Salı Ekim 13, 2026

Şengal Jenosidi: Ezdi kızlar, Baba Şêx’in fetvasıyla Laleş’e döndü

IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Ezdilerin yurdu Şengal’e saldırmasıyla Ezdi Kürtler dünyanın gözü önünde tarihin en büyük soykırımlarından birini yaşadı. IŞİD’in saldırılarıyla 73. Kez soykırıma uğrayan Ezdiler, Arap komşu ve kirveleri tarafından da ‘Kafir’ ve ‘düşman olarak ilan edildiler. Soykırımdan kurtulan Ezdi Kürtlerinin anlatımına göre, birlikte yaşadıkları Arap komşuları, köy okullarından megafonla ‘Katli vaciptir’ çağrılarında bulundu.

IŞİD, Şengal’de Ezdi erkekleri toplu halde öldürmüş, Ezdi kadın ve çocuklarını da ‘Savaş ganimeti’ olarak kaçırıp ‘Köle pazarlarında cariye’ olarak satmaya başladı. 4 yaşını dolduran tüm çocukları annelerinden kopartarak şeriat okullarında, katı disiplinle, IŞİD’in siyasi ve askeri eğitimlerinden geçirerek, anne ve babalarının neden katli vacip olduğunu onlara ezberletildi.

IŞİD’in uyguladığı jenositten sağ kurtulan Ezdi kadınları cinsel saldırıya, işkenceye maruz kaldı. Çoğu Ezdi kadın ve kız bu işkence ve cinsel saldırı nedeniyle yaşamlarına son verdi.

IŞİD’in esaretinden ilk kaçan kızlar tek başlarına aç, susuz kilometrelerce yol yürüyerek koca bir IŞİD hakimiyetini arkalarında bıraktılar. Nereye kime gideceklerini bilmeden ölüm sessizliğinde yürüdüler. IŞİD Ezdi kadın ve kızların kaçmaması için, onlara “Biz sizi, sizin inançlarınıza göre kirlettik. Siz artık Ezdi toplumu ve uleması tarafından kabul edilmezsiniz, Oraya vardığınızda sizi bizler değil sizin dini liderleriniz ölümle cezalandırır” sözleriyle tehdit ettiler.

İlk kaçan Ezdi kızlar IŞİD’in içlerine saldığı korkuyla Laleş Tapınağı’na ulaştıklarında Baba Şêx’in kendilerini karşılamak ve kucaklamak için, ilerlemiş yaşına (Baba Şêx 84 yaşlarında idi) rağmen upuzun bir yolu yürüyerek gelmiş olması, korkularının ne denli yersiz olduğunun ispatı oldu. Ruhani Lider Baba Şêx ilk olarak özgürlüklerine kavuşmuş, Ezdi kızlarının ellerini öptü. Onların ellerini kendi kafasının üstünde tuttu. Ve onlara “Siz bizim dinimizin asıl savaşçıları ve temsilcilerisiniz” dedi. Onları Laleş tapınağının beyaz suyuna götürdü. Beyaz suda kendi elleri ile yıkadı, arındırma ritüeli ile kafalarını yeniden Ezdi mor’unu (Mor kirdin: vaftiz etmek, kutsamak vs.) yaptı ve kutsadı. Laleş Tapınağı’nda günlerce onları misafir etti. Birçok kızı da onaylarını alarak evlendirdi.

IŞİD’in Şengal’e saldırısının üzerinden 5 yıl geçerken Baba Şêx’in oğlu ve aynı zamanda vekili Baba Şêx Hadi ile Ezdi Soykırımı’nın yıl dönümünde yaşananları konuştuk.

Şengal soykırımından sonra IŞİD'in elinden kurtarılan kızlara ilişkin Baba Şêx bir beyanname yayınlandı, bu beyanname hangi esaslara dayalı olarak yayınlandı?

28 Ağustos’ta 2 Ezdi kız Felluce'den getirildi. Bunlardan birinin ismi Hanya, diğerinin ismi ise Samina'ydı. Bu kızlarımız IŞİD'in eline esir düşmüşlerdi ve IŞİD onlara her türlü kötülüğü, insanlık dışı muameleyi reva görmüştü. Bu kızla getirildiğinde, Baba Şêx bunların elini tutarak ‘Siz Ezdi inancının en fedakar en değerli insanlarısınız” dedi. Baba Şêx onlara “Yaşadığınız, size zorla yaşatılan hiç bir şeyi rızanızla, isteminizle yapmadınız. Tamamen insanlı dışı uygulamalarla bu şeyler size karşı yapıldı. Siz inancınızın kurbanlarısınız. Ezdi olma gerçekliğinin kurbanlarısınız. Siz toprağınızın, yaşadığınız coğrafyanın, ülkenizin kurbanlarısınız. Bu nedenle de Ezdi inançlarımıza göre siz kesinlikle bozulmamış, tertemiz, helal insanlarsınız” dedi. Ortaya çıkan bu gerçeklikler doğrultusunda, bütün bir Ezdi toplumun kabul etmesi gereken bazı kararlar almamız gerekiyordu. Bu temelde bir beyanname yayınladık. Bu beyannamede IŞİD'in eline esir düşmüş, daha sonradan kurtulmuş Ezdi kızlarımızın, inançlarımıza ters gelecek, ya da örf – adetlerimize zarar verecek hiç bir şey yapmadıkları, tam aksine IŞİD gibi vahşi, insanlık dışı bir örgüte esir düşmelerine rağmen onurlarını koruduklarını, bu nedenle de Ezdi toplum içerisinde her zaman yerlerinin olduğunu açıkladık.

Bu beyannameyi ilk hazırladığımızda, yayınlamaktan çekindik. Çekincelerimizde iki sebep vardı. Birincisi, “Acaba bu beyannamenin ileride Ezdilik inancına ne gibi zararları olur. İleride farklı anlamlara yol açabilir mi?” Ama diğer taraftan, şayet yayınlamazsak IŞİD'in elinde esir olan kızlarımız var olan gerçekliklerden korkar ve gelmek istemeyebilirler diye düşündük. Bu konuya ilişkin çok kapsamlı tartışmalar yaşadık. Bu konuda çok farklı araştırmalar yaparak, gençlerimizin, aydınlarımızın, akil insanlarımızın fikirlerini aldık. Biz beyannamemizi hazırladıktan sonra Birleşmiş Milletler temsilcileri yanımıza geldi ve bize neden bu beyannameyi yayınlamadığımızı sordu. Biz de kendilerine çekincelerimizi bildirdik. Onlar da bize hiç bir çekince olmadan bu beyannameyi yayınlamamızı söylediler. Yürüttüğümüz tartışmalar, aldığımız güvenceler ve en önemlisi de esir düşmüş Ezdi kızlarımızın Ezdi toplumu içerisinde başı dik yaşama garantileri için 2015 yılının 2. ayında bu beyannameyi farklı dillerde yayınladık. Bu beyanname yayınlandıktan kısa bir süre sonra Ezdi kadın, kız, çocuk, yaşlı ve erkeklerden oluşan 217 kişi Havice tarafından, bir Arap Şêx aracılığı ve yardımıyla getirilerek bize teslim edildi. Bu beyannamenin yayınlanmasından sonra artık her taraftan kurtarılma imkanları oluşan insanlarımız grup grup getirtildi. Zaten bu gelişlerde gösterdi ki bu beyanname çok cesur ve Ezdi toplumu için çok gerekli bir beyannameydi, şimdide bu konuda ne kadar haklı olduğumuz daha da gün yüzüne çıkmakta.

Ezdi toplumu ve Ezdi inançlarımıza göre, bir Ezdi kızının Ezdi olmayan birisiyle cinsel münasebete girmesi kabul edilmeyen bir gerçeklikti. Tarihte özellikle Osmanlılar döneminde Ezdi toplum üzerine yapılan katliamlar ve bu katliamlarda yaşanmış bir çok gerçeklik var. Ama Ezdiler en zorlu dönemlerinde aldıkları stratejik kararlarla kendi inançlarını ve yaşam tarzlarını bu güne kadar taşıyabildiler. Biz de bu beyannameyle bu tarz bir stratejik karar verdik. Yani bu kızlarımız Ezdilere yönelik gerçekleşen, inanç temelli bir katliamın kurbanı ve esiri oldular. Bu bir tercih ya da bir rıza değil, tamamen yaşanmış bir zorbalığın sonucu. Bu nedenle de kızlarımızın affedilecek, ya da yeniden Ezdiliğe kabul edilmeyi gerektirecek herhangi bir suçları ya da günahları yok diyerek bu beyannameyi yayınlama kararına vardık.

Bu beyannameyi yayınladığınızda Ezdi toplum içerisinde herhangi bir tepki yada kabullenmeme ile karşılaştınız mı?

Yok hayır. Kesinlikle hiç bir tepki ya da karşı çıkmayla karşı karşıya kalmadık. Çünkü Ezdi toplum içerisinde Baba Şêx'in aldığı kararlara karşı tepki ya da itiraz olmaz. Baba Şêx'in aldığı kararlar Ezdi toplum içerisinde sorgulanamaz. Üzerine tartışmalar yapılır, güçlendirme temelinde fikirler üretilir, öneriler sunulur ama kesinlikle alınan kararlar ayaklar altına alınacak davranışlarla karşı karşıya kalmaz. Tabi bunu doğru anlamamız gerek, Baba Şêx de elinde bu yetki, bu imkan var diye keyfi yada farklı çıkarlara hizmet edecek, Ezdi topluma zarar verecek kararlar almaz. Bunu yapmaz.

Kurtarılan Ezdi kızları Baba Şêx'in yanına getirildiklerinde, Baba Şêx'in bu kızlara yaklaşımı nasıl oluyor?

İlk kurtarılan kızlarımızdan Samina, Baba Şêx'in yanına geldiğinde, Baba Şêx, Samina'nın elini tutarak kendi kafasının üzerine koydu ve ona şunları söyledi: “Siz bizim fedakar kızlarımızsınız, inançlarınız ve Ezdi toplumunun değerleri için bu insanlık dışı uygulamalarla karşı karşıya kaldınız. Ama siz bizim baş tacımızsınız ve her koşulda biz sizi başımızın üstünde taşımaya hazırız.” O dönemlerde IŞİD'in elinden kurtarılan bütün Ezdi insanlarımızı karşılamak için Baba Şêx kendisi gitti. Fakat şimdi yaşı ilerlediği ve rahat hareket edemediği için eskisi kadar yapmak istediklerini yapmakta zorlanıyor. Şu an 88 yaşında ve eskisi gibi karşılamalara vs. gitme gibi durumları yapmakta zorlanıyor. Fakat Baba Şêx'in vekilleri temsilcileri olarak bizler Baba Şêx'in yapması gereken ama yapamadığı şeyleri kendisinin yerine yapıyoruz.

IŞİD'in elinden kurtarılmış Ezdi kızları ile daha önce yaptığım görüşmelerde, “İlk getirildiğimiz dönemlerde, korku ve çekincelerimiz, hatta psikolojik sorunlarımız vardı. Fakat Baba Şêx'in huzuruna çıktıktan ve onunla sohbet ettikten sonra rahatladık, psikolojimiz düzeldi' diyorlardı…

IŞİD vahşeti bütün Ezdi toplumunda derin psikolojik yaralar yarattı. En büyük psikolojik yarada esir kızlarımız oldu. Bu kızlarımız bu vahşetten kurtulup tekrardan vatanlarına döndüklerinde, tedavisi çok zor psikolojik yaralarını da kendi içlerinde getirdiler. Baba Şêx bunun farkındaydı ve buna göre bir yaklaşım sergiledi. Bu kızlarımız geldikten sonra Baba Şêx'in karşısına çıktılar. Daha sonra kutsal mekânımız Laleş'e gittiler. Bir bütünen olmazsa da kısmen psikolojilerinde bir rahatlamanın yaşandığını söyleyebilirim. Hatta bu konuya ilişkin dikkat çekici bir örnek verebilirim: Bir erkek çocuğu, IŞİD'ten kurtulmuş bir kıza aşık oldu ve evlenmek istedi. Ama erkek çocuğun babası, “Bu kız IŞİD tarafından kirletilmiş, ben bunu gelin olarak kabul etmem” demişti. Biz karar alarak bu kişinin Baba Şêx'in huzuruna çıkmasını istedik. Baba Şêx huzurunda bu adama “Sen nasıl olurda bu kızımız için bu kelimeleri kullanırsın, sen bu şekilde davranmaya devam edersen seni Ezdilikten aforoz ederim” dedi. Adam özür diledi ve oğlunun bu kızla evlenmesine razı geldi. Yani biz de bir toplumuz ve bütün toplumlar gibi bizim içimizde de gericilik, anlayışsızlık yaklaşımları mevcut. Elimizden geldiğince bu türden yanlış yaklaşımların önünü alarak doğruları toplumumuza göstermeye çalışıyoruz.

Son olarak herkesin, hatta uluslararası kamuoyunun çok merak ettiği bir konu var. IŞİD'in elinden kurtarılmış bazı kadınların o dönem doğurduğu çocukları var. Ezdi ileri gelenlerinin bu çocukları kabul etmediklerine dair düşünce ve görüşler var. Gerçekten öyle mi?

Bu konuya ilişkin çok ciddi problemler var. Aslında en büyük problem bizim bu çocukları kabul edip etmememiz değil. Aslında biz kabul ediyoruz. Ama şunu bir düşünün, bir anne için en değerli şey nedir? Elbette ki evlattır. Şimdi biz bu çocukları kabul edip getirelim, kendi toplumumuz içerisinde 5 – 10 yıl bu çocuklara her türlü hizmeti yaparak, büyütelim ama bir gün, bir Arap gelsin ve bu çocuk benim torunum, benim çocuğumun çocuğu vb. gerekçelerle alıp götürsün. Biz bunu nasıl kabul edelim. En büyük sorun Irak Anayasası’nda belirlenmiş kanunlar. Irak Anayasası’nda belirlenmiş kanunlar İslami ve şeriat kanunları. Yani problem Ezdi toplumda değil, Irak'ın şeriat kanunlarında. Çünkü bu kanunlara göre aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, doğmuş bir çocuk babasının künyesine geçmek zorunda. Yani bu Ezdi kızlarımızın doğurduğu çocuklar bu şeriat kanunlarına göre babaları her kimse, onun nüfusuna geçmek zorunda. Mesela biz Ezdilerde çocuk annelerinin soyundan giderler, babalarının değil. Yani esas olan annedir, baba değil. Şayet bizim Ezdi toplum olarak devletimiz olsaydı, kendi kanunlarımız, hükümlerimiz olsaydı biz bu çocukları annelerinin nüfusuna kaydederek, Ezdi toplumu içerisinde hayatlarını idame etmelerini kabul ederdik. Örneğin Irak anayasasına göre, babası Müslüman olan bir çocuğun kimliğine Müslüman yazma zorunluluğu var. Yani biz bu çocukları kendi toplumumuzun içerisine Müslüman kimlikleri ile kabul etmek zorunda bırakılmak isteniyoruz. Bu nedenle de biz bunu kabul etmek zorunda değiliz. Irak Anayasası bu konudaki hukuki kararını değiştirir, bu çocukların kimliklerine 'Müslüman' ibaresi yazma zorunluluğunu kaldırırsa şayet, bizim bu çocukları kabullenmeme gibi bir durumumuz da olmaz.

Ruken Hatun Turhallı-Repörtaj

Kaynak: BasNews 

9314

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

TKP-ML AVRUPA KOMİTESİ:50. MÜCADELE YILIMIZDA PARTİMİZ TKP-ML ÖNCÜLÜĞÜNDE DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ MÜCADELESİNE SEN DE EMEĞİNLE KATIL!

Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza!

Açlık, yoksulluk, savaş ve göçler ezilen dünya halkları için kader değildir. Tüm bunların sorumlusu emperyalist kapitalist sistemdir. Emperyalistler bitmez tükenmez kâr hırsla dünyanın tüm yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını sömürmeye devam ediyorlar.

ANALİZ | Kim Geri Adım Attı?

Açıkça görüleceği üzere emperyalistler bir kez daha “sevgili diktatörlerine” sahip çıktılar! RTE’nin içine düştüğü durumdan çıkması için “diplomasi oyunu”na başvurdular. Bir çeviri oyunuyla ona gereken çıkış yolunu gösterdiler. Geri adım atan elbette TC oldu.

AİHM aylar önce S. Demirtaş ve O. Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına karar vermişti. AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan O. Kavala ve eski HDP Eş Genel Başkanı S.

Ermenilerin uyanışı (Nubar Ozanyan )

Ölüm tarlalarından ve yollarından geçerek sağ kalmayı başaran Ermeniler, bir baştan diğer uca dek Suriye’nin sınır bölgelerine yerleşirler. İlim, gül ve bal diyarı yaptıkları anavatanları Hayastan’a bir gün geri dönme umudu ve hayaliyle yaşama tutunurlar.

Soykırım külleri içinden ayağa kalkan Ermeniler, mahir elleriyle yeniden toprağa, taşa, demire, çeliğe, bilime, sanata, yüreğe dokunurlar. Müzik, ekmek ve şarap kadar kutsal sofralar kurarlar. Yeniden kapılarını açarlar inanana ve inanmayana…

Devrimci zor ve burjuvazinin terör kavramı (Sentez)

Marks, “zor, yeni bir topluma gebe eski toplumun ebesidir” derken tam ve eksiksiz bir şekilde şiddet olmadan burjuvazinin devrilemeyeceğini ifade etmiş oluyor.

“Mahşerin Atlısı” İşçi Sınıfı Gelecek

Türkiye’nin uluslararsı tekel sahipleri ve sözcüleri Erdoğan yönetimi altındaki gidişattan memnun olmadıklarını bir kaç defa tekrarlamışlardı. Bu kez, tavırlarını net olarak ortaya koydular. Erdoğan başkanlığındaki yönetimle devam edilmeyeceğini, ortaya koydukları programla netleştirdiler. Ve CHP, İyi Parti gibi muhalefet partilerinin oluşturduğu “Millet İttifak (Mİ)”ına “programınız budur!” dediler. Kendi programlarının adını da :” Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” koydular.

Karanlığın iki rengi (Nubar OZANYAN)

Öbür dünyanın cennetini halkına anlatarak yaşanılan dünyayı cehenneme çeviren faşist R.T.Erdoğan, Türkiye’yi yoksulluğun ve yolsuzluğun dibine batırdı. Türkiye, dünya sefalet endeksinde 56 ülke içinde 21. sırada yer aldı.

Halkına iyiye gitmeyen ekonomi ve artan işsizlikten başka bir şey veremeyen İttihatçı-Kemalist AKP-MHP faşizmi, Avrupa ülkeleri içinde sefalet endeksinin en yüksek olduğu ülke ünvanını elde etti.

Birer Birer Duran Mohikan Yürekler ve Düşündürdükleri (Emre Erdal)

Gözünü açtığı yüzyılın devrimci başarılarıyla kanatlanan, yenilgilerine derinden hüzünlenen, yoldaşları düştüğünde ağlayan, kavga saatinde ise şahinleşen, düşlerinin ardından hesapsız yürüyen, pek çok şeyi yarım yaşayan ama zorunluluklarından kurtulmuş bir dünya sevdasından asla vazgeçmeyen bir devrimci kuşağın artakalan mohikanlarını birer-ikişer kaybediyoruz.

Avrupa’dan Ermeni Devrimciler:Şehit Nubar Ozanyan Taburu'nu selamlıyor kampanyayı destekliyoruz!

Rojava’da 2011’den beri devam eden karşı-devrimin güdümündeki azgın saldırılar günümüz koşullarında farklı boyutlarda da olsa devam ediyor. 2011’de TC, S. Arabistan, Ürdün, İsrail gibi ülke devletlerinin Suriye’ye saldırıları, 2012’de Rojava’yı da hedef almıştır. 12 Temmuz 2012’de Kürt Yüksek Komitesi kuruldu ve PYD önderliğinde YPG/YPJ güçleri üzerinden bu saldırılar göğüslendi. 24 Temmuz 2012’de iç asayişten sorumlu Asayiş Güçleri de oluşturuldu. Ve devamında Afrin, Kobane, Cizre’de oluşturulan kanton yönetimler üzerinden özerk Rojava yönetimi ilan edildi.

TKP-ML Temsilcisi Orhan Ünal: “Örgütlenmekten başka çıkış ve mücadele etmekten başka kurtuluş yolu yoktur”

“Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesinin 1 yılı geride kaldı. “İleri…Daha İleri…” şiarıyla Türkiye’de ve Kürdistan’da birleşik devrimin bayrağı devrimci hamle çerçevesinde büyümektedir. Faşizme karşı, sömürgeci ve işgalci güçlere karşı yürütülen eylemler ile işçi sınıfının, gençlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin ve sistem tarafından sömürülen-ezilen bütün halkın kurtuluşu mücadelesinde önemli ilerlemeler kaydedildi.

Neden Öcalan’ın özgürlüğüne karşı sessizsiniz? (Vedat Yeler)

Üzülerek böyle bir yazıyı yazdığımı belirtmek istiyorum. Galiba ilk başta ifade etmem gereken mesele, ben ve benim gibi Marksizm suyuna bulaşmış birçok Kürdü ‘hüsrana uğratan bir konunun’ hüznünü dile getirmek oldu. Çok basit ve sade bir dille, hiçbir teorik ve ideolojik kriz yaratmadan 9 Ekim Komplosu’nun yıldönümünde 23 yıldır ağır tecrit altında olan bir halkın önderliği için örgütlenen bir kampanyaya ve bu kampanya nezdinde açığa çıkan Türkiye sol, sosyalist, devrimci, demokrat… kesimin sessizliğine değineceğim. Kişisel ve duygusal bir sitem olarak da ele alabilirsiniz.

EYLÜL’den sonra EKİM (Nubar OZANYAN)

Eylül’de kaybettik, Peru gerillalarının önderi Gonzalo yoldaşı. Ekim’de Kürt ulusal özgürlük gerillalarının önderi Öcalan’ın özgürlüğünü kaybetmeyelim. Ağır tecrit koşullarında hiçbir devrimci önderin ve öncünün tutsak kalmasına müsaade etmeyelim. Halklar ve önderler üzerinde sallanan sermayenin kanlı kılıcını aşağı indirelim.

Önderlik, tarihsel süreç ve birikimlerin sentezidir. Önderlik, ileri bir bilinç, ileri bir hamle ve değişim gücüdür. Bazen en ağır tecrit koşularında yıllarca bir yoldaş sesi duymadan direnmektir.

Sayfalar