Cuma Ekim 9, 2026

Kürtler, Kobane Direnişi, Emperyalizm ve “DEVLETE İSYAN DEVRİMCİLİĞİ!”

Rojava kantonlarından biri olan Kobane'ye yönelik (IŞ)İD saldırısına karşı gösterilen direniş bir ayını geride bırakırken; direnişin etkileri çeşitli açılardan TDH ve reformist cenahta tartışılmaya devam ediyor. Son olarak bu tartışmaya, Kobane Direnişi'ne TC devletinin tüm “rezervlerine” rağmen, ABD emperyalizminin askeri ve tıbbi yardım yapmasıyla bir “anti-emperyalizm” tartışması da eklenmiş durumdadır.

Öncelikle şunu vurgulamak gerekir? Daha önceden de açıklıkla ifade ettiğimiz gibi, genel olarak Rojava ve özel olarak da Kobane'de sürdürülen direniş, son derece haklı, meşru ve desteklenmesi gereken bir direniştir. Kobane'de yaşanan direniş daha şimdiden bütün parçalardaki Kürt uluslaşmaları açısından tarihsel bir konuma yerleşmiştir. Açılacağı ifade edilen peşmerge koridoru sayesinde bu ortaklaşmanın daha da artacağı söylenebilir.

Kobane Direnişi'nin en kritik anlarında, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı'nda gerçekleştirilen serhildan ve ortaya çıkan devrimci kalkışma, başta emperyalistler olmak üzere bölge gericiliğini kaygıya itmiş olacak ki, (IŞ)İD'in Kürtlere yönelik saldırıları karşısında, son ana kadar havaya bakıp ıslık çalan göstermelik tavırlarını bir kenara bırakmışlar ve yeni bir pozisyon almışlardır. Bu devrimci kalkışmayı iyi okuyan ve adım atmadıkları takdirde kendilerinin de hedefe konacağının fark eden ABD; bir yandan Kobane çevresinde (IŞ)İD mevzilerini bombalarken, diğer yandan Suriye temsilcisi Rubinstein aracılığıyla Salih Müslüm'le Paris'te ve ardından da Duhok'ta hem Barzani hem de S. Müslim'le ABD temsilcisi Tony Blinken ile yapılan görüşmelerden sonra, Irak Kürdistanı'yla Suriye Kürdistanı arasındaki askeri yardım ve Türkiye'den de “kara koridoru” kullanılarak peşmerge geçişinin sağlanacağı açıklandı.

Böylelikle Kürtler başta olmak üzere bölge halkları nezdinde ABD emperyalizmi bir kez daha kurtarıcı rolüne soyunmuş durumdadır. Kuşkusuz bunun hem özel olarak Kobane Direnişi hem de genel olarak Rojava ve Kürt Ulusal Hareketlerinin mücadelesi üzerinde etkisi olacaktır.

Kobene Direnişi Üzerinde Emperyalizmin Zehri

Bu etkinin çeşitli açılardan olacağını kestirmek zor değil. Hemen akla gelen “işte Kürtler emperyalistlerle iş tutuyor?” sorusu altında “anti-emperyalist” pozlarla Kürt direnişine saldırmak, bu direnişi (IŞ)İD karşısında emperyalizmle birlikte davranıyor diyerek suçlamak ve dolayısıyla Suriye Kürtlerinin direnişine kayıtsız kalmanın teorisini yapmaktır.

Gerçi bunu daha kaba yapanlar da vardır. Örneğin (IŞ)İD katilleri, ABD yardımı sonrasında yanlışlıkla (IŞ)İD mevzilerine düştüğü söylenen askeri yardım malzemelerine ait görüntüleri sanal alemde paylaşırken konuşan kişi “Amerikalar tarafından ateist PKK'lılara” atılmış silahlardan bahsederken, gerçekte; bölgede ABD emperyalizmine karşı var olan haklı ve meşru nefrete oynuyordu. Diğer bir ifade ile, ABD'nin (IŞ)İD'e hava saldırısı nasıl ki bütün İslamcı grupları ve bireyleri (IŞ)İD saflarına doğru itmişse, (IŞ)İD'i bir çekim merkezi haline getirmişse; Kobane Direnişi'ne askeri yardım da bu direnişin bölge hakları nezdinde haklılığını ve meşruluğunu gözden düşürmeye yol açabilir.

Bunun bilinçli bir politikanın ürünü olup olmadığını, süreç içinde göreceğiz. Şimdilik diyeceğimiz emperyalizmin ve bölge gericiliğinin Kobane Direnişi'ne yönelik bu “yardım sever ilgisi” pek hayra alamet değildir. Emperyalizmin kendi çıkarları açısından kârlı olmayan bir işe el atmadığını çok iyi biliyoruz. Nitekim daha birkaç ay önce Şengal'de Ezidi Kürtlerinin katledilmesine seyirci kaldılar. Ne zaman ki saldırılar, Duhok'a yöneldi (ve devreye PKK girdi), müdahale ederek kurtarıcı rolüne soyundular. Böylelikle Kürtler bir kez daha emperyalizme müteşekkir kılındı!

Kobane Direnişi'nin ortaya çıkardığı devrimci direniş ve hemen arkasından gelen T. Kürdistanı'nda ve Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki serhildan, emperyalistleri ve bölge gericiliğini uyarmış olmalı ki direnişe yardım etme kararı aldılar. Bundan murat edilen, Kobane'nin ortaya çıkardığı devrimci direnişin bütün bölgeyi etkilemesi ve dolayısıyla hem bölge halkları hem de emperyalizm açısından tehlike oluşturmasının önünün alınmasıdır.

Emperyalizm ve bölge gericiliği kendi planları açısından (IŞ)İD gericiliğinin aşırı yönlerini askeri saldırılarla törpülerken; Kobane Direnişi'ne ortaya çıkan devrimci dinamiği de askeri yardımla törpülemeye, direnişin devrimci tutarlılığını sulandırmaya çalışmaktadır.

Kobane'nin bizim açımızdan ne yana düştüğü açıktır. Bu direniş halkın direnişidir. Emperyalizm ve onunla ilişkili olanların Kobane'yi ve dolayısıyla Rojava'yı içten fethetme stratejisiyle sürdürülen askeri cephane, sağlık malzemesi yardımı ve peşmerge destek gücü gönderilmesi de bu gerçeğin üzerini örtmemelidir. Emperyalizm ve bölge gericiliğin Kobane Direnişi'ne “yardım”ının arkasında bu hedef vardır. Kobane'yi ve dolayısıyla Rojava'yı içten fethetmek, onun halkçı karakterine darbe vurmak amaçlanmaktadır.

Kobane'nin Devrimci Etkisi ve Çözüm Süreci”nde Yine “Yeni” Bir Aşama

Kobane Direnişi'nin ortaya çıkardığı devrimci dinamik, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı'nı etkilemiş, halk kitleleri tıpkı 90'lı yıllarda olduğu gibi görkemli bir serhildana imza atmışlardır. Ama bu serhildanı öncekilerden ayıran direnişin sadece T. Kürdistanı'yla sınırlı kalmaması tüm Türkiye'yi de etkilemesidir. Türkiye'nin büyükşehirlerinde sokaklara sadece Kürtler değil, bir bütün olarak devrimci demokratik örgütlenmelerde çıkmış, “Her Yer Kobane, Her Yer Direniş!” sloganları eşliğinde devrimci direniş çizgisini yükseltmişlerdir.

Esasen Gezi İsyanı'yla birlikte, halk muhalefetinin sokakta veriliyor oluşunu kaydetmek gerekir. Hiç kuşkusuz ki daha önceden de var olan ama Gezi’yle birlikte kendini daha bir görünür kılan devrimci isyan çizgisi, her fırsatta kendini sokaklarda ifade etmeye devam etmiş ve son olarak da Kobane'deki direnişle dayanışmayı harlamıştır. Bu durum tıpkı Gezi İsyanı'nda olduğu gibi hakim sınıfları paniğe sevk etmiş, bir yandan halk kitlelerine azgınca saldırırken, diğer yandan ise başka araçları devreye sokmuşlardır. Türk hakim sınıfları Kobane Serhildanı ve ortaya çıkan devrimci kabarış karşısında “biz tahmin ediyorduk ama bu kadarını öngörmüyorduk” diyerek, “titreyip kendilerine gelmiş”, İmralı'ya koşmuşlar ve A. Öcalan'dan yardım istemişlerdir.

A. Öcalan da “diyalog” çağrısının ardından bir son tarih açıklaması yapmıştır. Öcalan verdiği her “son tarihten” sonra yaptığı açıklama da, “yeni”liklerden bahsetmektedir. Süreç her defasında bir üst aşamaya sıçratılmaktadır(!) En son bilindiği üzere 15 Ekim tarihini dillendirmiş ve adım atılmazsa artık yapabileceği bir şey olmadığını ifade etmişti. Ancak 21 Ekim tarihinde HDP heyeti ile görüşen Öcalan bir kez daha  “sürecin yeni bir aşamaya geçtiğini” belirtti.

Yeni bir aşamaya evrildiği belirtilen sürecin ne olduğunu (açıklanmadığı için) bilmesek de; daha önceden defaatla ifade edilen aşamalardan bir çıkarım yapmak mümkündür. Gelinen aşamada Kürt ulusal hareketi ve önderliğinin, TC devletiyle Kürt ulusal sorununa dair “çözüm” adına attıklarını söyledikleri adımlar; hem içte hem de dışta izlenen politikalardan net olarak anlaşılabilir. Kobane Serhildanı vesilesiyle yaşananlar, onlarca insanın katledilmesi, yüzlercesinin tutuklanması, TC devletinin Kürt ulusal sorununa nasıl baktığının ve çözümden ne anladığını bir kez daha gösterdi.

Bu arada vurgulamak gerekir ki, kitlelerin Kobane Direnişi vesilesiyle sergiledikleri devrimci direniş çizgisiyle birlikte, Türk hakim sınıfları ve onların yeni yetme kalemşorları bir “90'lı yıllara geriye mi dönüyoruz” tartışması başlattılar. Bu tarihlerin dillendirilmesi manidardır! Karşı devrimcilerin bu propagandadan arzu ettikleri halkın devrimci direnişinin faşist terörle yanıtlanacağı tehdidi değil, (sanki yanıtlanmıyor ve sokakta onlarca insan ölmüyor, yüzlercesi yaralanmayıp tutuklanmıyormuş gibi!) aynı zamanda sokaklara egemen olan “devlete isyan çizgisi”nin geriletilmesi ve kontrol altına alınmasıdır.

Faşizmin kalemşorlarının 90'lı yıllar vurgusunun arkasında sadece, devletin başta Kürtler olmak üzere, Kürt Ulusal Hareketi'ne ve devrimci komünist harekete yönelik faşist terörün dizginlerinden boşaldığı bir zaman dilimini (ve bunun sonuçlarını) değil aynı zamanda bu zaman dilimi içindeki devrimci direniş çizgisini de içermektedir. Çünkü 90'lı yıllar sadece faşizmin saldırganlığını değil aynı zamanda devrimci mücadelenin, direnişin, zaferlerin ve yenilgilerin olduğu bir zaman dilimidir.

Türk hakim sınıfları ve onların kalemşorları Kobane Serhildanı'yla açığa çıkan kitlelerin devrimci isyanı karşısında bir yandan 90'lı yıllar vurgusu yaparak halkı tehdit etmeleri, diğer yandan halka saldırmaları nedensiz değildir. 90'lı yıllar vurgusunun nedeni halkı düşünmeleri değildir! Onların hiçbir zaman böyle dertleri olmamıştır. Korkuları önce Gezi ve ardından da Kobane Serhildanı'nda çıkan, kitlelerin devrimci eylemidir. Bu devrimci eylemin kendi iktidarlarını hedef almasıdır. Bu nedenle bir yandan halka yönelik katletme ve tutuklama tehditleri Kobane Serhildanı karşısında paniklemişlerdir.

Devlete İsyan Devrimciliğinde Israr Kurtuluşta Isrardır!

Kobane Direnişi ve Serhildanı bizlere bir kez daha göstermiştir ki, gerek Kürt sorununda ve gerekse de diğer çelişkilerin çözümünde geçerli olan yol, “devlete ve her türden gericiliğe karşı isyan”, devrimci direnişte ısrardır. Gerek Kobane Direnişi'nde ellerin tetik tutması ve (IŞ)İD saldırılarına barikat olunması ve gerekse de Türkiye ve Türkiye Kürdistanı'nda kitlelerin sokakları çıkması devrimci direniş çizgisinin ürünüdür. Bu çizgi nedeniyle ABD emperyalistleri ve bölge gericiliği Kobane Direnişi'ne (kendi çıkarları doğrultusunda) yardım etmek zorunda kalmışlardır. Yaşanan pratik bize Kürt sorununda gerçek çözümün yolu devrimci çizgide ısrar, özgürce ayrılma hakkının savunulmasından geçtiğini, diğer bütün “çözüm”lerin, Kürt halkının devrimci dinamiğinin düzen içine hapsedilmesiyle sonuçlanacağını bir kez daha gösteriyor.

Somut olarak Kobane ve daha genel olarak Rojava direnişinin hangi yolu izleyeceği tartışması şu an için erken olmakla birlikte, Kobane Direnişi'ne emperyalistlerin müdahil olması vesilesiyle “emperyalizm işbirlikçisi” olduğu sonucu çıkmaz. Var olan ilişkinin taktik bir ele alış olması koşuluyla bir sorun teşkil etmediği açıktır.

Kobane Direnişi'nin ortaya çıkardığı devrimci direniş çizgisinin başarıya ulaşabilmesinin yolu sadece (IŞ)İD saldırılarına karşı koymak değildir. Kobane Direnişi'nin ve Rojava’nın ve onun halkçı karakterinin başarıya ulaşabilmesinin yolu; bir yandan somut olarak yaşandığı gibi, devrimci direniş çizgisinin sürdürülmesi, diğer yandan ise direnişin dost ve düşmanlarını net olarak ortaya konulması, buna uygun bir pratik konumlanış içinde olunmasıdır. Bu Rojava’nın “kaderini” belirleyecek önemdedir. Mao Zedung, Mart 1926'da kaleme aldığı “Çin Toplumundaki Sınıfların Tahlili” başlıklı yazısının girişinde şöyle diyordu: “Düşmanlarımız kimlerdir? Dostlarımız kimlerdir? Bu, devrimin en önemli sorunlarından biridir... Devrimi kesin olarak başarıya ulaştırabilmek ve kitleleri yanlış yola sokmaktan kaçınabilmek için, gerçek düşmanlarımıza saldırmak üzere, gerçek dostlarımızla birleşmeye dikkat etmeliyiz.” (Seçme Eserler 1, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2000, s. 39)

84425

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Aşırı Sermaye Üretimi ve Marmara’nın Ölümü

İşçinin, emekçinin katledilmesi, yoksullaştırılması, sıradanlaştırılması, aşağılanması, yaşam araçlarının elinden zorla alınması, üretimine oranla insan gibi yaşamasının engellenmesi; doğanın katledilmesinden ayrı ele alınamaz. İşçinin karşı karşıya kaldığı sınıf muamelesi, doğanında karşı karşıya kaldığı bir sınıf muamelesidir. İşçi ve doğaya karşı tavır, burjuvazinin karakteristik sınıf eylemidir. Ya da daha açıkcası, kapitalist sistemin temel yapısıdır.

Katliam Bir Devlet Geleneğidir!

Son süreçte yaşananlar, gündemin yoğunluğu, faşist devlet ve mevcut iktidarın saldırı politikaları…

Elbette ki bütün saldırıların içerisinde, saldırılacak ilk alan Kürt ulusunun siyaset yapabildiği, devrimci, demokrat ve daha birçok kesimin ortaklaşabildiği HDP oluyor.

HDP İzmir İl Binası’na yapılan saldırı, kapatma davası, iddianamenin ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi, Kobane Davası duruşmasını takip edenlere karşı gerçekleşen faşist saldırı ve toplamda bunlardan önce HDP’nin yıllardır, durmaksızın faşist iktidar tarafından hedef gösterilmesi.

Toplumsal Cinsiyet ve Din: Antropolojik Bir Bakış[*]

“Ezilenler arasında

din adamı göremezsiniz,
din adamları
ezen sınıfın asalağıdır.”[1]
 

Sevdiği Renk Mavi; Tutkusu Da Aşk ve Devrimdi[*]

“Nerelerdeydin diye sorarsan ‘hep eskisi gibi’ diyeceğim.”[1]

 
Mütevazı bir dev nasıl anlatılır?
Çok zor. Ama yine de hakkında yazılabilecek şey, “Yazdıkları gibiydi” olabilir.
Aşkı, ayrılığı yazan ve “Tüm çiçekleri koparabilirler ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler,” diye haykıran bir sosyalistti O.
“Evet, şiir isyandır… Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız,”[2] derdi.

CHP bir alternatif değil AKP'nin sınıf kardeşidir!...

Kapitalist toplumda temel çelişki emek-sermaye arasındaki çelişkidir ve kapitalist toplum içerisindeki temel iki sınıftan burjuvazi ile proletaryanın ve bu iki sınıf menfaatine faaliyet yürüten en basitinden en karmaşığına bütün siyasi örgütlerin sınıf savaşının neresinde durduklarını belirleyen de bu çelişkidir. Elbette Türkiye toplumunun sosyo-ekonomik yapısına paralel, bu temel çelişkinin yanında başka çelişkiler de bulunur ve bu çelişkiler sınıf mücadelesinin dinamiklerini oluşturur.

İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek (Deniz Faruk Zeren)

Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!

Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zındanlarıyla tanışıyor!

Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!

Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?

On yıllar önce katledilmiş, katilleri açığa çıkarılmak bir yana korunup gizlenmiş, mezarına giden yollara bile karakollar kurulmuş, adına yazılan şarkılar yasaklanmış bu insan güzeli, İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek neden suç?

Paramaz! (Nubar Ozanyan)

20 devrimci militanın darağacına çekiliş tarihidir 15 Haziran 1915. Paranın ve korkunun egemen olduğu bir dünyada Türkçülüğün ve Turancılığın hüküm sürdüğü bir coğrafyada Hınçak militanı 20 Ermeni devrimci, son nefeslerini korkusuzca darağaçlarında verdi.

Paramaz’ın (Madteos Sarkisyan) yiğit sesiydi gecenin karanlığını parçalayan. “Yoldaşlar! Yiğitçe, başımız dik gideceğiz ölüme!” Cellatlar korktu. Karanlık sindi 20 Ermeni devrimcinin önünde.

Politik gerilik ve yetmezlik…

Geçen sayımızda okuma ve özellikle yazma faaliyetine uzak duruşumuz üzerine bir şeyler söylemeye çalışmıştık. Bu alabildiğine ilişkili iki başlıktaki geri durum, başka bir dizi çalışma-önlem-öneri vb.nin yanında pratik müdahale ve çeşitli kararların alınması ile tersine çevrilebilir.

Dönemsel olarak ya da faaliyet alanları özgülünde yoğunlaştığımız zamanlar olsa da bütünlüklü ele alma ve sonuçları kolektifimize mal etme anlamında beklenen tablonun gerisinde olduğumuz kabul edilmelidir.

Unutmamalı… Kanıksamamalı![*]

“Haklarımı aramaktayım. Onları gören oldu mu?”[1]

 
 
Yaşar Alperen Savaş (17)… Felek Batur (7)… Raşid Oso (8)… Hakan Sarak (5)... Mahmut Buluk (16)… Zeliha Cuma (7)… Helin Şen (12)… Serhat Savaş (15)… Enes Ata (8)…
Bu isimleri olasıdır hiç duymadınız. Ya da belki duydunuz/okudunuz, sonra da unuttunuz.

Haklar(ımız) İçin Devlete Karşı Özgürlük Mücadelesi[*]

“İnsan hakkı olarak özgürlük, insanın insana bağlılığına değil, tersine insanın insandan ayrılışına dayanır.”[1]

“Kolluğun Kötü Muamelesi, Ayrımcılığa, Cinsiyet Eşitsizliğine, Yaşama Hakkı ve Temel İnsan Hakları İhlâlleri”, vb’leri meselesine dair ilk saptamam: Özgür ol(a)mayanların, hiçbir hakkı ol(a)madığı; yani haklarına sahip çıkabilmenin bir özgürlük eylemi olduğu/ olması gerektiği yönündedir. Çünkü, “İnsanın temel özgürlüğü, yaşamını daha iyi kılma özgürlüğüdür,” diye uyarır hepimizi Bertolt Brecht!

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yol Göstermeye Devam Ediyor!

Pandeminin dünyada etkisini devam ettirdiği süreçte, yeni değişimler hızlıca gündemimize girmektedir. Çokça bahsedilen pandeminin dünyada açığa çıkardığı ortak özelliklerinden biri eşitsizlikleri arttırması, emperyalist kapitalist sistemin tüm özelliklerini artık gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkarmasıdır.

Sayfalar