Paul HANZE’nin Çocukları! H.GÜRER
İlk gözaltına alındığımda, 1998 yılının 18 Mayısıydı. Kaypakkaya’nın katledilmesinin yıl dönümünde, yapılan bir düzine korsan eylemin ardından, “eylemlerin şüphelileri” olarak 6 arkadaşımla gözaltına alındık. Ben henüz 15 yaşındaydım. İçimizde en büyüğümüz ise 17! Günlerce Jandarma İstihbarat Teşkilatı ve Terörle Mücadele ekiplerince vardiyeli (geceli-gündüzlü) olarak sistemli ve profesyonel işkencelerden geçirildik. Günler sonra savcılığa sevk edildiğimizde, kollarımıza giren polislerin arasında zorlukla yürüyebiliyorduk! 17 yaşıma kadar bu tür uygulamalarla değişik zamanlarda ve mekanlarda birkaç kez daha karşılaşmış, her defasında da yapılan işkenceleri savcı ve hakimlere söylemiştim. (Bunların hepsi raporlarla/belgelerle mevcut!) Ancak hiç bir hakim ve savcının işin işkence kısmıyla ilgilenmediğinide böylece görmüş oldum! Bunları neden anlatıyorum? Günlerdir, dünya kamuoyu, ABD senato İstihbarat Komitesi tarafından hazırlanan “CIA’nin işkence raporları”nı konuşuyor! Nedense raporda yer alan işkence yöntemleri hiç yabancı gelmedi! Aşşağıda sayılan işkence yöntemlerini, hatta daha yazılmayıp eksik bırakılanların türlü çeşitlerini, daha çocuk yaşta yaşattılar bizlere. İşte bundan dolayı anlatıyorum!
Uzun süre uyutmama, idam sahnesi, çırılçıplak soyma, suda boğma, basınçlı su, soğuğa maruz bırakma, zincirleme, tabutta veya dar bir alanda uzun süre bekletme, duvara çarpma, kaba dayak, çırılçıplak soyma, rektal besleme, elektrik, askı, buzlu battaniye, yumurtalıkları burmak, cinsel taciz, aşağılama vs. gibi türlü işkence çeşitleri… Tüm bunlar, CIA Başkanı John Brennan tarafından “birçok kişinin hayatının kurtarılmasına yardımcı olduğu” gerekçesiyle savunuldu. Hemde bunları yapanlara “nişan verilmelidir” diyip ödüllendirilmelerini dahi istedi. “Bugün olsa yine yaparım” diyecek kadar da insanlığa meydan okudu!
Fransız düşünür Micheil Foucault, “Hapishanenin doğuşu” kitabına, Fransız kralı XV. Louis’e yönelik suikast girişiminde bulunduğu iddia edilen Damiens hakkında ki cezanın infaz edilme sahnesi ile giriş yapar! “Damiens’in göğüs, kol ve bacaklarındaki et parçaları kızgın bir kerpetenle teker teker koparılır.”[1]“Çok bağıran ama küfür etmeyen Damiens bu kerpetenle çekmelerden sonra kafasını kaldırıyor ve kendine bakıyordu; kerpetenci bu kez karışımın kaynadığı kazandan demir bir kepçe ile aldığı kaynar halitayı her yaranın üzerine bolca döktü”
“Günah çıkartıcılar onunla konuşmak için indiler; ama cellat onlara onun öldüğünü söyledi”[2] Majestelerinin yaşamına kastettiği eli kükürtle yakıldıktan sonra, vücudu daha doğrusu geriye kalan kemik yığını dört ata bağlanarak dört parçaya ayrılır ve yakılarak yok edilir.
Bütün bu sahnelerin “dini bütün Paris halkının gözleri önünde” gerçekleştiğini vurgular Foucault.
Bizlere yapılan onca işkence ise “dini bütün Türkiye halklarının gözleri önünde” gerçekleştirildi. Yaşadıklarımızı yazdık, çizdik, mahkemelerde haykırdık. Yüzbinlerce insan bu işkencelerin binlerce daha ağırını 12 eylül faşizmi ile yaşadı! Yine günümüze kadar bunları defalarca her gözaltına alındığımızda “vaz geçilmez uygulamalar” olarak bize günlerce uyguladılar!
Garip olan şu ki, bu uygulamaları dilekçelerle ve sözlü olarak defalarca savcılıklara, hakimliklere bildirmemize, vucutlarımızda işkencenin gözle görülebilir izlerini göstermemize karşın umarsız olanlar, bugün CIA’nın yaptığı ve hatta kendilerine öğrettiği/eğitim verdiği aynı işkence tekniklerini kınıyorlar!
Aynı şekilde tüm bunlar bizlere uygulanırken, yer vermekten kendini sakınan medyaya baktığımızda, Türk Dışişleri Bakanlığı, CIA’nın işkence raporuyla ilgili, “Raporda yer verilen uygulamalar hiçbir surette mazur görülemez. İşkence ve diğer zalimane, gayri insani veya küçültücü hiçbir muamele veya ceza, hiçbir şart altında kabul edilemez” ifadesini kullandı” diyerek manşetler atıyorlar! Pes doğrusu! Bilmesek, neredeyse “İnsan hakları evrensel beyannamesini biz yazdık! Ve tüm dünya’ya da biz imzalattık” diyecekler!..
* * *
Önce sorularımızı Türk Dışişleri Bakanlığına soralım;
27 Eylül 1952 yılında “Özel Harp Dairesi, Seferberlik Tetkik Kurulu” kurulduğunda, düşünceyi, finansmanı, teçhizatı ve eğitimi kimden aldınız?
Sınavdan geçirilerek seçilmiş Türk subayları Amerka’da Özel Harp eğitimlerinden geçirilirken ne tür eğitimlerle geri döndüler?
1952’den hemen sonra gönderilen ilk 16 subayın, (Bu subaylardan biri de Alparslan Türkeş’tir!) Amerikanın Kansas eyaletinde ki Kara harp akademisinde Bolivya, Şili, Brezilya ve Arjantinden gelen subaylarla beraber “kontgerilla” eğitimleri aldıkları, eğitimlerinin geri kalanını Georgia’da tamamladıkları ve bu “eğitimler” arasında “işkence teknikleri/sorgu eğitimleri” aldıkları yalan mıdır? Bunları ülkeye döndüklerinde kimler üzerinde kullandılar?
12 Mart döneminde, “Ziverbey köşkü” ve “Erenköy köşkü”nde MİT ve Kontgerilla tarafından yapılan işkenceleri kim yaptı?
“Dünyanın en kötü şöhretli 10 hapishanesinden biri” ünvanını alan Diyarbakır cezaevinde uygulanan işkence yöntemlerini, subaylarınız Kansas ve Georgia’da aldıkları eğitimlerden öğrenmiş olmasın?
12 Eylül’de devrimcilere karşı MHP’yi, ardından da Kürt Ulusal Hareketine karşı Hizbullah’ı örgütleyip kullananalar kimlerdi?
12 Mart 1972 ve 12 Eylül 1980 tarihlerinde ki darbelerde, anne karnında ki çocuktan, ak sakallı dedeye kadar elektrik verenler, binlerce devrimciyi işkencelerde sakat bırakıp öldürenler kimlerdi?
İşkenceyi sistematik bir devlet politikası haline getirenler kimlerdi?
Saydığımız klasik işkenceleri aşacak ve “telegram işkencesi” uygulayacak kadar uzmanlaşan siz değil miydiniz?
Çok mu uzak tarihlerden söz ediyoruz? O halde daha yakın bir tarihe gelelim. AKP iktidarı döneminde, 2002 yılında Bosna Hersek’de Cezayir uyruklu 6 kişi gözaltına alındı. Ve bu kişiler önce Tuzla’da ki NATO üssüne götürüldü ve sorgulandı. Ardından incirlik üssüne, oradan da Guantanamo’ya götürüldü!
CIA uçaklarının, çeşitli tarihlerde Sabiha Gökçen Havalimanı’na ve İncirlik Üssüne inmesi, buralarda 20 Afganlı tutuklunun bindirilip sorgulanmak üzere bilinmeyenlere doğru yol alması yalan mıdır?
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, 2 aralık 2005’te yaptığı açıklamada ABD İstihbarat Örgütü CIA’ya ait uçağın Sabiha Gökçen Havaalanı’na iki kez indiğini doğrulamadı mı? Bunlar, yalnızca açığa çıkanlar. Ya açığa çıkmayanlar?
CIA’nın işkencelerini kınarken, CIA’nın sistematik işkence programı ve operasyonları kapsamında kullanılan “Richmor Aviation” şirketine ait uçaklarla yapılan uçuşlarda Türk hava sahası ve İncirlik Üssü’nün 24 kez kullanılmasına izin verdiği iddiaları yalan mıdır?
Yalan ise, bu iddiaların hepsi WikiLeaks belgelerinde yer alırken neden red etmediniz? Alman “Die Welt” gazetesinin yayınladığı habere göre, ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Ross Wilson’ın, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Norton A. Schwartz’a 8 Haziran 2006’da gönderdiği raporda, Türkiye’nin verdiği izin detaylarıyla anlatılıyor. Schwartz’ın Türkiye seyahati öncesinde gönderilen raporda “TSK bize İncirlik’i, 2002’den itibaren ‘Fundamental Justice’ (yani ‘Tenel Adalet’) operasyonu çerçevesinde tutuklu nakillerinde yakıt ikmali için kullanmamıza izin veriyordu. CIA İncirlik Üssü’ne 24 iniş yaptı.” Diyordu! Yani 2002-2006 yıllarında İncirlik işkenceye hazırlık üssü olarak kullanılmadı mı? Yoksa tüm bunları yazan belgeler, hayal gücü yüksek kimseler tarafından mı yazıldı?
* * *
Şimdi de “ABD’yi işkencede kınadık!” deyip, manşetlerini süsleyen iktidarın ‘yandaş medya’sına soralım;
Bu ülkenin (dört bir yanı adeta işkence merkezi) her karakolunun bodrumu işkence yeri olarak işliyor. Her karakolda (ister askeri karakul olsun, isterse polis karakolu olsun) manyetolar, askılar eksik olmaz! Gözaltına alınıp da işkence görmeden çıkan olmaz. Siz tüm bunlar yaşanırken ve halada yaşanıyorken, gören gözün köre, duyan kulağın sağıra oynamasını nasıl başardınız?
Türkiye hakkında, işkence ve insan hakları ihlallerinden, AİHM’e binlerce dosya ile şikayetler yapılmış bekleniyor, yüzlerce başvuru da ise Türkiye mahkum edilmiş, siz neden bunlardan birini dahi haber yapmadınız?
Türkiye İnsan Hakları Derneğinin yayınladığı “Türkiye’nin 2014 İnsan Hakları Karnesi” raporunu okumadınız mı?[3] 2014’ün ilk 11 ayında 64’ü çocuk olmak üzere 1018 kişinin kendilerine işkence gördüğü için başvurduğu açıklamasına hanginiz yer verdiniz?
Gezi olaylarında sokak ortasında dövülerek/işkence edilerek katledilen Ali İsmail Korkmaz’ın öldürülmesini kaçınız yazdınız?
Kolluk kuvvetlerinin toplantı ve gösterilere müdahalesi sonucu 21 kişi yaşamını yitirmiş, yine devletin kolluk kuvvetlerince “dur ihtarına uyulmadığı” gerekçesiyle yargısız infaz yapılarak veya rastgele ateş açması sonucu 39 kişi öldürülmüş, 61 kişi ise yaralanmışken, bunları hiç mi görmediniz?
Oysa bakın Times gazetesi, haberinde “Kara bölge” olarak bilinen sorgu merkezlerini nasıl sıralamıştı: “Türkiye, Yunanistan, Belçika, İngiltere, İrlanda, İspanya ve Portekiz; gizli sorgu yapılan ülkeleri de S. Arabistan, Tayland, Fas, Mısır, Romanya, Libya, Polonya, Özbekistan ve Litvanya!” Siz bu haberi de mi okumamıştınız? Türkiye de medya, iktidarı alkışlamanın, övgüler dizmenin dışında bir basın-yayın eğitimi almıyor mu?
Öyle ya, mum misali dibini aydınlatmayan “aydın” kaynayan bir ülke burası! Gerçekleri yazan dürüst gazetecilerin değil, gazeteci geçinip, Cuntanın işkence yapmadığını, emniyet şubelerinin ve askeri cezaevlerinin beş yıldızlı otelden farksız olduğunu yazan “gazetecilerin” ülkesi burası!
* * *
İktidarın çokca propagandasını yaptığı gibi işkence olaylarının “azalması”, onların “insan hakları savunucuları” veya “işkence karşıtı” oldukları anlamına gelmiyor! Bu, tamamen sınıf mücadelesine, devrimci güçelerin etkinliklerine paralel bir durumdur. Devrimci dinamiklerin eski düzeyinde olması, etkinliklerinin artması halinde daha azgınca işkencelerin yapılacağı bir süpriz değildir! Bunu, Gezi olaylarında, Rojava ve Kobane protestolarında, işçi eylemlerinde gördük!
Ne yazarsak yazalım. Kocaman bir boşluktur işkence karşısında. Ustanın dediği gibi; “İşkence tanımlanamaz. Romanı, öyküsü de yazılamaz. İşkence ancak yaşanır…”
Sonuç olarak; Farklı tarihlerde, farklı mekanlarda, farklı işkence timleri tarafından, defalarca ve günlerce değişik işkence metotlarına maruz kalmış biri olarak, “İşkence yapanların, çocuklarınında işkence görmeyeceği bir dünya özlemiyle” yazıldı bu yazı. Ve son soru olarak, bu yazıyı okuyan herkesin kendisine sormasını istiyorum; böyle bir dünya için hepimiz üzerimize düşeni yapıyor muyuz dersiniz? H.GÜRERSuisse/Genève16 Décembre 2014
Michel Foucault ‘Hapishanenin Doğuşu’ Çev.M.Ali Kılıçbay ,İmge yay. 2.Basım s.114Michel Foucault ‘Hapishanenin Doğuşu’ Çev.M.Ali Kılıçbay ,İmge yay. 2.Basım s.34-36
Son Haberler
Sayfalar
Müslüm Elma; “Emperyalizm ve Ortadoğu” (2.bölüm)
ATİK dava tutsaklarından Müslüm Elma’nın savunmasının “Emperyalizm ve Ortadoğu” başlıklı bölümünden alınmıştır.
Liberalizmin müfrezelerine karşı MLM’nin müfrezeleri olmak
Unutma ki; sen bir komünistsin. Bütün düşünce, davranış ve eylemlerinle bu yüce sıfatı yükselt.(Mehmet Demirdağ)
Sınıf mücadelesinin en keskin dönemeçlerinde komünistlerin eldeki verili durumu inceleme ve ona uygun politika üretmedeki görev ve sorumluluğu her daim günceldir. Devrim mücadelesi bireyin benliğinde hayat bulsa da esasta toplumsal yaşamı değiştirme mücadelesidir ve devrime adanmışlık ancak bu şekilde anlam bulur. Devrimci müfrezenin korunması ve örgütlenmesi böylesi bir zemine oturur ve ilkeler ise bu müfrezenin çeliğine katılan sudur.
Garbis Ağparik ile Reportaj (2ci bölüm)
30 Ekim 2014 MGK kararı;"Taş üstünde taş,baş üstünde baş"kalmıyacak
*-Ermeni olmanın zor olduğu, linç kampanyasına dönüştüğü, hakaret olarak algılandığı iyi ve örnek olan bir davranış da var. “Süryani, Ezidi ve Ermenilerden özür diliyorum” diyen Ahmet Türk ile TBMM'de “Ermeni soykırımı için özür dilensin” önerisi sunan Sebahat Tuncel'in çıkışı ileri ve tarihi bir adım değil midir ?
Kürtlerden uzak durun (!)
Kürtlerden uzak durun, “devlet baba kızıyor.” Faşist TC devleti, Kürtleri yanlızlaştırmak ve elimine etmek için, bütün silahlarını kullanıyor. Kürtlerle dayanışma gösteren sosyalist gençleri Suruç’ta parçalarına ayırıryor. Kürtlerle ortak hareket eden demokratik ve ilerici güçleri Ankara’nın göbeğinde bombalıyarak, yüzü aşkın devrimci-demokrat insanı katlediyor. Kürtlerin katledilmesine karşı çıkan aydınlar birer birer tutuklanıyor, yıkımları haber yapan gazeteciler zindanlara atılıyor, akedemisyenler, öğretmenler ve diğer kamu çalışanları tasifye ediliyor.
Emperyalizm ve Ortadoğu / Müslüm Elma
ATİK dava tutsaklarından Müslüm Elma’nın savunmasının“Emperyalizm ve Ortadoğu” başlıklı bölümünden alınmıştır.
Devrime kendini adamak üzerine…
Adanmışlık, sınırsız katılım demektir. Koşulsuz bir bağlılığı, devrime dair en üst boyutta bir istenci ve engel tanımayan bir azmi koşullar. Ancak, adanmışlığı bir kavram olarak tarif edeceğimiz komünist devrimcilik olunca buna bir dizi kriteri daha dahil etmeliyiz.
Dünya, Türkiye ve Ortadoğu'ya kısa bir bakış (Bir Partizan)
Emperyalizmin egemen olduğu bugünün dünyasında çelişkiler derinleşiyor. Hem emperyalist güçler ve bloklaşmaları arasında hem de emperyalizm ve uşaklarıyla dünya proletaryası ve emekçi halkları arasındaki çelişkiler keskinleşiyor. Bir avuç emperyalist gücün aralarında paylaşmış olduğu dünyanın, bugün Ortadoğu’dan Afrika'ya; Güney Asya bölgesi, Baltık bölgesinden Ukrayna ve Karadeniz'e doğru alanda çelişkiler daha da keskinleşmektedir.
Garbis Ağparik ile Reportaj
*-Siz nerelisiniz ? Kaç kardeşsiniz ? Büyük anne ve büyük babanız Ermeni katliamları ile ilgili size hiç anlatımları oldu mu? Anadolu'dan toplanıp İstanbul'a okumaya getirilen Ermeni çocuklardan, sizin memleketten de gelenler oldu mu? İlkokulu nerede okudunuz? Ermeni okulları ile tanışmanız nasıl oldu ?
Cengiz, Hakan ve Özgüç anısına… Onları yaşatmak…
İnsanlar ölür, sözleri kalır. Devrimcilikte söz, devrimci duruştur. Devrimci duruş; devrim için kendini örgütlemek, kendini örgütlerken halkı örgütlemek ve bunları yaparken tüm yaşamını devrime örgütlemektir. Ve yaşamını devrime örgütleyenler bugün ölseler bile devrime sevdalı her yürek atışında yeniden canlanırlar.
Yasal Çalışma ve Yeraltı Çalışmasının Önemi Üzerine
Faşizm en koyu, en kanlı, en vahşi biçimiyle hükmünü sürdürüyor. Faşist devletin başında bulunan Erdoğan ve müttefikleri faşist diktatörlüğünü daha açık, daha şoven, daha ırkçı şekliyle sürdürüyor. Öyle ki, kendi koyduğu yasaları tanımıyor, parlamento ahırının ona tanıdığı yetki ve kuralları hiçe sayıyor, darbe üstüne darbe yapıyor. Kendi eliyle organize ettiği ‘darbe’ oyununu bahane ederek her alanda devrimci, demokrat, aydın ve yurtsever güçleri topluca tasfiye etti. Suriye’ye topraklarına girdi. İŞİD’i gerekçe göstererek Suriye ve Kürdistan toprakları işgal edildi.