“Sınıfsız toplum kurulana kadar kültür devrimleri gereklidir”
Büyük Proleter Kültür Devrimi (BPKD) 1966 yılında sosyalist Çin’de ÇKP MK içindeki kapitalist yolculara karşı Mao Zedung’un bizzat önderlik ettiği büyük bir devrimdi. Sosyalizmi kurmuş ve bu yolda ilerleyen bir ülkede, Çin’de, Liu Şao-Çi’nin başını çektiği parti içindeki yeni burjuvaziye karşı, Mao’nun Ağustos 1966 tarihinde “Karargahı Bombalayın” şiarıyla başlayan o büyük devrim, revizyonistlerin parti içinde alaşağı edilmesiyle başarıya ulaşmıştı.
Büyük Proleter Kültür Devrimi, sosyalizmde sınıf mücadelesinin bitmediği, aksine kimin kazanacağının henüz belli olmadığı şartlarda, MLM’ye yaptığı büyük katkıyla proletarya diktatörlüğünü daha da zenginleştirerek tarihte hak ettiği yeri almış oldu. Büyük Proleter Kültür Devrimi, parti içindeki yeni burjuvazi üzerinde proletarya diktatörlüğünün yeniden tesisi idi. Bu sadece ideolojik bir baskılanma değil, askeri, iktisadi ve kültürel tüm alanlarda geliştirilen bir devrimdi. Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin en büyük özelliği kapitalist yolculara karşı kitlelerin seferber edilmesiydi. Kitleler, tıpkı devrim öncesi gibi, harekete geçirilerek, iktidarı gasp eden revizyonistlere karşı ayaklanarak, kaybedilmek üzere olan sosyalist iktidarı revizyonistlerin elinden çekilip almıştı. Kitleler, proletarya diktatörlüğüne sahip çıkarak, yeni burjuvaziyi yenerek zafer kazanmışlardı. Mao, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nde kitlelerin o muazzam tarihsel önemini şöyle özetliyordu. “Bu defaki Büyük Proleter Kültür Devrimi, proletarya diktatörlüğünü sağlamlaştırmak, kapitalizmin restorasyonunu önlemek ve sosyalizmi kurmak için tamamen zaruri ve fevkalade”.
Mao Zedung bunu, 1966 yılında fark etmemişti. BPKD’den çok önce de sosyalizm şartlarında sınıf mücadelesinin acımasızca sürdüğü ve komünistlerin sürekli uyanık olmalarını şu sözlerle dile getiriyordu; “Günümüzde devrimin görevi henüz tamamlanmamıştır; henüz, en sonunda kimin kimi alaşağı edeceği kesinlikle belli değildir. Sovyetler Birliği’nde Kruşçev iktidarda değil midir? Burjuvazi iktidarda değil midir? Bizde siyasi iktidarın burjuvazinin elinde olduğu durumlar vardır; onların adamlarının bulunduğu üretim tugayları, fabrikalar ve sein komiteleri olduğu gibi, bölge ve eyalet komiteleri de var. (…) Sınıf mücadelesi hemen sizin yanı başınızda değil midir? Karşı devrim diye bir şey olmazsa, o zaman niye hala devrimlere ihtiyacımız olsun” diyerek sosyalizmde geriye dönüşlere dikkat çekiyordu.
Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin MLM olan bu katkısı, sadece devrimi gerçekleştiren ülkeler için geçerli değildir. BPKD, devrim öncesinde MLM bir partide partiyi ele geçiren revizyonistlere karşı da yapılan, yapılması gerekli bir “devrim” niteliğindedir. Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin biz MLM’lere bıraktığı en büyük derslerden biri de budur. Partide çoğunluk olan ya da kendisini çoğunluk yerine koyup, kitlelelere o şekilde gösteren revizyonistlere karşı, parti tabanını başvurularak, yani suyun kaynağına inilerek revizyonistleri alaşağı etme harekatıdır.
Revizyonistler, parti içinde hiçbir zaman demokrasiyi tanımazlar. Tüzük onların lehine işliyorsa vardır. Kendi azınlık kararları herkesin uyması gereken kararlardır. Onlar için partililer, kendileri gibiyse bir anlamı vardır. Parti kitlesi revizyonistler için sadece söylenenleri yapanlardır. Kendi düşünce ve önerilerini söylemeyi, itiraz etmeyi, eleştirmeyi parti kitlesi için bir lüks gördüğü için, partiye musallat olmuş revizyonistler, parti kitlesini bir şey bilmeyen, sadece söylenenleri yapmakla mükellef gördüğü için küçümsenmekte ve hiçe saymaktadır.
Bu devrim deyiminden çıkan en büyük derslerden biri de, Büyük Proleter Kültür Devrimi sonrası Şanghay’daki 17 no’lu fabrikanın parti komitesiyle yapılan bir röportajda partili işçilere BPKD sırasında “Parti birliğini bozmaktan korkmadınız mı?” sorusuna verilen cevaptır. İşçiler bu soruya gayet açık ve net olarak, “Hayır. Mao, bize, parti içinde anlaşmazlıktan korkmamamızı öğretti. Liu Şao-Çi ise, tam tersine, ‘parti içinde barış’ öğütleri veriyordu; elbette oportünizmden başka bir şey değildi bu. Mao, bu ‘iç barış’ anlayışına karşı mücadeleyi çok önceleri başlatmıştı” diyerek, kitlelerin sürü olmadıklarını açıkça ortaya koymuşlardı.
Keza, aynı parti komitesine “Demokratik merkeziyetçilik anlayışına bağlı bir Partide, yönetime karşı bir isyan nasıl olabilir? İsyan ile Parti disiplini birbirleriyle çelişmiyor mu?’” soruna yine “Hayır. Kayıtsız şartsız boyun eğmeyi, Parti önderlerine kölece itaati ve tartışmasız disiplini öğütleyen Liu Şao-Çi idi. Kitlelerin fikirlerine hiç kulak asılmıyordu. (…) Liu, şöyle demişti ‘kitleler geridir’, Mao ise, şöyle diyor: ‘gerçek kahraman kitlelerdir’ ‘”diyordu.
(Bir Partizan)
Son Haberler
Sayfalar
Bizim keko, Mazlum (Nubar OZANYAN)
5 Nolu Zindan’da günler geçmek bilmiyor, işkencenin dozajı akıl almaz sınırlara dayanıyordu. Ağır işkence altında dayanamayıp itirafçılaşan ve ihbarcılaşanların sayısı artıyordu. Süreç, yıkıma ve ihanete doğru gidiyordu. Her yan umutsuzluk ve karamsarlık doluydu. Öldüresiye işkenceleri göze alarak bir merhaba, bir ses ve bir gülüş yollamak, o günün koşullarında direnişin ilk adımı oluyordu.
Mahkemelerin işkenceci, işkencecilerin ise yargıç olduğu bir dönemi yaşarken Mazlum Doğan arkadaş bir şeyler yapmanın yol göstericisi oldu.
Oyuna gelen savaşmak zorunda kaldı.[ismail cem özkan]
Rusya Ukrayna’yı işgal etti ve büyük bir zafiyet ile karşılaştı. Evdeki hesap savaş alanına uymadı ve haftalardır işgal ettiği toprak parçası dağın fare doğurması kadar, Rusya bir arpa boy yol alamadı...
Peki, bunda en büyük rol / sorun nedir?
Savaş bir örgütlenme modelidir. İyi örgüt olursanız savaşı yürütürsünüz...
Peki, örgütlenme ya da örgüt nedir?
Hep anlatılan saç ayakları vardır, genelde üç rakamlı ile başlar cümleye…
Para, istihbarat, lojistik…
Peki, Rusya üç saç ayak konusunda konuda ne kadar başarılı?
Zelenskıy Halk Kahramanı mı? (Monika Gärtner-Engel )
Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskıy, Ukrayna savaşında Rusya Devlet Başkanı Valdemir Putin'in tam tersi gibi görünüyor. Putin alaycı bir soğuklukla ortaya çıkıyor. KGB'nin eski bir gizli servis subayı olarak, acımasız kararlarını her zaman tek başına sunan, güç takıntılı bir emperyalist tekel politikacısıdır. Şu anda 12.000'den fazla barış göstericisini tutukladı ve Halep'te (Suriye), Grozni'de (Çeçenistan) veya şimdi Ukrayna şehirlerinin bombalanmasında insanlık dışı savaşı temsil ediyor.
Bu 8 Mart bir başka olacak! – Ayfer Polat
Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik krizle birlikte artan yoksullaşmaya paralel ciddi bir hak arama mücadelesi işçi emekçi eylemleri, grevler dalga dalga yayılmakta, elektrik faturalarını ödeyemeyen kitleler, “Geçinemiyoruz” diyerek meydanlara dökülüyor. 2022 daha şimdiden işçi ve emekçilerin hak arama mücadeleleri ve bu mücadeleden doğacak kazanımların damgasını vuracağı bir yıl olacağını söylemek mümkün.
Devrimci Teori ve Komünist Partisi
"Nesnel gerçekliği yansıtmayan, pratiğin çelişmelerini doğru olarak saptayamayan ve pratiğin önüne doğru çözüm önerileri getiremeyen teori de, pratiği değiştirmeye ve devrimci tarzda ilerletmeye yetmeyecektir. "
“Öncü savaşçı rolünün –der Lenin- ancak en ileri teorinin kılavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirebileceğini belirtmek istiyoruz.” 1
Emperyalist savaşa karşı halkların aktif direnişi için ileri
Emperyalist savaşa karşı barış daha güçlüdür. Çünkü dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar barıştan yanadır. Savaş isteyen ve savaş çıkaran ise bir avuç emperyalist tekeller ve onların emperyalist devletleridir.
Rus emperyalistlerinin Ukrayna’ya işgal amaçlı askeri saldırıları, peşinden nükler tehditler, başta, baş savaş kışkırtıcısı ABD olmak üzere Batılı emperyalistlerin ve bunların savaş örgütü NATO’nun savaşı körükleyen çabaları, aşırı silahlanmaları, dünya halkaları için büyük bir yıkımın hazırlığının göstergeleridir.
Enflasyon: İşçilerden Alıp Tekellere Daha Fazla Aktarımdır
Arif Alıç
“Bütün geçmiş tarih göstermektedir ki, para değerinde ne zaman böyle bir düşme olsa, kapitalistler hemen işçileri aldatmak için bu fırsattan yararlanmaya bakarlar.” Marx[1]
Burjuva medyası, liberal ekonomistler her ne kadar bağırıp çağırsalar da kapitalist sistemde enflasyonun anlamı; işçilerden daha fazla alıp tekellere aktarımdır. Yani, işçi sınıfı ve emekçilerin daha fazla soyulmasının resmi adıdır, enflasyon.
Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş “Göreceli Barış” Kapısını Zorluyor
“Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.
“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı.
Birleşik Mücadele Güçleri ve Birlikte Yürümek
Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) ikinci yılında girmiş bulunuyor. 4 Şubat 2021 tarihinde kuruluşunu ilan eden BMG, yayınladığı deklarasyonda: “Türkiye-Kürdistan sathında muazzam gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal ve toplumsal zeminle karşı karşıyayız. Emperyalist kapitalizmin ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi günden güne büyürken, AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı, saldırılarına azgın bir şekilde devam ediyor. Koşullar, faşizmin çizdiği sınırlara hapsolmuş hiçbir anlayış ve önerinin kurtuluş reçetesi olamayacağını gösteriyor.
“... Yaşasın TİKKO Konferansımız!”(2)
TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı.
– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?
Ekin Vartinik/Azad Axpanos: Başlamadan önce devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizi saygı ve minnetle anıyor, kavgalarına bağlılığımızı yineliyoruz.
Savaş hali (Nubar OZANYAN)
Rojava halkı, hemen hergün Türk devletinin yeni bir saldırı ve tehdit haberiyle uyanıyor. Hemen hergün bu saldırılarda insanlar ya katlediliyor ya da ağır bir şekilde yaralanıyor, sakat kalıyor.
Doğduğu topraklarda özgürce yaşamaktan başka bir amaçları olmayan halklar, beklemedikleri bir an ve "nereden geldiği tam tespit edilemeyen" bombalı saldırılara maruz kalıyorlar.
Diktatör Erdoğan, tehdit ve ölüm saçan İHA-SİHAlarıyla halkı katletmeye devam ediyor. Amûde-Kobanê-Hesekê-Qamişlo-Derîk-Şêngal-Mexmur'da hemen her gün yeni katliamlar işliyor.