Mustafa Kemal Erdoğan /Tamer Çilingir
Tayyip Erdoğan ‘‘Rabia‘‘ işaret yaparak sayıyor; ‘‘tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet‘‘…
Oysa…
Yüzyıldır tutmadı bu maya… Kan ve gözyaşlarıyla sulanan bu topraklarda 91 yıl önce inşa ettikleri devlet de, bayrak da, vatan da bizim değil… O tek millet dediği şey de, ne Kürtleri ne de diğer ulusları temsil ediyor.
Talat Paşa’dan Enver Paşa’dan devraldığı soykırımı bayrağını ölene kadar dalgalandıran, Hitler’e ‘örnek’ olabilecek derecede suçlu olan Mustafa Kemal’in izinden yürüyor Recep Tayyip Erdoğan.
O da bize ‘’Kurtuluş Savaşı’’ masalını anlatıyor. Özellikle Kürtlere bu savaşta birlikte savaştık diyerek meşrulaştırmaya çalışıyor ‘’Kurtuluş Savaşı’’ masalını ve ardından kurulan bu zalim devleti.
Devletin kuruluşunda önemli rolleri olan birçok isim suçlular ordusu haline dönüşüp ,suikastler, İstiklal Mahkemeleri gibi ortamlarda muhalifler tasfiye edilip Mustafa Kemal ‘tek adam’lıkla yeni ‘’Padişah olmuş’’, onu İsmet İnönü izlemişti. Erdoğan da aynı yoldan ilerliyor…
Cumhuriyet tarihi boyunca İttihatçılarla başlatılan Ermeni, Rum , Süryani soykırımı devam etti. Kürtler her fırsatta inkar ve imha ile karşı karşıya kaldılar.
Cumhuriyet’in ezilen ulusların, emekçilerin düşmanlığını Osmanlı’dan İttihat ve Terakki’ye bir mirası devralarak yapan Mustafa Kemal ve onun varisi Kemalistler himayesinde yükseldiğini iyi biliyoruz. Bugün ”tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” diyen Erdoğan da bu mirasın savunuculuğunu yapıyor.
Nasıl mı? Tarihe bir göz atmakta fayda var…
Önce Cumhuriyet’in ilk kuruluş yıllarına bakalım… Mustafa Kemal’in icraatlarına…
Muhalefete tahammülsüzlüğü ile dünyada eşi benzeri görülmemiş baskı ve imha yöntemlerinin uygulayıcı Mustafa Kemal, Pontos Rum Soykırımı ile 353 bin Rum’u ve aynı yıllarda Koçgiri’de binlerce Alevi Kürt’ü en vahşi yöntemlerle katleder.
Mustafa Suphilerin Karadeniz’de boğdurulması, ardından Çerkes Ethem’in hain ilan edilmesi ile muhalifler tek tek yok ediliyor ve Cumhuriyete giden yolun önü düzleniyordu.
Ancak yüz yıl sonra bile onu izleyecek olanlara deneyimler kazandıran en önemli şey muhaliflerin ne pahasına olursa olsun yok edilmesi, etkisiz hale getirilmesiydi. Bunun için her yol mubahtı.
İşte bu yüzden Tayyip Erdoğan 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarına tahammül etmemiş; seçimleri yenilemişti. Bu süreçte Suruç’ta, Ankara’da yüzlerce insanın kanına girmiş, her türlü muhalefete öncesinden daha da şiddetle saldırmıştı. Şiddetten, kandan beslenmenin cumhuriyetin vazgeçilmez ilkesi olduğunu iyi kavrayanlardandı. O artık Mustafa Kemal’in 21.yüzyıl versiyonu idi.
Ne kendisi ne de sınırları meşru idi cumhuriyetin. 5 bin yıldır o topraklarda doğanların kanı üzerine kurulmuştu. Milyonlarca insan soykırımdan geçirilmiş, sürgün edilmiş, geride kalanlar ise şiddetle baskı altına alınmış, asimile edilmeye çalışılmıştı. Ve yüzyıl boyunca da maya tutmamıştı. Bu yüzden cumhuriyetin bekasının tek koşulu şiddet, kan, ölümdü.
BİRİNCİ MECLİS’TE NELER YAŞANDI
Meclis açılmış, bir yandan Lozan’a doğru süreç ilerlerken bu kez Kemalistler açısından tahammül edilemeyecek olan yeni bir muhalefet oluşuyordu.
1920-1923 (İlk meclis) süreci, Mustafa Kemal’in İttihatçıların başlatıp ilk evresinde Ermeni ve Süryanileri yok ettikleri soykırımının ikinci evresini tamamlayacağı süreçtir.
Geride kalan son Hristiyanlar olan Rumlara yönelik soykırımına 19 Mayıs 1919’da Pontos’a çıkışıyla hız verir. Mustafa Kemal, Ankara Meclisinin oluşturulması ve Merkez Ordusu’nun kurulmasıyla birlikte artık siyasi ve askeri bir güç haline gelmişti. Uluslararası dengeler (!) de lehine idi.
Meclis’te tüm yetkileri kendisinde toplayacak ‘’Başkumandanlık’’ yasasını çıkartarak, yasa da yargı da yürütme de kendisi olmuştu artık. Kurduğu İstiklal Mahkemeleri’nin başına atadığı kişiler aracılığıyla başta Pontoslu Rumlar olmak üzere ne kadar aydın, sanatçı, sporcu, düşün insanı, doktor, mühendis varsa ya idam ettirmiş, hapse attırmış ya da sürgüne yollamıştı.
Tüm bunlara rağmen ilk mecliste kendisine karşı çıkan bir muhalif grubun oluşu onu çok rahatsız eder. Zira bu muhalif grubun varlığı onun her istediğini yapmasına yer yer engel olmaktaydı. (Bu konuda detaylı bilgi sahibi olmak isteyenlere Ahmet Demirel’in ‘’Birinci Meclis’te Muhalefet- İkinci Grup’’/İletişim Yayınları adlı çalışmasını okumalarını tavsiye ederim)
İlk meclisteki 437 meclis üyesinden ’’… 290’ı Birinci Dönem ’den sonra hiçbir meclise girememiş ve bu kişilerin parlamenter olarak siyasal yaşamları Birinci Meclis’le beraber son bulmuştur.’’(1)
1923 yılının 27 Mart gecesi ise TBMM 2. Grup milletvekillerinden ve Mustafa Kemal’e karşı en sert muhalif olarak bilinen Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey, Mustafa Kemal’in Fedaisi Topal Osman tarafından öldürülür.
Beş gün sonra ise Topal Osman ve adamları kıstırıldıkları bir evde öldürülür. Topal Osman’ın başı kesilir ve öyle gömülür. Daha sonra mezarından çıkarılarak başsız cesedi ayağından darağacına asılır…
1923 SONU BAŞTAN BELLİ SEÇİMLER 2015’E YABANCI DEĞİL
Birinci meclisin ardından 1923 yılında sonucu baştan belli bir seçim yapılır. Bu seçimlerde muhaliflerin hiçbiri aday olarak gösterilmez. 11 Ağustos 1923’te açılan İkinci Meclis’te dahi Mustafa Kemal’in tüm önlemlerine rağmen Lozan Anlaşması’nın oylaması sırasında (23 Ağustos) 14 milletvekili ret oyu kullanır. Bu arada 9 Eylül’de Halk Fırkası (bugünkü CHP) kurulur.
Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte artık Pontos meselesi de hallolmuş, bir ‘’kurtuluş savaşı’’ masalının gölgesinde 353 bin Pontos Rum’u soykırımına uğratılmış, Yunanistan ile yapılan Mübadele Anlaşması ile de 200 bini Pontos’tan (Karadeniz) olmak üzere 1 milyon 250 bin Rum sürgün edilmiştir.
TAKRİR-İ SÜKÛN YASASI
Artık Cumhuriyet ilan edilmiş, 1924 yılında Hilafet kaldırılmış ve yeni bir anayasa yapılmıştı.
1924’ün 17 Kasım’ında Kazım Karabekir başkanlığında Halk Fırkası’ndan istifa eden milletvekillerinin de katılımıyla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCF) adlı yeni bir parti kurulur.
TpCF’nın kurulmasının ardından Halk Fırkası meclis grubu toplanarak sıkıyönetim ilanı konusu görüşecek kadar muhalefete tahammülsüzdü. Sıkıyönetim önerisi kabul ettirilemese de,
4 Mart 1925 tarihinde muhalefetin tamamen susturulmasının zemini olacak Takrir-i Sükûn( 2) adlı bir yasa çıkarılır.
Mustafa Kemal, bölgedeki Kürtlere, haklarının korunacağı, ‘Her vilayetin kendi hükmi şahsiyeti olacağı’ yönünde sözler vermişti. 1924 Anayasası’nda Kürtlerin bu beklentileri karşılanmayınca Kürtler hakları için mücadeleye başlar.
Resmi tarihin “Şeyh Said İsyanı” diye adlandırdığı, arkasında gerici dinci güçlerin ve İngilizlerin bulunduğu yalanı ile propagandasını yaptığı bu sürecin sonunda Şeyh Sait ve Seyit Abdülkadir’in de içinde bulunduğu Kürt liderler, Takrir-i Sükûn Kanunu ile kurulan İstiklâl Mahkemelerinde yargılanarak idam edilirler. 206 köy yakılır, 758 ev yıkılır, 15 binin üzerinde Kürt katledilir…
Bu arada Kemalistler, daha ayaklanma başlar başlamaz, kısa bir süre önce kurulmuş olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı suçlamaya başlar. 3 Haziran 1925 günü ise hükümet, bu yasaya dayanarak TpCF’yi yasaklar. Bu arada bu yasa aracılığıyla muhalif gazeteler kapanır, kimi gazeteciler tutuklanarak İstiklal Mahkemelerinde yargılanırlar.
MUHALİFLERİNİ YOK ETME: İZMİR SUİKASTI DAVASI
Buraya kadar, Mustafa Kemal’in iktidarını nasıl da sağlamlaştırmış olduklarını görüyoruz. Ama tarihler 1926 yılının Haziran ayını gösterdiğinde, İzmir’de, TBMM birinci dönem 2. Grup üyelerinden Lazistan Milletvekili Ziya Hurşit ve arkadaşları, Mustafa Kemal’e suikast yapacakları iddiasıyla gözaltına alındılar. O sırada TBMM üyesi olan eski Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası milletvekilleri, dokunulmazlıkları olmasına karşın tutuklandılar. Tutuklananlar arasında Kazım Paşa da vardır.
1926 yılı Haziran ayında başlayan ve Cumhuriyet dönemi siyasal hayatının en önemli davalarından birini oluşturan “İzmir Suikastı Davası”; İzmir ve Ankara yargılamalarını takiben aynı yıl içinde sona ermiş ve sanıklar hakkında, İzmir yargılamalarında 15, Ankara yargılamalarında 5 idam kararı verilmişti.
ŞU ANDA YAŞANANLAR CUMHURİYET DÖNEMİNİN KOPYASIDIR
Tayyip Erdoğan’ın iktidarda olduğu süreç, Mustafa Kemal’in ölümüne kadarki iktidarının neredeyse kopyası, cumhuriyet tarihinin ise özetidir.
Tayyip Erdoğan da tıpkı Mustafa Kemal gibi kendi iktidarını tehdit eden herkes hakkında binlerce sayfalık iddianameler oluşturup davalar açtı. Kimilerini hapse attırırken, kimilerinin elindeki malvarlığına son verdi.
Mustafa Kemal, cumhuriyetin kurulmasının ardından kendi silah arkadaşları da dahil, muhalif olan kimsenin gözünün yaşına bakmazken, Tayyip Erdoğan da ondan geri kalmadı. Bir dönem birlikte yürüdüklerini hainlikle, paralellikle suçladı; o da onların gözünün yaşına bakmadı.
CUMHURİYET DİMDİK AYAKTA, ŞÜPHENİZ OLMASIN
Tabii bu örneklerin çoğu iktidar içindeki çekişmelerle ilgili örneklerdir; kendinden olana bunu yapanın hiçbir zaman kendinden görmediklerine neler yapmış olabileceğinin/yaptığının anlaşılması içindir. Cumhuriyet için asıl tehdit olanlara yani hiçbir zaman kendinden görmediklerine yapılanlarda da Mustafa Kemal ve Tayyip Erdoğan aynıdırlar.
Ankara’nın göbeğinde yüzün üzerinde insanı çoluk çocuk ayırmaksızın paramparça edenle, Samsun’da, Bafra’da mağaralara Pontos Rumlarını çoluk çocuk ayırmaksızın doldurup dumanla boğan arasında hiçbir fark yoktur.
Düzmece davalarla on binlerce insanı hapse atanla, İstiklal Mahkemelerinde idam sehpalarında can alan arasında hiçbir fark yoktur.
Hırsızdır, katildir Mustafa Kemal; milyonlarca Rum’un malvarlıklarına, topraklarına el koymuştur. Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin canlarını almıştır. Geleceklerini çalmıştır.
Hırsızdır, katildir Tayyip Erdoğan; milyonların hakkını gasp ettiği paralar ayakkabı kutularında ortaya çıkmıştır. Roboski’de, Gezi’de, Suruç’ta, Ankara’da ölen yüzlerce insanın ölüm emrini kendisi vermiştir.
Cumhuriyet dimdik ayaktadır, tıpkı kurulduğu günkü gibi, kimsenin şüphesi olmasın.
Birinci Meclis’te Muhalefet-İkinci Grup, Ahmet Demirel, İletişim Yayınları 6.Baskı 2011, Sayfa 584
Kanun Numarası: 785
Kabul Tarihi: 04.03.1925
Madde 1
İrticaa ve isyana ve ülkenin toplumsal düzenini, huzur ve güvenliğini bozmaya yönelik tüm örgütlenme ve kışkırtma ve teşvik ve kalkışmalar ve yayınları, hükümet, Cumhurbaşkanının onayı ile doğrudan ve yönetsel olarak önlemeye yetkilidir.
Madde 2
Bu yasa, yayımı tarihinden başlayarak iki yıllık süre ile uygulanacaktır.
Madde 3
Bu yasanın uygulanmasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
Son Haberler
Sayfalar
Sınıf ve HDP
Hayat yaşadıklarımızı anlamlılaştırınca güzelleşir.
Kürtlerin, lazların, çerkezlerin.... yoksulların... ezilenlerin .... herkesin partisiyiz.
Son zamanlarda hiç dikkat ettiniz mi sınıfın söylemleri de Hdp' nin söylemleri.
Şimdi diyeceksiniz ki bu ne hdp' nin ne sınıfın ne de başka birinin söylemi.
Olması gerekenin söylemi.
Elbetteki bu doğru.
Örgütlenme veyahutta partileşme tartışmasını sürdüren / bitirmiş herkesin kullanması gereken söylemler bunlar.
Sorun bu söylemlerin kullanılması değil.
HDP’ye Barajı Ancak Erdoğan Aşırtabilir
Kişisel kanım, HDP’nin şu an yüzde onu aştığı yönündedir.
Kürtlerin oyları ve yüzde biri zor bulan, liberal, sosyalist, demokrat denebileceklerin oyları bunlara ek olarak çok cüzi miktarda CHP’lilerden gelecek stratejik oylar; AKP’lilerden gelebilecek Erdoğan’a ders verme oyları veya sandığa gitmemeler vs., hepsi bir arada HDP’nin yüzde onu aşmasını sağlamaktadır.
Tanrıların zulmü
Gerçek tanrılar yıkıldığında ruhani tanrılarda ölecektir.
7 Haziran genel seçimleri nedeniyle saray sotarıları seçim meydanlarında “din” afyonuna daha fazla sarılmaya başladılar. Bir ellerinde din kitabı, bir ellerinde ise kanlı kılıç ile kitlelerin karşısına çıkıyorlar. Tanrının, kullarının uymasını istediği eza ve cefa kurallarını ezilenlere veriyorlar, sefanın saltanatını ise kendisine alıyorlar. Buna karşı gelenleri ise tanrının zulüm kılıcıyla boyunlarının vurulacağını ilan ediyorlar. Tanrı kendileri, kullar ise işçi ve emekçiler oluyor.
Kıskaç arasındaki erdogan:Teslim Töre
Türkiye’ nin başkan diktatörü, İslam’ ın halifesi, bölgenin Osmanlısı, globalizmin İslam kapitalist patronu olma hevesi ile yola çıkmış, IŞİD ideolojisinin İslam içi başka bir versiyonu olan Erdoğan içinden zor çıkabileceği bir kıskacın arasına sıkışmış durumda. Arasına sıkışmış olduğu kıskacın kollarından birisi halk, diğeri global sermaye. Kıskacın halk kolunu : insan hakları, demokrasi, özgürlük, insani değer ve birikimler, halkların kardeşliği doğrultusunda ortak vatan, ortak dil, fakat her halkın kendine ait resmi dilleri, ortak bayrak ama her ulusun kendine özgü bayrağı vb.
Direnişin resmi yapılıyor…
Gezi direnişinden geriye kalanlar nedir diye sordu bir arkadaş, gezi henüz bitmedi ki geriye bir şey kalsın. Gezi direnişinin başlangıcından bugüne iki yıl geçti ve direnişin sonuçları, devam eden barikat ateşi ve kora dönüşmüş alevin sıcaklığı hala bir şekilde bizleri etkilemeye devam ediyor.
Ateş Olmak ve Ateşi Çalmak: İbrahim Kaypakkaya
“Bu dünyada insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.
İlki ateşe yaklaşmış ve demiş ki: Ben aşkı biliyorum.
İkincisi ateşe yavaşça kanadıyla dokunmuş ve demiş ki:
Aşkın ateşinin nasıl yaktığını bilirim...
Üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak, yanarak kül olmuş...
Gerçek aşkı işte sadece o kelebek bilir...”
İbrahim Kaypakkaya, bir ikonoklastır, yani bir ikon kırıcıdır. Kaypakkaya, katmanlı bir sistematik ve yıkıcı bir teori ve yıkıcı bir pratiktir.
Metal işçileri sınıfının gücüyle direniyorlar
14 Mayıs’da Bursa Renault fabrikasında başlayan metal işçilerinin direnişi, dalga dalga yayılarak TOFAŞ, MAKO, Çoşkunöz, Ototrim, TürkTraktör, Ford Otosan ve daha bir çok fabrikayı da sardı. İşçiler, faşist Türk Metal-İş sendikasının kendilerini daha fazla oylamasına isyan etti ve sendikayı devreden çıkararak, sınıf hareketi içinde küçük, ama tarihi bir adım atarak, burjuvazi karşısında bir sınıf oluşunun gereğini yerine getirdiler.
Kaypakkaya’yı sevmek
Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!
Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zindanlarıyla tanışıyor!
Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!
Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?
O kitap da ser verilir ama sır verilmez…
Kızıl kaplı, kızıl sayfalı,
kızıl harfli bir kitaptır O…
O kitap dokuzyüzkırkdokuzda
Çorum’da dünyaya geldiği gün yazılmaya başlanmıştır…
Çapa Fikir kulübünde yazılmaya devam eder,
6.Filoya karşı yazılan bildiriden ötürü okuldan atılmak vardır o kitapta…
O kızıl kaplı kitap,
PDA’nın karşı devrimci çizgisiyle hesaplaşmaktır aynı zamanda…
O kitapta Vartinik köyü Mirik mezrasındaki kahramanlık yazılıdır…
Ali Haydar Yıldız yazılıdır mesela…
O kitabın adı İbrahim Kaypakkaya’dır, ”Halk Savaşı’dır”…
Ludwigshafen`de binler haykırdı: “Önderimiz İbrahim,İbrahim Kaypakkaya”
TKP/ML nin kurucu önderi İbrahim Kaypakkaya, işkencede katledilişinin 42’inci yılında Almanya’nın Ludwigshafen kentinde binlerce insanın katıldığı gece ile anıldı.
Kaypakkaya şahsında tüm parti ve devrim şehitleri ayrıca dünya da sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitiren ustalar ve önderler anısına yapılan saygı duruşuyla açılan anma gecesinde, ATİK e yönelik operasyonlarda avrupada tutuklanan 12 devrimci tutsağın derhal serbest bırakılmasına dair, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” sloganları haykırıldı.
Ellez Emmim’in Traktörü
Uzun zamandır yazmak istiyordum. Bir tülü sıra gelmedi. Sorun sınıflarla, üretim ilişkileri ve onun araçlarıyla ilgili ve bu gelişmeleri de direk yaşıyan bir köy olunca, insan doğduğu köye değinmeden edemiyor.
Bizim köyün adı Tersihan. Diğer yüzlerce köy isimlerinin akibeti gibi bizim köyün ismi de sonradan değiştirilmiş ve milli bir isim olması için “Konaktepe” konmuş. Irkçılık salt renk ve dinsel olmuyor. insanların tarihsel köklerini yok etmek ve kendine yabancılaştırmak için de, kendinden olmayan isimlere karşı da baskı uygulamaktan geri durmadı, Türk egemen sınıfları.