Salı Eylül 22, 2026

ÖNCE SERMAYE, SONRA, YİNE SERMAYE

13 Şubat 2024 tarihinde Erzincan iline bağlı İliç'de Çöpler Madencilikte meydana gelen toprak kaymasında 9 (bu rakamın daha  yüksek olduğu iddiası da var) işçi toprak altında kaldı. Bu son olayda, “maden kazası” olarak adlandırılan işçi katlimının, doğa katliamı ile birlikte olağan hale getirildiği ve bu seri katliamların, sermayenin birikimi ve büyümesi için olmazsa olamaz kuralı olduğu  gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Türkiye'de insan (işçi) ve doğanın fütursuzca bir yağması söz konusudur.  Türkiye'de, bu son 20 yıl içinde olduğu kadar, insan ve doğa bu denli yağmalanmamıştı denebilir. Aslında sorun matematik olarak ele alınırsa, doğa ve insan (işçi), ters orantılı olarak, yağmalanması ve aşağılanmaları, sermaye birikimine koşut gider. Burjuvazi, iki temel sömürü kayanağı olan doğa ve işçi üzerine yüklendikçe yükleniyor. Sermayesi büyüdükçe sömürü ve doğayı tahrip etme, işçinin aşağılanması ağırlaştıkça ağırlaşıyor ve doğa bu ağır sömürüye katalanamıyarak başka felaketlerin yanı sıra, kendini göçük, grizu, ekolojik dengesinin bozulması olarak dışa vuruken, işçilerde birer ölü olarak “iş kazası”, göçük altında kalma ve insani yaşamdan bütünüyle uzaklaşarak sermayenin kölesi haline getiriliyor.

Son 20 yıl içinde işçinin ve doğanın bu denli aşırı sömürüsü, doğanın adeta kapanın elinde kalması, Türk tekellerinin emperyalistleşmesi, Türk devletinin ise emperyalist karaktere sahip olmasıyla  doğrudan ilgisi vardır. Bu aşırı sömürü ve aşırı baskı ortamında, Türk tekellerinin sermaye birikimini katlayarak devam ettirmesini sağlamaktadır. Tekellerin ve büyük bankaların kar hanelerine bakıldığında, son yıllarda elde ettikleri karı, daha önceleri elde etmemişlerdir. 2022 yılında Kamu ve özel banklarının karı %400-700'lerin üzerine çıkmıştır. Tekellerin karları arttıkça, “bu kadar yeter” deyip aşırı sömürüden vazgeçmezler, tersine, “daha fazla”, “daha fazla” diyerek, doğanın ve insanın derisini yüzmekten asla vazgeçmezler. Aşırı kar, aşırı sömürü ve aşırı baskıyı beraberinde getirir.

Kapitalizmin ağır sömürü ve baskı koşullarından dolayı doğa da işçi aynı şekilde yıpranır ve aşağılanır. Kapitalizm ortadan kaldırılana kadar, yani, yeryüzünden devrimle tasfiye edilene kadar, bu durum ağırlaşarak devam edecektir. Bunun bir orta yolu, kapitalizmin reforme edilmesi, ehlileştirilmesi, sosyalleştirilmesi, demokratikleştirilmesi, bir başka söylemle; az sömürüsü, çok sömürüsü yoktur.  Kapitalizmin kuralı; azami sömürüdür. Bu da ekokırım ve işçi kırımı olarak ortaya çıkar. Sermaye birikimi insan ve doğanın sömürü ve yıkımı üzerinde büyür ve varlığını bu yıkım üzerinden sürdürür. Kapitalist sistemin işleyişi başka bir yasa tanımaz.

SERMAYENİN BİRİKİMİ = EKOKIRIM VE İŞÇİ KIRMI

Gazete haberlerine bakılırsa:

„1923'ten 2002 yılına dek geçen 80 yılda Türkiye genelinde toplam 1186 maden ruhsatı verildiği öğrenildi. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre 2008-2023 arasındaki son 15 yılda ruhsat sayısının 386 bine ulaştı.

Bir başka haber:

„TEMA Vakfı’nın hazırladığı maden projelerinin yoğun baskısı altında olan 24 ildeki maden ruhsatları haritalandırma çalışmasına göre; 3 binden fazla endemik canlı türü madencilik faaliyetlerinin tehdidi altında.

Türkiye’de endemik tür sayısı 3 binden fazla ve endemizm oranı yüzde 34,4. Bu oran Yunanistan’da yüzde 14,9, Fransa’da yüzde 2,9, Polanya’da ise yüzde 0,1’dir.[1]Erdoğan başkanlığındaki hükümetin neden ayakta tutulduğu, neden her seçimi kazandığı, daha doğrusu, sermaye kesimi tarafından kazandırıldığının arkasında doğrudan bu vb. yağmalar ve sermayeni aşırı birikim süreci vardır.

Türkiye'deki yakın zamanda gerçekleşen madenci katliamlarını burada sırlamaya gerek yoktur. Yalnızca, Soma'da bir seferde 301 işçi katledildi. Peşinden başka madenci katliamları geldi. Ne için, kan emici bir kaç tekelin, azami karı, aşırı sermaye birikimi ve palazlanması uğruna...

Doğa da aynı şekilde katlediliyor. Siyanür ve diğer zehirli maddelerle zehirleniyor. Siyanür, maden ocağının etrafında kalmıyor, yayılabildiği kadar yayılıyor. İliç'teki siyanür Murat suyuna karşmasıyla Fırat ve Dicle'nin döküldüğü Basra Körfezine kadar iner. Siyanür ile altın çıkaran sermaye tekeli bunu düşünmez. Sermayesini ne kadar büyüdüğüne bakar. Bunun tek tek kapitalistin niyetiyle bir ilgisi yoktur. Kapitalist sistemin kendi kanunları, işleyiş biçimi kaçınılmaz olarak bunu dayatır.

TEMA Vakfı'nın,  maden ruhsatı verilen illeri ve buraların kaçta kaçının maden arama bölgesi olduğunu açıkladığı bilgiler var. Adete ülkenin bütün alanı maden arama  alanı olarak belirlenmiş ve ruhsat verilmiş. Madeni bulan, bulduğu yere “çökebilir” diye.

Bu bilgileri buraya almakta yarar var. Felaketin ve yağmanın boyutunu ve korkunçluğunu görmek için.

TEMA Vakfı olarak 2019 yılından itibaren sürdürdüğümüz maden ruhsat haritası çalışmaları sonucunda 29 ilimizin yüzölçümü olarak %67’sinin IV. Grup madenlere ruhsatlandırılmış olduğunu tespit ettik. Gümüşhane’nin %93’ü, Kütahya’nın %92’si, Giresun’un %85’i, Rize’nin %82’si, Uşak’ın %80’i, Çanakkale-Balıkesir (Kaz Dağları) %79’u, Trabzon’un %77’si, Ordu’nun %74’ü, Zonguldak-Bartın’ın %72’si, Artvin, Eskişehir’in %71’i, İzmir’in %70’i, Bayburt, Sivas, Tekirdağ-Kırklareli’nin %65’i, Erzurum’un %63’ü, Muğla’nın %59’u, Kahramanmaraş’ın %58’i, Afyonkarahisar, Erzincan-Tunceli’nin %52’si, Tokat’ın %46’sı, Karaman’ın %38’i ve Siirt-Şırnak-Batman’ın %34’ü IV. Grup madencilik faaliyetlerine ruhsatlıdır.[2]

Ancak, TEMA vakfı, sadece vb. gibi değerli (altın, kömür, demir bakır, krom vb.) madenlerin yer aldığı IV. Grup madenciliğe  yer vermiş. 1. Grupta kum, çakıl, kil gibi inşaat için kullanılan madenler, ikinci grupta, mermer ve türevler, 3. grupta ise tuzlar yer alıyor. Bütün madenlerin ruhsat haritasını verseydi, Türkiye'de izin verilen madencilik (kum, çakıltaşlarından, değer açısından alt düzeydeki madenlere kadar arama ve işletme ruhsatları)  alanlarının çok daha geniş bir alanı kapsadığı görülecektir. Buna göre, Kaz dağlarının %79'u, ormanların %80'i, korunan alanların %55'i, önemli doğa alanların %95'i, tarım alanların %78'i, maden çıkarma alanları olarak ruhsatlanmıştır.[3]

Doğa, uluslararası ve “yerli” tekellere parsellenmiş. Burada insan ve doğanın yaşamasına yer yoktur. Ve bu, sermaye birikimi sağalayacak her yer kapitalistlere, sermaye sahiplerine ait olduğunun vesikasıdır!

Doğanın Katliamından Yalnızca Yabancı Tekeller Mi Sorumlu?

Türkiye'de maden işletme ruhsatına sahip 118 yabancı tekel var olduğu söyleniyor. [4]

Bu firmalara ait toplamda 593 maden ruhsatı bulunduğu ve 206 tanesinin işletme ruhsatı olduğu bilgisi var ve bu bilgiler 2019 yılına ait. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi'ndeki bilgilere göre ise yabancı maden şirketlerin saysı 773.[5]

Altın madenciliğini güzelleme derneği olan  ve bütün madenciliğin “doğa dostu” olduğunu anlata anlata bitiremeyen “Altın Madenciler Derneği”nin internet sitesinde yer alan biligilere göre ise, Türkiye'de faal olarak işletilen 20 altın madeni var. Aşağıdaki tablo'da bunlar görülüyor:

 

Türkiye'de altın Madenleri

Maden

Şirket

Üretime Geçtiği Yıl

1

İzmir-Ovacık6

Koza Madencilik (Koza Holding)

2001

2

Manisa-Sart

Pomza (Soylu Grup tr)

2002

3

Uşak-Kışladağı

Tüprag (Eldorado Gold Corporation -EGC-) Kanada

2006

4

Gümüşhane-Mastra

Koza Madencilik

2009

5

İzmir-Çukuralan

Koza Madencilik

2009

6

Erzincan-Çöpler

Alacer (SSR %80 ve Çalık %20) Kanada

2010

7

İzmir-Efemçukuru

Tüprag (EGC) Kanada

2011

8

Eskişehir-Kaymaz

Koza Madencilik

2011

9

Niğde-Bolkardağ

Gümüştaş (Aydın Doğan ve başkaları tr)

2012

10

Gümüşhane-Midi

Yıldızbakır (tr)

2012

11

Kayseri-Himmetdede

Koza Madencilik

2013

12

Fatsa-Altıntepe

Bahar (tr)

15

13

Sivas-Bakırtepe

Demirexport (Koç H.)

2015

14

Konya-İnlice

Esan (Eczacıbaşı H.)

2015

15

Balıkesir-Kızıltepe

Zenit (Özalaltın Holding)

2017

16

Çanakkale-Lapseki

Tümad (Nurol Holding -NH-)

2018

17

Balıkesir-İvrindi

Tümad (NH)

2019

18

Kayseri-Develi

Öksüt (Centerra Gold Inc -Kanada)

2020

19

Balıkesir-Gediktepe

Lidya/Çalık-Kanada

2022

20

Bilecik-Söğüt

Gübretaş (Tarım Kredi Kooperatifleri)

2023

 

[1]    2005 yılından itibaren Koza Altın İşletmeleri A.Ş. (Koza altın tarafından satın alındı)

Hemen bütün madenci tekellerin internet logosu: “Önce insan ve çevre, sonra madencilik”. Elbete, yalan yazıyorlar. Terisi ve hatta şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: sermaye birikiminin olduğu yerde insana ve doğaya yaşam hakkı yoktur! Doğrusunu yazsalardı;  “işçinin ve doğanın canı cehenneme; önce sermaye, yine önce sermaye” yazacaklardı.

Yağmanın boyutu büyük ve korkunç. Bunun başka bir açıklaması yoktur. İnsan varlığının doğrudan tehdidir. Ancak, bu tehdit, yalnızca yabancı emperyalist tekellerden mi geliyor! Bazı “ulusalcı” ve hatta solcu basına bakılırsa “madenlerimiz yabancı tekellere peşkeş çekilmiş”. “Vatan toprağını yabancılar zehirliyor.” Ancak, aynı basın, yerli tekellerin doğayı zehirlemelerine, işçiyi öldürmelerine pek ses çıkarmıyorlar, çoğu zaman görmezden geliyorlar. Hatta bazıları “İliç doğunun Paris'i” olduğunu yazacak denli alçalmış.[7]    Eski başbakanlardan Davutoğlu'nun, Türk ordusu tarafından bombalanan ve yıkılan Sur'u “Toledo yapacağız”  deme alaçaklığı gibi....

Yukarıdaki tablo'da 20 altın maden işletmesi ve bunları işleten 13 işletmeci tekel var. Bu 20 maden işletmesinin 5'i yabancı (esasta iki Kanadalı tekel), diğerleri Türk tekellerine ait. Beş altın madeni işletmesi Koza Holdinge ait. Bir tanesi Koç Holdinge bağlı Demirexport tekeline, bir tanesi Eczacıbaşı Holding'in Esan tekeline ve iki tanesi de Nurol Holding'e bağlı Tümad tekeline ait. Görüldüğü gibi, altın madenlerinin işletmesinin çoğunluğu “yerli ve milli” tekellere aittir. Doğayı bunlarda diğer yabancı tekeller gibi katlediyor. Ama gürültü “yabancılar” üzerinden koparılırken, “yerli” denen ve uluslar arası niteliğe sahip emperyalist Türk tekelleri korunmaya çalışılıyor. Oysa, aynı tekeller, Afrika, Asya ve Avrupa'nın bir çok ülkesinde altın, demir ve diğer maden ocakları işletiyorlar. [8]

Çalık Holding:

Çöpler madenini işleten Anagold (SSR-Aalacer), Çalık Holding (ÇH) ile ortak ve ÇH'in buradaki payı %20. Ancak arama faaliyetlerinin %50'si ÇH'e ait. ÇH faaliyet alanları sadece Türkiye değil. Bir çok ülkede maden, inşaat, bankacılık, enerji vb. alanlarda yatırımları var. Lidya madencilik, Anagold'un %20'sine, Polimetal'in yüzde yüzüne, Artmin ve Tunçpınar'ı %70'ine sahiptir.[9]

ÇH'ın internet sitesindeki faalyetine bakılırsa, dünyanın bir çok yerine yayılmış. Arnavutluk'ta bankası var ve 2022 yılında Arnavutluğun en fazla kar eden ikinci bankası.[10] Sadece Afrika ya da Avrasya ülkelerinde değil, Avrupa'da da faaliyetleri, yani sermaye yatırımları var. ÇH ile ilgili bir çok bilgiye, benim “Emperyalist Türkiye” adlı kitabımda yer verildi.[11]

Ben burada ÇH, Afrika ülkelerindeki maden (şimdilik altın ve demir) yağmalarından söz edeceğim.

Haklı olarak yabancı emperyalist tekellerin ülkemizin madenlerini yağmalamasına, doğayı ve insanımızı katletmesine karşı tepkimizi en yüksek perdeden çıkarmalı ve bütün emperyalist yağmacı tekellere karşı mücadele etmeliyiz. Bu yetmez, aynı zamanda Türk tekelerinin ülke içinde olsun, ülke dılşında olsun sömürü ve yağmalarına karşı sessimizi çıkarmalı ve mücadele etmeliyiz.

ÇH ait Lidya Madencilik, Mali'de Lidya Mali S.A. adıyla ve Gine'de maden aramaları yapıyor.  ve faaliyet sürdürüyor. Gine'nin iki bölgesinde demir ve iki bölgesinde de altın madeni pojesi var ve aramalarını sürdürüyor.[12] Ayrıca, Senagal ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde de enerji yatırımları var.

Afrika ülkelerinden Burkano Faso ve Liberya'da MNG holdingin altın madeni işletmeleri var ve Burkano Faso'daki MNG holding tarafından işçilerin işten çıkarılması üzerine, işçilerin protestosu polis tarafından bastırılmak istenirken, polislerin bir işçiyi öldürmesi üzerine olaylar büyümüştü.[13]  Dünya gazetesinden Kerim Ülker'in verdiği biligiye göre MNG holding 2017 yılında 120 bin ons altın çıkarırken, 2023 yılı itibariyle 320 bin onsa çıkarmış.[14] Aynı kaynağın verdiği bilgilere göre; Denizli Holding Sudan'da, Cengiz Holding Özbekistan ve Azerbaycan'da, Koç Holding İrlanda'da,  Taş Yapı ve  MTA Özbekisttan'da, D Mineral[15] adlı şirket Kazakistan'da altın madenleri işletiyorlar.[16]

Kanadalı anagold tekelinin yaptıklarını Türk tekeleri de başka ülkelerde yapıyor. Ne var ki, Kanadalı şirket emperyalist ve yağmacı olurken, Türk tekeleri “emperyalist ve yağmacı” olmuyor ya da böyle adlandırmaya sosyal şovenist düşünce yapısı izin vermiyor.

Empeyalizm çağında yerli ve yanbancı tekeli ayrımı yapmak sosyal şovenizmdir. Başka emperyalist tekeller Türkiye'de işçi ve emekçileri (ve toprağı) sömürüken, emperyalist Türk tekelleri de başaka ülkelerde işçi ve emekçileri (ve toprağı) aynı şekilde yağmalıyor ve sömürüyorlar.

Bütün emperyalist tekellere karşı mücadele edilmelidir. Kapitalizm işçi sınıfının devrimci mücadelesi ile yıkılıp yerine sosyalizm kurulmadan, ne doğa ne insan rahat edecektir. Ve gelinen aşamada kapitalizm, insanlığı varlık-yokluk sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır.

Almanya Marksist-Leninist Partisi; “Küresel Çevre Felaketi Başladı”  (Die Globale Umweltkatastrophe Hat Begonnen! ) başlıklı kitap Ekim (2023)yayınaldı ve bu bilimsel çalışmada, kapitalist sistemin doğayı nasıl tahrip ettiği ve geri dönüşümsüz bir sürecin içine girildiği bilimsel olarak anlatılırken, şu gerçeği de vurguluyor: İNSANLIK TEHDİT ALTINDA! Kurtuluş sosyalist bir dünya yaratmakta!

Doğanın ekolojik dengesi geriye dönüşümsüz bir şekilde tahrip olmuştur ve insanlığı doğrudan tehditeder duruma gelmiştir. Buna rağmen, kapitalizm yıkılıp sosyalist bir dünya inşa ettiğimizde, insanlığın ve tüm canlıların varlıkları ve yaşamları yok olmaktan kurtulabilir. Hala bu şansımzı var. 20.02.2024

[1]    https://www.gazeteduvar.com.tr/son-15-yilda-38https://www.msn.com/tr-tr/haber/gundem/son-15-y%C4%B1lda-386-bin-maden-ruhsat%C4%B1-verildi/ar-BB1imtDC6-bin-maden-ruhsati-verildi-haber-1669831

[2]    www.tema.org.tr/basin-odasi/basin-bültenleri/tema-vakfindan-ilk-aciklamasi-ülkemizde-vahsi-madencilik 15.02.2024

[3]    www.gazeteoksijen.com/turkiyenin-yarisi-madenlere-feda 16.02.2024

[4]    ttps://www.evrensel.net/haber/373679/omer-fethi-gurer-maden-kanunu-15-kez-kimler-icin-degisti 15 Şubat 2019

[5]    Invest.gov.tr//tr/sektors/sayfalar/mining-and-metals.aspx

[6]    2005 yılından itibaren Koza Altın İşletmeleri A.Ş. (Koza altın tarafından satın alındı)

[7]    Fikret Çengel adlı sermayenin kalemlerinden biri de şöyle yazmıştı: „Altınla tanışan İliç Doğu'nun Paris’i oldu

      https://www.dunya.com/kose-yazisi/altinla-tanisan-ilic-dogunun-parisi-oldu/698526 17.07.2023

[8]    19 Kasım 2021 tarihinde Giresun'un Şebinkarahisar ilçesinde, Yıldız Holding'e bağlı Nesko şirketinin işlettiği maden ocağının atık (elbette zehir) biriktirme barajı patladı. Ve büyük bir çevre falaketi eydana geldi. Zehirler Karadenize kadar ulaştı. İşte yerli emperyalist bir tekelin doğa katliamı!

[9]    www.calık.com/tr/sektörler/madencilik-sektoru/lidya-madencilik

[10]  www.patronlardunyası.com/calik-holdin-ananim-sirketine-ait-bkk-2022-yilinda…

[11]  Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, sf. 191

[12]  www.africaintelligence.com/west-africa/2020/01/14turkish-tycoon-and-erdogan-pal-ahmet-calik-embarks-on-mining-adventure

[13]  Yusuf Köse, emperyalist Türkiye, sf. 260

[14]  Kerim Ülker, www.dünya.com/turk-sirketlerinden-altına-hucum 19 Nisan 2023

[15]  Burada bir bilgiyi paylaşmadan edemeyeceğim. D mineral'le ilgili bilgileri araştırıken gördüm. D Mineral adlı tekel, bizim köyün yakınında ve bir yamacında babam ve amcamın tarlasının olduğu Karakuz -köylüler „karaoğuz“ diye adlandırır- madenlerini işletiyormuş. Amcam ve babamın en verimli ve en büyük tarlası çoktan elimizden alındı. Çocukluğumun bir kısmı bu tarlada geçmiştir.

[16]  Bkz: Yusuf Köse, emperyalist türkiye, Türk tekellerinin Afrika Ülkelerindeki yatırımları, sf.259, Basım 2022, El yayınları

 

9850

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

Aşırı Sermaye Üretimi ve Marmara’nın Ölümü

İşçinin, emekçinin katledilmesi, yoksullaştırılması, sıradanlaştırılması, aşağılanması, yaşam araçlarının elinden zorla alınması, üretimine oranla insan gibi yaşamasının engellenmesi; doğanın katledilmesinden ayrı ele alınamaz. İşçinin karşı karşıya kaldığı sınıf muamelesi, doğanında karşı karşıya kaldığı bir sınıf muamelesidir. İşçi ve doğaya karşı tavır, burjuvazinin karakteristik sınıf eylemidir. Ya da daha açıkcası, kapitalist sistemin temel yapısıdır.

Katliam Bir Devlet Geleneğidir!

Son süreçte yaşananlar, gündemin yoğunluğu, faşist devlet ve mevcut iktidarın saldırı politikaları…

Elbette ki bütün saldırıların içerisinde, saldırılacak ilk alan Kürt ulusunun siyaset yapabildiği, devrimci, demokrat ve daha birçok kesimin ortaklaşabildiği HDP oluyor.

HDP İzmir İl Binası’na yapılan saldırı, kapatma davası, iddianamenin ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi, Kobane Davası duruşmasını takip edenlere karşı gerçekleşen faşist saldırı ve toplamda bunlardan önce HDP’nin yıllardır, durmaksızın faşist iktidar tarafından hedef gösterilmesi.

Toplumsal Cinsiyet ve Din: Antropolojik Bir Bakış[*]

“Ezilenler arasında

din adamı göremezsiniz,
din adamları
ezen sınıfın asalağıdır.”[1]
 

Sevdiği Renk Mavi; Tutkusu Da Aşk ve Devrimdi[*]

“Nerelerdeydin diye sorarsan ‘hep eskisi gibi’ diyeceğim.”[1]

 
Mütevazı bir dev nasıl anlatılır?
Çok zor. Ama yine de hakkında yazılabilecek şey, “Yazdıkları gibiydi” olabilir.
Aşkı, ayrılığı yazan ve “Tüm çiçekleri koparabilirler ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler,” diye haykıran bir sosyalistti O.
“Evet, şiir isyandır… Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız,”[2] derdi.

CHP bir alternatif değil AKP'nin sınıf kardeşidir!...

Kapitalist toplumda temel çelişki emek-sermaye arasındaki çelişkidir ve kapitalist toplum içerisindeki temel iki sınıftan burjuvazi ile proletaryanın ve bu iki sınıf menfaatine faaliyet yürüten en basitinden en karmaşığına bütün siyasi örgütlerin sınıf savaşının neresinde durduklarını belirleyen de bu çelişkidir. Elbette Türkiye toplumunun sosyo-ekonomik yapısına paralel, bu temel çelişkinin yanında başka çelişkiler de bulunur ve bu çelişkiler sınıf mücadelesinin dinamiklerini oluşturur.

İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek (Deniz Faruk Zeren)

Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!

Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zındanlarıyla tanışıyor!

Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!

Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?

On yıllar önce katledilmiş, katilleri açığa çıkarılmak bir yana korunup gizlenmiş, mezarına giden yollara bile karakollar kurulmuş, adına yazılan şarkılar yasaklanmış bu insan güzeli, İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek neden suç?

Paramaz! (Nubar Ozanyan)

20 devrimci militanın darağacına çekiliş tarihidir 15 Haziran 1915. Paranın ve korkunun egemen olduğu bir dünyada Türkçülüğün ve Turancılığın hüküm sürdüğü bir coğrafyada Hınçak militanı 20 Ermeni devrimci, son nefeslerini korkusuzca darağaçlarında verdi.

Paramaz’ın (Madteos Sarkisyan) yiğit sesiydi gecenin karanlığını parçalayan. “Yoldaşlar! Yiğitçe, başımız dik gideceğiz ölüme!” Cellatlar korktu. Karanlık sindi 20 Ermeni devrimcinin önünde.

Politik gerilik ve yetmezlik…

Geçen sayımızda okuma ve özellikle yazma faaliyetine uzak duruşumuz üzerine bir şeyler söylemeye çalışmıştık. Bu alabildiğine ilişkili iki başlıktaki geri durum, başka bir dizi çalışma-önlem-öneri vb.nin yanında pratik müdahale ve çeşitli kararların alınması ile tersine çevrilebilir.

Dönemsel olarak ya da faaliyet alanları özgülünde yoğunlaştığımız zamanlar olsa da bütünlüklü ele alma ve sonuçları kolektifimize mal etme anlamında beklenen tablonun gerisinde olduğumuz kabul edilmelidir.

Unutmamalı… Kanıksamamalı![*]

“Haklarımı aramaktayım. Onları gören oldu mu?”[1]

 
 
Yaşar Alperen Savaş (17)… Felek Batur (7)… Raşid Oso (8)… Hakan Sarak (5)... Mahmut Buluk (16)… Zeliha Cuma (7)… Helin Şen (12)… Serhat Savaş (15)… Enes Ata (8)…
Bu isimleri olasıdır hiç duymadınız. Ya da belki duydunuz/okudunuz, sonra da unuttunuz.

Haklar(ımız) İçin Devlete Karşı Özgürlük Mücadelesi[*]

“İnsan hakkı olarak özgürlük, insanın insana bağlılığına değil, tersine insanın insandan ayrılışına dayanır.”[1]

“Kolluğun Kötü Muamelesi, Ayrımcılığa, Cinsiyet Eşitsizliğine, Yaşama Hakkı ve Temel İnsan Hakları İhlâlleri”, vb’leri meselesine dair ilk saptamam: Özgür ol(a)mayanların, hiçbir hakkı ol(a)madığı; yani haklarına sahip çıkabilmenin bir özgürlük eylemi olduğu/ olması gerektiği yönündedir. Çünkü, “İnsanın temel özgürlüğü, yaşamını daha iyi kılma özgürlüğüdür,” diye uyarır hepimizi Bertolt Brecht!

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yol Göstermeye Devam Ediyor!

Pandeminin dünyada etkisini devam ettirdiği süreçte, yeni değişimler hızlıca gündemimize girmektedir. Çokça bahsedilen pandeminin dünyada açığa çıkardığı ortak özelliklerinden biri eşitsizlikleri arttırması, emperyalist kapitalist sistemin tüm özelliklerini artık gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkarmasıdır.

Sayfalar