Partizan’ın seçim tavrı ve Kaypakkaya’nın şapkasının altına gizlenenler üzerine
24 Haziran seçimlerine giderken yaşanan durum çok açık. Türk hakim sınıfları kendi klik dalaşlarını seçimler aracılığıyla belli bir dengeye ulaştırıp, en az bir beş yıl daha proletaryaya ve halka yönelik saldırganlıkta istikrar yakalamak istemektedir. Türk Kürt uluslarından çeşitli milliyet ve mezheplerden Türkiye proletaryası ve halka, bir yandan kendisine yönelen faşist saldırganlığa karşı durmakta, diğer yandan ise çeşitli biçim ve içeriklerde sınıf mücadelesini sürdürmektedir. Ülkemizde her türlü faşist baskıya ve saldırganlığa rağmen işçi sınıfımızın ve halkımızın mücadelesi devam etmektedir. Bu mücadelede bir mevzi de 24 Haziran seçimleri olarak ortaya çıkmıştır.
İçinden geçtiğimiz koşullarda HDP’nin seçimlerde yer alması ve kendisine yönelen faşist saldırganlığı bertaraf edebilmesi, işçi sınıfının ve halkımızın geleceği açısından tayin edici bir yerde durmamakla birlikte, son derece önemlidir. 24 Haziran seçimleri öngününde meseleyi sadece Kürt ulusunun ulusal talepleri olarak kavramak (ki bu talepler de ilerici ve bizler açısından sahiplenilmesi gereken taleplerdir) son derece dar ve geri bir yaklaşımdır. Bu ele alış ve propaganda ediş Kürt ulusal sorunu karşısında komünistlerin görevlerini bilinmez bir geleceğe havale etmenin yanında sosyal şovenizmden gıdasını almaktadır.
Elbette HDP faşist düzen içinde kurulmuş, onun yasalarıyla hareket etmek mecburiyetinde olan bir partidir. Ancak faşist bir parti değildir. Kürt ulusal sorunu üzerinden yükselen ancak Türkiye’nin demokrasi meselesini dert edinen bir partidir. Sınıfsal olarak öncelikle Kürt ulusal burjuvazisinin taleplerini dile getirmektedir. Kürt işçi sınıfını ve köylüsünü ulusal baskıya itirazının yanında, faşizm koşullarında demokratik talepler uğruna mücadele etmektedir.
Böylelikle bu parti sadece talepleriyle değil varlığıyla bile Türk hakim sınıflarının tekerine çomak sokmaktadır. Zaten tam da bu nedenle eş başkanlarından seçmenine kadar faşizmin ilgisine mazhar olmaktadır.
HDK ve onun üzerinden yükselen HDP sadece Kürt ulusal sorunu bağlamında değil ülkemizin diğer sorunlarına kendince çözüm olmaya aday demokratik halkçı bir partidir. Onun esas olarak Kürt sorununa özgülenmesi bu gerçeği değiştirmemektedir. Aslında tek başına bu durum bile Kürt ulusunun demokratik talepleri karşısında sorumsuzca sloganlar atıp hiçbir şey yapmamak yerine, Kürt ulusuyla dayanışmanın bir imkanı olarak değerlendirilmelidir. Kürt ulusunun demokratik mücadelesiyle, onun Kürt milliyetçiliğini güçlendirmeye çalışan politikalarını ve pratiklerini eleştirmek ama aynı zamanda onun demokrasi uğruna mücadelesinin yanında olmak, ki böylesi bir pratiğin anlamı ve karşılığı olur. Bu açıdan bakıldığında Kürt ulusal hareketiyle dayanışmak onun kuyruğuna takılmak değil tam aksine eleştiriyi kıymetlendirmektir. Üstelik bu durum içinden geçtiğimiz süreçte daha bir önem kazanmıştır. Tam da bu nedenle işçi sınıfı ve Türkiye halkının mücadelesiyle derdi olan devrimciler ve komünistler 24 Haziran’da HDP’yi ve onun cumhurbaşkanı adayını desteklemekte, Kobanê’den Afrin’e Rojava’da Kürt ulusal hareketiyle omuz omuza savaşmayı devrimci bir görev olarak görmekte ve buna uygun davranmaktır.
Partizan’ın seçim tavrına saldırı onların sorunu, bizim değil!
24 Haziran’da HDP’nin barajı aşması ve Demirtaş’ın dikkate değer bir oy alması, Türk hakim sınıflarının bir beş yıllık istikrar umutlarına çomak sokmakla kalmayacak, faşizmi bir kez daha teşhir edecektir. Kürt ulusal hareketiyle sözde değil pratikte dayanışmak böyle anlam bulur. Yapılan eleştirilerin kıymeti ancak böyle ortaya çıkar.
Bugün kimi çevreler tarafından boykot taktiğinin ileriye sürüldüğü bilinmektedir. Bu politika(sız)lığa diyecek bir şeyimiz yok. Bu bize ancak bu çevrelerin devrimci görevlerden yan çizmesine ve Kürt ulusal sorununa sosyal şoven bakış açısına dair bir fikir verir.
Ancak Kaypakkaya adına bunu savunduğunu iddia eden ve üstelik de Partizan’ın seçimlerde HDP’yi destekleme çağrısını düzen içilikle, reformistlikle yaftalayanlar önce bir sakin olmalıdır. Tabii Partizan’ı seçimlerde “HDP’yi destekliyor” diyerek eleştirinin sonsuz zevkine kendini kaptırıp, devrimci görevlerden kaçanlar, çizgi çizgi deyip onun emrettiği pratiği kendi yaşamlarında dahi hayata geçirmeyenler önce şu çelişkiyi açıklamalıdırlar:
Daha bir önceki seçimlerde HDP’yi destekleme çağrısı yapan, üstelik de milletvekili adayı çıkaran bu anlayış (ki yanlış değildi), bugün Partizan’ı seçimlerde HDP’yi destekliyor diye reformculukla, düzene demir atmakla suçluyor. Bu arkadaşlara sormak gerek dün memlekette demokrasi vardı da, bugün faşizm mi geldi? Tabii ki değil. Ülkemizde dün de faşizm vardı, bugün de var. O zaman çizgi savunuculuğuna soyunanlar bugün niye ülkede faşizmin olduğuna hükmettiler. Stratejik koşullar mı değişti? Dün parlamentoyu bir araç olarak kullanmaya ses çıkarmayanlar, bugün Partizan’ın HDP’yi destekleme tavrına neden böyle saldırıyorlar? Açıktır ki dert halkın çıkarı değil, tamamen öznel, subjektif nedenlerdir. Bu ise onların sorunudur, Partizan’ın değil!
Kaypakkaya’nın şapkasının altına gizlenip, onun çizgisinden yan çizenler…
Bir kez daha hatırlatalım ve işgüzarlığa izin vermeyelim: Komünistler seçimlere taktik bir mesele olarak bakarlar. Politik bir sorundur ve eğer yanlış olduğu ortaya çıkarsa halka özeleştiri verir, bir daha yanlış yapmamaya çalışırız.
Bunun dışında seçimlere bir misyon biçmediğimiz son derece anlaşılır olmalıdır. Taktik bir mesele olarak baktığımız seçimler somut şartların somut tahlili Leninist ilkesinden hareket edilerek ele alınmıştır. Dün seçimlere katılmak nasıl ki düzen içileşme ya da reformizme kapıları sonuna kadar açmak değildiyse, bugün de seçimlere katılmak demokratik, ilerici talepleri desteklemek ve Kürt ulusal hareketiyle dayanışmak yanlış değil doğru bir politikadır. Her şey bir yana sadece Türk hakim sınıflarının tekmili birden HDP’ye yöneliyorsa ona destek sunmak ilericiliğin, devrimciliğin elbette esasıdır. Tersi bir tutum ideolojik probleme ve politik olarak güçsüzlüğe işaret eder.
Oportünist olan dün seçimlere katılmayı sorun etmeyip bugün boykot taktiğini ileri sürenlerin, Partizan’ın HDP’ye destek açıklamasını düzen içileşme olarak propaganda etmesidir. Cüretkar bir tutum gibi görülse de gerçekliğin devrimciliği bu türden bir tavra okkalı bir tokadı atmaktadır. Hal böyleyken bizim fazladan bir şey söylememize de gerek kalmamaktadır.
Partizan olarak HDP’yi ve onun adayı Demirtaş’ı destekleyeceğiz. Bunun anın ortaya çıkardığı doğru bir politika olduğunu düşünüyoruz. Reformları, demokrasi mücadelesini, devrimci mücadeleye tabi kılma yaklaşımımızla yapacağız. Çünkü bizler binlerce yıllık sınıf mücadelesinin tarihsel tecrübesinden ve MLM biliminden biliyoruz ki, sultanı oturduğu sarayında bin kılıç darbesiyle yere sermeden ve onun devlet aygıtını parçalamadan gerçek özgürlük gelmeyecektir. Bunun dışında bir yaklaşıma sahip olduğumuzu ileriye sürmek işgüzarlıktan öte bir anlam taşımamaktadır. Dün kullandığımız bir aracı bugün de kullanacağız. Kimilerinin yaptığı gibi meseleyi stratejik bir olgu olarak göstermeyeceğiz. Halka asla yalan söylemeyeceğiz. Tumturaklı sözlerle devrimcilik oynamayacağız. Gerçekleri sadece gerçekleri halka propaganda edeceğiz. Bir yandan DHD mücadelesini örgütler ve bunun için çalışırken diğer yandan halkın demokratik taleplerine gözlerimizi kapamayacağız. Reformları devrim mücadelesine tabi kılacağız. Bu görüşümüz dışında bir yaklaşım bizi bağlamamaktadır. Bunun açık olarak bilinmesi gerekir.
Somut koşullarda 24 Haziran seçimlerinde HDP’yle dayanışmak, hakim sınıfların iki kliği karşında halk saflarında olduğu tartışma götürmez bir gerçek olarak HDP’yle dayanışmak ve desteklemek doğru devrimci politikadır. Kızılı, Kürdün sarı-kırmızı-yeşiliyle buluşturmak, kızılın çekmecelerde saklanması ve kibirli siyasete malzeme yapılmasına karşı en iyi panzehirdir. Bu yaklaşım, sadece Kürt halkıyla dayanışmak anlamında değil ve hatta daha önemlisi hakim sınıfların Türk halkı üzerinde etkili kılmaya çalıştığı ezen ulus şovenizmine darbe indirmek açısından da güncel devrimci bir görevdir.
Partizan’ın 24 Haziran seçimlerinde HDP’yi ve Demirtaş’ı destekleme tavrını eleştiren ve Kaypakkaya’nın şapkasının altına saklananlar elbette bunu yapmakta özgürdür. Eleştiri özellikle de devrimci temelde yapılan her eleştiri bizi mutlu kılar. Ama olmayan şeyleri varmış gibi göstermeye çalışmak, halka yalan söylemek affedilemez bir politik suçtur ve bizzat yaşayarak gördük ki, bu grup bunu sistematik bir çizgi haline getirmiştir.
Bu arkadaşlara önerimiz, Partizan’ın yenilenme ifadesiyle bu kadar meşgul olacaklarına kendi devrimci görevlerine yoğunlaşmaları olacaktır. Kaypakkaya’nın şapkasının altına saklanan ama onun çizgisinin uygulanması söz konusu olduğunda yan çizenlerin; Ozan Emekçi’nin “dilimiz keskin elimiz hasta” türküsünü dinleyip önder yoldaşın bayatı atıp tazeyi alma, kirli gömleği çıkarma yaklaşımını bir kez daha okumaları faydalı olacaktır. Umudumuz yok ama bir ihtimal sınıf mücadelesinin keskin tokadıyla belki kendilerine gelirler!
Bir Partizan
Son Haberler
Ya Özgürlük Mücadelesinden Yanasınız ya da Değilsiniz
Türk egemen sınıfları, Cumhuriyetin 100. yılını kutlamaya hazırlanırken ikinci yüz yılı için de nutuk atmaya başladılar. Halkımızın deyimiyle perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
Nitekim ilk yüzyılı işçilere, emekçilere, devrimcilere, komünistlere, ezilen ulus ve azınlık milliyetlere, kadınlara, LGBTİ+lara, inanç gruplarına zulmetmekle geçen bir yüzyıldır. Bu baskıcı, asimilasyoncu, ırkçı, cinsiyetçi, tekçi ve emperyalizm uşağı sömürü-soygun düzeni, Kemalist cumhuriyetin ikinci yüzyılı da birinci yüz yılını izleyecektir.
Katliamlar Cumhuriyeti
13 Kasım'da, İstanbul'un en kalabalık caddesinde yapılan bombalı saldırı, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kere daha katliamlar cumhuriyeti olduğunun acı bir kanıtı oldu.
Çamur at…[ismail cem özkan]
Kasım ayını soğuk bir gününde kalabalığın henüz tam yoğunlaşmadığı bir saatte İstiklal Caddesi'nde bir katliam yaşandı. Banka konan bir bomba patladı ya da patlatıldı ve 6 masum, hiçbir şeyden haberi olmayan insan öldürüldü…
Ateş düştüğü yeri yakar ve acısını kelebek kanadı gibi evrene yayar, fakat küresel evrenimizde o kadar çok acı yaşanıyor ki, eskisi gibi haber dahi olmuyor… Yaşanan olay ajans bülteninde geçen birkaç satıra dönüştü… Acılar, düşen ateş ve yok olan hayaller…
BORAN için – İmera Fera Yeşilgöz
Herkes olması gerektiği yerde mücadele görevini, parti görevini yerine getirmekteyken, yani her şey olması gerektiği gibiyken gelen her not kalp atışlarımızı hızlandırır. Her şeyden evvel “bir şey mi oldu?” kaygısı hissedilir.
Bir TİKKO savaşçısı:“Devrimci mücadeleye katılma tercihimin bir geçmişi var!”
Avrupa metropolünden gelen bir devrimci olarak, kapitalizmin “vahşetinin kalbinde” yaşarız. Hepimizin hayatı, değerlendirme mantığına göre yapılandırılıyor. İster klasik sömürü ilişkileri ve işgücünün yabancılaştırılması olsun, ister ayrıştırma ve izolasyona dönük eğilimler ya da sosyal yaşamda kendi kendimize olan yabancılaşma olsun; sürekli akan bir damlanın taşı oyduğu gibi insan, kapitalist merkezlerde sürekli kapitalist ideolojinin ekonomik, sosyal ve teknolojik saldırılarına maruz kalıyor.
Kaypakkaya’nın Yoldaşı Olmak! (OKUR POSTASI)
Bazen bulunduğumuz yerlerin, taşıdıkları değeri istemesek de göz ardı edebiliyoruz. Benim Partizan’la tanışmam yılları alıyor ama aktif olmam 3 seneyi buluyor. Birçok insandan şunu duyardım “İbo’nun kültüründen gelenler sağlam olur. O kültürü almışsan uzakta da olsa onu yaşatmaya çalışırsın. O bağlılık hiç bitmez.”
CHP'NİN İHANETLERİ /Mehmet Emin Gündoğdu
Bu yazının amacı kısa bir CHP değerlendirmesi yaparak, bu partinin izlediği politik hattı ortaya çıkarmak ve okuyucuya bir fikir vermek. Çünkü bu parti tarihi boyunca hep mevcut düzenin koruyucusu olmuştur. Düzen ne zaman tıkansa CHP yardıma koşar. En son marifeti unutulmuş bir konuyu yani türbanı gündeme getirerek Erdoğan hükümetine koz vermiştir.
Mersin Eylemi: Savaşın Dayanılmaz Ağırlığı – Emir Arda
26 Eylül günü, Mersin Mezitli’de ki Tece polisevine yapılan eylemin üzerinden ortalama bir hafta geçti. Eylem, yapıldığı günden itibaren, ak koyun ile kara koyunu ayrıştıran bir işleve sahip oldu açıkçası. İki kadın devrimcinin fedai eylemi, siyasal alanın tam ortasına, onu ikiye bölen bir çizgi çekti… Bu yazı eylemin hemen ertesinde kaleme alınabilirdi. Ancak hem HPG’nin açıklamasını beklemek daha doğruydu, hem devletin vereceği refleksi ve eylemin sonuçlarını görmeliydik. O yüzden bu yazının yazılması ve yayınlanması bugüne değin bekletildi… Bu kadar bekleme yeterli.
İtirazın Farkındalığıyla Meydan Okumadır Şiir[*]
“Bilim aklın şiiridir,
şiir de yüreğin bilimidir.”[1]
Andrey Tarkovski’nin ifadesiyle, “Şiir benim açımdan bir dünya görüşü, gerçekle olan ilişkimin özel bir biçimidir. Bu açıdan bakıldığında, şiir, insanlara hayatı boyunca eşlik eden bir felsefedir.”
Yaşamı savunmak; insan olmak (ve sonuna dek de İNSAN kalmak) hâlidir.
Bundan kimsenin şüphesi olmasın…
Çünkü “Hakikâte ulaşmanın yolları şunlardır: Felsefe, Sanat, Siyaset ve Aşk,” diye uyarır Alain Badiou!
Siz toplumsal muhalefetin yükselmesini bekleyin / ERGÜN ASLAN
Biz proletaryalar enternasyonalizmimizi vermeyenin varlığını sorgularız varlığını.
Ama gıdık.
Ama yanak.
Ama...
Demek öyle.
Demek böyle.
Demek her şey...
Marks'ın, devrime engel olmaya başlayana kadar dünya proletaryalarının çeşitliliğini enternasyonalizmde bir araya getirmeye çalıştığını görmezlikten gelmemize kadarmış
En büyük ihanetler en güzel proletarya şarkıları arkasına gizlenilerek gerçekleştirilmiş ihanetlerdir.
Kıymetlimizzz...
Yüksek yüksek menfaatlerimizzz....
Diktatörlerin Surlarını Döven Dev Dalgalar!
21.yüzyılın ilk çeyreği bitmeden ve son yirmi yılda yerkürede işçi sınıfı ve ezilenlerin isyan ve devrim türküleri defalarca yankılandı. Nasıl ki yirminci yüzyılın başında insanlık Ekim Devrimi’nin top sesleri ile uyandıysa, içinden geçtiğimiz yüzyılın da daha ilk çeyreği dolmadan yaşanan ayaklanmalar, isyanlar, grevler insanlığın özgürlük umudunun canlı ve bir o kadar da gerçek olduğunu gösterdi.