Salı Ekim 27, 2026

Rakka Operasyonu Emperyalizmle Kurulan Köprüdür!- Marco Karakaya

Suriye’de 2011’den bu yana yaşanan toplumsal gelişme ve karmaşa hali derinleşerek devam ediyor. Artık Ortadoğu sisteminin nasıl şekilleneceğine dair bir mücadele ve savaş süreci yaşanıyor diyebiliriz. Uzun süre muhalif denen ve geniş bir emperyalist blokun ve bölge gerici devletlerinin desteğiyle ayakta duran kesim gerek askeri gerekse de siyasi anlamda Esat rejimi karşısında ciddi bir başarı üretemedi. Rusya ve İran’ın Esat rejimine sunduğu destek Suriye’de ki “savaşın” tam bir “vekalet savaşı” niteliğine bürünmesine neden oldu. ABD’nin başını çektiği NATO bloku ile Rusya’nın başını çektiği ve arkasına Çin’i aldığı blok Suriye’de vekilleri üzerinden süreci şekillendirmeye çalıştı. Bu süreç boyunca Rojava’da PYD önderliğinde kendi öz-gücüne dayanan bir mücadele ve demokratik ilerici bir süreç yaşandı. Suriye’de yaşanan savaşta kendi hesabına siyasi çizgi tutturabilen, var olan güç dengeleri üzerinden demokratik kazanımlar elde etmeyi beceren yegane güç Kürt Ulusal Hareketi oldu.

Rusya Eylül 2015’de Suriye’de doğrudan savaşa müdahil olarak, deyim yerindeyse “vekalet savaşında” sonun başlangıcı olacak süreci başlattı. Bu süreçten önce ABD emperyalizminin başını çektiği koalisyon güçleri daha düşük profilli bir hava gücüyle müdahale içindeyken, bu süreçten sonra daha etkin bir müdahale süreci örgütlediler. Şimdi Emperyalist bloklar Suriye üzerinden artık dolaylı değil doğrudan planlar çıkararak mücadelelerini şekillendiriyorlar. “Ateşkes Anlaşmaları”, yeniden örgütlenen “Cenevre Barış görüşmeleri” yer yer bölge devletleri de devreden çıkarılarak direk ABD ve Rusya tarafından organize ediliyor ve yer yer kısa zamanda olsa sonuç elde edecek şekilde dikte ediliyor. Esat rejiminin nereye kadar ilerleme sağlayacağı, ABD öncülüğündeki güçlerin hangi alanları kontrol edeceği gibi planlar çiziliyor. Her ne kadar çoğu zaman “evdeki hesap çarşıya” uymasa da güç dengelerini korumak ve zaman kazanmak açısından karşılıklı süreler verilip, yönelim örgütleniyor.

Emperyalist güçlerin süreç boyunca dayandığı güçler, ittifakları vs ciddi düzeyde taktik değişikliklere uğruyor. Hepsinin temel politik argümanı ise “terörle mücadele”, “diktatörlüğe son verme”, “demokratik Suriye’nin inşası” olmaktadır. İŞİD bu konuda oldukça kullanışlı ve hamle yapmak için elverişli bir malzeme niteliği de taşıyor.

Gericilik İçinde Demokratik Mevzi: ROJAVA!

Bu sürecin Kürtler cephesinde yaşanan boyutu özel ele alınması gereken ve sürecin tehlikeli yanlarına dair eleştiriler getirmek elzemdir. Zira Emperyalizmle geliştirilen taktik askeri-siyasi ilişkinin ciddi düzeyde evrim geçirip derinleştiği bir süreç yaşanmaktadır.

Rojava Suriye toplumsal karmaşa ve savaşının en ileri ve demokratik mevzisi konumundadır. Halen bu konumunu sürdürmektedir. Devrimci, demokratik güçlere ve ezilen halklara, Emperyalist gericiliğin, gerici egemen devlet güçlerinin ve Cihadist barbarlığın çıkmazında bir umut ve bir demokratik alan yaratma özelliği vardır. Özellikle Ezilen Kürt ulusunun tarihsel haklarına dair geniş bir kazanım yaratmış, farklı milliyet-mezhep ve siyasal düşüncelerin demokratik zeminde bir arada bulunduğu bir mevzi olmayı başarmıştır. Ama Rojava devrimci süreci, esasta Kürt ulusal özgürlük mücadelesi bağlamında ki toplumsal ihtiyacın kazanımıdır. Yani Rojava bir Kürt ulusal özgürlükçü karaktere sahiptir.

Rojava’daki kazanımlara yönelik her türlü saldırı can bedeli bir mücadeleyle karşılanmış, emperyalistler ve gerici bölge güçleri arasındaki çelişkilere de dayanarak ihtiyaç olan taktik hamlelerle bu kazanımını korumayı başarmıştır. Kobane’de İŞİD’e karşı ABD ile taktik askeri-siyasi ilişkiler, yine Rusya ile benzer ilişkiler, Esat’la çatışmamazlık durumu bu yaklaşımın ürünüdür. Bu noktada Kürt Hareketin emperyalistlerle kurduğu ilişkiler bir bütün taktik ilişkiler olarak değerlendirilmelidir.

Baş Düşmana Karşı Gerici Olan Diğer Güçlerle Taktik İlişki Ve Meşruluk Sınırı!

Ancak emperyalizmle taktik ilişki biçimi özellikle proleter devrimci hareketin zayıf olduğu koşullarda ulusal hareketler için stratejik ilişki biçimine de kapı aralayacak ciddi tehlikelere gebedir. Rusya’nın Suriye’ye doğrudan müdahalesinden sonra, ABD beceriksiz muhalif güçler ve başta Türkiye olmak üzere bölge devletleriyle kotaramadığı Suriye hamleleri için geçici yol arkadaşları ve mümkünse kalıcı hale getirecek ittifak arayışına girdi. PYD ile ilişkilerin pekişerek ve güçlenme süreci de bu yaklaşımın bir parçasıdır. Bunu stratejik müttefiki olan Türkiye’ye rağmen geliştirmekte ve olgunlaştırmaktadır. Çünkü Suriye hamlesi için alanda esaslı başka bir güç örgütlenememiştir.

ABD emperyalizmi bu noktada İŞİD’in Kobane’ye saldırısında, son dakika yardımı ile yetişip hava desteği sunarak bu taktik ilişkiyi aleni hale çevirmiştir. Rojava’nın kimi bölgelerinin Cihadistlerden kurtarılması ve Rojava’nın etrafının temizlenmesinde YPG’ye ciddi askeri ve lojistik desteği esirgememiştir.

Kobane direnişi sürecinde YPG’ye destek kimi muhalif Suriyeli gruplarla siyasal yakınlaşmayı da doğurmuştur. 10 Ekim 2015’de ise PYD önderliğinde Demokratik Suriye Güçleri kurulmuştur. PYD ve YPG dışında bu oluşum içinde yer alan Suriyeli grupların devrimci-demokratik nitelikleri hakkında esaslı olarak bir tespit yapmak mümkün değildir. Ama bu grupların görece zayıf ve etkisiz olduğu bilinmektedir. Ancak mücadelenin Rojava ile sınırlı kalmayan “Demokratik Suriye” yaratılmasına dair bir perspektife dönüşen mücadele karakteri bu oluşumla ete kemiğe bürünmüştür. Kürt hareketi kendi “Demokratik Suriye” çizgisini bu oluşumla gerçekleştirme perspektifini uygulamaya koymuştur. Bu oluşum kuruluş deklarasyonunda “temel amacımız Suriye halklarına karşı savaşan güçlere ve en başta da DAIŞ’a karşı savaşmaktır. Uluslararası koalisyon güçlerine bizlere verdiği destekten dolayı teşekkür ediyor, uluslararası güçleri bizlere desteğini sürdürmeye çağırıyoruz” diyerek bir nevi baş düşmanı İŞİD olarak tespit etmiştir. ABD öncülüğündeki güçlerle ortak mücadele anlayışı da benimsenmiştir. Kuşkusuz bu hareketi değerlendirirken hedef ve amaçları, siyasi çizgileri üzerinden değerlendirmek gerekir. Kürt Hareketinin önderliğinde kurulmasından dolayı niteliğini demokratik, emperyalizmle ilişkisini taktik olarak ele almak mümkündür.

Ancak bugün bir bütün Suriye devrimci sürecinin Emperyalizm müdahalesi ile kesintiye uğradığını bir kabul olarak benimsememiz gerekmektedir. Emperyalist güçlerin “Demokratik bir Suriye” projesi olmadığı net çizgilerle benimsenmelidir. Emperyalizm çağında demokrasi sorunu bir devrim sorudur. Hem de emperyalizmin egemenliğine ve siyasi çizgisine karşı bir mücadeleyi içeren devrim. Bu demokratik devrimin çağımızdaki yani Proleter Devrimler ve Emperyalizm çağında temel karakteridir. Emperyalizm bu bağlamda gerçek bir demokratik devrim hareketine düşmandır, onu boğmak kendine tabi kılmak üzerine tüm strateji ve taktiğini kurar. Bu bağlamda “demokratik devrim” çağımızda anti-emperyalist olmak zorundadır. Anti-emperyalist bir hat tutturmayan hiçbir devrim tutarlı demokratik karakter kazanamaz, bu eksende örgütlenmeyen hiçbir ulusal ve sosyal hareket tutarlı anti-emperyalist olamaz. Bugün Suriye’de gerçekleştirdiği de budur. Emperyalizmin bu siyasal niteliği ve karakteri kavranmaksızın belirlenecek siyasi bir çizgi tutarlı bir demokratik muhtevaya sahip olamaz.

“Demokratik Suriye” Paydaşlığıyla Oluşan Yanlış Siyasi Çizgi!

Bu bağlamda Kürt Hareketinin ulusal sorun ve Kürt ulusuna dayalı örgütlenmesinin objektifliği onu bir bütün “Demokratik Suriye” kurma yeteneğinden ve çizgisinden mahrum bırakacak bir durumdur. Bu tarihsel bir durum ve aynı zamanda olgudur. Kürt Hareketinin Rojava’nın güvenliği, birleştirilmesi vs de Suriye’deki gerici güçler arasındaki çelişkiye dayanarak taktik ilişki geliştirmesi Komünistler açısından esaslı bir sorun değildir. Belirleyici olan bu ilişkinin taktik kalmasıdır ve hareketin siyasi çizgisidir. Ancak Suriye özgülünde ABD emperyalizminin “Demokratik Suriye” projesi kapsamında Kürt sınırlarını aşarak bir hareket ve yönelimi kendi “Demokratik Suriye” projesi kapsamında bir ilişkiye evirmek emperyalizmin demokratik hareketi devşirme tehlikesine güçlü bir zemin hazırlamak anlamına gelecektir.

Suriye Demokratik Güçleri adı altında bir oluşum üzerinden Kürt hareketinin bütün Suriye’ye yayılan bir yönelim içine girmesi ve bunu emperyalist güçlerin ciddi askeri-lojistik ve siyasi desteğine yaslanarak yapması ilişki biçimine yönelik güçlü sorgulayıcılığı ve “amasız”, “fakatsız” eleştirileri getirmeyi devrimci bir görev kılmaktadır.

24 Mayıs 2016 itibariyle Kürt Hareketi merkezli, Rakka’nın Kuzeyine yönelik askeri hamle ve İŞİD’le mücadele de emperyalist güçlerle kurulan taktik ilişkinin artık stratejik bir ilişki biçimine evrilmesi noktasında köprülerin inşa edilmesi olarak değerlendirilmelidir. Bir süre önce bölgeye giden 50 Amerikalı uzman askerin sayısı arttırıldı.  23 Mayıs gecesi 250 ABD’li uzman asker daha Rojava’ya geçti. Bunun yanında bölgeden sorumlu ABD’li sivil ve askeri diplomatların kamuoyuna açık Rojava yönetimiyle görüşmeler ve planlar yapması söz konusudur. Artık ABD sadece hava gücüyle değil bizzat kara askeri güçleriyle Rojava ve Suriye içine girmiş oldu. Özellikle bir bütün Suriye politikasının yani “demokratik Suriye’nin kurulması” mücadelesinin(!) bir parçası olarak bu adımın atıldığı, Kürt hareketiyle bu eksende bir paydaşlığın yakalandığı belirtilmelidir. Kuşkusuz Kürt hareketinin demokratik Suriye yaklaşımıyla ABD’nin yaklaşımının farklı olduğu açıktır. Ancak aynı paydaşlıkta İŞİD’i etkisiz kılma ve demokratik Suriye zeminini oluşturma da bir hareket birliği, Kürt bölgeleri dışına çıktığı noktada stratejik bir ortaklığın da zemini olmaktadır. Emperyalizminin desteğiyle kurulacak bir “Demokratik Suriye” yoktur. Bulunan alanda bir örgütlenme ve demokratik dinamiklerin mücadelesiyle bir ittifak kurulmaksızın Emperyalizmle birlikte bir askeri ve siyasi projeyi gerçekleştirmek hangi gerici güce yönelirse yönelsin “demokratik”, “ezilenlerden yana”, “halkın çıkarına” hizmet etmeyecektir. Bir “dış güç” ittifakının müdahalesi olmaktan öteye gitmeyecektir. Bu farklı uluslar arasında ki düşmanlaşmayı arttıracağı gibi, Rojava’nın demokratik karakterini hızla aşındıracak, Suriye’nin uzun vadeli demokratik devrim sürecini emperyalist destekli müdahaleyle baltalayacaktır.

Rakka operasyonu bu açıdan ideolojik-politik açıdan sorunlu bir operasyondur. Suriye Demokratik Güçleri adı altında bunu sunmak olgunun gerçekliğini ve bu hareketin toplumsal temeli olmama durumunu ortadan kaldırmaz. İç dinamiklere ve toplumsal temele dayanmayan bir “kurtarma” ve “demokratikleştirme” mücadelesi gericileşmenin işaretlerini vermektedir. Emperyalizmin politikası doğrultusunda araçsallaşma durumudur. ABD emperyalizmi şimdi başarısız olan Suriye muhalefetinin yerine sahaya hakim başka bir muhalif güç ve olanak arayışındadır. Suriye’de ki gerici hedeflerine ulaşmak için bu arayış içindedir. Kürtlere sarılması bundan kaynaklanmaktadır.

Rakka’nın kuzeyi ve buradan elde edilecek başarı ile Rakka’nın içleri, devamında diğer Sünni Arap bölgelerine yönelik hamleler “Demokratik Federal Suriye” adına Kürt hareketinin planı dahilindedir. Bu planın gelişmelere ve politik dengelere göre emperyalist destekle olmasını mümkün gören bir tutum vardır. Şuanda “Demokratik Suriye” adı altında emperyalist Koalisyona dayanan bir askeri siyasi operasyon mevcuttur. Bu gerçeklik basit bir taktik ilişki ve faydalanma siyaseti olarak tanımlanamaz. Bu Rojava’nın korunmasının ötesine geçmiştir. Suriye’de demokratik ve devrimci temelde bir hareketin zayıflığı (Kürt Hareketini saymazsak) açık bir gerçektir. Bu durumun eksikliğine rağmen “Demokratik Suriye” politikasının pratik-politik-askeri uygulaması ve bunun emperyalizme dayanarak yapılması “demokratiklik” meselesini net bir şekilde sorgulamayı getirdiği gibi Kürt hareketin emperyalizmle olan ilişkisinin niteliğine dair sorgulamayı da daha güçlü yapmayı zaruri kılmaktadır.

Rakka Hamlesi Demokratik Değildir, Devrimci Değildir!

Demokratik bir Suriye’nin inşası egemen güce ve Suriye özgülünde güçlere karşı bir mücadeleyi içerdiği kadar, emperyalist müdahalelere karşıda bir mücadeleyi içermelidir. Emperyalizmin müdahalelerine, onun askeri üs ve asker bulundurmasına karşı bir politika belirlemekle olanaklıdır. Kürt hareketi bugün açısından objektif olarak toplumsal zemin bulduğu, örgütlendiği alan dışında emperyalist müdahaleye ve onun siyasi hesaplarına olanak sunmakta, onun bir parçası olmaktadır. Bu belirlediği baş düşmana karşı kendi kazanımlarını korumanın taktiği olarak yorumlanamaz. Rakka’nın kuzeyine yapılan operasyonun başarısı emperyalizmin Kürt hareketine daha fazla yaslanmasına ve güven duymasına olanak sunacaktır. Kürt hareketi ise bu ilişkiden kendi siyasi çizgisi adına hesaplar yapmaktadır. Kuşkusuz emperyalist destekle de olsa alanını ve siyasi gücünü pekiştirmek istemektedir. Ancak alanını genişletme ve siyasi gücünü geliştirme de emperyalizmle birlikte elde edilecek kazanım aynı zamanda siyasi açıdan tavizi zorunlu kılmaktadır. Emperyalizm kendi “Demokratik Suriye’si”ne göre bir şekilleniş ve beklenti içinde olacaktır. Bu beklenti ise yalın kat gericilik demektir. Halklara düşmanlık, uluslara siyasal köleleştirme ve kültürel kimliksizleşme demektir, daha fazla sömürü, daha fazla ölüm ve kan demektir.

Daha açık ifade edersek Rakka operasyonu demokratik devrimin uzun erimli ve zorlu görevlerinin Kürt hareketi tarafından unutulması ve emperyalist destekle kısa sürede gerçekleşmesi demektir. Bu durum halk adına “demokratik mücadele”, halk için “demokrasi” getirmeyecektir. Kürt hareketinin emperyalizmle daha sıkı işbirliğine kavuşmasını, demokratik niteliğini hızla kaybetmesini, demokratik ulusal mücadelesinin kimliksizleşme ve köleleşmeye açık hale gelmesi anlamına gelecektir. Rakka operasyonu ve sonrasında Membiç ve benzeri hamleler evet taktik anlamda Kürt hareketine büyük kazanımlar sağlayabilir, ancak stratejik anlamda halk saflarında ki, demokratik cephede ki kimliğini teslim etme koşulları anlamına gelecektir. Rakka operasyonu ve benzer operasyonlar bu anlamda Kürt hareketinin emperyalizmle stratejik ilişkileri sağlamanın köprülerini inşa etme özellikleri taşıyan bir siyasal-ideolojik niteliğe sahiptir. Kesinlikle ilerici, demokratik bir hamle değildir. Gericiliğe zemin sunan, taktik ilişkiyi stratejik ilişkiye eviren bir karakteri olacaktır.

49556

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Kavganın Töresi bu

Umudu  taze tutmak,yarınlara taşımak için doğru bir taktik hat ve bu taktik politıkayı belirleyen , ona yön veren doğru bir stratiji tesbit etmek belirleyici önemdedir.Çünkü ,bir kere stratijik siyasi hat belirlendimi ona uygun  taktik politika üretilerek hayata  geçirilmeye çalışılır. Burada yanlızca kendi  durumunu ele almak , değerlendirmek yetersiz ve yanlıştır. Aynı zamanda  karşıt güçlerin durumunu çok yönlü ele almak,değerlendirmek zorunlu ve gereklidir.

Olağanüstü Halden Olağanüstü Seçim Sonucları / Mehmet Tohumcu

7 Haziran seçimlerinden sonra şoke olan AKP ve Saray çevresi, Türkiye ve  T.Kürdistanın’da gelişen Demokrasi ve Barış havasını birçok katliamla kana bulayıp kaos ortamı yaratarak silahların ve şiddetin baskısı altında bir seçim ortamı oluşturdu. Ülke tarihinin en baskıcı, en anti demokratik seçim dönemlerinden birini geride bıraktık.

Zulmün zaferi olmaz

Kitlelerin katledildiği, polis ve askerlerce kuşatılan bir ülkenin ortasına kurulan “demokrasi” sandığından “barış” değil, katliam çıkabiliridi, nitekim aynen öyle oldu. 

Faşist diktatörlüğün en azgın bir şekilde sürdüğü hangi ülkede seçimle “diktatör” devrilmiş? Tersine, askeri darbeler dışında seçimle gelen bir sürü diktatör örneği var. En bilineni ise Nazi faşizmidir.  

Hiç yenilmeyenlerin tarihsel zaferi

Seçimlerin hemen ertesinde HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş seçim sonuçlarını; “bir zafer” olarak değerlendirdiler.

Gerçekten de bu; Demokrasi Güçlerinin kendine karşı bir kez daha-yeni bir zaferidir.

Kasım Seçimleri aynı zamanda, bir ülkenin topraklarının ne kadar istikrarlı 3 renge büründüğünün matematiksel ispatı olmuştur.

Ülkenin bir parçası çok istikrarlı HDP, bir parçası CHP ve çok büyük bir parçası yine AKP demiştir.

Özgüç Yalçın’ın kaleminden… ŞİMDİ DAĞLARDAYIM…..

Bazı anılar vardır insanın yaşamında. Bir sürü anlatıma, düzinelerce okumayı bedeldir. Bazı şeyleri daha iyi kavratır insana. Hani deriz ya kafamda bir şimşek çaktı diye. İşte öyle anlardır bahsettiğim. Benim hayatımda da oldu öyle anlar.

Seçim Günü, Seçim Sonrasına İlişkin Düşünceler:Demir Altona

Seçim sonuçları ne olursa olsun, temel sorun aynı kalacaktır: Erdoğan. Yani “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi”. Erdoğan diktatörlük yolunda çok büyük mesafeler kat etti ama hala tam olarak istediği noktaya erişebilmiş değil. Buraya erişip erişemeyeceği ise muhalefetin nasıl politikalar izleyeceğine; ama her şeyden önce de HDP’nin politikalarına bağlı.

Erdoğan hedefine ulaşırsa, sonraki mücadeleler çok acılı ve uzun olacaktır.  Ama Erdoğan’ın bu gidişi engellenebilirse, bu engellemeden alınan güçle barış ve demokrasi yönünde önemli mesafeler kat edilebilir.

“Yetmez Ama Evet”: OYLAR HDP’YE!

1 Kasım “yeniden seçim”ine günler kala bütün hakim sınıf partileri ağız birliği etmişçesine halkı sandığa gitmeye çağırmaktadır. İşçi sınıfı ve halk düşmanlığı dışında başka hiçbir konuda anlaşamayan hakim sınıf partilerinin, bu konuda ortaklaşabilmeleri dikkate değerdir. Bu durum, 1 Kasım seçimi öncesinde bir yandan işçi sınıfı ve halkın dikkate değer kesiminin seçim ve sandık olgusuna yaklaşımına dair işaretken, diğer yandan da hakim sınıf partilerinin yönetememe krizinin sürdüğünü göstermektedir.

Osmanlı sultanı Erdoğan paşa ile sadrazam Ahmet paşa

 

7 Haziran seçimlerinde HDP etrafında seçimlere katılan çeşitli milliyetlerden halklar ''seni başkan yaptırmayacağız'' sloganı etrafında kenetlenerek,AKP iktidarının  13 yıllık saltanatına  dur dedi.7 Haziran seçimleri  AKP'yi tarihin çöplüğüne tamamen gömmek için başlangıç oldu.

Oynatmaya Az Kaldı

Yaşadığınız her olumsuzluk tekrardan ibaretse elinizde alacakları ilk şey eleştiri silahınızdır.

Biz sıradan ama sosyalist proletarya köylülerin işi çok zor.

Hala kimileri doğu perinçek te ortaya çıkan faşizmin bir revizyonizm olmadığını dünya devrimci tarihinde de rastlanan faşizmin kendi elleriyle  kurduğu sosyalist maskeli bir parti  olduğunun ispatı olduğunu söyleyemezken...

İş biz halka gelince.........

Halde böyle olunca.....

Eleştiri silahını açıkça kullanmamız elimizde alınınca

İstisnalarda ki eniştelerden ve kayınçolardan özür diyerek...

Kürd Devleti Yakındır - Dursun Ali Küçük

Evet, Kürdistan devleti yakındır...

Mevcut durumda koşullar bunun için uygundur. Kurulması an meselesidir.

Asıl engelleyici TC ve İran diktatörlüğüdür.

Eski TC Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ:

7 Haziran'dan 1 Kasım'a HDP notları

 

 

7 HAZİRAN SEÇİMLERİNDE NE OLDU? “RADİKAL-DEMOKRAT” ŞEKİLSİZLİK HDP DEDİ Kİ! HDP’DEKİ İSLÂMCI SÖYLEM GEÇİCİ HÜKÜMET (VE LEVENT TÜZEL’İN) TUTUMU KABULLENEMEDİĞİMİZ REEL POLİTİKER PRAGMATİZM ELEŞTİREL HDP DEĞERLENDİRMELERİ PARLAMENTARİZM “AÇMAZI”NDA MEVCUT HÂL(İMİZ) 1 KASIM GÜZERGÂHI AKP VE BEYAZ KÜRTLER(İ) VE LİBERALLER! SAİR ZIRVALAR “TEK YANLI ATEŞ KES” TALEBİ! PKK-HDP AYRIMI DAİR YAYGARALAR PKK NE DİYOR? NİHAYET!

Sayfalar