Pazartesi Eylül 28, 2026

Kartal Bürosu Düştü

Her teslim olmuş ruha baktığınızda onda muhakkak sistemi yücelten sözler... davranışlar... bulursunuz.

Örgütlülerin örgütlüğü örgütsüzlerin çenesini yorarmış derler. Varsın gene de olsun.

Büronu aç ki yüzünü görem. Büronu aç ki yüzünü görem. Sana bir mendil verem. Sana bir mendil verem.

Hava sıcak, toplum gergin,  siyaset çatışmada...

Biraz saygı. Biraz.

Nelere razı edilir hale getirilmedik ki.

Haftanın her günü büronuzu açamıyorsanız bari haftanın son dört günü açıktır yazısı kapıya asma inceliği  gösterin o da halka yeter. Parmaklarımızla haftanın son dört günü hesaplayıp bulmaya dahil hazırız.

Düşünün bir kez seksen bir vilayetin sadece ve sadece yedisinde bürosu olan bir gazetede / dergide ne beklersiniz.

Mümkünatı varsa yirmi dört saat açık olması değil mi ?

İyi ki cin ali serisinin tümünü bitirmemişim.

Bitirseydim şimdi dönüp bürolarınızı açık tutamıyorken baba siz bize pratik yerine teori mi satıyorsunuz diye sormaz mıydım?

Ama dediğim gibi cin alinin serisini bitirmedim.

Bu yüzden de......

Pratikte biz örgütsüzlerde teori de.

Sonunda bari alanlarda göremiyorum  yine işsiz de kalmışken yeni bulacağım iş kolektiflere yakın olsun dedim.

Kartal'da işe girdim.

Ardından da hele kolektifliğe gidem dedim.

Sabahın yedi buçuğunda işten çıktım.Kartal yürüyerek yirmi otuz dakika. Sabahın  sekizinde de işçilerin devrim gerçekleştireceği tutacağı olmayacağına göre hiçbir kolektifliğin de yatağında kalkarak gelip büroyu açmayacağını düşündüm.

Eve gidip gelsem saatlerce.

En iyisi Kartal'a gitmek, büroyu bulmak, bu esnada da bu vesilesiyleydi Kartal'ı da gezmek daha güzel olur diye düşündüm

Kartal'a kadar yürüdüm.

Bu İstanbul'da küçük esnaf hala çok güçlü. Nüfusun neredeyse üçte biri kendi toprağı ve başkalarının toprağıyla ( iş yerinde ) geçimini sağlayan feodal kalıntılardan oluşuyor.

Büroya gidince büronun şeklini....karşılaştığım insanların sosyo ekonomik yapıdaki yerini, duruşunu, siyasi tavırlarını... yakında görecem.

Marks devrimin ünyesinin siyasette daha belirgin hala gelmesi için daima mücadele etti.

Vardım Kartal'a büroyu buldum, dolaştım, saat dokuz oldu büroya gittim.

Açık değil.

Onda gittim kapıyı vurdum, zile basdım yine açık değil.

Bir süre bekledim.Kapının yüzerinde açılıp açılmayacağına dahil yazı da yok. Zil bile duvara vidalı değil. Kablosuyla sarkıyor.

Çalışıp çalışmadığı bile belli değil.

Kapıyı alacaklı gibi de vuramıyorsun.

Zaten bir türlü de cevaplayamamışımdır neden bu kolektiflerin zillerle bir sorunu var diye.

Çoğunlukla zilleri ya bozuk olur ya da bozuk olup olmadığını anlayamayacağınız şekilde asılı durur.

Kapı vursanız da zili çalsanız da sesinizi duyurup duyuramadığınızı bilemeden sırtınızı döner çıkarsınız.

Birkaç zaman sonra yine işten çıktım Kartal'a gittim. Saat dokuzda büronun kapısını vurdum. Yine açık değil.

On oldu kapıyı vurdum. Bu sefer iyice kırılmış sadece düğme yeri kalmış zili çaldım. Bekledim.  

Ahh.. kapı açıldı.

İçeriye girip ohh.. demeye fırsat kalmadan.

Büroda bulunan iki arkadaştan biri çıkmaları gerektiğini söyledi.

Bir çay içtim içmedim.

Dokuzda gelmiştim şu an saat on.

Ne ara gelindi ne ara çay demlendi, sonuna yetiştim anlayamadım.

Yine de arkadaş sağ olsun çayımın yanına poğaça indirme nezaketinde bulundu.

Tabi ki dediğim gibi bir yaşamı çay bardağına sığdırırken de hayat tecrübesiyle kolektiflerin hızlı yaşantılarına, çıkmaları gerektiğine toplantılardan kalan zamanlarına yetişebilmek için hızlıca konuştum büroyu süzdüm.

Büro bildiğimiz klasik bürolardan.

Tam bir Türkiye tipi bolşevik bürosu.

Duvarlarda resimler, raflarda kitaplar.. dışarıda içeriye sesleri salan pencereyi kapattınız mı bambaşka bir dünya.

Eldeki telefonlar harici daha elektriğin bile keşfedilmediği zamandasınız.

Ne duvarda sizi koşarak dahil yetiştiremeyeceğiz metropellerde kitlelere yetiştirebilecek hiç olmasa  İnternet üzeri yayın yapan bir TV var ne de başka bir şey.

Maoistlikten öte bir şey,

Salt kendiliğindeciliğin içerisinde propaganda yapma...  gazete ulaştırma isteği.

Arkadaşla da hızlı hızlı konuşurken de birkaç gün önce de geldiğimi, açık olmadığı söyledim.

Arkadaş birkaç gün önce kapının çalındığını yetişemediğini söyledi.

Kapıda kalmamam için verdiği dergideki büronun telefon numarasını aramamı söyledi.

Telefon işi biraz bana saçma geldi.

Ama tabi ki benim yorulmamı kapıda kalmamı  istemediğinden böyle davrandı.

Yoksa büronun ne zaman açıldığının belli olmamasında ve yahutta daha çok alanda olmayı tercih ediyor olabileceklerinden büroyu alan olmaktan çıkarmış olabileceklerinden değil sadece ve sadece benim yorulmamı kapıda kalmamı istemediğinde böyle davrandı. 

Yoksam başka bir niyeti yok.

Neyse dediğim gibi çayı içtim içmedim kalktım.

İkinci teşebbüsümden de başarılı olup olamadığını bilemeden.

Birkaç zaman sonra bu seferde Kartal'a işim düştüğünden gelmişken de büroya uğrayayım dedim.

Saati sorduğum sarhoş bile uyanıp kafayı çakır keyf edip saati saniyesine kadar söylemişken bile yine büro kapalıydı.

Asli unsurları keyifcilerden mi seçmek gerekir nedir.

Bırakın kirayı....   büro insanın mülkiyeti olsa yine insanın yüreği sızlar. Bari kapalı olacağına kiraya verem de gazeteye getiri olsun der.

Bir değil... iki değil....  üç 

Saatlerce beklemeyi göze almama rağmen.

Saatlerce ve saatlerce

İşte pratik bu. İşte teoride bu. Ne bir örgütlülüğün yaşayabileceği ne de bir örgütlülüğün yaşayarak yazabileceği.

Saf biz sıradan insanlara mahsus bir şey bu. Hayatı her alanı bizzati yaşayarak yazmak, yolumuz çizmek.

Haa... yeri gelmişken de açık olsaydı bir şey değişecek miydi ?

Yok bir şey değişmeyecekti.

Zaten de sorun bu

Gelenlerle bir şey değişecek mi sorusunun altında gelenlerin kendileri gibi olup olmadığı.

Halbuki siyaset a politik davranışları da siyasetin malzemesi haline getirebilme sanatıdır.

Ulusalcıların yüzde on üç oy alması gibi. 

54462

Ergün Aslan

Ergün Aslan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Ergün Aslan

TKP-ML AVRUPA KOMİTESİ:50. MÜCADELE YILIMIZDA PARTİMİZ TKP-ML ÖNCÜLÜĞÜNDE DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ MÜCADELESİNE SEN DE EMEĞİNLE KATIL!

Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza!

Açlık, yoksulluk, savaş ve göçler ezilen dünya halkları için kader değildir. Tüm bunların sorumlusu emperyalist kapitalist sistemdir. Emperyalistler bitmez tükenmez kâr hırsla dünyanın tüm yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını sömürmeye devam ediyorlar.

ANALİZ | Kim Geri Adım Attı?

Açıkça görüleceği üzere emperyalistler bir kez daha “sevgili diktatörlerine” sahip çıktılar! RTE’nin içine düştüğü durumdan çıkması için “diplomasi oyunu”na başvurdular. Bir çeviri oyunuyla ona gereken çıkış yolunu gösterdiler. Geri adım atan elbette TC oldu.

AİHM aylar önce S. Demirtaş ve O. Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına karar vermişti. AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan O. Kavala ve eski HDP Eş Genel Başkanı S.

Ermenilerin uyanışı (Nubar Ozanyan )

Ölüm tarlalarından ve yollarından geçerek sağ kalmayı başaran Ermeniler, bir baştan diğer uca dek Suriye’nin sınır bölgelerine yerleşirler. İlim, gül ve bal diyarı yaptıkları anavatanları Hayastan’a bir gün geri dönme umudu ve hayaliyle yaşama tutunurlar.

Soykırım külleri içinden ayağa kalkan Ermeniler, mahir elleriyle yeniden toprağa, taşa, demire, çeliğe, bilime, sanata, yüreğe dokunurlar. Müzik, ekmek ve şarap kadar kutsal sofralar kurarlar. Yeniden kapılarını açarlar inanana ve inanmayana…

Devrimci zor ve burjuvazinin terör kavramı (Sentez)

Marks, “zor, yeni bir topluma gebe eski toplumun ebesidir” derken tam ve eksiksiz bir şekilde şiddet olmadan burjuvazinin devrilemeyeceğini ifade etmiş oluyor.

“Mahşerin Atlısı” İşçi Sınıfı Gelecek

Türkiye’nin uluslararsı tekel sahipleri ve sözcüleri Erdoğan yönetimi altındaki gidişattan memnun olmadıklarını bir kaç defa tekrarlamışlardı. Bu kez, tavırlarını net olarak ortaya koydular. Erdoğan başkanlığındaki yönetimle devam edilmeyeceğini, ortaya koydukları programla netleştirdiler. Ve CHP, İyi Parti gibi muhalefet partilerinin oluşturduğu “Millet İttifak (Mİ)”ına “programınız budur!” dediler. Kendi programlarının adını da :” Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” koydular.

Karanlığın iki rengi (Nubar OZANYAN)

Öbür dünyanın cennetini halkına anlatarak yaşanılan dünyayı cehenneme çeviren faşist R.T.Erdoğan, Türkiye’yi yoksulluğun ve yolsuzluğun dibine batırdı. Türkiye, dünya sefalet endeksinde 56 ülke içinde 21. sırada yer aldı.

Halkına iyiye gitmeyen ekonomi ve artan işsizlikten başka bir şey veremeyen İttihatçı-Kemalist AKP-MHP faşizmi, Avrupa ülkeleri içinde sefalet endeksinin en yüksek olduğu ülke ünvanını elde etti.

Birer Birer Duran Mohikan Yürekler ve Düşündürdükleri (Emre Erdal)

Gözünü açtığı yüzyılın devrimci başarılarıyla kanatlanan, yenilgilerine derinden hüzünlenen, yoldaşları düştüğünde ağlayan, kavga saatinde ise şahinleşen, düşlerinin ardından hesapsız yürüyen, pek çok şeyi yarım yaşayan ama zorunluluklarından kurtulmuş bir dünya sevdasından asla vazgeçmeyen bir devrimci kuşağın artakalan mohikanlarını birer-ikişer kaybediyoruz.

Avrupa’dan Ermeni Devrimciler:Şehit Nubar Ozanyan Taburu'nu selamlıyor kampanyayı destekliyoruz!

Rojava’da 2011’den beri devam eden karşı-devrimin güdümündeki azgın saldırılar günümüz koşullarında farklı boyutlarda da olsa devam ediyor. 2011’de TC, S. Arabistan, Ürdün, İsrail gibi ülke devletlerinin Suriye’ye saldırıları, 2012’de Rojava’yı da hedef almıştır. 12 Temmuz 2012’de Kürt Yüksek Komitesi kuruldu ve PYD önderliğinde YPG/YPJ güçleri üzerinden bu saldırılar göğüslendi. 24 Temmuz 2012’de iç asayişten sorumlu Asayiş Güçleri de oluşturuldu. Ve devamında Afrin, Kobane, Cizre’de oluşturulan kanton yönetimler üzerinden özerk Rojava yönetimi ilan edildi.

TKP-ML Temsilcisi Orhan Ünal: “Örgütlenmekten başka çıkış ve mücadele etmekten başka kurtuluş yolu yoktur”

“Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesinin 1 yılı geride kaldı. “İleri…Daha İleri…” şiarıyla Türkiye’de ve Kürdistan’da birleşik devrimin bayrağı devrimci hamle çerçevesinde büyümektedir. Faşizme karşı, sömürgeci ve işgalci güçlere karşı yürütülen eylemler ile işçi sınıfının, gençlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin ve sistem tarafından sömürülen-ezilen bütün halkın kurtuluşu mücadelesinde önemli ilerlemeler kaydedildi.

Neden Öcalan’ın özgürlüğüne karşı sessizsiniz? (Vedat Yeler)

Üzülerek böyle bir yazıyı yazdığımı belirtmek istiyorum. Galiba ilk başta ifade etmem gereken mesele, ben ve benim gibi Marksizm suyuna bulaşmış birçok Kürdü ‘hüsrana uğratan bir konunun’ hüznünü dile getirmek oldu. Çok basit ve sade bir dille, hiçbir teorik ve ideolojik kriz yaratmadan 9 Ekim Komplosu’nun yıldönümünde 23 yıldır ağır tecrit altında olan bir halkın önderliği için örgütlenen bir kampanyaya ve bu kampanya nezdinde açığa çıkan Türkiye sol, sosyalist, devrimci, demokrat… kesimin sessizliğine değineceğim. Kişisel ve duygusal bir sitem olarak da ele alabilirsiniz.

EYLÜL’den sonra EKİM (Nubar OZANYAN)

Eylül’de kaybettik, Peru gerillalarının önderi Gonzalo yoldaşı. Ekim’de Kürt ulusal özgürlük gerillalarının önderi Öcalan’ın özgürlüğünü kaybetmeyelim. Ağır tecrit koşullarında hiçbir devrimci önderin ve öncünün tutsak kalmasına müsaade etmeyelim. Halklar ve önderler üzerinde sallanan sermayenin kanlı kılıcını aşağı indirelim.

Önderlik, tarihsel süreç ve birikimlerin sentezidir. Önderlik, ileri bir bilinç, ileri bir hamle ve değişim gücüdür. Bazen en ağır tecrit koşularında yıllarca bir yoldaş sesi duymadan direnmektir.

Sayfalar