“Mücadele, İsyan, Örgüt ve Ezilenlerin Savaşına Doğru…”
Oldukça sarsıcı bir yılı geride bıraktık. Artsakh’da, Rojava’da, Gazze’de işgal saldırıları sürerken Afganistan’da halk Taliban zulmüne katlanmak zorunda kaldı.
Yeni ticaret anlaşmaları ve pazar paylaşım savaşları nedeniyle Ortadoğu halkları Kafkaslar’dan Arap Yarımadası’na zulme uğramaya, göçe zorlanmaya, açlığa ve yoksulluğa hapsedildi. Şimdi yeni bir yıla girerken bu emperyalist ve gerici saldırıları direniş ile karşılayan Ortadoğu halkları zaferlere muktedir…
Bölgede tırmandırılan savaş
Emperyalistler, tüm Ortadoğu ve Kafkaslar’da ticaret yollarının yeniden paylaşımı için bölgedeki gerici devletler ve çeteler eliyle savaşı tırmandırmaya devam ediyor. Bu eksende de çeşitli pazarlıklar halkın canı ve geleceği üzerinden yapılıyor.
ABD, Ortadoğu’da güç kaybı yaşarken yeni pazarlık ihtimallerini artırabilmek için hem eski işbirlikçileri ile yeniden anlaşmaya çalışıyor hem de yeni işbirlikçiler yaratmaya çalışıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi en başından beri ABD güdümünde olan ülkeler, pazarlık paylarını güçlendirebilmek ve yeni ihtimalleri değerlendirebilmek için Çin emperyalizmiyle masaya oturdular ve yeni anlaşmalar yaptılar. Bu durum, ABD için ciddi bir kayıp gibi görünse de Biden hükümeti yeni iş birliklerine açık olduğunu her fırsatta dile getirdi.
Der-Zor’da Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne karşı başlayan ayaklanma Özerk Yönetim’le bazı aşiretler arasındaki çelişkilerin kışkırtılması sonucu ortaya çıktı. Uzunca süredir Arap aşiretlerinden oluşan yeni bir ordulaşma çalışmalarına devam eden ABD, bu süreci çeşitli ticari anlaşmaları yeniden yapabilmek için kendi lehine kullandı. Bölgede yükselen Çin-Rusya-İran etkisine karşı bir kez daha İsrail’i devreye soktu ve başta Gazze olmak üzere Filistin’in tamamını işgal etme çalışmalarına hız verdi.
Son yıllarda burjuvazinin ana akım medyası Filistin bölgesinde bir şey yokmuş gibi davranıyorduysa da İsrail saldırılarına hız kesmeden devam ediyordu. Aynı zamanda İsrail zindanlarında bulunan Filistinli tutsaklar da işkence ve tecrit altında yaşamlarını yitiriyordu. Bu gidişata dur demek için 14 örgütün birliği ile başlatılan Aksa Tufanı operasyonu bahane olarak kullanıldı. Her türlü yalan haber ile dünya kamuoyunun dikkati dağıtılmaya çalışıldı. Bu süreçte Gazze kuşatıldı ve soykırım başlatıldı.
Yine TC devletinin emperyalistlerle iş birliği içinde Rojava devrimini boğma saldırıları da devam etti. Bugün televizyonlarda hastanelerin, okulların, sivil yerleşim yerlerinin vb’nin bombalanmasının insani olmadığını haykıran R.T.Erdoğan hükümeti ve onun sözde muhalifleri, Rojava’da sürdürülen saldırılara “terörle mücadele” kılıfı ile kitleleri uyutmaya devam etti. Medya Savunma Alanları’nda kullanmadıkları kimyasal silah bırakmadılar.
Rusya bu süreç boyunca bir yandan Ukrayna’da NATO ordularıyla savaşmaya devam ederken diğer yandan ise Ortadoğu’da pazarını genişletecek yeni hamleler yaptı. Libya gibi ülkelerde kullanmak üzere Rusya desteği ile açılan Wagner savaş şirketi ile Putin hükümetinin çıkarları ters düştüğü anda ise mafya tipi bir hesaplaşma ile konu kapatılmış oldu. ABD ve Avrupalı emperyalistlerin birliğine karşı Çin-Rusya-İran iş birliğinin güçlendiği bir yılı geride bıraktık.
Ancak bu iş birliği de kendi içerisinde çelişki barındırmaya devam ediyor. Rusya’nın da desteklediği Artsakh işgali ile birlikte eli güçlenen Azerbaycan devleti, bu kez de İran’ın kuzeyinde bulunan Güney Azerbaycan’a kafa tutmaya başladı. Yine batılı emperyalistlerin güdümünde olan Hindistan’dan başlayan ve kuzeyde Rusya’ya açılan yeni ticaret yolu projesi çeşitli çelişkilere sebep oluyor.
Çin bu sürecin en kârlı aktörlerinden birisi oldu. Esasta 2010’lardan beri sürdürdüğü Kuşak ve Yol Projesinin meyvelerini alacağı anlaşmalar yapan Çin, bölgede esasta askeri değil ekonomik bir hegemonya kurmanın adımlarını atıyor. İran ise bir yandan içeride kitlelerin patlayan öfkesini durduramazken diğer yandan Şii Hilali projesine devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda önemli komutanlarını bu proje kapsamında kaybeden İran, çeteler eliyle bölgede bulunan ABD üslerini hedef almaya devam ediyor. Aynı zamanda Irak siyasetinde de rol oynamaya çalışıyor. İsrail’in işgali ile bölge halklarının tepkisini kendi lehine çevirmeye çalışıyor ve sözde anti-emperyalizm adına hegemonyasını güçlendirmeye devam ediyor.
Doğal felaket değil kâr hırsı
Türkiye, T.Kürdistanı, Suriye ve Fas’ta yaşanan depremlerde on binlerce kişi hayatını kaybetti. Bunca can kaybının sebebi kâr hırsıydı. Depremlerden sağ kurtulanların dağıtılan yardımlara ulaşmaları da cinsiyet, cinsel yönelim, etnik ve dini kökenleri gibi engellere takıldı. Ancak halkın kendi içinde ördüğü dayanışma ağıyla yaralar bir nebze de olsa sarılabildi. Ulaştırılmaya çalışan yardımlar devlet engeline takıldı. İnsanlar ölülerini kendi elleri ile enkazlardan çıkarmaya çalıştı.
Suriye’de de durum çok farklı değildi. TC devleti gibi gerici devletlerin desteğini alarak Suriye’nin ve Rojava’nın bazı bölgelerini işgal eden çeteler, ulaştırılmaya çalışan yardımları gasp etti. Rejim kontrolü altında olan bölgede de Esad rejimine bağlı memurlar, çetelerden farklı bir pratik izlemedi. Libya’da yaşanan sel baskınlarında da yine en büyük zararı halk kitleleri gördü. Emperyalistlerin ve gerici devletlerin politikaları nedeniyle bu bölgelerde yaşanan kayıplar net biçimde tespit edilemedi.
Sonuç itibari ile yaşanan bu doğal felaketlerin faturasını yine halk kitleleri ödedi. Bunca kaybın olmasının sebebi ise deprem ve sellerin büyüklüğünden çok, yıllardır ihaleler ile yandaşlara peşkeş çekilen ve halk için değil maksimum kâr için yapıl(may)an alt yapı ve üst yapı çalışmaları oldu. Kapitalizmin kâr hırsı nedeni ile had safhaya ulaşan küresel ısınma ile birlikte Ortadoğu halkları bir yandan sel felaketleri ile karşılaşırken diğer yandan da susuzluk ve kuraklık ile boğuşmak zorunda kalıyor. Bütün bu gelişmeler kitlesel göç dalgalarına da sebep oluyor.
Halkların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor, kitleler öncülerini arıyor
Bu süreçte artan savaşlar, yoksulluk ve iklim krizi sebebiyle açlığa itilen halk kitleleri sokaklara dökülmeye devam ediyor. Hem emperyalizmin hem de kendi gerici devletlerinin uygulamalarından yılan kitlelerin grevler, işgaller, eylemler ile sokakları meydanları, ovaları ve kampüsleri zapt etmeye devam ettiği bir yılı geride bırakıyoruz. Artık kendilerine verilenle yetinmeyeceklerini haykıran kitleler yalnızca açlıkla ve yoksullukla değil mafyalarla, çetelerle ve her türden devlet şiddetiyle kontrol edilmeye çalışılıyor. Ancak bölge gericilerinin her saldırısı ve kitleleri kandırmaya çalışması yeni bir öfke dalgasını da beraberinde getiriyor. Türkiye’nin dört bir yanı, yıl boyunca grevlerle ve eylemlerle doldu taştı.
Ezilen Kürt ulusu kazanılmış belediyelerinin gasp edilmesine, milletvekillerinin tutuklanmasına, Kürt ulusunun kurtuluşu için mücadele eden gerillaların vahşice katledilmesine, Kürt ulusal özgürlük hareketi önderi Abdullah Öcalan’ın ve diğer siyasi tutukluların tecrit ve işkence görmesine karşı sokakları terk etmedi. Yeni tipte kontrgerilla saldırıları düzenleyen AKP hükümeti, T.Kürdistanı’nda Hüda-Par’ı devreye sokmaya çalıştı. Siyasi partilerin kapatılması için çeşitli davalar açıldı. Çocukları gerillaya katılan bazı aileler manipüle edilerek anti-propaganda çalışmasına alet edildi. Ajanlaştırma, insan kaçırma gibi faaliyetler sürdü. Ancak bunların hiç birisi artık “bıçak kemiği geçti” diyen halkın direnişini bitiremedi.
İran’da Molla Rejiminin insanlık dışı uygulamalarından, rüşvet ve yalanlarından bıkan kitleler yıl boyunca sokakları doldurmaya devam etti. İran Rejiminin okullarda öğrencileri zehirleme politikaları da insan kaçırma ve idamları da kitleleri engellemeye yetmedi.
Irak’ta emperyalistlerin oyunları oyalanmaya çalışılan halk her defasında birbirine düşürülmeye çalışılmaya devam etti. Kürdistan; tarihin en vahşi kimyasal saldırılarına, insan yakmalarına, en kirli ihanetlerine sahne olmadı yalnızca. Aynı zamanda çağın direnişine sahne oldu. Gerilla savaş tünellerinden dağ başlarına her yerde hem KDP ihanetine hem de TC’nin saldırılarına cevap vermeye devam etti.
Suriye’de Esad rejimi emperyalistlerle anlaşarak Rojava devrimini de boğmanın planlarını yaparken diğer yandan da TC ve İsrail gibi başkaca işbirlikçilerin saldırılarında ağır kayıplar verdi.
Rojava tüm işgal saldırılarına, kirli oyunlara, ajanlaştırma ve imha politikalarına karşı devrimi korumaya devam etti. Kitleler her fırsatta keşif vb. gibi düşmanın teknik üstünlüğüne rağmen sokaklarda işgale karşı, kadına yönelik şiddet ve tecrite karşı gösteriler düzenleyerek dünya halklarını Rojava devrimine desteğe çağırdı.
75 yıldır sürekli saldırılara rağmen Filistin halkı yeniden örgütleniyor. İsrail’in insanlık dışı uygulamaları ve işgali bütün dünyada teşhir olmuş durumda. Yalanlarla, manipülasyonlarla artık kendi hegemonyasındaki kitleleri dahi kandıramayan Netanyahu hükümeti, köşeye sıkıştığı için vahşetini de artıyor. Ama Cenin’de, Ramallah’da, Gazze’de savaş henüz bitmedi. Filistin halkı bitti demeden de bitmeyecek.
Jin jiyan azadi, biji berxwedana LGBTİ
Kadınların ve LGBTİ+ların bölgede uğradıkları saldırılar ise katmerlenerek artıyor. Ama direniş de büyüyor. Emperyalistlerin bölgede destekledikleri gericilik kadınların ve LGBTİ+ların hayatlarını çembere almaya çalışsa da o çember her defasında bir kez daha kırılıyor. Geçtiğimiz yıl Jina Mahsa Amini’nin katledilmesinin ardından İran’da başlayan “Jin, Jiyan, Azadî” eylemleri tüm dünyaya yayılmıştı. İran içerisinde de kitlelerin öfkesi ile buluşup yıl boyunca sokakları yakmaya devam etti.
Bir kadın devrimi olma niteliği de taşıyan Rojava devrimi yalnızca DAİŞ karanlığını kırmadı, DAİŞ öncesinde de eve kapatılan kadınlar mücadele içinde özneleşmeye başlayarak kendi elleriyle özgürlüğün kapılarını araladı. Askeri alandan toplumsal alana her yerde erkek egemenliğine karşı mücadelede özneleşmeye başladılar. Rojava devrimi bu anlamıyla da hem Esad Rejimini, hem TC devletini hem de bölgedeki diğer gerici devletleri rahatsız etmeye devam ediyor.
Filistin direnişinde kadınlar yalnızca savaşın kurbanı değil direnişin öznesi olmaya da devam ediyorlar. Üstelik ana akım medyada gösterildiği gibi sadece sağlıkçı, mutfakçı vs. pozisyonunda değil aynı zamanda omuzlarında silahları ile FHKC saflarında örgütlenerek…
Büyük aile yürüyüşleri de mafya-çete-polis iş birliği de kentsel soylulaştırma adı altında sokakların boşaltılması da Irak vb. ülkelerde çıkarılan yeni yasalar da LGBTİ+ları durdurmaya yetmedi. Anti-emperyalizm adı altında sürdürülen LGBTİ+ düşmanlığına, bazı devrimci örgütlerin inkarcılığına, uzanan elin havada bırakılmaya çalışılmasına rağmen LGBTİ+lar birbirlerini buldu ve örgütlendiler. Ortadoğu’nun bazı ülkelerinde henüz kitlesel bir hareket olarak sokağa çıkamasa da LGBTİ+ kitleler İran’da “Jin, Jiyan, Azadî!” eylemlerinde yerlerini aldılar. Türkiye’de bütün saldırılara rağmen öğrenci kulüplerinde, sokaklarda, meydanlarda eylem ve etkinliklerini eksik etmediler. Filistin direnişinde pembe boyama politikalarına karşı direnişin tarafında yer tuttuklarını açıkladılar.
Bütün bu direnişler elbette yer yer yenildi yer yer kazanımlarla sonuçlandı, önemli bir kısmı ise henüz devam ediyor. Ancak hepsinin bir kez daha gösterdiği bir şey var ki; halkların gürleyen sesi devrimci öncüsünü arıyor! 2024 halk kitleleri için birçok zorlukla gelirken aynı zamanda beraberinde yeni direnişleri de getiriyor. Direnişlerin zaferlerle taçlanacağı bir yıl olması umuduyla…
Son Haberler
Sayfalar
Halk saflarındaki çelişmeleri ele almadaki hastalıklı bakış açısı, aczin ve ahlaki kokuşmuşluğun devrimci saflardaki izdüşümü olarak ŞİDDET!
Türkiye devrimci hareketinin tarihi, bu başlığı doğrulayan örneklerle dopdoludur. Olayları ve sonuçlarını tarihin büyük terazisinde ölçmek yerine düşünce darlığı üzerinden ele almak, devrimci saflardaki çelişmeleri çözmede ikna ve demokratik yöntemi kullanmak yerine zorbalığı işe koşmak, devrimci saflardaki hastalıklı bir bakış açısının dışa vurumudur, kendisine devrimciyim diyenler için utanç ve devrimci sorumlulukların bittiği duraktır. Bu konumlanış, Maoizm tabelası “altında” duranlar için yozlaşma ve dejenerasyon halidir.
Referandumda doğru tavır nedir? Neden HAYIR?
Referanduma az bir zaman kalmış olmasına rağmen devrimci saflarda doğru tavrın ne olacağı üzerine tartışmalar var. Komünistlerin içinde de bu konuda tartışmalar canlılığını koruyor.
Zindanlar direnişte ses ver
Bugün Süresiz Açlık Grevinin 58. günü...
T.C. nin hapishanelerinde eksik olmayan eylem biçimi Açlık Grevi bugün 58. gününü tamamladı.Ve bu Açlık Grevindeki insanlarımız ' eşiği aşma ' sınırındalar.
Yani yaşam için geriye dönüşün eşiğindeler...
T.C. hapishanelerinde bir süre de olsa kalanlar -özellikle de 12 eylül ve devamındaki süreçte- yaşadıklarından dolayı iyi bilirler 60 lı günlerde geriye-yaşama dönüşün ne denli sancılı,sıkıntılı olduğunu..
Soslandırılmış başkanlığa da geleceksizleştirme saldırılarına da H-A-Y-I-R
“Referandum sürecinde en çok durmam gereken şey 18 yaş meselesidir. Seçme hakkı olan yaş grubuna seçilme hakkını da vermek en büyük reformdur. Bu bizim gençlerimize ufuk getirecek!”
Bu sözler Pakistan dönüşünde uçakta gazetecilere açıklamada bulunan R. T. Erdoğan’a ait. 16 Nisan referandumunda oylanacak olan ve var olan faşist sistemi daha da boyutlandıracak anayasa değişikliğinin gençlere getireceği “en büyük reform” buymuş. Artık 18 yaşında meclise seçilebilecekmişiz!
Toplumsal Tarihin Öne çıkardığı Komünist Kadınlar
Toplumsal tarihin başlangıcından günümüze kadınlar, toplumsal kurtuluş mücadeleleri içinde her zaman yer almışlardır. Kadınlar, yok sayıldıkları toplumsal süreçlerde dahi, tarihi daha ileriye taşıma mücadelesinin dışında kalmamışlardır. Her süreçte onlar kendi önderlerini de yaratmıştır. Özellikle kapitalizmin gelişmesiyle beraber, sınıflar mücadelesinin en önlerinde kadın hakları ve sosyalizm mücadelesinde yerlerini almasını bilmişlerdir.
Kandıra’dan Tutsak Partizan: “Pandora’nın Kutusu’nu açan kadınların siyaset sahnesine çıkması oldu”
Gazetemiz Özgür Gelecek’in bürolarına dönük gaspın devam etmesine ilişkin gazetemize mesaj gönderen Kandıra 1 Nolu F Tipi Hapishane’den Tutsak Partizan Resmiye Vatansever “…dinamiklerini yapıya kurumsal olarak mal etmeye kalkışan kadınlar değişmek isteyenlere cesaret, statükoculara ise sıkıntı vermiştir. Bu nedenle saldırıların kadınlara ve kadınların daha fazla çalıştığı, söz sahibi olduğu kurumlara yapılması tesadüf değildir” dedi.
“Pandora’nın Kutusu’nu açan kadınların siyaset sahnesine çıkması oldu”
Gerçeğe ışık, devrime pusula: Mehmet Demirdağ -4-
Mehmet Demirdağ ve “birlik anlayışı” üzerine
Demirdağ yoldaşın tarihsel pratiğini, belirli ve gündeme denk düşen özellikleri ile tartışmaya çalıştığımız yazı dizisinin son bölümünü, onun 94 tasfiyeciliği ile yürüttüğü hesaplaşmadaki en kritik nokta olarak “birlik sorunu”na yaklaşımı olarak belirledik. Zira, Demirdağ yoldaşın “kolektifi ilkeleri üzerinden ayağa dikme” sürecindeki en kritik manevra alanını ve kolektifin o dönemki tasfiyeci etkiden arındırılması çabasını en net özetleyen yönelimlerin başında birlik sorununa yaklaşım gelmektedir.
Diyalektik
Teori ve Komünist Partisi
„Öncü savaşçı rolünün –der Lenin- ancak en ileri teorinin kılavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirebileceğini belirtmek istiyoruz.“2
Parlayan herşey altın değildir-1
Sınıflardan müteşekkil bir toplum gerçekliği içinde yaşıyoruz. Özel mülkiyetin ortaya çıktığı günden bugüne bu böyle. Hiçbir şey bunun dışında değil. İktidarı elinde tutan sınıf, bunu korumak ve güçlendirmek adına tüm topluma kendi ideolojisini ve bunun değişik alanlardaki iz düşümlerini dayatır. Bunun en etkin ve öncelikli aracı ise devlettir. Toplum geliştikçe bu mekanizmalar da çoğalır, çeşitlenir ve devleti de içine alan daha büyük bir daire çizer. Bir yanıyla uzlaşmaz karşıtlıkların birbiriyle sürekli bir mücadelesi söz konusu.
Dürüstlük…
Zamanında Engels yoldaş tarafından söylenen “Her şeyin başı dürüstlüktür” sözünün ne kadar anlamlı ve önemli olduğu kolektif içinde proleterleşemeyen küçük burjuva tasfiyeciler tarafından öne sürülen yalanlar karşısında daha iyi anlaşılıyor.