Cumartesi Eylül 19, 2026

Partizan’ın seçim tavrı ve Kaypakkaya’nın şapkasının altına gizlenenler üzerine

24 Haziran seçimlerine giderken yaşanan durum çok açık. Türk hakim sınıfları kendi klik dalaşlarını seçimler aracılığıyla belli bir dengeye ulaştırıp, en az bir beş yıl daha proletaryaya ve halka yönelik saldırganlıkta istikrar yakalamak istemektedir. Türk Kürt uluslarından çeşitli milliyet ve mezheplerden Türkiye proletaryası ve halka, bir yandan kendisine yönelen faşist saldırganlığa karşı durmakta, diğer yandan ise çeşitli biçim ve içeriklerde sınıf mücadelesini sürdürmektedir. Ülkemizde her türlü faşist baskıya ve saldırganlığa rağmen işçi sınıfımızın ve halkımızın mücadelesi devam etmektedir. Bu mücadelede bir mevzi de 24 Haziran seçimleri olarak ortaya çıkmıştır.

İçinden geçtiğimiz koşullarda HDP’nin seçimlerde yer alması ve kendisine yönelen faşist saldırganlığı bertaraf edebilmesi, işçi sınıfının ve halkımızın geleceği açısından tayin edici bir yerde durmamakla birlikte, son derece önemlidir. 24 Haziran seçimleri öngününde meseleyi sadece Kürt ulusunun ulusal talepleri olarak kavramak  (ki bu talepler de ilerici ve bizler açısından sahiplenilmesi gereken taleplerdir) son derece dar ve geri bir yaklaşımdır. Bu ele alış ve propaganda ediş Kürt ulusal sorunu karşısında komünistlerin görevlerini bilinmez bir geleceğe havale etmenin yanında sosyal şovenizmden gıdasını almaktadır.

Elbette HDP faşist düzen içinde kurulmuş, onun yasalarıyla hareket etmek mecburiyetinde olan bir partidir. Ancak faşist bir parti değildir. Kürt ulusal sorunu üzerinden yükselen ancak Türkiye’nin demokrasi meselesini dert edinen bir partidir. Sınıfsal olarak öncelikle Kürt ulusal burjuvazisinin taleplerini dile getirmektedir. Kürt işçi sınıfını ve köylüsünü ulusal baskıya itirazının yanında, faşizm koşullarında demokratik talepler uğruna mücadele etmektedir.

Böylelikle bu parti sadece talepleriyle değil varlığıyla bile Türk hakim sınıflarının tekerine çomak sokmaktadır. Zaten tam da bu nedenle eş başkanlarından seçmenine kadar faşizmin ilgisine mazhar olmaktadır.

HDK ve onun üzerinden yükselen HDP sadece Kürt ulusal sorunu bağlamında değil ülkemizin diğer sorunlarına kendince çözüm olmaya aday demokratik halkçı bir partidir. Onun esas olarak Kürt sorununa özgülenmesi bu gerçeği değiştirmemektedir. Aslında tek başına bu durum bile Kürt ulusunun demokratik talepleri karşısında sorumsuzca sloganlar atıp hiçbir şey yapmamak yerine,  Kürt ulusuyla dayanışmanın bir imkanı olarak değerlendirilmelidir. Kürt ulusunun demokratik mücadelesiyle, onun Kürt milliyetçiliğini güçlendirmeye çalışan politikalarını ve pratiklerini eleştirmek ama aynı zamanda onun demokrasi uğruna mücadelesinin yanında olmak, ki böylesi bir pratiğin anlamı ve karşılığı olur. Bu açıdan bakıldığında Kürt ulusal hareketiyle dayanışmak onun kuyruğuna takılmak değil tam aksine eleştiriyi kıymetlendirmektir. Üstelik bu durum içinden geçtiğimiz süreçte daha bir önem kazanmıştır. Tam da bu nedenle işçi sınıfı ve Türkiye halkının mücadelesiyle derdi olan devrimciler ve komünistler 24 Haziran’da HDP’yi ve onun cumhurbaşkanı adayını desteklemekte, Kobanê’den Afrin’e Rojava’da Kürt ulusal hareketiyle omuz omuza savaşmayı devrimci bir görev olarak görmekte ve buna uygun davranmaktır.

 

Partizan’ın seçim tavrına saldırı onların sorunu, bizim değil!

24 Haziran’da HDP’nin barajı aşması ve Demirtaş’ın dikkate değer bir oy alması, Türk hakim sınıflarının bir beş yıllık istikrar umutlarına çomak sokmakla kalmayacak, faşizmi bir kez daha teşhir edecektir. Kürt ulusal hareketiyle sözde değil pratikte dayanışmak böyle anlam bulur. Yapılan eleştirilerin kıymeti ancak böyle ortaya çıkar.

Bugün kimi çevreler tarafından boykot taktiğinin ileriye sürüldüğü bilinmektedir. Bu politika(sız)lığa diyecek bir şeyimiz yok. Bu bize ancak bu çevrelerin devrimci görevlerden yan çizmesine ve Kürt ulusal sorununa sosyal şoven bakış açısına dair bir fikir verir.

Ancak Kaypakkaya adına bunu savunduğunu iddia eden ve üstelik de Partizan’ın seçimlerde HDP’yi destekleme çağrısını düzen içilikle, reformistlikle yaftalayanlar önce bir sakin olmalıdır. Tabii Partizan’ı seçimlerde “HDP’yi destekliyor” diyerek eleştirinin sonsuz zevkine kendini kaptırıp, devrimci görevlerden kaçanlar, çizgi çizgi deyip onun emrettiği pratiği kendi yaşamlarında dahi hayata geçirmeyenler önce şu çelişkiyi açıklamalıdırlar:

Daha bir önceki seçimlerde HDP’yi destekleme çağrısı yapan, üstelik de milletvekili adayı çıkaran bu anlayış  (ki yanlış değildi), bugün Partizan’ı seçimlerde HDP’yi destekliyor diye reformculukla, düzene demir atmakla suçluyor. Bu arkadaşlara sormak gerek dün memlekette demokrasi vardı da, bugün faşizm mi geldi?  Tabii ki değil. Ülkemizde dün de faşizm vardı, bugün de var. O zaman çizgi savunuculuğuna soyunanlar bugün niye ülkede faşizmin olduğuna hükmettiler. Stratejik koşullar mı değişti? Dün parlamentoyu bir araç olarak kullanmaya ses çıkarmayanlar, bugün Partizan’ın HDP’yi destekleme tavrına neden böyle saldırıyorlar? Açıktır ki dert halkın çıkarı değil, tamamen öznel, subjektif nedenlerdir. Bu ise onların sorunudur, Partizan’ın değil!

 

Kaypakkaya’nın şapkasının altına gizlenip, onun çizgisinden yan çizenler…

Bir kez daha hatırlatalım ve işgüzarlığa izin vermeyelim: Komünistler seçimlere taktik bir mesele olarak bakarlar. Politik bir sorundur ve eğer yanlış olduğu ortaya çıkarsa halka özeleştiri verir, bir daha yanlış yapmamaya çalışırız.

Bunun dışında seçimlere bir misyon biçmediğimiz son derece anlaşılır olmalıdır. Taktik bir mesele olarak baktığımız seçimler somut şartların somut tahlili Leninist ilkesinden hareket edilerek ele alınmıştır. Dün seçimlere katılmak nasıl ki düzen içileşme ya da reformizme kapıları sonuna kadar açmak değildiyse, bugün de seçimlere katılmak demokratik, ilerici talepleri desteklemek ve Kürt ulusal hareketiyle dayanışmak yanlış değil doğru bir politikadır. Her şey bir yana sadece Türk hakim sınıflarının tekmili birden HDP’ye yöneliyorsa ona destek sunmak ilericiliğin, devrimciliğin elbette esasıdır. Tersi bir tutum ideolojik probleme ve politik olarak güçsüzlüğe işaret eder.

Oportünist olan dün seçimlere katılmayı sorun etmeyip bugün boykot taktiğini ileri sürenlerin, Partizan’ın HDP’ye destek açıklamasını düzen içileşme olarak propaganda etmesidir.  Cüretkar bir tutum gibi görülse de gerçekliğin devrimciliği bu türden bir tavra okkalı bir tokadı atmaktadır. Hal böyleyken bizim fazladan bir şey söylememize de gerek kalmamaktadır.

Partizan olarak HDP’yi ve onun adayı Demirtaş’ı destekleyeceğiz. Bunun anın ortaya çıkardığı doğru bir politika olduğunu düşünüyoruz. Reformları, demokrasi mücadelesini, devrimci mücadeleye tabi kılma yaklaşımımızla yapacağız. Çünkü bizler binlerce yıllık sınıf mücadelesinin tarihsel tecrübesinden ve MLM biliminden biliyoruz ki, sultanı oturduğu sarayında bin kılıç darbesiyle yere sermeden ve onun devlet aygıtını parçalamadan gerçek özgürlük gelmeyecektir. Bunun dışında bir yaklaşıma sahip olduğumuzu ileriye sürmek işgüzarlıktan öte bir anlam taşımamaktadır. Dün kullandığımız bir aracı bugün de kullanacağız. Kimilerinin yaptığı gibi meseleyi stratejik bir olgu olarak göstermeyeceğiz.  Halka asla yalan söylemeyeceğiz. Tumturaklı sözlerle devrimcilik oynamayacağız. Gerçekleri sadece gerçekleri halka propaganda edeceğiz. Bir yandan DHD mücadelesini örgütler ve bunun için çalışırken diğer yandan halkın demokratik taleplerine gözlerimizi kapamayacağız. Reformları devrim mücadelesine tabi kılacağız. Bu görüşümüz dışında bir yaklaşım bizi bağlamamaktadır. Bunun açık olarak bilinmesi gerekir.

Somut koşullarda 24 Haziran seçimlerinde HDP’yle dayanışmak, hakim sınıfların iki kliği karşında halk saflarında olduğu tartışma götürmez bir gerçek olarak HDP’yle dayanışmak ve desteklemek doğru devrimci politikadır. Kızılı, Kürdün sarı-kırmızı-yeşiliyle buluşturmak, kızılın çekmecelerde saklanması ve kibirli siyasete malzeme yapılmasına karşı en iyi panzehirdir. Bu yaklaşım, sadece Kürt halkıyla dayanışmak anlamında değil ve hatta daha önemlisi hakim sınıfların Türk halkı üzerinde etkili kılmaya çalıştığı ezen ulus şovenizmine darbe indirmek açısından da güncel devrimci bir görevdir.

Partizan’ın 24 Haziran seçimlerinde HDP’yi ve Demirtaş’ı destekleme tavrını eleştiren ve Kaypakkaya’nın şapkasının altına saklananlar elbette bunu yapmakta özgürdür. Eleştiri özellikle de devrimci temelde yapılan her eleştiri bizi mutlu kılar. Ama olmayan şeyleri varmış gibi göstermeye çalışmak, halka yalan söylemek affedilemez bir politik suçtur ve bizzat yaşayarak gördük ki, bu grup bunu sistematik bir çizgi haline getirmiştir.

Bu arkadaşlara önerimiz, Partizan’ın yenilenme ifadesiyle bu kadar meşgul olacaklarına kendi devrimci görevlerine yoğunlaşmaları olacaktır. Kaypakkaya’nın şapkasının altına saklanan ama onun çizgisinin uygulanması söz konusu olduğunda yan çizenlerin; Ozan Emekçi’nin “dilimiz keskin elimiz hasta” türküsünü dinleyip önder yoldaşın bayatı atıp tazeyi alma, kirli gömleği çıkarma yaklaşımını bir kez daha okumaları faydalı olacaktır. Umudumuz yok ama bir ihtimal sınıf mücadelesinin keskin tokadıyla belki kendilerine gelirler!

Bir Partizan 

49773

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Örgütlenme, Özgürleşme Ve Devrimin Güncelliği[1]

 

 

“İnsanlara şunu söylüyoruz:

Yalancıların maskelerini kaldırın,

körlerin gözlerini açın!”[2]

 

Sürdürülemez kapitalist çılgınlık şahsında, “Cehennem boşalmış, şeytanların hepsi burada!”[3] betimlenmesindeki bir hâl-i pür melal ile yüzleşiyoruz.

Dört Duvar Arasında Direnenler Dışarıdakiler İçin İnat Etme Manifestosudur

Yıllardır Sosyal medyada zindanları gündemde tutmak için güncel zindan haberlerini dışarıya ulaştırıp tutsak aileleri ve zindan arasında köprü olma misyonu ile tanınan bir hesapsınız. “Rojevazindanan” ismi ile dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz. Twitter, instagram ve Facebook gibi geniş kesimlerin kullandığı bu mecraların hepsinde aynı anda aynı haberleri paylaşmanız da ayrıca emek isteyen bir çalışma. Biz Kaypakkayahaber sitesi olarak kitlesel refleks ve duyarlılık yaratmaya çalışan bu hesapları daha da iyi tanımak babında bir röportajı gerçekleştirmek istiyoruz.

Zafer ve yenilgilerle dolu bir tarih! Yarım Asırlık Mücadele Yolumuzu Aydınlatıyor

Proletarya partisinin kuruluşunun ve mücadeleye atılışının 50. yılındayız. Bu süre içinde mücadelesini kesintisiz sürdüren proletarya partisi, onu var eden koşullar devam ettikçe kuşkusuz varlığını devam ettirecektir.

Sınıf bilinçli proletaryanın öncü müfrezesinin ülkemizdeki varlık nedenleri, sistemin çöküntü içine girdiği günümüz koşullarında kendisini çok daha yakıcı dayatır duruma gelmiştir. Ve elbette ki proletarya partisi üstlendiği tarihsel rolü yerine getirecektir. Çünkü onun mücadelesine yol gösteren sağlam temellere dayalı ideolojik-politik pusulası vardır.

Eski sloganlar bugüne hitap etmiyor…(İsmail Cem Özkan )

Eski sloganlar atılıyor, eskisi gibi heyecanlı değil, çünkü ortam ve zaman değişmişti, eski sloganların ruhu da çoktan bizi terk etmişti... İnat ile eskiden kalan sloganlar atılıyordu ama o sloganlar bugünün sorununa yanıt vermiyor, sadece eski arkadaşlara "biz ayaktayız, yok olmadık, gelin bir arada olalım!" çağrısıydı. Fakat çoktan ayrılmıştık, ruhen bir arada ama eskinin yaratılmış öyküleri de abartılarak anlatılırken gerçeklikten uzaklaşmış ve eskinin yeniden yaşayacağı iyimserlik dışında bir arada olacağımıza dair her hangi bir şey söz konusu değildi...

Siyaset Yapma Tarzımız ve Verili Koşulların Önemi Üzerine

 


   Son dönemlerde kurumlarımızın yaptığı konferanslarda, basın açıklamalarında `Verili koşullar` dan bahsediliyor. Verili koşullardan kasıt, somut koşulların somut tahlili.

Ölümsüz(ümüz)dür NÂZIM HİKMET[1]

Pişman değilim yaşadıklarımdan,

öfkem belki de yaşayamadıklarımdan.[2]

 

“Ew çend giringî pê bide jiyana xwe ku di/ heftêyem de jî wek mînak çandina darzeytûnê bibe// Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,/ yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin,” dizelerinin hakkını bir komünist gibi yaşayarak verdi. Eylül 1961’in Doğu Berlin’indeki, “sözün kısası yoldaşlar/ bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da/ insanca yaşadım diyebilirim,” demeyi de sonuna kadar hak etti…

Türkiye’de Durum: Çürüme ve “Çökme!”

Açıklama: Aşağıdaki makale Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist Merkezi Yayın Organı Komünist’in Mayıs/2022 tarihli 76. sayısından alınmıştır.

İnsanî Mecburiyet(İmiz)dir Aşk[*]

 

 

“Güzelliğin beş para etmez,

bu bendeki aşk olmazsa.”[1]

 

Lev Tolstoy’un “Gerçekten aşk var mı?” sorusu bana hep itici gelmiştir; William Faulkner’in, “Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktı,” tespiti gibi.

“Neden” mi?

Var olmayan şey soru(n) da ol(a)maz, ders kitaplarına da gir(e)mez…

SADAT

Son günlerde gündem olan SADAT ve Özel Savaş Şirketleri'ni, yeni yayınlanan “EMPERYALİST TÜRKİYE” (El Yayınları) kitabımda ele almıştım. Oradan kısa bir bölümü yayınlıyorum

Türk Tekelci Devleti’nin Paramiliter Gücü[1]

 

Yusuf Köse

TKP-ML -MKP: Cesaretimizin Sönmeyen Meşalesi Komünist Önder İbrahim KAYPAKKAYA Ölümsüzdür!

Dostlar, Yoldaşlar;

Bugün burada, ülkemiz devriminin önderini, kökleri asla sökülmemecesine toprağın derinliklerine işlemiş bir geleneğin yaratıcısı İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anıyoruz.

Bugün burada, Marksizm-Leninizm-Maoizm’in usta bir öğrencisi olan komünist önderimizi anıyoruz.

İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır zindanlarında işkenceyle katledilmesinden bugüne kadar geçen 49 yıl içinde gerek mücadele yaşamı gerekse de ileriye sürmüş olduğu tezler nedeniyle güncelliğini korumaktadır.

Anlamak, Hatırlamak Zamanıdır Şimdi[*]

 

 

“-Prometheus: Ölüm kaygısından kurtardım ölümlüleri.

- Koro: Nasıl bir deva buldun bu derde karşı?

- Prometheus: Kör umutlar saldım içlerine.”[1]

 

O sadece kasketli değil; kasketin en çok yakıştığı insandı.

Benjamin Franklin’in, “Bazıları 25’inde ölür ama 75’ine kadar gömülmezler,” saptamasını tekzip eden bir mücadelenin, direncin, tarihin -ve elbette acının- adıydı.

Sayfalar