Bu kez, tavırlarını net olarak ortaya koydular. Erdoğan başkanlığındaki yönetimle devam edilmeyeceğini, ortaya koydukları programla netleştirdiler. Ve CHP, İyi Parti gibi muhalefet partilerinin oluşturduğu “Millet İttifak (Mİ)”ına “programınız budur!” dediler. Kendi programlarının adını da :” Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” koydular.

Karanlığın iki rengi (Nubar OZANYAN)

Öbür dünyanın cennetini halkına anlatarak yaşanılan dünyayı cehenneme çeviren faşist R.T.Erdoğan, Türkiye’yi yoksulluğun ve yolsuzluğun dibine batırdı. Türkiye, dünya sefalet endeksinde 56 ülke içinde 21. sırada yer aldı.

Halkına iyiye gitmeyen ekonomi ve artan işsizlikten başka bir şey veremeyen İttihatçı-Kemalist AKP-MHP faşizmi, Avrupa ülkeleri içinde sefalet endeksinin en yüksek olduğu ülke ünvanını elde etti.

Birer Birer Duran Mohikan Yürekler ve Düşündürdükleri (Emre Erdal)

Gözünü açtığı yüzyılın devrimci başarılarıyla kanatlanan, yenilgilerine derinden hüzünlenen, yoldaşları düştüğünde ağlayan, kavga saatinde ise şahinleşen, düşlerinin ardından hesapsız yürüyen, pek çok şeyi yarım yaşayan ama zorunluluklarından kurtulmuş bir dünya sevdasından asla vazgeçmeyen bir devrimci kuşağın artakalan mohikanlarını birer-ikişer kaybediyoruz.

Avrupa’dan Ermeni Devrimciler:Şehit Nubar Ozanyan Taburu'nu selamlıyor kampanyayı destekliyoruz!

Rojava’da 2011’den beri devam eden karşı-devrimin güdümündeki azgın saldırılar günümüz koşullarında farklı boyutlarda da olsa devam ediyor. 2011’de TC, S. Arabistan, Ürdün, İsrail gibi ülke devletlerinin Suriye’ye saldırıları, 2012’de Rojava’yı da hedef almıştır. 12 Temmuz 2012’de Kürt Yüksek Komitesi kuruldu ve PYD önderliğinde YPG/YPJ güçleri üzerinden bu saldırılar göğüslendi. 24 Temmuz 2012’de iç asayişten sorumlu Asayiş Güçleri de oluşturuldu. Ve devamında Afrin, Kobane, Cizre’de oluşturulan kanton yönetimler üzerinden özerk Rojava yönetimi ilan edildi.

TKP-ML Temsilcisi Orhan Ünal: “Örgütlenmekten başka çıkış ve mücadele etmekten başka kurtuluş yolu yoktur”

“Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesinin 1 yılı geride kaldı. “İleri…Daha İleri…” şiarıyla Türkiye’de ve Kürdistan’da birleşik devrimin bayrağı devrimci hamle çerçevesinde büyümektedir. Faşizme karşı, sömürgeci ve işgalci güçlere karşı yürütülen eylemler ile işçi sınıfının, gençlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin ve sistem tarafından sömürülen-ezilen bütün halkın kurtuluşu mücadelesinde önemli ilerlemeler kaydedildi.

Neden Öcalan’ın özgürlüğüne karşı sessizsiniz? (Vedat Yeler)

Üzülerek böyle bir yazıyı yazdığımı belirtmek istiyorum. Galiba ilk başta ifade etmem gereken mesele, ben ve benim gibi Marksizm suyuna bulaşmış birçok Kürdü ‘hüsrana uğratan bir konunun’ hüznünü dile getirmek oldu. Çok basit ve sade bir dille, hiçbir teorik ve ideolojik kriz yaratmadan 9 Ekim Komplosu’nun yıldönümünde 23 yıldır ağır tecrit altında olan bir halkın önderliği için örgütlenen bir kampanyaya ve bu kampanya nezdinde açığa çıkan Türkiye sol, sosyalist, devrimci, demokrat… kesimin sessizliğine değineceğim. Kişisel ve duygusal bir sitem olarak da ele alabilirsiniz.

EYLÜL’den sonra EKİM (Nubar OZANYAN)

Eylül’de kaybettik, Peru gerillalarının önderi Gonzalo yoldaşı. Ekim’de Kürt ulusal özgürlük gerillalarının önderi Öcalan’ın özgürlüğünü kaybetmeyelim. Ağır tecrit koşullarında hiçbir devrimci önderin ve öncünün tutsak kalmasına müsaade etmeyelim. Halklar ve önderler üzerinde sallanan sermayenin kanlı kılıcını aşağı indirelim.

Önderlik, tarihsel süreç ve birikimlerin sentezidir. Önderlik, ileri bir bilinç, ileri bir hamle ve değişim gücüdür. Bazen en ağır tecrit koşularında yıllarca bir yoldaş sesi duymadan direnmektir.

Sayfalar