ÖNCE SERMAYE, SONRA, YİNE SERMAYE
13 Şubat 2024 tarihinde Erzincan iline bağlı İliç'de Çöpler Madencilikte meydana gelen toprak kaymasında 9 (bu rakamın daha yüksek olduğu iddiası da var) işçi toprak altında kaldı. Bu son olayda, “maden kazası” olarak adlandırılan işçi katlimının, doğa katliamı ile birlikte olağan hale getirildiği ve bu seri katliamların, sermayenin birikimi ve büyümesi için olmazsa olamaz kuralı olduğu gerçekliğiyle karşı karşıyayız.
Türkiye'de insan (işçi) ve doğanın fütursuzca bir yağması söz konusudur. Türkiye'de, bu son 20 yıl içinde olduğu kadar, insan ve doğa bu denli yağmalanmamıştı denebilir. Aslında sorun matematik olarak ele alınırsa, doğa ve insan (işçi), ters orantılı olarak, yağmalanması ve aşağılanmaları, sermaye birikimine koşut gider. Burjuvazi, iki temel sömürü kayanağı olan doğa ve işçi üzerine yüklendikçe yükleniyor. Sermayesi büyüdükçe sömürü ve doğayı tahrip etme, işçinin aşağılanması ağırlaştıkça ağırlaşıyor ve doğa bu ağır sömürüye katalanamıyarak başka felaketlerin yanı sıra, kendini göçük, grizu, ekolojik dengesinin bozulması olarak dışa vuruken, işçilerde birer ölü olarak “iş kazası”, göçük altında kalma ve insani yaşamdan bütünüyle uzaklaşarak sermayenin kölesi haline getiriliyor.
Son 20 yıl içinde işçinin ve doğanın bu denli aşırı sömürüsü, doğanın adeta kapanın elinde kalması, Türk tekellerinin emperyalistleşmesi, Türk devletinin ise emperyalist karaktere sahip olmasıyla doğrudan ilgisi vardır. Bu aşırı sömürü ve aşırı baskı ortamında, Türk tekellerinin sermaye birikimini katlayarak devam ettirmesini sağlamaktadır. Tekellerin ve büyük bankaların kar hanelerine bakıldığında, son yıllarda elde ettikleri karı, daha önceleri elde etmemişlerdir. 2022 yılında Kamu ve özel banklarının karı %400-700'lerin üzerine çıkmıştır. Tekellerin karları arttıkça, “bu kadar yeter” deyip aşırı sömürüden vazgeçmezler, tersine, “daha fazla”, “daha fazla” diyerek, doğanın ve insanın derisini yüzmekten asla vazgeçmezler. Aşırı kar, aşırı sömürü ve aşırı baskıyı beraberinde getirir.
Kapitalizmin ağır sömürü ve baskı koşullarından dolayı doğa da işçi aynı şekilde yıpranır ve aşağılanır. Kapitalizm ortadan kaldırılana kadar, yani, yeryüzünden devrimle tasfiye edilene kadar, bu durum ağırlaşarak devam edecektir. Bunun bir orta yolu, kapitalizmin reforme edilmesi, ehlileştirilmesi, sosyalleştirilmesi, demokratikleştirilmesi, bir başka söylemle; az sömürüsü, çok sömürüsü yoktur. Kapitalizmin kuralı; azami sömürüdür. Bu da ekokırım ve işçi kırımı olarak ortaya çıkar. Sermaye birikimi insan ve doğanın sömürü ve yıkımı üzerinde büyür ve varlığını bu yıkım üzerinden sürdürür. Kapitalist sistemin işleyişi başka bir yasa tanımaz.
SERMAYENİN BİRİKİMİ = EKOKIRIM VE İŞÇİ KIRMI
Gazete haberlerine bakılırsa:
„1923'ten 2002 yılına dek geçen 80 yılda Türkiye genelinde toplam 1186 maden ruhsatı verildiği öğrenildi. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre 2008-2023 arasındaki son 15 yılda ruhsat sayısının 386 bine ulaştı.
Bir başka haber:
„TEMA Vakfı’nın hazırladığı maden projelerinin yoğun baskısı altında olan 24 ildeki maden ruhsatları haritalandırma çalışmasına göre; 3 binden fazla endemik canlı türü madencilik faaliyetlerinin tehdidi altında.
Türkiye’de endemik tür sayısı 3 binden fazla ve endemizm oranı yüzde 34,4. Bu oran Yunanistan’da yüzde 14,9, Fransa’da yüzde 2,9, Polanya’da ise yüzde 0,1’dir.” [1]Erdoğan başkanlığındaki hükümetin neden ayakta tutulduğu, neden her seçimi kazandığı, daha doğrusu, sermaye kesimi tarafından kazandırıldığının arkasında doğrudan bu vb. yağmalar ve sermayeni aşırı birikim süreci vardır.
Türkiye'deki yakın zamanda gerçekleşen madenci katliamlarını burada sırlamaya gerek yoktur. Yalnızca, Soma'da bir seferde 301 işçi katledildi. Peşinden başka madenci katliamları geldi. Ne için, kan emici bir kaç tekelin, azami karı, aşırı sermaye birikimi ve palazlanması uğruna...
Doğa da aynı şekilde katlediliyor. Siyanür ve diğer zehirli maddelerle zehirleniyor. Siyanür, maden ocağının etrafında kalmıyor, yayılabildiği kadar yayılıyor. İliç'teki siyanür Murat suyuna karşmasıyla Fırat ve Dicle'nin döküldüğü Basra Körfezine kadar iner. Siyanür ile altın çıkaran sermaye tekeli bunu düşünmez. Sermayesini ne kadar büyüdüğüne bakar. Bunun tek tek kapitalistin niyetiyle bir ilgisi yoktur. Kapitalist sistemin kendi kanunları, işleyiş biçimi kaçınılmaz olarak bunu dayatır.
TEMA Vakfı'nın, maden ruhsatı verilen illeri ve buraların kaçta kaçının maden arama bölgesi olduğunu açıkladığı bilgiler var. Adete ülkenin bütün alanı maden arama alanı olarak belirlenmiş ve ruhsat verilmiş. Madeni bulan, bulduğu yere “çökebilir” diye.
Bu bilgileri buraya almakta yarar var. Felaketin ve yağmanın boyutunu ve korkunçluğunu görmek için.
“ TEMA Vakfı olarak 2019 yılından itibaren sürdürdüğümüz maden ruhsat haritası çalışmaları sonucunda 29 ilimizin yüzölçümü olarak %67’sinin IV. Grup madenlere ruhsatlandırılmış olduğunu tespit ettik. Gümüşhane’nin %93’ü, Kütahya’nın %92’si, Giresun’un %85’i, Rize’nin %82’si, Uşak’ın %80’i, Çanakkale-Balıkesir (Kaz Dağları) %79’u, Trabzon’un %77’si, Ordu’nun %74’ü, Zonguldak-Bartın’ın %72’si, Artvin, Eskişehir’in %71’i, İzmir’in %70’i, Bayburt, Sivas, Tekirdağ-Kırklareli’nin %65’i, Erzurum’un %63’ü, Muğla’nın %59’u, Kahramanmaraş’ın %58’i, Afyonkarahisar, Erzincan-Tunceli’nin %52’si, Tokat’ın %46’sı, Karaman’ın %38’i ve Siirt-Şırnak-Batman’ın %34’ü IV. Grup madencilik faaliyetlerine ruhsatlıdır.”[2]
Ancak, TEMA vakfı, sadece vb. gibi değerli (altın, kömür, demir bakır, krom vb.) madenlerin yer aldığı IV. Grup madenciliğe yer vermiş. 1. Grupta kum, çakıl, kil gibi inşaat için kullanılan madenler, ikinci grupta, mermer ve türevler, 3. grupta ise tuzlar yer alıyor. Bütün madenlerin ruhsat haritasını verseydi, Türkiye'de izin verilen madencilik (kum, çakıltaşlarından, değer açısından alt düzeydeki madenlere kadar arama ve işletme ruhsatları) alanlarının çok daha geniş bir alanı kapsadığı görülecektir. Buna göre, Kaz dağlarının %79'u, ormanların %80'i, korunan alanların %55'i, önemli doğa alanların %95'i, tarım alanların %78'i, maden çıkarma alanları olarak ruhsatlanmıştır.[3]
Doğa, uluslararası ve “yerli” tekellere parsellenmiş. Burada insan ve doğanın yaşamasına yer yoktur. Ve bu, sermaye birikimi sağalayacak her yer kapitalistlere, sermaye sahiplerine ait olduğunun vesikasıdır!
Doğanın Katliamından Yalnızca Yabancı Tekeller Mi Sorumlu?
Türkiye'de maden işletme ruhsatına sahip 118 yabancı tekel var olduğu söyleniyor. [4]
Bu firmalara ait toplamda 593 maden ruhsatı bulunduğu ve 206 tanesinin işletme ruhsatı olduğu bilgisi var ve bu bilgiler 2019 yılına ait. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi'ndeki bilgilere göre ise yabancı maden şirketlerin saysı 773.[5]
Altın madenciliğini güzelleme derneği olan ve bütün madenciliğin “doğa dostu” olduğunu anlata anlata bitiremeyen “Altın Madenciler Derneği”nin internet sitesinde yer alan biligilere göre ise, Türkiye'de faal olarak işletilen 20 altın madeni var. Aşağıdaki tablo'da bunlar görülüyor:
Türkiye'de altın Madenleri
Maden
Şirket
Üretime Geçtiği Yıl
1
İzmir-Ovacık6
Koza Madencilik (Koza Holding)
2001
2
Manisa-Sart
Pomza (Soylu Grup tr)
2002
3
Uşak-Kışladağı
Tüprag (Eldorado Gold Corporation -EGC-) Kanada
2006
4
Gümüşhane-Mastra
Koza Madencilik
2009
5
İzmir-Çukuralan
Koza Madencilik
2009
6
Erzincan-Çöpler
Alacer (SSR %80 ve Çalık %20) Kanada
2010
7
İzmir-Efemçukuru
Tüprag (EGC) Kanada
2011
8
Eskişehir-Kaymaz
Koza Madencilik
2011
9
Niğde-Bolkardağ
Gümüştaş (Aydın Doğan ve başkaları tr)
2012
10
Gümüşhane-Midi
Yıldızbakır (tr)
2012
11
Kayseri-Himmetdede
Koza Madencilik
2013
12
Fatsa-Altıntepe
Bahar (tr)
15
13
Sivas-Bakırtepe
Demirexport (Koç H.)
2015
14
Konya-İnlice
Esan (Eczacıbaşı H.)
2015
15
Balıkesir-Kızıltepe
Zenit (Özalaltın Holding)
2017
16
Çanakkale-Lapseki
Tümad (Nurol Holding -NH-)
2018
17
Balıkesir-İvrindi
Tümad (NH)
2019
18
Kayseri-Develi
Öksüt (Centerra Gold Inc -Kanada)
2020
19
Balıkesir-Gediktepe
Lidya/Çalık-Kanada
2022
20
Bilecik-Söğüt
Gübretaş (Tarım Kredi Kooperatifleri)
2023
[1] 2005 yılından itibaren Koza Altın İşletmeleri A.Ş. (Koza altın tarafından satın alındı)
Hemen bütün madenci tekellerin internet logosu: “Önce insan ve çevre, sonra madencilik”. Elbete, yalan yazıyorlar. Terisi ve hatta şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: sermaye birikiminin olduğu yerde insana ve doğaya yaşam hakkı yoktur! Doğrusunu yazsalardı; “işçinin ve doğanın canı cehenneme; önce sermaye, yine önce sermaye” yazacaklardı.
Yağmanın boyutu büyük ve korkunç. Bunun başka bir açıklaması yoktur. İnsan varlığının doğrudan tehdidir. Ancak, bu tehdit, yalnızca yabancı emperyalist tekellerden mi geliyor! Bazı “ulusalcı” ve hatta solcu basına bakılırsa “madenlerimiz yabancı tekellere peşkeş çekilmiş”. “Vatan toprağını yabancılar zehirliyor.” Ancak, aynı basın, yerli tekellerin doğayı zehirlemelerine, işçiyi öldürmelerine pek ses çıkarmıyorlar, çoğu zaman görmezden geliyorlar. Hatta bazıları “İliç doğunun Paris'i” olduğunu yazacak denli alçalmış.[7] Eski başbakanlardan Davutoğlu'nun, Türk ordusu tarafından bombalanan ve yıkılan Sur'u “Toledo yapacağız” deme alaçaklığı gibi....
Yukarıdaki tablo'da 20 altın maden işletmesi ve bunları işleten 13 işletmeci tekel var. Bu 20 maden işletmesinin 5'i yabancı (esasta iki Kanadalı tekel), diğerleri Türk tekellerine ait. Beş altın madeni işletmesi Koza Holdinge ait. Bir tanesi Koç Holdinge bağlı Demirexport tekeline, bir tanesi Eczacıbaşı Holding'in Esan tekeline ve iki tanesi de Nurol Holding'e bağlı Tümad tekeline ait. Görüldüğü gibi, altın madenlerinin işletmesinin çoğunluğu “yerli ve milli” tekellere aittir. Doğayı bunlarda diğer yabancı tekeller gibi katlediyor. Ama gürültü “yabancılar” üzerinden koparılırken, “yerli” denen ve uluslar arası niteliğe sahip emperyalist Türk tekelleri korunmaya çalışılıyor. Oysa, aynı tekeller, Afrika, Asya ve Avrupa'nın bir çok ülkesinde altın, demir ve diğer maden ocakları işletiyorlar. [8]
Çalık Holding:
Çöpler madenini işleten Anagold (SSR-Aalacer), Çalık Holding (ÇH) ile ortak ve ÇH'in buradaki payı %20. Ancak arama faaliyetlerinin %50'si ÇH'e ait. ÇH faaliyet alanları sadece Türkiye değil. Bir çok ülkede maden, inşaat, bankacılık, enerji vb. alanlarda yatırımları var. Lidya madencilik, Anagold'un %20'sine, Polimetal'in yüzde yüzüne, Artmin ve Tunçpınar'ı %70'ine sahiptir.[9]
ÇH'ın internet sitesindeki faalyetine bakılırsa, dünyanın bir çok yerine yayılmış. Arnavutluk'ta bankası var ve 2022 yılında Arnavutluğun en fazla kar eden ikinci bankası.[10] Sadece Afrika ya da Avrasya ülkelerinde değil, Avrupa'da da faaliyetleri, yani sermaye yatırımları var. ÇH ile ilgili bir çok bilgiye, benim “Emperyalist Türkiye” adlı kitabımda yer verildi.[11]
Ben burada ÇH, Afrika ülkelerindeki maden (şimdilik altın ve demir) yağmalarından söz edeceğim.
Haklı olarak yabancı emperyalist tekellerin ülkemizin madenlerini yağmalamasına, doğayı ve insanımızı katletmesine karşı tepkimizi en yüksek perdeden çıkarmalı ve bütün emperyalist yağmacı tekellere karşı mücadele etmeliyiz. Bu yetmez, aynı zamanda Türk tekelerinin ülke içinde olsun, ülke dılşında olsun sömürü ve yağmalarına karşı sessimizi çıkarmalı ve mücadele etmeliyiz.
ÇH ait Lidya Madencilik, Mali'de Lidya Mali S.A. adıyla ve Gine'de maden aramaları yapıyor. ve faaliyet sürdürüyor. Gine'nin iki bölgesinde demir ve iki bölgesinde de altın madeni pojesi var ve aramalarını sürdürüyor.[12] Ayrıca, Senagal ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde de enerji yatırımları var.
Afrika ülkelerinden Burkano Faso ve Liberya'da MNG holdingin altın madeni işletmeleri var ve Burkano Faso'daki MNG holding tarafından işçilerin işten çıkarılması üzerine, işçilerin protestosu polis tarafından bastırılmak istenirken, polislerin bir işçiyi öldürmesi üzerine olaylar büyümüştü.[13] Dünya gazetesinden Kerim Ülker'in verdiği biligiye göre MNG holding 2017 yılında 120 bin ons altın çıkarırken, 2023 yılı itibariyle 320 bin onsa çıkarmış.[14] Aynı kaynağın verdiği bilgilere göre; Denizli Holding Sudan'da, Cengiz Holding Özbekistan ve Azerbaycan'da, Koç Holding İrlanda'da, Taş Yapı ve MTA Özbekisttan'da, D Mineral[15] adlı şirket Kazakistan'da altın madenleri işletiyorlar.[16]
Kanadalı anagold tekelinin yaptıklarını Türk tekeleri de başka ülkelerde yapıyor. Ne var ki, Kanadalı şirket emperyalist ve yağmacı olurken, Türk tekeleri “emperyalist ve yağmacı” olmuyor ya da böyle adlandırmaya sosyal şovenist düşünce yapısı izin vermiyor.
Empeyalizm çağında yerli ve yanbancı tekeli ayrımı yapmak sosyal şovenizmdir. Başka emperyalist tekeller Türkiye'de işçi ve emekçileri (ve toprağı) sömürüken, emperyalist Türk tekelleri de başaka ülkelerde işçi ve emekçileri (ve toprağı) aynı şekilde yağmalıyor ve sömürüyorlar.
Bütün emperyalist tekellere karşı mücadele edilmelidir. Kapitalizm işçi sınıfının devrimci mücadelesi ile yıkılıp yerine sosyalizm kurulmadan, ne doğa ne insan rahat edecektir. Ve gelinen aşamada kapitalizm, insanlığı varlık-yokluk sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır.
Almanya Marksist-Leninist Partisi; “Küresel Çevre Felaketi Başladı” (Die Globale Umweltkatastrophe Hat Begonnen! ) başlıklı kitap Ekim (2023)yayınaldı ve bu bilimsel çalışmada, kapitalist sistemin doğayı nasıl tahrip ettiği ve geri dönüşümsüz bir sürecin içine girildiği bilimsel olarak anlatılırken, şu gerçeği de vurguluyor: İNSANLIK TEHDİT ALTINDA! Kurtuluş sosyalist bir dünya yaratmakta!
Doğanın ekolojik dengesi geriye dönüşümsüz bir şekilde tahrip olmuştur ve insanlığı doğrudan tehditeder duruma gelmiştir. Buna rağmen, kapitalizm yıkılıp sosyalist bir dünya inşa ettiğimizde, insanlığın ve tüm canlıların varlıkları ve yaşamları yok olmaktan kurtulabilir. Hala bu şansımzı var. 20.02.2024
[1] https://www.gazeteduvar.com.tr/son-15-yilda-38https://www.msn.com/tr-tr/haber/gundem/son-15-y%C4%B1lda-386-bin-maden-ruhsat%C4%B1-verildi/ar-BB1imtDC6-bin-maden-ruhsati-verildi-haber-1669831
[2] www.tema.org.tr/basin-odasi/basin-bültenleri/tema-vakfindan-ilk-aciklamasi-ülkemizde-vahsi-madencilik 15.02.2024
[3] www.gazeteoksijen.com/turkiyenin-yarisi-madenlere-feda 16.02.2024
[4] ttps://www.evrensel.net/haber/373679/omer-fethi-gurer-maden-kanunu-15-kez-kimler-icin-degisti 15 Şubat 2019
[5] Invest.gov.tr//tr/sektors/sayfalar/mining-and-metals.aspx
[6] 2005 yılından itibaren Koza Altın İşletmeleri A.Ş. (Koza altın tarafından satın alındı)
[7] Fikret Çengel adlı sermayenin kalemlerinden biri de şöyle yazmıştı: „Altınla tanışan İliç Doğu'nun Paris’i oldu”
https://www.dunya.com/kose-yazisi/altinla-tanisan-ilic-dogunun-parisi-oldu/698526 17.07.2023
[8] 19 Kasım 2021 tarihinde Giresun'un Şebinkarahisar ilçesinde, Yıldız Holding'e bağlı Nesko şirketinin işlettiği maden ocağının atık (elbette zehir) biriktirme barajı patladı. Ve büyük bir çevre falaketi eydana geldi. Zehirler Karadenize kadar ulaştı. İşte yerli emperyalist bir tekelin doğa katliamı!
[9] www.calık.com/tr/sektörler/madencilik-sektoru/lidya-madencilik
[10] www.patronlardunyası.com/calik-holdin-ananim-sirketine-ait-bkk-2022-yilinda…
[11] Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, sf. 191
[12] www.africaintelligence.com/west-africa/2020/01/14turkish-tycoon-and-erdogan-pal-ahmet-calik-embarks-on-mining-adventure
[13] Yusuf Köse, emperyalist Türkiye, sf. 260
[14] Kerim Ülker, www.dünya.com/turk-sirketlerinden-altına-hucum 19 Nisan 2023
[15] Burada bir bilgiyi paylaşmadan edemeyeceğim. D mineral'le ilgili bilgileri araştırıken gördüm. D Mineral adlı tekel, bizim köyün yakınında ve bir yamacında babam ve amcamın tarlasının olduğu Karakuz -köylüler „karaoğuz“ diye adlandırır- madenlerini işletiyormuş. Amcam ve babamın en verimli ve en büyük tarlası çoktan elimizden alındı. Çocukluğumun bir kısmı bu tarlada geçmiştir.
[16] Bkz: Yusuf Köse, emperyalist türkiye, Türk tekellerinin Afrika Ülkelerindeki yatırımları, sf.259, Basım 2022, El yayınları
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
Bizim keko, Mazlum (Nubar OZANYAN)
5 Nolu Zindan’da günler geçmek bilmiyor, işkencenin dozajı akıl almaz sınırlara dayanıyordu. Ağır işkence altında dayanamayıp itirafçılaşan ve ihbarcılaşanların sayısı artıyordu. Süreç, yıkıma ve ihanete doğru gidiyordu. Her yan umutsuzluk ve karamsarlık doluydu. Öldüresiye işkenceleri göze alarak bir merhaba, bir ses ve bir gülüş yollamak, o günün koşullarında direnişin ilk adımı oluyordu.
Mahkemelerin işkenceci, işkencecilerin ise yargıç olduğu bir dönemi yaşarken Mazlum Doğan arkadaş bir şeyler yapmanın yol göstericisi oldu.
Oyuna gelen savaşmak zorunda kaldı.[ismail cem özkan]
Rusya Ukrayna’yı işgal etti ve büyük bir zafiyet ile karşılaştı. Evdeki hesap savaş alanına uymadı ve haftalardır işgal ettiği toprak parçası dağın fare doğurması kadar, Rusya bir arpa boy yol alamadı...
Peki, bunda en büyük rol / sorun nedir?
Savaş bir örgütlenme modelidir. İyi örgüt olursanız savaşı yürütürsünüz...
Peki, örgütlenme ya da örgüt nedir?
Hep anlatılan saç ayakları vardır, genelde üç rakamlı ile başlar cümleye…
Para, istihbarat, lojistik…
Peki, Rusya üç saç ayak konusunda konuda ne kadar başarılı?
Zelenskıy Halk Kahramanı mı? (Monika Gärtner-Engel )
Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskıy, Ukrayna savaşında Rusya Devlet Başkanı Valdemir Putin'in tam tersi gibi görünüyor. Putin alaycı bir soğuklukla ortaya çıkıyor. KGB'nin eski bir gizli servis subayı olarak, acımasız kararlarını her zaman tek başına sunan, güç takıntılı bir emperyalist tekel politikacısıdır. Şu anda 12.000'den fazla barış göstericisini tutukladı ve Halep'te (Suriye), Grozni'de (Çeçenistan) veya şimdi Ukrayna şehirlerinin bombalanmasında insanlık dışı savaşı temsil ediyor.
Bu 8 Mart bir başka olacak! – Ayfer Polat
Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik krizle birlikte artan yoksullaşmaya paralel ciddi bir hak arama mücadelesi işçi emekçi eylemleri, grevler dalga dalga yayılmakta, elektrik faturalarını ödeyemeyen kitleler, “Geçinemiyoruz” diyerek meydanlara dökülüyor. 2022 daha şimdiden işçi ve emekçilerin hak arama mücadeleleri ve bu mücadeleden doğacak kazanımların damgasını vuracağı bir yıl olacağını söylemek mümkün.
Devrimci Teori ve Komünist Partisi
"Nesnel gerçekliği yansıtmayan, pratiğin çelişmelerini doğru olarak saptayamayan ve pratiğin önüne doğru çözüm önerileri getiremeyen teori de, pratiği değiştirmeye ve devrimci tarzda ilerletmeye yetmeyecektir. "
“Öncü savaşçı rolünün –der Lenin- ancak en ileri teorinin kılavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirebileceğini belirtmek istiyoruz.” 1
Emperyalist savaşa karşı halkların aktif direnişi için ileri
Emperyalist savaşa karşı barış daha güçlüdür. Çünkü dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar barıştan yanadır. Savaş isteyen ve savaş çıkaran ise bir avuç emperyalist tekeller ve onların emperyalist devletleridir.
Rus emperyalistlerinin Ukrayna’ya işgal amaçlı askeri saldırıları, peşinden nükler tehditler, başta, baş savaş kışkırtıcısı ABD olmak üzere Batılı emperyalistlerin ve bunların savaş örgütü NATO’nun savaşı körükleyen çabaları, aşırı silahlanmaları, dünya halkaları için büyük bir yıkımın hazırlığının göstergeleridir.
Enflasyon: İşçilerden Alıp Tekellere Daha Fazla Aktarımdır
Arif Alıç
“Bütün geçmiş tarih göstermektedir ki, para değerinde ne zaman böyle bir düşme olsa, kapitalistler hemen işçileri aldatmak için bu fırsattan yararlanmaya bakarlar.” Marx[1]
Burjuva medyası, liberal ekonomistler her ne kadar bağırıp çağırsalar da kapitalist sistemde enflasyonun anlamı; işçilerden daha fazla alıp tekellere aktarımdır. Yani, işçi sınıfı ve emekçilerin daha fazla soyulmasının resmi adıdır, enflasyon.
Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş “Göreceli Barış” Kapısını Zorluyor
“Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.
“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı.
Birleşik Mücadele Güçleri ve Birlikte Yürümek
Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) ikinci yılında girmiş bulunuyor. 4 Şubat 2021 tarihinde kuruluşunu ilan eden BMG, yayınladığı deklarasyonda: “Türkiye-Kürdistan sathında muazzam gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal ve toplumsal zeminle karşı karşıyayız. Emperyalist kapitalizmin ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi günden güne büyürken, AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı, saldırılarına azgın bir şekilde devam ediyor. Koşullar, faşizmin çizdiği sınırlara hapsolmuş hiçbir anlayış ve önerinin kurtuluş reçetesi olamayacağını gösteriyor.
“... Yaşasın TİKKO Konferansımız!”(2)
TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı.
– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?
Ekin Vartinik/Azad Axpanos: Başlamadan önce devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizi saygı ve minnetle anıyor, kavgalarına bağlılığımızı yineliyoruz.
Savaş hali (Nubar OZANYAN)
Rojava halkı, hemen hergün Türk devletinin yeni bir saldırı ve tehdit haberiyle uyanıyor. Hemen hergün bu saldırılarda insanlar ya katlediliyor ya da ağır bir şekilde yaralanıyor, sakat kalıyor.
Doğduğu topraklarda özgürce yaşamaktan başka bir amaçları olmayan halklar, beklemedikleri bir an ve "nereden geldiği tam tespit edilemeyen" bombalı saldırılara maruz kalıyorlar.
Diktatör Erdoğan, tehdit ve ölüm saçan İHA-SİHAlarıyla halkı katletmeye devam ediyor. Amûde-Kobanê-Hesekê-Qamişlo-Derîk-Şêngal-Mexmur'da hemen her gün yeni katliamlar işliyor.