Cuma Eylül 25, 2026

Kürt kokusu :İrfan Aktan

Mahir Çetin, 3 Eylül akşamı arkadaşıyla Kürtçe konuştuğu için Türk ırkçılarının saldırısına uğradı, katledildi

Nitekim beyinsel kirliliklerini karşısındakinin bedensel kirliliğiyle meşrulaştırmaya çalışanların son hedefi, 3 Eylül’de Antalya’nın Kaş ilçesinde yaşamak zorunda bırakılmış olan 20 yaşındaki Kürt genci Mahir Çetin’di.

Irkçılık gibi insanlığın en kirli halinin çoğunlukla “temizlik” veya “hijyen” üzerinden üretiliyor olmasının tarihi epey eskilere dayanıyor. “Arî ırk” yaratma çabası da özünde “temizliği” hedefler ve argümanlarını bunun üzerinden kurar. O yüzden de artıkların, azların, sakatların, uyumsuzların, ayyaşların, tutunamayanların, sağlıksızların, kirlilerin yok edilme çabası insanlık tarihindeki pek çok katliam ve soykırımın sebebini oluşturur. Bir süredir Kürt karşıtlığı üzerinden varlık gerekçesini devşiren Türk ırkçıları da “pis Kürtler” lafını kullanıyor. Kürtlerin yıkanmadığına, “farklı koktuklarına” dair sayısız metin görebilirsiniz. Ve bu nefret suçu herhangi bir cezaya tabi değil.

Örneğin bir sosyal paylaşım sitesindeki şu metne bakalım: “Hayatım boyunca zaman zaman Kürt ailelerle kısa dönemler de olsa aynı apartmanlarda yaşadığım dönemler olmuştur. Bu insanların üstleri başları kadar, evlerinde de tamamen kendilerine özgü tuhaf bir koku vardır. Kapılarının önünden geçerken o koku beni hep rahatsız ederdi. Bazı insanların evleri gerçekten pis kokar. Ama bu onlara da benzemeyen Kürt kavmine has bir koku mu bilmiyorum. Vatana ve millete hainlik yapmadıktan sonra Kürtlerle hiç bir alıp veremediğim yok. Onların içinde de iyi ve kötü insanlar vardır. Dolayısıyla bu sözlerim tamamen duyularımla, yaşadıklarımla ilgilidir.”

Bir sosyal paylaşım sitesinde “Kürtlerin kokusu” başlığı altında aktarılan bu “deneyim paylaşımı” Türk ırkçılığının en yalın örneğini teşkil etmekle kalmıyor, kokunun kökenini de ifşa ediyor: “Duyularımla, yaşadıklarımla ilgilidir.” Kürtler “farklı” koktukları için ırkçı olunmuyor, ırkçı olunduğu için Kürtler “farklı” kokuyor. Üstelik Kürtler, bu kokularının gayet farkındalar ve bu “kokularıyla” ırkçıları korkutmaya devam edecekler. Türk ırkçıları, yaşamları boyunca bu “kokuyu” solumak zorunda kalacaklar ve nihayet bu koku, onları sahneden indirecek. Çünkü bir müddet sonra Kürtlerin hayatın her alanına yayılan kokuları karşısında önce sokaklardan çekilip evlerine tıkılacak ve orada kendi kokularıyla kavrulup gidecekler.

Pis Kürtler, pis Türkler

Google’da tırnak içine alarak “pis Kürtler” diye tarama yaptığınızda (tırnak içine alarak) takriben 75 bin sonuçla karşılaşırsınız. Aynı taramayı “pis Türkler” için yapınca ortaya çıkan sonuç sayısı 4 bin civarında. Daha da enteresanı, “Pis Kürt” taramasının sonunda 14 bin sonuç çıkarken, “Pis Kürtler”in 75 bin sonuca ulaşması. Bu, bir Kürt’e yönelik ırkçı yönelimin çoğunlukla tüm Kürtlere genellendiğini de gösteriyor. “Türkler”de ise durum tam tersine. “Pis Türk”ün sonucu 15 bin, “Pis Türkler”in sonucu 4 bin. “Pis Türkler” tabirinin çoğunlukla Avrupa’daki ırkçılardan geldiğini görüyoruz. Bulgaristan’da bir futbol müsabakası, Almanya’da herhangi bir vak’a sonrası Türklere bu tür ırkçı sıfatlar yakıştırılmış. Gelgelelim en azından internet âleminde yaptığımız mütevazı taramada “pis Kürtler” tabirini ise esas olarak Türklerin kullandığını görüyoruz. Aynı taramayı bir de Kürtçe yapalım: “Tirkên pîs” örneğin. Çıkan sonuç 2. Kürtçede “pis” sözcüğünün yanısıra “çepel” veya “mirar” (mundar) sözcükleri de aynı maksatla kullanılıyor. Bu sözcüklerle yaptığımız Google taramasında (Tirkên çepel/mirar) çıkan sonuç sıfır! Milliyete veya ırka dair “temizlik takıntısı” egemenlik duygusundan türer. Ve bu “takıntının” “pis” addedilene bedeli her zaman ağır olur. Nitekim beyinsel kirliliklerini karşısındakinin bedensel kirliliğiyle meşrulaştırmaya çalışanların son hedefi, 3 Eylül’de Antalya’nın Kaş ilçesinde yaşamak zorunda bırakılmış olan 20 yaşındaki Kürt genci Mahir Çetin’di. 

Mahir ve Ali İsmail

20 yaşındaki Mahir Çetin’in otuz kişilik bir ırkçı grup tarafından öldürülmesi konusunda “etnik husus kesinlikle yoktur” diyor, Kaş Kaymakamı Selami Kapankaya. Oysa basına yansıdığı kadarıyla ırkçı güruh, Mahir’e “pis Kürtler” nidaları eşliğinde saldırmış.

Mahir Çetin, 3 Eylül akşamı arkadaşıyla Kürtçe konuştuğu için Türk ırkçılarının saldırısına uğradı ve tıpkı Ali İsmail Korkmaz gibi, vücuduna aldığı darbeler sonucu hayatını kaybetti. Tıpkı Ali İsmail’in katilleri gibi, onun katilleri de devletin arkalarında olduğunun bilinciyle hunharlıktan çekinmediler. Yanılmadılar da: Otuz kişilik linççi güruhtan sadece 7’si gözaltına alındı ve sadece biri tutuklandı. Salıverilmesi uzun sürmez. Zira kaymakamın zeminini hazırladığı üzere: “Geçtiğimiz günlerde ilçemizde bar çıkışında iki tarafın da alkollü olduğu bir kavga meydana gelmiştir. Kavgayı ayıran Doğu kökenli vatandaşlarımız, kesinlikle etnik bir hususun olmadığını, iki tarafın aşırı alkollü olduğunu, sürtüşme ve laf atmadan dolayı kavganın başladığını ifade etmişlerdir.” Devletin memuru, Kürt’ün ölümüne kılıf uydurmak için “Doğu kökenli vatandaşlara” her zaman başvurmuştur. Beyanattaki her bir sözcük için ayrıca makale yazmak gerekmez mi? “Geçtiğimiz günlerde” (Tarihi verme zahmetinde bile bulunmuyor), “bar çıkışında” (Bu vurgu niye?), “İki tarafın” (Otuza karşı iki, iki taraf mı oluyor?), “kavga” (Linç?), “Doğu kökenli” (Doğu? Köken?), “kesinlikle etnik bir hususun olmadığı” (Etnik husus? “kesinlikle”?), “aşırı alkollü” (Yani?), “sürtüşme ve laf atma” (Yani?)…

Biliyorsunuz, Eskişehir valisine göre Ali İsmail de arkadaşları tarafından dövülmüştü. Katlediliş biçimleri benzer ama yarattıkları infial farklı olan Ali İsmail’le Mahir’i karşılaştırmak zorundayız. Egemen olana göre biri “pis Kürt” öbürü “pis çapulcuydu.” Ali İsmail sivil ve polis güruhça, Mahir ise ırkçılarca katledildi. Ali İsmail’in katilleri öyle veya böyle kameralara yakalandı. Mahir’in katillerinin ise isimleri bile (biri hariç) hâlâ meçhul. Ali İsmail için gösterilen tepkiler az bile sayılırdı. Mahir için gösterilen tepki ise nedeyse yok gibi. Hatta Ali İsmail için “ah” diyen bazılarının Mahir için “oh” çektiğini bile sosyal medyadan gördük.

Ali İsmail’inkinden farklı olarak Mahir’in ölümünden günler sonra haberdar olduk. Mahir’in cenaze töreninin görüntüleri hiçbir yerde yayımlanmadı. Öldürülüşü Türk basınının 1. sayfalarında yer almadı. Televizyonlarda bu cinayetin üstünde durulmadı. Hükümet yanlıları bu korkunç cinayetin “çözüm sürecine” etkileri üzerine durmadı ve provokasyon izi aramadı. Ne de olsa provokasyon ancak Kürtlerin veya onları “kullananların” tarifini bildiği pis bir yemektir.

 Dost cenahın ırkçılıkla imtihanı

“Dost cenah” da bu meseleyi hakkıyla bahse konu etmedi. Zira herkes Kürtlerin öldürülüşüne alışkındı. Ölüm, Kürtlerin fıtratında olduğu için Mahir’in katledilişi ne sosyal hayatta ne de sosyal medyada infial yarattı. Mahir Çetin’in ismini devraldığı Mahir Çayan’ın izinde olan siyasetlerin mevkuteleri bile “Hepimiz Mahir’iz” manşetleri atmadı. Mahir’in, ölümü pahasına konuşmaktan geri durmadığı Kürtçeyi savunmak üzere “Em hemu Mahirin, em hemu Kurdin” başlıklarına ihtiyaç duyulmadı. Örneğin BirGün gazetesi, haberi DİHA’dan alıntılayıp “Ülkücülerin saldırdığı iddia edilen bir genç hayatını kaybetti” başlığıyla vermekle yetindi.

 

Hasılıkelam, kaymakam Kapankaya’nın arzuladığı gibi; kimse Mahir’in ölümündeki “etnik hususu” görünür kılmaya çabalamadı. “Ülkücülerin saldırdığı iddia edilen bir genç hayatını kaybetti”, o kadar!

Türkiye’nin kıyı şeridi yerlileri, yıllardır kasaba ve şehirlerindeki her türlü pisliği zorunlu göç mağduru Kürtlere yıkarak arınmaya çalıştığı için Kaşlılar da Mahir’in linç edilerek öldürülmesine ses çıkarmadı. Mahir’in kanının döküldüğü sokağı perdelerinin arkasından sinsice izleyen Kaşlıları bu cinayetin ortağı sayanlar ne kadar haksız?

Sömürge düzeninde sömürenin mensubunun kanı çok daha kıymetlidir, biliriz. Sömürülen öldürüldüğünde soğukkanlılık çağrısı yapanlar, sömüren öldürüldüğünde gözünü karartmaktan asla geri durmaz. Kürtler, etnik kimlikleri yüzünden saldırıya uğradıklarında, etnik kimlikten söz edilmesinden kaçınılır. Her türlü mahremiyeti ayaklar altına alan medya, bu konuda olabildiğince mahremiyet sevdalısı kesilir. Olay, herkesin bildiği bir sırra dönüştürülür. Sonra yine iklim Akdeniz olur, sessizlik hükmünü sürdürmeye ve ırkçılık gücünü sessizlikten almaya devam eder.

 

İRFAN AKTAN / zete.com

93606

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Misafir yazarlar

Bizim keko, Mazlum (Nubar OZANYAN)

5 Nolu Zindan’da günler geçmek bilmiyor, işkencenin dozajı akıl almaz sınırlara dayanıyordu. Ağır işkence altında dayanamayıp itirafçılaşan ve ihbarcılaşanların sayısı artıyordu. Süreç, yıkıma ve ihanete doğru gidiyordu. Her yan umutsuzluk ve karamsarlık doluydu. Öldüresiye işkenceleri göze alarak bir merhaba, bir ses ve bir gülüş yollamak, o günün koşullarında direnişin ilk adımı oluyordu.

Mahkemelerin işkenceci, işkencecilerin ise yargıç olduğu bir dönemi yaşarken Mazlum Doğan arkadaş bir şeyler yapmanın yol göstericisi oldu.

Oyuna gelen savaşmak zorunda kaldı.[ismail cem özkan]

Rusya Ukrayna’yı işgal etti ve büyük bir zafiyet ile karşılaştı. Evdeki hesap savaş alanına uymadı ve haftalardır işgal ettiği toprak parçası dağın fare doğurması kadar, Rusya bir arpa boy yol alamadı...

Peki, bunda en büyük rol / sorun nedir?

Savaş bir örgütlenme modelidir. İyi örgüt olursanız savaşı yürütürsünüz...

Peki, örgütlenme ya da örgüt nedir?

Hep anlatılan saç ayakları vardır, genelde üç rakamlı ile başlar cümleye…

Para, istihbarat, lojistik…

Peki, Rusya üç saç ayak konusunda konuda ne kadar başarılı?

Zelenskıy Halk Kahramanı mı? (Monika Gärtner-Engel )

Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskıy, Ukrayna savaşında Rusya Devlet Başkanı Valdemir Putin'in tam tersi gibi görünüyor.  Putin alaycı bir soğuklukla ortaya çıkıyor. KGB'nin eski bir gizli servis subayı olarak, acımasız kararlarını her zaman tek başına sunan, güç takıntılı bir emperyalist tekel politikacısıdır. Şu anda 12.000'den fazla barış göstericisini tutukladı ve Halep'te (Suriye), Grozni'de (Çeçenistan) veya şimdi Ukrayna şehirlerinin bombalanmasında insanlık dışı savaşı temsil ediyor.

Bu 8 Mart bir başka olacak! – Ayfer Polat

Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik krizle birlikte artan yoksullaşmaya paralel ciddi bir hak arama mücadelesi işçi emekçi eylemleri, grevler dalga dalga yayılmakta, elektrik faturalarını ödeyemeyen kitleler, “Geçinemiyoruz” diyerek meydanlara dökülüyor.  2022 daha şimdiden işçi ve emekçilerin hak arama mücadeleleri ve bu mücadeleden doğacak kazanımların damgasını vuracağı bir yıl olacağını söylemek mümkün.

Devrimci Teori ve Komünist Partisi

"Nesnel gerçekliği yansıtmayan, pratiğin çelişmelerini doğru olarak saptayamayan ve pratiğin önüne doğru çözüm önerileri getiremeyen teori de, pratiği değiştirmeye ve devrimci tarzda ilerletmeye yetmeyecektir. "

“Öncü savaşçı rolünün –der Lenin- ancak en ileri teorinin kılavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirebileceğini belirtmek istiyoruz.” 1

Emperyalist savaşa karşı halkların aktif direnişi için ileri

Emperyalist savaşa karşı barış daha güçlüdür. Çünkü dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar barıştan yanadır. Savaş isteyen ve savaş çıkaran ise bir avuç emperyalist tekeller ve onların emperyalist devletleridir.

Rus emperyalistlerinin Ukrayna’ya işgal amaçlı askeri saldırıları, peşinden nükler tehditler, başta, baş savaş kışkırtıcısı ABD olmak üzere Batılı emperyalistlerin ve bunların savaş örgütü NATO’nun savaşı körükleyen çabaları, aşırı silahlanmaları, dünya halkaları için büyük bir yıkımın hazırlığının göstergeleridir.

Enflasyon: İşçilerden Alıp Tekellere Daha Fazla Aktarımdır

Arif Alıç

“Bütün geçmiş tarih göstermektedir ki, para değerinde ne zaman böyle bir düşme olsa, kapitalistler hemen işçileri aldatmak için bu fırsattan yararlanmaya bakarlar.” Marx[1]

Burjuva medyası, liberal ekonomistler her ne kadar bağırıp çağırsalar da kapitalist sistemde enflasyonun anlamı; işçilerden daha fazla alıp tekellere aktarımdır. Yani, işçi sınıfı ve emekçilerin daha fazla soyulmasının resmi adıdır, enflasyon.

Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş “Göreceli Barış” Kapısını Zorluyor

“Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.

“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı. 

Birleşik Mücadele Güçleri ve Birlikte Yürümek

Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) ikinci yılında girmiş bulunuyor. 4 Şubat 2021 tarihinde kuruluşunu ilan eden BMG, yayınladığı deklarasyonda: “Türkiye-Kürdistan sathında muazzam gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal ve toplumsal zeminle karşı karşıyayız. Emperyalist kapitalizmin ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi günden güne büyürken, AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı, saldırılarına azgın bir şekilde devam ediyor. Koşullar, faşizmin çizdiği sınırlara hapsolmuş hiçbir anlayış ve önerinin kurtuluş reçetesi olamayacağını gösteriyor.

“... Yaşasın TİKKO Konferansımız!”(2)

TKP-ML’nin 1. Kongre’de aldığı karar doğrultusunda “Halk Savaşı’nda derinleş, gerillada uzmanlaş” şiarıyla Konferans gerçekleştiren TİKKO’nun Genel Komutanlığı’ndan Ekin Vartinik ve Azad Axpanos kendilerine yöneltilen soruları yanıtladı. 

– Konferansla ilgili sorulara geçmeden önce kısaca ülkedeki ve bölgedeki durumu nasıl değerlendirdiğinizi öğrenebilir miyiz?

Ekin Vartinik/Azad Axpanos: Başlamadan önce devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizi saygı ve minnetle anıyor, kavgalarına bağlılığımızı yineliyoruz.

Savaş hali (Nubar OZANYAN)

Rojava halkı, hemen hergün Türk devletinin yeni bir saldırı ve tehdit haberiyle uyanıyor. Hemen hergün bu saldırılarda insanlar ya katlediliyor ya da ağır bir şekilde yaralanıyor, sakat kalıyor.

Doğduğu topraklarda özgürce yaşamaktan başka bir amaçları olmayan halklar, beklemedikleri bir an ve "nereden geldiği tam tespit edilemeyen" bombalı saldırılara maruz kalıyorlar.

Diktatör Erdoğan, tehdit ve ölüm saçan İHA-SİHAlarıyla halkı katletmeye devam ediyor. Amûde-Kobanê-Hesekê-Qamişlo-Derîk-Şêngal-Mexmur'da hemen her gün yeni katliamlar işliyor.

Sayfalar