Proletaryanın Halini Yok Sayarak Siyaset Oluşturamazsınız
Yine dergilerin kimlere ulaştırılacağına dahil sözler.
Yine faaliyetçilerin nasıl olacağına dahil ahkam kesenler.
Sınıf başkanlarının akıllı, çalışkan, tuttuğunu koparan olması gerektiği düşüncesinin paylaşıldığı bir sınıfta kaç proletarya da bu kriterlere uyduğunu söyleyebilir bilmem.
Zaten bir türlü de anlamamışımdır bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar olan bu insanlarda çoğunluğun ne aradığını ne beklediğini.
Sonuçta seçtikleri ne kendilerinin hissettiklerini hissedebilecek ne de kendilerini anlayabilecek biri olacak.
Hepsi başarısızlıkları dersi iyi çalışmamakta görecek.
Adları da kara tahtaya yazılmaya başladı mı başlarlar hayıflanmaya.
Hadi bundan da vaz geçtim.
Farzı misal diyelim ki seçtikleri kazaran iyi biri çıktı.
Atılgan, çevik, kurşun geçirmez, gözleriyle de ışın saçan biri.
Thorun çekicine de sahip
Bir kaç ineğinde, neden bunların isimlerini idareye vermiyorsunuz, gürültüleri ders motivasyonumuzu bozuyor demelerine de göğüs gerek adınızı idareye vermedi.
Ne değişecek ki?
Sınıf başkanının hali, hallerini mi değiştirecek?
Mücadeleye maruz kalmayan kapitalizmin sadece emeklerine değil ruhlarına da sahip olduğu gerçekliğini.
İşte proletaryanın handikaba sürüklendiği anda burada başlıyor.
Seçtikleriyle her şeyi değiştirdiklerini düşünmekle.
Bolşevik parti ve çalışma anlayışının sokaklarda her gün, ama her gün yükselen kitle hareketlerine cevap verebilmek kaygısıyla ortaya çıktığını da anlamamakla.
Halbuki .....
İlkel toplumlarda insanları güçlü kılan komünal önderin sahip olduğu fiziksel yapısı, savaşçı oluşu falanı filanı değildi ki.
Tam tersine şimdiki doğrular o zamanlar baş aşağıydı.
Ne kadar da şimdiki kadın, bir zamanlar erkeklerin ayaklarının önünde diz çöktüğüne, şimdiki insanlar da dinsel, tinsel gücün bir zora maruz kalmanın /boyun eğişin/ sonucu ortaya çıktığına ikna olmasa da.
O zamanlar zayıfı güçlü /çok/ kılan mamutun karşısında herkesin zayıf /aç/ kalmasıydı.
Çokluğun yarattığı güçle de avda pay vermek istemeyenlere saldırılabilinmekteydi.
Çokluk toplumsal yapıdaki gücünü ispatlamışları /hiyerarşiyi/ parçalamaya yetiyor artıyordu.
Evet hayvancaydı.
Lakin güçlünün yüzerin dinsel, tinsel gücün bir zora maruz kalmanın /boyun eğişin/ sonucu ortaya çıktığını hatırlarsak:
Güçlü yüzerinde zayıfın dinsel, tinsel bir güç kazanmasının söylendiği gibi kadının mücizevi bir şekilde çocuk doğurması veyahutta zayıflar, güçlülerin kendilerini görmesi için yalvarmalarının sonucu olmadığını daha iyi anlarız.
B.travende, akgün çiftliğinde ihtiyar bir adamın çevresinde oluşan komünal yaşantıyı böyle çizmez mi?
Nikolay çerneveskide nasıl yapmalıda çağımızda kapitalist bir toplumda soyutlanmış bir üretim ilişkisi çerçevesinde kurulan komünal yaşamı da böyle tarif etmez mi?
Hangi birininde kahramanları güçlü, kuvvetli.
Hangi birimizde zayıf, sıska, çelimsiz kahramanlarının böyle dinsel, tinsel bir güçle kuşanmış olmadığını söyleyebilir?
Hiç birimiz.
Tek söyleyebileceğimiz ....
Proletaryanın halini yok sayarak siyaset oluşturamazsınız.
Ergün Aslan
Ergün Aslan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.
Son Haberler
Sayfalar
Partizan’ların Yolundan Gideceğiz – Umut Keçer
Partizan Amed enternasyonalist bir devrimci olarak Haseke’de IŞİD çetelerine karşı mücadelede ölümsüzleşti. Partizan’ın hikayesi aynı zamanda Bakur Devrimi ile Rojava Devrimi’nin ve Türkiye devriminin nasıl bir kader birliği içerisinde olduğunun hikayesidir. Partizan Amed şahsında, enternasyonalist bir devrimci olarak, Türkiye ve Kürdistan halklarının birleşik devrim mücadelesi somutlaşmış oldu. Onun mücadelesi ve kararlılığı, onun mücadelesinin takipçisi olanlara örnek olacaktır.
Barbara Anna Kistler...(Nubar OZANYAN)
Adına Kürtçe ve Zazaca türküler yakılan, mısralar dizilen, roman ve öykü yazılan İsviçreli bir enternasyonal devrimci kadındı, Barbara Anna Kistler.
Onu İsviçre’nin Alplerinden alıp Dersim dağlarına götüren tutku düzeyindeki sevda, devrimin kendi ülkesinden daha önce gelişeceği fikriydi. Onu kayak merkezleriyle ünlü İsviçre’den çekip alıp Pülümür’ün karlı dağlarına yürüten güç, proleter enternasyonalizm idealiydi. O, bir devrim serüvencisiydi. İnessa Armand’ı Fransa’dan Sovyet devrimine yürüten devrim serüveni gibi…
Şehitlerimizin Kararlılığını Kuşanmalıyız
“Korku mu? Korku ve korkusuzluğun bir çelişki oluşturduğuna inanıyorum. Mesele ideolojimize sarılmak ve içimizdeki cesareti dizginlerinden boşandırmaktadır. Bizi cesur yapan, bize cesaret veren ideolojimizdir. Görüşümce hiç kimse cesur doğmaz, halkı ve komünistleri cesur yapan toplumdur, sınıf mücadelesidir. Sınıf mücadelesi, proletarya, parti ve ideolojimizdir. En büyük korku ne olabilir ki? Ölüm mü? Bir materyalist olarak yaşamın bir gün sona ereceğini biliyorum. Bence en önemli olan şey iyimser olmaktır.
Levon Ekmekçiyan ve Zohrab Sarkisyan’ı Unutmadık, Unutmayacağız!
Ermeni Soykırımı büyük bir suçtur. Ancak belki de bundan daha da büyük olan bu suçun inkar edilmesidir. Ve hatta daha da ileri gidilerek “mukatele” (birbirini vurmak) oldu denilerek yaşananların çarpıtılmasıdır.
İşte bu gerçeklik nedeniyle Ermeni devrimciler, suskunluk ve inkar perdesini yırtmak için ayağa kalkmışlar ve Ermeni Soykırımı’nın bir gerçeklik olduğunu bütün dünyaya göstermek istemişlerdir. Soykırıma uğrayanların çocukları, soykırıma uğradıklarını kanıtlamak zorunda kalmışlardır.
TKP-ML TMLGB MK: TİKKO 1. Konferansı, Halk Savaşı’nı Yükseltme Çağrısıdır
Halk gençliğinin komünist örgütü olarak ordumuz TİKKO’nun gerçekleştirmiş olduğu 1. Askeri Konferansı gençliğin militan coşkunluğuyla selamlıyor, Halk Savaşı’nı yükseltmek için bütün sorumluluklarımızın üzerine korkusuzca gideceğimizin sözünü yineliyoruz.
TKP-ML TİKKO Genel Komutanlığı ile Röportaj;“Yol Göstericimiz, İlham Ve Güç Kaynağımız Partimiz Önderliğinde Yaşasın TİKKO Konferansımız!”
TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı.
– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?
Dil kesmek, baş kesmek…(Nubar Ozanyan)
Diktatör Erdoğan Türkiye’de dil kesiyor, Rojava’da baş kestiriyor. Asmayıp zindana yollayamadıklarının ya dilini ya da başını kesiyor. Yine bir cami çıkışında Sezen Aksu’yu hedef göstererek “Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir” diyerek sanatçı ve aydınları karşı kin ve nefret dolu cümlelerle tehdit edip halkı galeyana getirmek istedi. Kışkırtıcı, ötekileştirici, düşmanlaştırıcı dil kullanmakta oldukça usta olan bu diktatör, besbelli ki çaresizlik içindedir.
Devrim İçin Ölümsüzleşenlerimizi Anıyoruz! (Sentez)
İnsanlığın sömürüye dayalı sistemlere karşı mücadelesi de bu mücadelede sömürülenlerin canlarını feda etmeleri de neredeyse insanlığın bilinen tarihi kadar eskilere dayanıyor.
Çutak (Nubar Ozanyan)
Rakel Dink yaşam arkadaşına, çocuklarının babasına, Hrant’a “Çutak” diye seslenirdi. Rakel’in neden sevgili eşine Çutak dediğini ancak onları yakından tanıyanlar bilir ve anlar. Ermenilerin bir kısmı, çok sevdiklerine “Çutak” yani keman diye hitap eder. İnsanlar duygularını sözlere döker, sevgilerini notalara, melodilere işler.
Yanlış Bir Perspektif:“
Uluslararası Komünist Hareketin Birliği” Sorununu “Maoistlerin Birliği” Sorunu Olarak Tartışılması!...
22.01.2022
Halil GÜNDOĞAN
Uluslararası Komünist Hareket (UKH)'in birliği sorunu, 3.Eternasyonalin sonlandırılması sonrası sürecin “Güncel bir sorun”u olarak var ola geldi. Yani bugünün ya da yakın geçmiş dönemin bir sorunu da değil bu sorun.
Nazilerin en has adamı Türkeş’ti- 1-2-3
Türkeş'ten Evren'e, Çiller'den Erdoğan-Bahçeli ikilisine Türk faşist liderlerin ilişki ağının merkezinde bulunan Almanya; son yüzyılda Türk milliyetçiliğinin “arka bahçesi” haline geldi. Nazi ideolojisi ve “Turancılık” fikri ise birbirini hep besledi.