Kartal Bürosu Düştü
Her teslim olmuş ruha baktığınızda onda muhakkak sistemi yücelten sözler... davranışlar... bulursunuz.
Örgütlülerin örgütlüğü örgütsüzlerin çenesini yorarmış derler. Varsın gene de olsun.
Büronu aç ki yüzünü görem. Büronu aç ki yüzünü görem. Sana bir mendil verem. Sana bir mendil verem.
Hava sıcak, toplum gergin, siyaset çatışmada...
Biraz saygı. Biraz.
Nelere razı edilir hale getirilmedik ki.
Haftanın her günü büronuzu açamıyorsanız bari haftanın son dört günü açıktır yazısı kapıya asma inceliği gösterin o da halka yeter. Parmaklarımızla haftanın son dört günü hesaplayıp bulmaya dahil hazırız.
Düşünün bir kez seksen bir vilayetin sadece ve sadece yedisinde bürosu olan bir gazetede / dergide ne beklersiniz.
Mümkünatı varsa yirmi dört saat açık olması değil mi ?
İyi ki cin ali serisinin tümünü bitirmemişim.
Bitirseydim şimdi dönüp bürolarınızı açık tutamıyorken baba siz bize pratik yerine teori mi satıyorsunuz diye sormaz mıydım?
Ama dediğim gibi cin alinin serisini bitirmedim.
Bu yüzden de......
Pratikte biz örgütsüzlerde teori de.
Sonunda bari alanlarda göremiyorum yine işsiz de kalmışken yeni bulacağım iş kolektiflere yakın olsun dedim.
Kartal'da işe girdim.
Ardından da hele kolektifliğe gidem dedim.
Sabahın yedi buçuğunda işten çıktım.Kartal yürüyerek yirmi otuz dakika. Sabahın sekizinde de işçilerin devrim gerçekleştireceği tutacağı olmayacağına göre hiçbir kolektifliğin de yatağında kalkarak gelip büroyu açmayacağını düşündüm.
Eve gidip gelsem saatlerce.
En iyisi Kartal'a gitmek, büroyu bulmak, bu esnada da bu vesilesiyleydi Kartal'ı da gezmek daha güzel olur diye düşündüm
Kartal'a kadar yürüdüm.
Bu İstanbul'da küçük esnaf hala çok güçlü. Nüfusun neredeyse üçte biri kendi toprağı ve başkalarının toprağıyla ( iş yerinde ) geçimini sağlayan feodal kalıntılardan oluşuyor.
Büroya gidince büronun şeklini....karşılaştığım insanların sosyo ekonomik yapıdaki yerini, duruşunu, siyasi tavırlarını... yakında görecem.
Marks devrimin ünyesinin siyasette daha belirgin hala gelmesi için daima mücadele etti.
Vardım Kartal'a büroyu buldum, dolaştım, saat dokuz oldu büroya gittim.
Açık değil.
Onda gittim kapıyı vurdum, zile basdım yine açık değil.
Bir süre bekledim.Kapının yüzerinde açılıp açılmayacağına dahil yazı da yok. Zil bile duvara vidalı değil. Kablosuyla sarkıyor.
Çalışıp çalışmadığı bile belli değil.
Kapıyı alacaklı gibi de vuramıyorsun.
Zaten bir türlü de cevaplayamamışımdır neden bu kolektiflerin zillerle bir sorunu var diye.
Çoğunlukla zilleri ya bozuk olur ya da bozuk olup olmadığını anlayamayacağınız şekilde asılı durur.
Kapı vursanız da zili çalsanız da sesinizi duyurup duyuramadığınızı bilemeden sırtınızı döner çıkarsınız.
Birkaç zaman sonra yine işten çıktım Kartal'a gittim. Saat dokuzda büronun kapısını vurdum. Yine açık değil.
On oldu kapıyı vurdum. Bu sefer iyice kırılmış sadece düğme yeri kalmış zili çaldım. Bekledim.
Ahh.. kapı açıldı.
İçeriye girip ohh.. demeye fırsat kalmadan.
Büroda bulunan iki arkadaştan biri çıkmaları gerektiğini söyledi.
Bir çay içtim içmedim.
Dokuzda gelmiştim şu an saat on.
Ne ara gelindi ne ara çay demlendi, sonuna yetiştim anlayamadım.
Yine de arkadaş sağ olsun çayımın yanına poğaça indirme nezaketinde bulundu.
Tabi ki dediğim gibi bir yaşamı çay bardağına sığdırırken de hayat tecrübesiyle kolektiflerin hızlı yaşantılarına, çıkmaları gerektiğine toplantılardan kalan zamanlarına yetişebilmek için hızlıca konuştum büroyu süzdüm.
Büro bildiğimiz klasik bürolardan.
Tam bir Türkiye tipi bolşevik bürosu.
Duvarlarda resimler, raflarda kitaplar.. dışarıda içeriye sesleri salan pencereyi kapattınız mı bambaşka bir dünya.
Eldeki telefonlar harici daha elektriğin bile keşfedilmediği zamandasınız.
Ne duvarda sizi koşarak dahil yetiştiremeyeceğiz metropellerde kitlelere yetiştirebilecek hiç olmasa İnternet üzeri yayın yapan bir TV var ne de başka bir şey.
Maoistlikten öte bir şey,
Salt kendiliğindeciliğin içerisinde propaganda yapma... gazete ulaştırma isteği.
Arkadaşla da hızlı hızlı konuşurken de birkaç gün önce de geldiğimi, açık olmadığı söyledim.
Arkadaş birkaç gün önce kapının çalındığını yetişemediğini söyledi.
Kapıda kalmamam için verdiği dergideki büronun telefon numarasını aramamı söyledi.
Telefon işi biraz bana saçma geldi.
Ama tabi ki benim yorulmamı kapıda kalmamı istemediğinden böyle davrandı.
Yoksa büronun ne zaman açıldığının belli olmamasında ve yahutta daha çok alanda olmayı tercih ediyor olabileceklerinden büroyu alan olmaktan çıkarmış olabileceklerinden değil sadece ve sadece benim yorulmamı kapıda kalmamı istemediğinde böyle davrandı.
Yoksam başka bir niyeti yok.
Neyse dediğim gibi çayı içtim içmedim kalktım.
İkinci teşebbüsümden de başarılı olup olamadığını bilemeden.
Birkaç zaman sonra bu seferde Kartal'a işim düştüğünden gelmişken de büroya uğrayayım dedim.
Saati sorduğum sarhoş bile uyanıp kafayı çakır keyf edip saati saniyesine kadar söylemişken bile yine büro kapalıydı.
Asli unsurları keyifcilerden mi seçmek gerekir nedir.
Bırakın kirayı.... büro insanın mülkiyeti olsa yine insanın yüreği sızlar. Bari kapalı olacağına kiraya verem de gazeteye getiri olsun der.
Bir değil... iki değil.... üç
Saatlerce beklemeyi göze almama rağmen.
Saatlerce ve saatlerce
İşte pratik bu. İşte teoride bu. Ne bir örgütlülüğün yaşayabileceği ne de bir örgütlülüğün yaşayarak yazabileceği.
Saf biz sıradan insanlara mahsus bir şey bu. Hayatı her alanı bizzati yaşayarak yazmak, yolumuz çizmek.
Haa... yeri gelmişken de açık olsaydı bir şey değişecek miydi ?
Yok bir şey değişmeyecekti.
Zaten de sorun bu
Gelenlerle bir şey değişecek mi sorusunun altında gelenlerin kendileri gibi olup olmadığı.
Halbuki siyaset a politik davranışları da siyasetin malzemesi haline getirebilme sanatıdır.
Ulusalcıların yüzde on üç oy alması gibi.
Ergün Aslan
Ergün Aslan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.
Ya Sosyalizm Ya Barbarlık!
İnsanlığın önünde, daha gerçekci ve somut bir söylemle, uluslararası işçi sınıfı ve emekçilerin önünde iki yol var: Birinci yol; şu an içinde yaşadığımız kapitalist barbarlık ve ikinci yol ise; baskının, sömürünün olmadığı; insanın insanı ezmediği, ülkeler arasında sınırların, insanlar arasında ise sınıfsal sınırların ve her türlü cinsiyet ayrımlarının yok edildiği, özgürce ve doğa ile uyumlu bir yaşamın sürdürülebileceği sosyalizm!
Martager’in anısına (Nubar Ozanyan)
Özgürlüğe ve geleceğe ait var olması gereken tüm devrimci değerlerin birleştiği noktadır, Nubar Ozanyan’ın yaşamı. Paylaşmaktan, kendisine ait var olanları vermekten bir an olsun tereddüt etmeyen, zorlu mücadelede kendini asla düşünmeyen, yoldaşlık ve dostluktan başka bir yaşamı tanımayan Komutan Martager, Ermeni devrimcilerin onurudur. O, kalbini ve ellerini Kürtlerin, Filistinlilerin, Ermenilerin ve tüm ezilenlerin kurtuluş mücadelesine armağan etti. Halklar için türküler yaktı. Ezgisiyle karanlıkları eritmeye, sesiyle dağları uyandırmaya çalıştı.
Enternasyonal Devrimci NUBAR OZANYAN'ın anısına (Hovsep Hayreni)
Aynı sosyal ağlar içinde bulunup da onun ismini duymayan, kim olduğunu bilmeyen kalmamıştır sanırım. Ölümünün dördüncü yıldönümünde onu bir kere daha özlemle anarken kadrinin bilinmesine küçük bir katkı yapmaya çalışacağım.
Son Armenak’ı saygıyla anıyoruz! (Bir mücadele yoldaşı )
Çok zor bir coğrafyada yaşıyor ve mücadele ediyoruz. Bu coğrafyanın devrimciliği de bir o kadar onurlu ve engebelerle doludur.
TC Devletinin Avrupa’daki Mit Örgütlenmesi
7 Temmuz 2021 tarihinde Almanya’nın Berlin şehrinde evinin avlusunda üç kişi tarafından saldırıya uğrayan Erk Acarer’in yaşadıkları bir kez daha Almanya’daki MİT örgütlenmesini gündeme getirdi.
Almanya’da MİT faaliyetleri neredeyse yasal. Alman devleti, bu faaliyetleri bilmesine rağmen engel olmuyor, dokunmuyor. Yakalananlar ya para karşılığı serbest bırakılıyor ya da “yeterli delil olmadığı” gerekçesiyle haklarında takipsizlik kararı veriliyor.
Hepimiz Kürt’üz! (Nubar OZANYAN)
İttihatçı soykırımcı Kemalist zihniyet yine katliam ve yıkım peşinde. Aklını ve elini Kürdistan’ı bombalamak, ormanları yakmak, sel faciası ile başbaşa bırakmak, Kürt emekçilerini ırkçı saldırılarla katletmek için kullanmaktadır. Manavgat, Muğla, Antalya, Adana, Mersin, Kayseri, Adana, Muş alev alev yanarken bir yangın söndürme uçağı bile “bulamayan” AKP-MHP faşist iktidarı, Kürdistan'ın her karış toprağını onlarca uçakla bombalayabilmektedir.
TKP-ML MK-SB: Irkçı Faşist Saldırıların Sorumlusu TC Devletidir!
Saldırıların Hesabını Birleşik Mücadelemizi Zafere Taşıyarak Soracağız!
TC faşizminin yönetememe krizi derinleştikçe her alanda saldırganlığı artmaktadır. AKP-MHP faşizmi iktidarını sürdürebilmek için her türlü yol ve yöntemi kullanmaktadır. Son günlerde Kürt halkına yönelik artan ırkçı saldırılar bunun en somut göstergesidir. İzmir’de Deniz Poyraz’ın faşist bir saldırı sonucunda katledilmesinden sonra Kürt halkına yönelik artarak devam eden ırkçı saldırılarda onlarca insan yaralanmış, Ankara’da bir kişi öldürülmüştür.
CIA’nın, Anti-Komünist “Özgür Düşünceli” Entellektüelleri-4
Mussolini Faşizminden Kemalist Faşizme Hediye:141-142
Vurun Kürt’e! Vurun Ermeni’ye!(Nubar OZANYAN)
Ne zaman fındık, pamuk, çay toplayan Kürt işçilerine yönelik bir saldırı olsa yüreğim yanar. İçim acır. Bir asırdır bitmeyen bu iğrenç saldırıları halkımız iyi tanır. Ermeni halkı, ırkçılığın ne olduğunu yaşadığı katliamlardan, yediği darbelerden bilir. Amed’in Xançepek Mahallesi’nde bir köşeye sıkıştırılıp taşla, sopayla, yumruk ve tekmeyle yere düşünceye kadar dövülen, kanlar içinde sövülen Ermeni gençlerinden tanır insanlığın başına bela olan bu saldırıları.
Kendi sahamızda amansız olmak...
Politikanın tüm çalışmaların can damarı olduğu ilkesi Marksizm-Leninizm-Maoizm’in temel ilkelerinden biridir. Proletarya partilerinin başarı ya da başarısızlıklarının incelenmesi, gerçekte politikaların incelenmesine dayanır.
Eğer doğru bir politik çizgiden yoksunsa her proletarya partisi, güçlü örgütlenmelere, emek ve çabaya rağmen önemli gerilemeler, kayıplar yaşar. Doğru bir politikanın varlığı ise güçsüzlükten güçlenmeye, örgütsüzlükten örgütlenmeye, eylemsizlikten eylemliliğe, durgunluktan ilerlemeye gidiş için olmazsa olmazdır.
Türküler yanmaz (İmera Fera Yeşilgöz)
Anne ve baba tarafından Sivas’lı, Alevi bir ailenin çocuğuyum. Küçüklüğümüzde ailemiz, eğer birileri Alevi olup olmadığımızı sorarsa gizlemememiz gerektiğini, fakat söz açılmadıkça da söylememizi öğütlerdi. Kardeşler olarak aramızda, Alevi olmak ne demek ve neden açıkça dile getirilemiyor anlam veremezdik. Gittiğimiz yerlerde nereli olduğumuz öğrenildikten sonra, “yananlardan mısınız, yoksa yakanlardan mı?” diye sorarlardı. Kimlik soy ismimiz Yanar’dır. Biz, her defasında soy ismimizden dolayı “yananlardanız” derdik.