Partizan’dan Seçim Açıklaması:
HABER MERKEZİ |29.01.2019 | Türkiye gündemi tam hız 31 Mart yerel seçimlerine ilerlerken konu ile ilgili tavrını açıklayan Partizan “Faşist diktatörlüğün gemi azıya alan Kürt düşmanlığı ve şovenizm, Kürt hareketine ve onunla birlikte direnişi büyüten devrimci, demokratik güçlere yönelik saldırganlığı, sürecin ana halkası niteliğindedir” dedi ve temelde konumlanacağı alanın burası olacağını belirtti.
Seçim politikasını “31 Mart yerel seçimlerinde bir kez daha faşist, gerici sistem partilerine ‘oy yok’ diyoruz. Hiçbir burjuva parti adayına oy yok diyoruz!” şeklinde açıklayan Partizan, seçimde devrimci, demokrat ve yurtsever adayları destekleyeceğini duyurarak “Direnişi büyütme, kitlelerin örgütlenmesini ileri taşıma olanaklarını açığa çıkaran bu tarihsel dönem için adayların olduğu bütün yerellerde oylar, devrimci, demokrat ve yurtsever adaylara diyoruz ve faşist blokların oluşturduğu ittifaklara birlikte meydan okuyoruz!” dedi.
Partizan’ın açıklaması şu şekilde:
”31 Mart Yerel Seçimleri vesilesiyle bir kez daha;
Birleşik Mücadeleyi Büyütelim, Faşizme Meydan Okuyalım!
“Direnişi Büyütmek ve Faşist Saldırganlığı Püskürtmek İçin Bir Adım İleri”
AKP’nin iktidarı tekelleştirme hedefiyle planladığı seçim takviminin son aşamasına, 31 Mart yerel seçimleri vesilesi ile gelmiş bulunmaktayız. Tarih yaklaştıkça ülke siyasal gündemi giderek ısınıyor. 24 Haziran seçimlerinin etki ve sonuçlarıyla, AKP’nin hedeflediği 2023 programına uygun olarak devlet, yeniden dizayn edilerek yol alınmaktadır. AKP, epey bir süredir bir hükümet olmaktan öteye bir iktidar partisidir. Devletin dizayn edilmesinden kastımız da esasta bu durumun sürdürülebilir olması için yapılan düzenlemelerdir. Hükümetler “iş başına” geldiklerinde, seçim öncesi vaat ettiklerini hayata geçiriyormuş gibi yaparken, önceden devraldıkları köşe taşlarına “fazla” ya da “hiç” dokunmadan hükümet olmayı sürdürürler. Temel işleyiş böyledir.
“İş başındaki” AKP iktidarı ise, devletin tüm erklerini kendine göre yeniden düzenlemiştir/düzenlemektedir. Örneğin, 24 Haziran seçimleri sonrası Başbakanlık kaldırılarak “Başkanlık Sistemi” ile Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığın bir araya getirildiği tek bir sistemle, önceki uygulama değiştirilmiş oldu. Bu, biçimsel bir değişim gibi görünse de, esas olarak sermayenin işine yarayan bir değişimdi.
AKP, on altı yıllık hükümet pratiğiyle bugüne adım adım geldi. 2002 seçimlerinden “başarıyla” çıkarken, halkın düzen partilerine olan tepkisini iyi kullandı. Hatırlanırsa temel sloganları “3 Y ile mücadele”ydi. Bunlar “Yolsuzluk”, “Yasaklar” ve “Yoksulluk”tu. AKP, toplumun önemli bir kesiminin desteğini almak için “demokrasi savunucusu ve yasaklara karşı” olduğu propagandasını etkili kullanırken, yine kendisini İslamcı olarak adlandıran kesimin, faşizmin zulmü karşısında yaşadığı mağduriyeti de kendisine yedeklemiş ve üst üste seçimleri kazanarak bugünlere gelmiştir. Bu tablonun ortaya çıkmasında “ana muhalefet partisi” görevi yapan CHP’nin politikaları da önemli bir rol oynamıştır.
AKP’nin uygulamaya koyduğu politikalara en etkili itiraz Gezi İsyanı’yla geldi. Milyonlar, AKP ve onun lideri R.T. Erdoğan’ı ve de iktidarını aylarca eylemlerle sarstı. Gezi, faşizme bir uyarı oldu. AKP’nin Kürt sorununda “açılım ve müzakere” adı altında yaptığı oyalama, ardından “masayı devirmesi” ve tüm gücüyle katliam, baskı ve şiddet politikasına dönmesine verilen tepki ve yanıt ise; 7 Haziran genel seçimlerinde başta Kürt hareketi olmak üzere, Türkiyeli devrimci ve demokratların desteğini alarak % 10 barajını aşan ve meclise giren HDP’yle oldu. Bu da, faşizme bir başka uyarıydı.
Diğer yandan bu gelişmeler, faşizm için “beka sorunu”nun dillendirilmeye başlandığı süreçlerde yaşandı. Nitekim hâkim sınıf klikleri arasında yaşanan dalaş, 15 Temmuz 2016’da bir darbe senaryosuyla yeni bir evreye girmiş; AKP bu süreci “Allah’ın lütfu” olarak kullanmış ve hiç vakit kaybetmeden esas olarak halk hareketine yönelmiştir.
15 Temmuz Darbe Girişimi: “Allah’ın Lütfu!”
2015 yılında başlayan faşist saldırganlık ve faşist terörle birlikte, 2016 darbe girişimi gerekçesiyle ilan edilen ve iki yıl sürdürülen OHAL koşulları altında 24 Haziran seçimlerine gidildi.
OHAL, Temmuz 2018’de kaldırılsa da yerine getirilen “terörle mücadele yasası”yla aslında süreklileştirildi. Her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasaklanması, gözaltı süresinin 12 güne kadar uzatılması ve yürütmeye üç yıl boyunca hâkimler de dâhil olmak üzere kamu görevlilerinin işten çıkarma yetkisinin verilmesi bu uygulamaların sadece bazıları oldu.
Gözaltında ve hapishanelerde işkence, kötü muamele, acımasız, insanlık dışı ve onur kırıcı muameleler de artmış durumdadır. Adalet Bakanlığı’nın Haziran 2018 tarihli verilerine göre Türkiye hapishanelerinde 246 bin 426 tutuklu-hükümlü bulunmaktadır. Gözaltı ve tutuklama saldırısına paralel olarak “denetimli serbestlik” uygulamasıyla gerçekte ise çok daha fazla kişi “tutsak” durumdadır. Bu anlamıyla yukarıdaki tutuklu sayısı hapishanelerdeki tutuklularla ilgilidir ve gerçekte iktidara şu veya bu nedenle muhalif olan herkes için bütün ülke açık bir hapishaneye çevrilmiş durumdadır.
Yine bu süre içinde faşizmin Kürt Ulusal Hareketi’nin legal alandaki politik çalışmalarına yönelik saldırganlığının arttığına tanık olmaktayız. Bu süre içinde eşbaşkanları da dahil olmak üzere 11 HDP’li vekil dokunulmazlıkları kaldırılarak tutuklanmıştır. Aynı süreçte, 94 HDP/DBP belediyesine kayyum atanarak el konulmuştur, ki bu belediyelerden 50’sinin eşbaşkanları tutuklu bulunmaktadır. Toplamda ise 2 bine yakın HDP yönetici ve üyesi tutsak alınmıştır.
Diğer yandan AKP iktidarı boyunca OHAL süreci ve sonrasında da işçi ve emekçilerin hakları bir bir gasp edildi. Artan işsizlikle paralel sendikalar üzerindeki baskı da giderek arttı. İşçi grevleri yasaklandı. 2003 yılından bu yana 16 işçi grevi, “milli güvenliği ve genel sağlığı bozucu” görülerek 3’er ay aralıklarla yasaklandı.
KHK’lardan sonra ise tamamen yasaklandı. 3. Havalimanı işçilerinin hak aramaya yönelik direnişi, polis saldırısına uğradı, 33 işçi tutuklandı, birçoğu işten atıldı. Her gün neredeyse birkaç işçi cinayetleriyle hayatını kaybettiği ülkede, iktidar çözümü, yaşamını yitiren işçilerin isimlerini kamuoyundan saklı tutmakta bulmaktadır.
Yığınlar, Açlık ve Sefaletle Terbiye Edilmek İsteniyor!
AKP, hükümet olduğu ilk günlerde “büyüme” ve “istikrar” mottosunu yoğun bir şekilde kullandı. AKP medya bürolarının savunageldiği söylem, AKP ile ülke ekonomisinin büyüme trendine girdiği, giderek borçların ödendiği ve IMF ile tüm ilişkilerin kesildiği şeklinde olmuştur.
Ne var ki geçen süre içinde, korkunç bir yağma ve talan politikasıyla neredeyse özelleştirilmeyen Kamu İktisadi Teşekkülü (KİT) bırakmayan AKP iktidarı, inşaat alanına yaptığı yatırımlarla ekonomi çarkını belli bir süre çevirmişse de artık yolun sonuna gelinmiştir. Geride bıraktığımız 2018 yılında, Dolar ve Euro’da yaşanan artışla Türk parası adeta erimiş, halkın alım gücü düşmüş, büyük bir yoksulluk girdabına girilmiştir. 16 yılın sonunda TC, IMF’nin kapısını yeniden çalacak noktaya gelmiştir.
Gelinen aşamada, işsizlik oranlarının arttığı, asgari ücretin dört kişilik bir ailenin temel gıda ihtiyaçlarını bile karşılamadığı bir ülke gerçekliğinde bulunuyoruz.
AKP iktidarı, son 16 yılda kendi sınıfını koruyup kollarken, yoksulluğu derinleştirdi ve genelleştirdi. Açlık sınırının 2.009 lira, yoksulluk sınırının ise 6.453 lira olduğu koşullarda hayat pahalılığı da işçi sınıfını dört bir koldan cendereye alıyor. Egemenler, dünyada derinleşmekte olan ekonomik krizin Türkiye gibi ülkelerde yaratacağı sarsıntının farkında ve bu krizin faturasını işçi sınıfına yıkmanın çeşitli yollarına da kafa yormaktalar. Bu nedenle asgari ücrete verildiği iddia edilen % 30’luk zam bir çırpıda geri alınmıştır. Zira açıklanan enflasyon oranları, halkın temel ihtiyaçlarına gelen zam oranlarının çok altındadır. Alım gücü ve yaşam standardı giderek düşen, açlık ve sefaletle boğuşan milyonlarca emekçinin düzene ve onun bugün dümeninde oturan AKP-MHP iktidarına yönelik öfkesi büyümektedir.
Faşist sistem, halkı açlık ve yoksullukla terbiye ederken aynı zamanda geniş yığınları, inanç ve cinsiyet kimliklerinden dolayı yok sayıyor ve baskı altında tutuyor.
AKP, devletin resmi dini olan Sünni İslam dışında hiçbir inanç kesimine hayat hakkı tanımamaktadır. Aleviler, ülkenin ötekileştirilmiş “gavurları” olarak görülmektedir. Cemevleri, Alevilerin kendi ritüellerini yerine getirdikleri yerler olarak değil, sadece dört duvardan ibaret yerler olarak ele alınmaktadır.
AKP iktidarı döneminde kadınların yaşam ve kazanılmış hakları hep tehlikede ve saldırı altında oldu. Öyle ki, 16 yıllık AKP iktidarı döneminde 15 bin kadın, birinci derecede yakınları tarafından katledildi. Bu dönem büyük baskı ve şiddete maruz kalan bir diğer kesim de LGBTİ+lar oldu. Yürüyüş ve gösterileri yasaklandı; birçoğu saldırıya uğradı, katledildi, tutuklanıp hapishaneye konuldu.
Coğrafyamızda artık demokrasinin “D”si bile aranır durumdadır. Parlamento tamamen işlevsiz hale getirilmiş, çoğunluğu elinde bulunduran AKP, MHP’yi de yanına alarak istediği kanunu çıkartarak yol almaktadır.
Korku Çemberini Ortak Mücadele İle Kırabiliriz!
Mart 2019 yerel seçimlerine işte bu atmosferde giriyoruz.
Bilinir ki; yerel yönetimler, halkla doğrudan ilişkilenilmesi, halka hizmet götürülmesi bakımından önemli bir yerde duruyor. Düzenin kendi gerçekliği içinde belediyelerin de rant ve rüşvet yerleri olduğu gerçeğini biliyoruz. DBP, HDP ve tek tek devrimci ve demokrat anlayışların hakim olduğu yerler hariç, tüm diğer belediyeler, rüşvet ve rant üzerinden şekillenmektedir.
Belediyeler, doğrudan halkla olan ilişkileri bakımından önemli kurumlardır. Örneğin AKP’nin üst üste seçimleri kazanmasında belediyeler önemli bir rol oynamıştır. “Bir oy, bir çuval kömür”, “Bir oy, bir buzdolabı”, “Bir oy, bir altın” vb. rüşvet girişimlerinin yanında, AKP yandaşlarının belediyelerde işe alınması, belediye ihalelerinin yandaşlarına verilmesi, belediyeler vasıtasıyla patronlardan AKP’ye akan milyonlar, buraların birer rant yerine dönüştürüldüğünü açıkça göstermektedir.
AKP, siyasal amaçlarının yanında belediyelerin kendileri açısından önemini buralardan elde ettiği rant üzerinden de hesap etmektedir. Ayrıca buraları seçim dönemlerinde birer oy deposu gördüğü için, merkezi seçimler kadar da önem vermektedir. R.T. Erdoğan “İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerin belediyelerini kazanmak, Türkiye’yi kazanmaktır” derken tam da bunu ifade etmektedir. Bu gerçeklik, sadece AKP için değil, diğer tüm burjuva partiler ve hatta devrimciler için de böyledir.
AKP, elindeki tüm olanakları kullanarak Mart 2019 yerel seçimleri için çalışmakta, plan yapmaktadır. Bu yönüyle yerel seçimleri merkezi yapının güçlendirilmesine hizmet edecek biçimde ele almaktadır. AKP, MHP ile olan gerici faşist “Cumhur İttifakı”nı yerel seçimlerde de sürdürme kararı almış durumdadır. İlk başlardaki gönülsüzlük durumu, seçimlerin kritikliği göz önüne alınarak giderilmiş ve yeniden “devletin bekası” sorunu propaganda edilir olmuştur. Aynı arayış diğer burjuva partileri arasında da devam etmektedir. CHP’nin İYİ Parti ile süren gerici faşist “Millet İttifakı” ve ortak aday çıkarmaları bunu göstermektedir. CHP’nin, sınıf niteliğine uygun olarak, İYİ Parti ile giriştiği ittifak, bir kez daha devrimci, demokratik kesimlerden seçmene karşı nasıl bir ihanet içinde olduğunu ve karakterini göstermektedir.
Ve tüm bu partilerin ortaklaştıkları nokta, HDP’nin yerel seçimlerde başarısız olmasının sağlanmasıdır. Bunun için ellerinden geleni yapıyorlar/yapacaklardır. AKP, elindeki tüm devlet imkânlarını kullanarak yerel seçimleri kazanmak için çalışmaktadır. R.T. Erdoğan daha şimdiden T. Kürdistanı için “Kazansanız da kayyum atayarak yolumuza devam ederiz” sözleriyle Kürt seçmeni tehdit etmekte, umutsuzluk ekmeye çalışmakta, toplumda yarattığı korku dalgası ile belediyeleri ele geçirmek istemektedir. Tüm seçimlerde yaptığı hile oyununu devreye şimdiden sokarak seçimlerin toplamı üzerinden kitlelere “Ne yaparsanız yapın, ben seçimi kazanırım” mesajı vermektedir.
Tüm bu atmosfer ve sınıf mücadelesinin bugünü, ödenen bedeller, kazanımlarımızın sistem tarafından gasp edilmesi, toplumun tüm dinamik noktalarına saldırı pratikleri, devrimci ve komünistlerin gelişen her türlü sürece daha ciddi ve hassas yaklaşmasını gerekli kılıyor. Yerel seçimleri tartışırken de geride bıraktığımız siyasal sürecin gelişmelerini ve devrimci demokratik cephenin tablosunu doğru temelde okuma ve odaklanma zorunluluğuyla karşı karşıya olduğumuz unutulmamalıdır. Devrimci öznelerin odaklanacağı nokta, mevcut tıkanıklığı aşacak, mücadelenin gelişmesi için yeni yollar açacak ve gelişmenin önündeki engelleri kaldıracak politikaların güçlendirilmesi olmalıdır.
Yerel seçimler, devrimci öznelerin bu politik zemini yaratma eyleminin bir izdüşümü olarak ele alınmalıdır. Sistem partileri arasında kurulan faşist blokların saldırılarına yanıt olacak araçları, birleşik mücadele odaklarıyla yaratmak, bugün açısından devrimci öznelerin zorunluluğudur. Bu zorunluluk, seçimlerde alınacak tutumla devamında hayat bulacak politika arasında da güçlü bir uyum gerektiriyor. Bu uyumun yaratılması ise kuşkusuz bir bütün olarak birleşik mücadeleyi ele alışımıza bağlı gelişecektir.
Düzen Partilerine Oy Yok!
Oyumuz Devrimci, Demokrat ve Yurtsever Adaylara!
Salt seçime odaklı birlik politikası ile bunun mümkün olmayacağı aşikârdır. Seçim vesilesi ile yaratılan ortaklık ve “birlikte güçlüyüz” zemininin devamında kitlelerle bağımızın güçlendirilmesi hedefine odaklanarak bu başarılabilir.
Mevcut sistemde hiçbir zaman seçimlerin demokratik bir ortamda ve eşit koşullarda yapılamayacağı açıktır. AKP’nin seçimi tek başına kazanmak için elindeki tüm olanakları kullanacağından da kimsenin kuşkusu yoktur. Seçim tarihi açıklanmadan önce tüm önlemlerini alan, seçim kanunlarında istediği değişikliği yapan AKP tüm şartları oluşturduktan sonra seçimin kazananı olmayı arzulamakta ve de bu arzusunu yerel seçimlerle birlikte devlet erkinin kuklası olan belediyeler yaratmakla somutlamaktadır.
Devlet erkinin kuklası belediyelere, gasp ederek kayyum atanan 94 HDP belediyesi somut örnektir. Seçimlerle birlikte bu işgali kalıcılaştırma isteğini, savurdukları tehditlerle ve hummalı bir şekilde yürüttükleri sahte seçmen çalışmaları ile ortaya koymuş durumdadırlar. Henüz seçim olmadan “teröre bulaşan adaylar seçilirse, yine kayyum atarız” diyerek kitlelerin, kendi aday profillerinin dışında bir seçim yapma kararını tanımayacaklarını yüzsüzce ilan etmiş oldular.
Gelinen aşamada, yerel seçimler özellikle de T. Kürdistanı’nda kayyuma karşı halk oylamasına dönüşmüş durumdadır. AKP eliyle faşist diktatörlüğün başta Kürtler olmak üzere bölge halkının iradesini gasp ettiği, halkın iradesini yansıtmadığı yerel seçim vesilesiyle bir kez daha dosta düşmana gösterilecektir. Faşizmin kayyumla gerçekleştirdiği işgalin, esasta halkın direnişi ve örgütlülüğü ile püskürtülebileceğine şüphe yoktur. Bu da tamamen andaki güç dengeleri ile ilgilidir ve bugünkü konjonktürde belediyelerin kayyumlardan geri alınması bu direnişin ve mücadelenin bir parçası olacaktır.
Açıktır ki, sınıf mücadelesinin andaki ihtiyaçları birleşik mücadeleyi gerekli ve zorunlu kılıyor. Farklı siyasal eğilimler bir araya gelerek faşizmin çemberinde gedik açabildiği oranda; aynı zamanda kazanımları korumanın da yollarını inşa edecektir. Bu süreçte ayrıca devrimci özneler kitlelerden yalıtılmaya, Kürt hareketi, halkı ve onun politik özneleri her alanda yalnızlaştırılmaya çalışılıyor. Tüm enerji ve gücümüz bu saldırıları geri püskürtmeye odaklanmalıdır.
Bu bağlamda, sınıf mücadelesinin güncelde ortaya koyduğu koordinatlar, temelde hesaplaşma ve kopuşun en derin ve çatışmanın en keskin şekilde, Kürt ulusal sorunu etrafında cereyan ettiğini göstermektedir. Faşist diktatörlüğün gemi azıya alan Kürt düşmanlığı ve şovenizm, Kürt hareketine ve onunla birlikte direnişi büyüten devrimci, demokratik güçlere yönelik saldırganlığı, sürecin ana halkası niteliğindedir.
Temelde konumlanacağımız alan da sınıf mücadelesinin bu mecrası olacaktır.
Bunun bir parçası ve platformu olarak; 31 Mart yerel seçimlerinde bir kez daha faşist, gerici sistem partilerine “oy yok” diyoruz. Hiçbir burjuva parti adayına oy yok diyoruz!
Direnişi büyütme, kitlelerin örgütlenmesini ileri taşıma olanaklarını açığa çıkaran bu tarihsel dönem için adayların olduğu bütün yerellerde oylar, devrimci, demokrat ve yurtsever adaylara diyoruz ve faşist blokların oluşturduğu ittifaklara birlikte meydan okuyoruz!
Devrimci, ilerici ve yurtsever güçlerle, temel yönelimimize paralel bir şekilde, birleşik mücadeleyi esas alan bir bakışla, ortak direnişi büyütmek bir zorunluluktur. Söz konusu, birleşik mücadele, “eylemde birlik, ajitasyon ve propagandada özgürlük” ilkesine ve dost güçler arasındaki eleştiri-özeleştiri kültürüne uygun bir şekilde karşılık bulacaktır. Yerel dinamiklerin özgünlüğü bu çerçeve içinde ele alınacaktır.
Yerel seçimler bizim için yığınların faşist diktatörlüğe karşı öfkesinin açığa çıkarılması ve demokratik devrim mücadelesi temelinde örgütlenmesi; sistemin gerçek yüzünün teşhir edilmesi faaliyetine ev sahipliği yapacaktır. Bugünkü durumda, “Direnişi Büyütmek ve Faşist Saldırganlığı Püskürtmek İçin Bir Adım İleri” parolasıyla yerel seçim çalışmalarına yoğunlaşmak gerekmektedir.
Açık ki AKP-MHP faşist ittifakının yağma, talan, sömürü ve zulüm; imha, inkâr ve asimilasyon, kadın ve LGBTİ+ düşmanı politikalarına karşı yığınların biriktirdiği büyük bir öfke vardır. Ne var ki bu öfke, henüz büyük oranda örgütsüz ve sokaktan uzaktır. Bu sinerjiyi açığa çıkaracak olan, devrimci, demokratik ve yurtsever güçlerdir. Bu da yığınların andaki politik duruşuna ve gerçekliğine uygun politikaların ortaya konulması ve bu politikalarında yığınlar tarafından benimsenmesiyle olacaktır. Bu hedef gerçekleştirebildiği oranda direniş büyütülmüş ve bir adım ileri atılarak yığınların özgüveni ve sokakla ilişkisi geliştirilebilmiş olacaktır.
Bu açıdan tüm dezavantajlarına karşın yerel seçim süreci, kitlelerin politizasyonu, siyasete ilgisinin artması, yerel yönetim bağlamında kendi iradesini açığa çıkarabilmesi vd. nedenlerle önemli bir siyasal kesiti ifade etmektedir.
Bu süreci, örgütlülüklerimizi, yığınlarla var olan bağlarımızı geliştirmek ve yeni dinamiklerle buluşmak adına değerlendirmek doğru olandır. Her yere yumruk sallamak, her yerde bulunmaya çalışmaktan öte belli başlı yerlere odaklanmak burada çalışmalarımızı derinleştirmek hem ajitasyon ve propagandamızın etkisini artıracak hem de ilişkide bulunduğumuz kitle ile örgütlü bağlarımızı geliştirecektir. Süreç ana hatlarıyla geniş anlamda faşist saldırganlığı püskürtmek; daha spesifik bağlamda kendimizi böylesi canlı, dinamik bir atmosfer içinde daha ileri bir noktada örgütlemek perspektifiyle ele alınmalıdır!
PARTİZAN
29 Ocak 2019”
Son Haberler
Sayfalar
Manipilasyonun Merkezinde Bu Kez MHP mi Var-Fehim IŞIK
Zorlu bir seçimi geride bıraktık. Gün boyu izlediğimiz seçim mahallerinde, özellikle Urfa’nın Suruç ilçesinde ciddi seçim ihlalleri yaşandığına birçok muhabir arkadaşımız, birçok seçmen tanık oldu. Bu ihlalleri görmeyen bir tek AKP medyasıydı ki bu medya da Türkiye’deki medyanın neredeyse yüzde 95’ini oluşturuyor.
Tüm bu saldırılara karşın diğer seçimlerden farklı olarak gözlenen şuydu denebilir: Muhalefet sandık başında iyi örgütlenmişti. İhlalleri engelleme noktasında olmasa bile en azından ihlalleri teşhir etme noktasında tek bir köşeyi açık bırakmamıştı.
Burjuvazinin Seçimi
Türk tekelci burjuvazisi, AKP ile 16 yıl dikensiz bir gül bahçesi yaşadı. Ekonomi büyüdü. Sermaye palazlandı ve daha fazla merkezileşti. Büyük holdinglerin bir çoğu artık uluslararası çok uluslu tekeller haline geldi. Ancak, gelinen aşamada, “pembe büyüme”nin sonuna gelindi ve burjuvazinin önemli bir kesimi at değiştirmek istiyor.
24 Haziran’da sandığı markaja almak!
AKP iktidarının, panik havasında, baskın bir şekilde tasarlayıp gündeme getirdiği 24 Haziran seçimlerinde son viraja giriyoruz.
Geride kalan birkaç gün, yoğun bir saha- kitle çalışmasından öte, 24 Haziran’ın örgütlenmesine odaklı geçirilecek gibi görünüyor. Ekonomik göstergelerin verdiği mesajın, emekçilerin her gün daha fazla düşen alım gücünün, yaşanan büyük yoksullaşma ve yoksunlaşmanın basıncıyla AKP iktidarı, büyük bir fırtına kopmadan önce kendini güvenli bir limana atmanın telaşına düşerek 24 Haziran’da seçim kararı aldı.
Bir asalak Türk burjuvazisinin palazlanması hikayesi: Erdoğan Demirören!
1923 yılında kurulan Cumhuriyet Türkiye’sinde 100. yıla beş kala, halen konuşulamayan, yazılamayan, inkar edilen, tutsaklık ile cezalandırılan konuların başında Ermeni sorunu gelmektedir. 1915 ile başlayan Ermeni, Rum ve Hristiyan azınlıkların yerlerinden, yurtlarından tehcir edilmelerinden sonra taşınmaz mal varlılarının akıbeti, kimlerin bu zenginliklere el koyduğu, ölüm ile yaşam arasında Müslüman olan Hristiyanlar, sermayeye el koyan yeni Türk burjuvazisinin kimler olduğu gibi konular toplumda tabu olarak görülmeye devam etmektedir.
Boykotçuların taktik yanlışlıkları ve halktan kopuk faliyetleri! Sidar Hanoğlu
24 Haziran baskın seçimi kararının açıklanmasından sonra tüm toplumsal kesimler nasıl davranacaklarını, kiminle hareket edeceklerini açıklayarak duruş aldılar. Buna göre, AKP-MHP ''cumhur ittifakı''nda, CHP, SP, İyi Parti ''Millet ittifakı''nda, birleşirken, devrimci, demokrat ve Kürt yurtsever kesimi HDP etrafında birleşerek seçime dahil oldu. Bunların karşısına az sayıda devrimci yapılar ise ''Boykot'' kararı alarak, seçime katılmayacaklarını açıkladılar.
Mutlak yöntemin kendini yeniden üretme biçimi ve Diyalektik Tarihsel Materyalist Yöntemi Anlamayan dairesel kafaların teğetinde Doğru’lar
İçinde bulunduğumuz hazır bulduğumuz ve sürekli hareketle var olan dış dünyanın nesnel varlığının en yüksek ürünü olan bilinçli maddenin üretimi -düşüncenin üretimi- ve yeniden üretimi sadece yeni koşulların üretimi ile var olmazlar. Çünkü her yeni hareket ve koşul bir önceki hareketin ürünü olmakla kalmaz onu içerir, onu ret eder yani yadsırda.
Seçimler ve Oy Verme-Recep Maraşlı
Seçime yurt dışı katılım oranı şu ana kadar çok düşük. En çok % 32 oldu... 2 gün sonra yurtdışı oy verme işi bitiyor. Böyle kalırsa HDP'ye kurulan baraj tuzağını önlemek çok zor.
Erdoğan rejimine muhalif olanlar eğer sandığa gitmezlerse iktidarın istikrarına altın tepsi ile katkıda bulunmuş olurlar.
Her gün her an sistemin üretim ilişkileri içinde, sosyal-siyasal ağları içinde yaşayıp da sıra oy vermeye gelince bunu "sistemi meşrulaştıracağı" gerekçesiyle boykot edenleri anlamak mümkün değil
Çöktürme Planı Uygulayan Cumhur İttifakı’nı Cezalandırmalıyız!-Dursun Ali Küçük
*Bu seçimlerde Türk usulü cumhurbaşlığınının yanı diktatörlüğün yerleşmesine, Kürtlere karşı yürütülen savaşa tamam mı?
Devam mı?
Tamam deniliyorsa Cumhur İttifakı postalanmalı ve cezalandırılmalıdır.
*Bu seçimler; bir mevzi elde etmek, Kürtlerin fiiili kazanımlarını korumak ve halkın örgütlenmesi ve ayakta kalması vb vb için bir basamak olarak değerlendirilmelidir.
Hedefi budur. Kimseyi kandırmıyoruz.
Kurtuluşu getirmeyecek.
Ama Kürtlere karşı savaş hükümeti olan Cumhur ittifakını tepelemek çok önemlidir.
Müslüm Elma : “ Ey şehit kahramanlar kavganız sürüyor, sürecektir.“
"Sayın mahkeme heyeti,
Özgeçmişime ilişkin bazı bilgiler sunmak istiyorum:
Ben 09.02.1960 Türkiye Kürdistanı’nın Dersim şehrinde doğdum. Dersim, Kürt-Alevi mezhebine mensup halkımızın yoğunluklu olarak yaşadığı bir şehirdir. Benim ailemde bunlardan biridir. Bu şehrin tarihi hem acılı hem de onurludur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Kürt coğrafyasındaki egemenliğini en son olarak bu şehirde yaptığı katliamla pekiştirmiştir. 1937-1938 yıllarında binlerce Dersimli köylerde, dağ başlarında ve idam sehpalarında can vermiştir.
Kaypakkaya'nın direniş geleneğini onurla sürdüren Partizanlardan M. Usta, sürece dair görüşlerini yazdı.
1980 AFC'si sırasında zulmün saraylarından Amed zindanında; Cafer Cangöz ve birçok yoldaşıyla birlikte işkencecilere kök söktüren, Kaypakkaya'nın direniş geleneğini onurla sürdüren Partizanlardan M. Usta, sürece dair görüşlerini yazdı.
Bugün hem zorluklara karşı direnip teslim olmayan bir kuşağın yaratılmasına hem de bölgede bir kara bulut gibi çöken gericiliğe karşı ezilen halkların ortak yürüyüşüne ihtiyaç vardır. Bu ortak yürüyüş yıldızların, ortak parıltısı görevini görecektir.
AKP/MHP Ordu kliği 24 haziran seçimi ile 20 Temmuz 2016 darbesini pekiştirmek istiyor
24 Haziran cumhurbaşkanı seçim tarihi yaklaştıkça politik atmosfer daha üst düzeylere tırmanıyor. Başını Recep Tayip Erdoğan’ın çektiği AKP/MHP/Ordu kliği devlet aygıtını kendi lehlerinde daha sağlam temeller üzerine oturtmak istiyor. Bünyesinde yer aldıkları iktidar mekanizmalarını iyice kendi güdümlerine almayı amaçlıyorlar. Cumhurbaşkalığı kisvesiyle Kürtler, ezilen sınıflar ve devrimci, demokrat kesimler üzerindeki faşist baskı ve katliamları çok daha katmerli boyutlara tırmandırmayı hedefliyorlar.