Cumartesi Ekim 3, 2026

Marksizmin sadık öğrencisi: İbrahim Kaypakkaya

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın ölümsüzlüğünü onur; direngenliğini miras, komünist bilincini rehber edişimizin 44. yılını geride bırakırken, o günden bugüne kadar attığımız ve atacağımız her adım, bilimsel sosyalizme olan sadakatimizi ortaya koymaktadır. Bu sadakat kuşkusuz toplumsal çelişkiler karşısında politika üretmedeki durumumuz ve ülkemizde Marksizm’in üretiminin ne durumda olduğu ile ölçülebilir. Bu konuda örnek alınacak tavrın Kaypakkaya yoldaş olması ve onun sosyal ve de siyasal pratiğinde bütünleşen kopuşun kavranması gerekiyor.

’71 devrimci çıkışı, kendi içinde ortaya koyduğu pratikleri ile ülkemiz sınıf mücadelesinde oldukça önemli bir kesittir. Bu çıkış, kendi içinde büyük bir cüret ve kararlılığı ifade etse de aynı zamanda kendi içinde bir arayışı ve değişimi de ifade etmiştir. Nicel birikimin nitel kopuşunun an meselesi olduğu gerçeği içinde ’71 devrimci çıkışı, kitlelerin değişimini de ifadelendirecek ve bir kopuşu sağlayacak bir parti arayışını da ifade etmiştir. Bu anlamda diyebiliriz ki ’71 devrimci çıkışı aynı zamanda kendi içinde bir krizi de ifade etmektedir. Bu kriz kitlelerin bağrında oluşacak ve tarihte zorunluluk olarak ortaya çıkacak olan proletarya partisidir. Onun ideolojik ve politik güzergâhında halk kitleleri içinde ortaya çıkan bir komünist önderin ellerinde filizlenmesi ve şekillenmesi ülkemiz devrimci tarihi açısından bir dönüm noktasıdır.

Açık ki, bu kopuşun temel kaynağını Marksizm’in evrensel ruhu oluşturmakta ve bu ruh Kaypakkaya’nın bilincine zuhur etmektedir. Kaypakkaya’nın toplumsal pratiği, kitleler içinde alazlanması onun Marksist bilincini şekillendirmiş ve bir komünistin mahir ellerinde Türkiye proletaryasının öncü müfrezesine dönüştürmüştür. Kaypakkaya yoldaş her şeyden önce ülkemizde Marksizm’in temsiliyetini taşımakla beraber aynı zamanda Marksizm’in kitlelerin bir silahı, proletaryanın bilinci ve onun varlık zemini olduğunu göstermiştir.

Proletaryanın biricik bilimi olarak Marksizm, tarihsel olarak birçok evrede değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Dolayısıyla onu savunmak aynı zamanda ona yönelen revizyonizme karşı da mücadele anlamına gelmektedir. Mehmet Demirdağ yoldaşın “içeride ve dışarıda sınıf mücadelesini yürüt” talimatı, bahsini ettiğimiz bu düzlemi işaret etmektedir. Burjuva ideolojilerin bombardımanına maruz kalan Marksizm’in iç parçalanmalar yaşamasına rağmen her seferinde bir kopuş ile ortaya çıkması, onun yıkılmaz bir kale olduğunu ifade ediyor. Gerek kitle hareketleri içinde gerekse de politik organizasyonlar içinde ortaya çıkan ve çıkacak olan sapmalar karşı Marksizm’in sadık öğrencisi olmak bugün ülkemiz şahsında İbrahim Kaypakkaya ile bütünleşme ve onun ardıllarına miras olarak taşınmaktadır. Dolayısıyla bugün ülkemizde komünist devrimcilerin omuzlarındaki yük dünyayı değiştirme ve onu omuzlama kılavuzunun yüküdür. Bu, çok anlamlı bir pratiği ifade ediyor. Kaypakkaya yoldaş bu değişimin, kopuşun ve örgütlenmenin adıdır. O Marksizm’in sadık öğrencisidir. Diyalektik materyalizmi savunmak ve kavramak  aynı zamanda konjonktürel duruma göre kendini yenilemek ve değiştirmek üzerine kuruludur. Bu aynı zamanda Mao Zedung’un “sosyal pratik sizi yadsıyorsa fikirlerinizi değiştirin”  kapsamında fikirsel değişimlerin ve şiddetli bir sarsıntı içinde  kopuşun talimatıdır. Bu kopuş aynı zamanda devrimcileşmenin yoludur.

Komünist Partisi çelişkiler üzerinden yükselecek, kitlelerin çıkarlarını devrimci süreç içinde örgütleyecek burjuvaziye karşı bir silaha dönüştürecek ve bunları yapmak adına diyalektik materyalizm ile donanacak bir araç olarak öne çıkmıştır. Bu müfreze politika ile bilimi birbirinden ayıran, politikanın özgün yanını ortaya koyan, işçi sınıfının devrimdeki rolünü tanımlayan, politika ile şiddet arasındaki bağıntıyı ortaya koyan ve tüm bunların yanı sıra Marksizm’i mevcut bulunduğu ülkedeki mercisi olarak onu her türlü tasfiyeci düşünceye karşı savunacak bir noktada durmak zorundadır. Bunun için mevcut kadroların politik devrimciliği öne çıkması zorunludur.  ’71 devrimci çıkışı içinde kendine Marksist diyen birçok akım mevcuttur. Türkiye’de 1971’de politik devrimcilik söz konusu olsa da esas olarak bir kopuş söz konusu değildir. Ancak politik olarak Marksist olmak kurulu düzenden görüşleri ile kopmayı gerektirmektedir. Somut koşulların somut tahlili ve buna uygun olarak devrimci eylemini ortaya koymak gerekmektedir. Kaypakkaya yoldaş ve onun elinde çelikleşen proletarya partisi ülkemizde Marksizm Leninizm ve Maoizm’in temsiliyetini taşımaktadır. Bu anlamıyla Kaypakkaya yoldaş ülkemizde diyalektik materyalizmin simgesi devrimin ideolojik politik ve örgütsel düşüncesidir.

Kaypakkaya yoldaşa dair yapılacak en önemli tespitlerden bir tanesini de onun uzlaşmazlığı teşkil etmektedir. Onun uzlaşmazlığı, basit bir karşıtlıktan öte sınıfsaldır ve onun teorik tutumunun ve pratik devrimciliğinin de belirgin özelliklerinden birisidir. Kaypakkaya pratik hayatta kendisini revizyonizmden kalın çizgilerle ayırmak ve ideolojik mücadele ile göstermektedir. Bu temelde Marks ve Engels’in dönemin politik hareketleri karşısındaki konumlanışı ve enternasyonal içerisindeki ideolojik mücadeleleri Marksizm’i keskin hatlarla revizyonizmden ayırmaktaydı. Marksizm’e içkin bir devrimci kopuş karakterinin bir diğer durağı ise Lenin olmakta, Rusya’da Menşeviklerle, sosyalist devrimcilerle, daha sonraları ise Buharincilerle ve diğerleri ile yürütülen ideolojik mücadele Marksizm’e hem bulunduğu coğrafyada içkin bir karakter kazandırmakta hem de onun bütünselliğine katılım sağlamaktaydı. Mao ise, SBKP’nin revizyonistleştiği ve “barışçıl geçiş” görüşlerini bayraklaştırdığı bir dönemde devrimci savaş seçeneğini sunmakta ve dünyanın “fırtına merkezlerinde” yangını büyütmeye çağırmaktaydı, ek olarak Mao, devrimci dönüşümün merkezine kitleleri oturtarak KP’deki yozlaşmanın karşısına diyalektiğin negatif kutbunu yaratmakta ve çelişkiyi, devrimciliğin sabiti yapmaktaydı.

İbrahim Kaypakkaya yoldaş tam da bu temelde kendisini üretmekte, MLM biliminin önderlerinin izinde, uzlaşmazlığı sınıf mücadelesinin hizmetinde ve keskin ideolojik mücadelenin içerisinde konumlandırmaktadır. Onun pratik ve ideolojik mücadelesi, bulunduğu her alanda Marksist görüşleri hakim kılmanın adı olmuş, üzerinde hareket ettiği zemin tıkandığı yerde, o yeninin yaratıcısı olmuştur. Özellikle TİİKP ile yürüttüğü ideolojik mücadele, çağdaşı hareketlere yönelik değerlendirmeleri bu temelde anlam kazanmaktadır.

Kaypakkaya yoldaş Türkiye’nin somut koşullarını incelerken Marksizm’in inceleme yöntemine sadık kalmış ve onu somut şartlar üzerinde kullanarak onu bugüne kadar getirecek ve gerçekliğinden ödün vermeyecek bir çizgi ile bizlere sunmuştur. Aydınlanmacı yaklaşımların bu açıdan Kaypakkaya’yı anlayamaması ve onu anmaması bu açıdan gayet anlaşılırdır. Zira Kaypakkaya Türkiye’de sınıfların tahliline sınıfsal özü yakalayarak yapmış ve bugün birçok düşünce akımlarını yadsıyacak bir önder olarak ortaya çıkmıştır. Kaypakkaya’yı kabul etmek bu açıdan her şeyden önce bir reddediştir. Yani ateşten bir gömleği giymektir. Kaypakkaya’yı kavramak ise ateşten gömlek olmaktır. Kaypakkaya yoldaşın ideolojik politik çizgisi ve onun tahlillerinde ortaya çıkan verili durum bugün birçok anlamda bir felsefeye sahiptir. Kaypakkaya’nın inceleme yaklaşım tarzına baktığımızda olgulara nasıl yaklaşılacağını somut veriler üzerinden görme fırsatı buluruz. Bu inceleme tarzı yabancısı olmadığımız diyalektik materyalizmin ta kendisidir.

En başından belirtelim ki Kaypakkaya’da tarihin Marksist analizi vardır. Buna birkaç örnek vermekte fayda var. Bu her şeyden önce Kemalizm’in sınıfsal analizidir. Kaypakkaya tarihsel incelemede dahil olmak üzere oldukça titiz bir analizle karşımıza çıkmaktadır. Bu Kaypakkaya yoldaşın tarihi ve Kemalizm’i incelemesinde düz bir mantığın ve aydınlanmacı bir bakışın olmadığını göstermektedir. Yani Kaypakkaya Kemalizm’in sınıfsal analizini yaparken “hilafet ve Saltanat’ın lağvedilmesi, şeriat kanunları yerine medeni kanunların benimsenmesi, medrese, tekke ve zaviyelerin kapatılması, Arap alfabesinin yasaklanması kılık-kıyafet devrimi, kadına seçme-seçilme hakkının verilmesi” gibi konuları tartışma konusu dahi yapmadan onu hakim sınıfların askeri faşist ideoloji olarak tanımlamaktadır. Kaypakkaya yoldaşın resmi ideolojiye yaklaşımı olaylar değil olgular eksenlidir. Dolayısıyla Kaypakkaya  kavramak Marksizm’i kavramaktır esasta. Ancak burada özellikle dikkat çekmek istediğimiz nokta Kaypakkaya yoldaşı anlama konusunda ortaya konulan argümanların Marksizm’i kavramak değil Kaypakkaya yoldaşın Marksizm’i kılavuz edinerek ortaya koyduğu tespitleri bilmek-ezberlemek olarak anlaşılmaktadır. Bu, Kaypakkaya’ya yapılan çok önemli bir haksızlıktır.

Sonuç olarak Kaypakkaya yoldaş her şeyden önce meselelere yaklaşımda diyalektiğin bir temsiliyeti ile ortaya çıkmıştır. Her şeyden önce Kaypakkaya yoldaşın komünist kimliği Marksizm’e sadakati ve onu bir eylem kılavuzu olarak ele alması ile tanımlanmalıdır. Bu açıdan Kaypakkaya yoldaşı anlamak Marksizm’i kavramak anlamına gelmektedir ve esas işaretin buraya yöneltilmesi gerekmektedir. Kaypakkaya yoldaşı andığımız 44. yılda onu anlamanın ve kavramanın yollarını yaratmanın tartışmalarına sıklıkla sarılmalı ve komünist kimliğin mayalanmasında onu kılavuz edinmeliyiz.

45495

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

TKP-ML AVRUPA KOMİTESİ:50. MÜCADELE YILIMIZDA PARTİMİZ TKP-ML ÖNCÜLÜĞÜNDE DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ MÜCADELESİNE SEN DE EMEĞİNLE KATIL!

Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza!

Açlık, yoksulluk, savaş ve göçler ezilen dünya halkları için kader değildir. Tüm bunların sorumlusu emperyalist kapitalist sistemdir. Emperyalistler bitmez tükenmez kâr hırsla dünyanın tüm yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını sömürmeye devam ediyorlar.

ANALİZ | Kim Geri Adım Attı?

Açıkça görüleceği üzere emperyalistler bir kez daha “sevgili diktatörlerine” sahip çıktılar! RTE’nin içine düştüğü durumdan çıkması için “diplomasi oyunu”na başvurdular. Bir çeviri oyunuyla ona gereken çıkış yolunu gösterdiler. Geri adım atan elbette TC oldu.

AİHM aylar önce S. Demirtaş ve O. Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına karar vermişti. AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan O. Kavala ve eski HDP Eş Genel Başkanı S.

Ermenilerin uyanışı (Nubar Ozanyan )

Ölüm tarlalarından ve yollarından geçerek sağ kalmayı başaran Ermeniler, bir baştan diğer uca dek Suriye’nin sınır bölgelerine yerleşirler. İlim, gül ve bal diyarı yaptıkları anavatanları Hayastan’a bir gün geri dönme umudu ve hayaliyle yaşama tutunurlar.

Soykırım külleri içinden ayağa kalkan Ermeniler, mahir elleriyle yeniden toprağa, taşa, demire, çeliğe, bilime, sanata, yüreğe dokunurlar. Müzik, ekmek ve şarap kadar kutsal sofralar kurarlar. Yeniden kapılarını açarlar inanana ve inanmayana…

Devrimci zor ve burjuvazinin terör kavramı (Sentez)

Marks, “zor, yeni bir topluma gebe eski toplumun ebesidir” derken tam ve eksiksiz bir şekilde şiddet olmadan burjuvazinin devrilemeyeceğini ifade etmiş oluyor.

“Mahşerin Atlısı” İşçi Sınıfı Gelecek

Türkiye’nin uluslararsı tekel sahipleri ve sözcüleri Erdoğan yönetimi altındaki gidişattan memnun olmadıklarını bir kaç defa tekrarlamışlardı. Bu kez, tavırlarını net olarak ortaya koydular. Erdoğan başkanlığındaki yönetimle devam edilmeyeceğini, ortaya koydukları programla netleştirdiler. Ve CHP, İyi Parti gibi muhalefet partilerinin oluşturduğu “Millet İttifak (Mİ)”ına “programınız budur!” dediler. Kendi programlarının adını da :” Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” koydular.

Karanlığın iki rengi (Nubar OZANYAN)

Öbür dünyanın cennetini halkına anlatarak yaşanılan dünyayı cehenneme çeviren faşist R.T.Erdoğan, Türkiye’yi yoksulluğun ve yolsuzluğun dibine batırdı. Türkiye, dünya sefalet endeksinde 56 ülke içinde 21. sırada yer aldı.

Halkına iyiye gitmeyen ekonomi ve artan işsizlikten başka bir şey veremeyen İttihatçı-Kemalist AKP-MHP faşizmi, Avrupa ülkeleri içinde sefalet endeksinin en yüksek olduğu ülke ünvanını elde etti.

Birer Birer Duran Mohikan Yürekler ve Düşündürdükleri (Emre Erdal)

Gözünü açtığı yüzyılın devrimci başarılarıyla kanatlanan, yenilgilerine derinden hüzünlenen, yoldaşları düştüğünde ağlayan, kavga saatinde ise şahinleşen, düşlerinin ardından hesapsız yürüyen, pek çok şeyi yarım yaşayan ama zorunluluklarından kurtulmuş bir dünya sevdasından asla vazgeçmeyen bir devrimci kuşağın artakalan mohikanlarını birer-ikişer kaybediyoruz.

Avrupa’dan Ermeni Devrimciler:Şehit Nubar Ozanyan Taburu'nu selamlıyor kampanyayı destekliyoruz!

Rojava’da 2011’den beri devam eden karşı-devrimin güdümündeki azgın saldırılar günümüz koşullarında farklı boyutlarda da olsa devam ediyor. 2011’de TC, S. Arabistan, Ürdün, İsrail gibi ülke devletlerinin Suriye’ye saldırıları, 2012’de Rojava’yı da hedef almıştır. 12 Temmuz 2012’de Kürt Yüksek Komitesi kuruldu ve PYD önderliğinde YPG/YPJ güçleri üzerinden bu saldırılar göğüslendi. 24 Temmuz 2012’de iç asayişten sorumlu Asayiş Güçleri de oluşturuldu. Ve devamında Afrin, Kobane, Cizre’de oluşturulan kanton yönetimler üzerinden özerk Rojava yönetimi ilan edildi.

TKP-ML Temsilcisi Orhan Ünal: “Örgütlenmekten başka çıkış ve mücadele etmekten başka kurtuluş yolu yoktur”

“Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesinin 1 yılı geride kaldı. “İleri…Daha İleri…” şiarıyla Türkiye’de ve Kürdistan’da birleşik devrimin bayrağı devrimci hamle çerçevesinde büyümektedir. Faşizme karşı, sömürgeci ve işgalci güçlere karşı yürütülen eylemler ile işçi sınıfının, gençlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin ve sistem tarafından sömürülen-ezilen bütün halkın kurtuluşu mücadelesinde önemli ilerlemeler kaydedildi.

Neden Öcalan’ın özgürlüğüne karşı sessizsiniz? (Vedat Yeler)

Üzülerek böyle bir yazıyı yazdığımı belirtmek istiyorum. Galiba ilk başta ifade etmem gereken mesele, ben ve benim gibi Marksizm suyuna bulaşmış birçok Kürdü ‘hüsrana uğratan bir konunun’ hüznünü dile getirmek oldu. Çok basit ve sade bir dille, hiçbir teorik ve ideolojik kriz yaratmadan 9 Ekim Komplosu’nun yıldönümünde 23 yıldır ağır tecrit altında olan bir halkın önderliği için örgütlenen bir kampanyaya ve bu kampanya nezdinde açığa çıkan Türkiye sol, sosyalist, devrimci, demokrat… kesimin sessizliğine değineceğim. Kişisel ve duygusal bir sitem olarak da ele alabilirsiniz.

EYLÜL’den sonra EKİM (Nubar OZANYAN)

Eylül’de kaybettik, Peru gerillalarının önderi Gonzalo yoldaşı. Ekim’de Kürt ulusal özgürlük gerillalarının önderi Öcalan’ın özgürlüğünü kaybetmeyelim. Ağır tecrit koşullarında hiçbir devrimci önderin ve öncünün tutsak kalmasına müsaade etmeyelim. Halklar ve önderler üzerinde sallanan sermayenin kanlı kılıcını aşağı indirelim.

Önderlik, tarihsel süreç ve birikimlerin sentezidir. Önderlik, ileri bir bilinç, ileri bir hamle ve değişim gücüdür. Bazen en ağır tecrit koşularında yıllarca bir yoldaş sesi duymadan direnmektir.

Sayfalar