Çarşamba Ekim 28, 2026

Kamp Armen bizimdir! ԱՐՄԵՆ ՃԱՄԲԱՐԸ ՄԵՐՆ Է !

 

Yuva bozanın yuvası  olmaz  (Yaşar Kemal)

ՏՈՒՆ  ՎԵՐԱՑՆՈՂԸ  ՏՈՒՆ  ՉՒ  ՈՒՆԵՆԱ !  ՅԱՇԱՐ ՔԵՄԱԼ   

1915  Ermeni Soykırımı ile yerlerinden,yurtlarından yaşadığı topraklarından yokedilen Ermeni ulusu'nun tüm zenginliklerine ,mal varlıklarına el koyarak yeni cumhuriyet'in temelleri atıldı.Yedi ermeni öldürenin cennete gideceği gibi söylemlerle insanları öldürüp malına mülküne  el koymanın teşvik edildiği,kara yıllarda Ermeni mallarına el koyarak zengin olan insanların sayısı oldukça fazladır.Bugün toplumda bu insanlar saygın,itibar edilen insanlar olarak da anılmaktadır.

Ermeni zenginliklerine el koyma hikayesini en iyi anlatan,daha yeni kaybettiğimiz Nobel edebiyat ödülü için de aday gösterilen usta yazar Yaşar Kemal'dir.İnce Memed'de,Yağmurcuk Kuşu romanında bu konuyu şöyle anlatmıştır..''.bir de  senden dileğim oğlum,o kasabaya gidersen, o ermeni'lerden kalma evleri,tarlaları,kabul etme ,sahibi kaçmış yuvada öteki kuş barınamaz.Yuva bozanın yuvası olmaz.Zulüm tarlasında zulüm biter..'' diyerek.

Zoraki el koyma bir gelenek olarak Osmanlı'dan,cumhuriyetçilere miras kalmıştır.Bu ge- lenek halen devam etmektedir.En son örneği Kamp Armen (Tuzla Ermeni Çocuk Kampı) somutunda yaşanmaktadır.Yaratılmak istenilen Yeni Türkiye'nin görüntüsüdür.2015 Yeni Türkiye'sinde,tüm dünyanın gözü önünde,kamp Armen'e el konularak yıkımına başlandı.100.yıl soykırım anmalarında yanlızlaşıp köşeye sıkışan,her geçen gün soykırım olgusunu kabul eden ülkeler ile parlamentoların sayısının artması,inkar ve red politikalarından vaz geçmeyen,devleti saldırgan duruma getirmiştir. Futursuzca saldırmayı kendine görev bilmiştir.

Bu ülkede güvercinlere kurşun sıkılmaz diye umudumuzu yitirmedik ama Vurdular,

Kuşların yuvasının yıkılacağını aklımızın ucundan bile geçirmedik ama Yıktılar.

100 yıl geçmesine rağmen halen devletin resmi kurum ve kuruluşların binaları ermeni'lerden alıkonulan zenginliklerdir.İstanbul elmadağ'da şu anda üzerinde bulunan Harbiye ordu evi,Hilton arazisi,divan oteli ile Surp Agop Ermeni hastahanesi arazileri,Erzurumda bulunan Atatürk'ün kongre yaptığı binası,İstanbul Şişli'de bulunan Mustafa Kemal Müzesi,Heybeli adasında bulunan Deniz Harp okulu binası en önemlisi Ankara'da bulunan Çankaya Köşkü'nün sahibi Kasapyan ailesinin olup Ermeni mallarıdır.Adana'da bulunan İncirlik üssü tapuları halen Ermeni'lerde olup el konulan mallarımızdır.Bir devlet yetkilisi aksini bugüne kadar ispatlayamamıştır.

1978 yılında Rum işadamı Arşimidis'i yakarak öldürüp tüm mal varlığına el koyan TFF Başkanı Yıldırım Demirören'in babası,Erdoğan Demirören işte böyle ''saygın'' işadamı olmuştur. Paha biçilmez mal varlıkları arasında İstanbul-İstiklal caddesi üzerindeki Demirören'ler binasının sahibi Rum işadamı şahsında Rum halkınındır.Bunun gibi yüzlerce sayabileceğimiz taşınmazlar Ermeni ve Rum halkından zorla alıkonulmuştur.

Ermeni halkının yaşadığı topraklarda kiliselerden,kolejlere yüksek okullara kadar hatta yabancı dil eğitimlerinin verildiği okullardan bugün bir tane bile kalmamıştır.Yıkılmış,yakılmış tarihi izler ortadan kaldırılmıştır.Soykırım'dan kurtulan yoksul aileler yetim ve kimsesiz çocuklar yeni yaşam kurmak,okumak umuduyla zorunlu olarak İstanbul'a gelmişlerdir.

Türkiye'nin bütün şehirlerinde yok edilen bilim yuvaları,sadece İstanbul'da varlığını koruyordu.sayıca az da olsa Ermeni okullarında Anadolu'nun çeşitli yerlerinden Diyarbakır,Malatya, Sivas,Kastamonu,Amasya,Şiirt'ten gelen Ermeni yoksul ve yetim çocuklar eğitimlerini okullarda ve kamplarda yatılı kalarak tamamladılar.Her zaman saygıyla andığımız kıymetli Patrik hazretleri Şnork Kalustyan'ın emeği çocukların yetişmesinde önemli olmuştur.Anadolu'yu kapı kapı dolaşarak ailelerin elinden alıp,bakımına kadar herşeyiyle ilgilenmiştir.Bunun için Patriğimizin bu emeği ve çabalarının karşılığını ne yapsak ödeyemeyiz.Kıymetlidir.

Emeği'nin karşılığı,meyvelerini uzun seneler sonra almaya başladılar.Okullarını başarıyla bitiren öğrenciler toplumun yüz akı olup gelecekte okulun ve kamp'ın idaresinde yer alarak vefa borçlarını ödediler.Kendilerinden sonra gelen nesillere ''ağparik''lik,yani ağabeylik yaparak,yedikleri ekmeğin hakkını verdiler.

Nersesyan,Karagözyan,Joğovaran ilkokullarında,Surp Haç Ermeni,Getronagan Lise'lerinde yetişen soykırımdan kalan yoksul ermeni çocukları zamanla Türkiye'nin kendi dallarında yetişmiş,parmakla gösterilen  kuyumcu ustaları oldular,boğaz köprüsü yapımında mühendis oldular, sayılı doktorlardan oldular,ekonomist oldular,profösörler oldular,her biri Hrant oldular,Armenak oldular,Manuel oldular,Hayrabet oldular,Misak,Armenuhi,Silva,Ani oldular...Fakat  ''altın eller''in kıymeti bilinmediği,yaşama hakkı tanınmadığı için çoğu bugün ''kuş''lar gibi ülkelerini terketmek zorunda kaldılar.

KAMP  ARMEN   BİZİMDİR ! ԱՐՄԵՆ ՃԱՄԲԱՐԸ ՄԵՐՆ Է !

Gedikpaşa Protestan Ermeni Kilisesi Vakfı Başkanı ve yöneticisi Hrant Küçükgüzelyan 1915 soykırımı sonrası 1958 yılından  itibaren Anadolu'da yok olan Ermeni okullarının yerine yoksul ve yetim kalan ermeni çocuklarının eğitimi için Anadolu'da kapı kapı dolaşarak,aileleri ikna edip çocukları istanbul'a okutmak için getirdi.Yazları ise ailelerin yanına gönderdi.İlk grupta 8,ikinci gurupta 20,üçüncü gurupta  80 çocuk getirerek kilisenin yanında kiraladığı binada ,çocuklar burada yatıp kalktılar.Ama bina yetersiz kalınca Tuzla'da arazi alıp Kamp Armen'in inşasına karar verdiler.

Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı tarafından 1962 yılında arazinin sahibi olan Sait Durmaz'dan satın alınarak kimsesiz yoksul ve yetim çocuklar için inşa edildi.Kurucusu ve müdürü olan Hrant Küçükgüzelyan resmi olarak başvurularını yaparak Tapu tescilini yaptırdı.9 bin metre kare üzerinde kurulan Kamp Armen çocuklar için kardeşliğin,birlikte yaşamanın,üretmenin, paylaşmanın en iyi biçimde yaşandığı buluşma noktası oldu.Anne ve babalarını sadece yaz aylarında görebilen,yılın diğer aylarını sadece öğretmenleri kontrolünde yetişen öğrencilerin evleri,ana ve babaları okul ile kamp oldu.

Yetim ve yoksul çocukların emeği,alınteri,geceli-gündüzlü çalışmalar ile inşa edilen Kamp Armen'de inşa ilkin çadırlarda kalarak başladı.Toprakları işleyerek kendilerine yetecek yiyecekleri de üretmeye başladılar.Yoktan var ederek,verimsiz çorak toprakları cennete çevirdiler.Ağaçlar,fidanlar dikerek kendilerine yaşam alanları yarattılar.Hrant Dink bu çalışmaları ''Atlantis uygarlığı'' olarak değerlendirdi.

Tarihin her döneminde gelişmeye,yeniye,uygarlığa karşı olan üreten değil,tüketip yokeden osmanlı geleneğini kendilerine emsal alan Devlet yapısı bu uygulamalardan rahatsız oldu.Hrant Küçükgüzelyan'ı çağırıp Kamp armen'in aktivitesinin durdurulması için tehditlerde bulundu.Bunca emek karşısında kampı terketmeyen Hrant Küçükgüzelyan tutuklanarak İstanbul I.Şube müdürlüğünde işkenceli sorgulamalardan geçirildi.Tutuklandı.

12 Eylül faşizminin terör estirdiği yıllarda Kürt ulusu'ndan azınlıklara,işçilerden aydınlara,devrimcilere herkes faşizm tezgahından istisnasız olarak geçirildi.Diasporada Ermeni'lerin oluşturduğu adalet arayışları,soykırımın tanınması için verilen mücadelede öne çıkan ASALA ( Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu ) örgütünün eylemleri karşısında estirilen ırkçı,milliyetçi faşist dalgadan Ermeni halkı baskı altına alındı.Bu dönemde halk yurt dışına kaçarak ülkesini terketmişlerdir.Hrant Küçükgüzelyan,Hayko Manuel Eldemir gibi Ermeni din adamları asılsız gerekçelerle tutklanarak ağır hapis cezalarına çarptırıldılar.Hayko Manuel Eldemir din adamı,13,5 yıl Asala örgütüne ''yardım ve yataklıktan,propaganda yapmaktan'' hapis cezasına çarptırıldı.Türkiye'nin birçok cezaevini dolaştırılarak,bir din adamına yapılan zulüm 12 Eylül faşizminin en kaba uygulamaları olarak yaşandı.Cezaevinden çıktıktan sonra o da yurt dışına çıkmak zorunda kaldı.Hapishanede kaptığı hastalıklardan etkilenerek hayatını kaybetti.

Ermeni toplumu için manevi değeri çok büyük olan,aynı zamanda Hrant Dink'ten kalan bir emanet olan Kamp Armen,tutklanarak cezaevine konan Hrant Küçükgüzelyan'dan sonra H Dink idare ve yönetimini devraldı.Hrant Dink'in emek ve çabası ile ayakta kalabildi.Hayatın zorlukları yanısıra devletin sindirme politikaları ile karşı karşıya kaldılar.

''Ermeni'leri isyana teşvik etmek amacıyla örgütlemek'' gibi aslı asdarı olmayan gerekçelerle kamp kapatılmak istendi.1979 yılına kadar Hrant Dink ile beraber 1500 ermeni çocuğuna ev sahipliği yapmış olan Kamp Armen,vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 1979'da açtığı dava ile yargıtay hukuk dairesi 16 ocak 1979 tarihi nihai kararı ile önce tapu iptal edildi.İlk sahibine ücretsiz olarak iade edildi.Vakfa hiç bir kuruş iade edilmedi,ödenmedi.

''Azınlık vakıfları mülk edinemez'' mahkeme kararı,1936 yılından sonra elde edilen ermeni ve azınlık vakıflarının tüm taşınmaz mal varlıklarına el konulması kararını gerekçe göstererek Kamp Armen'e el koydular.Hiç kimsenin güveninin kalmadığı hukuk sisteminde adaletin siyasallaştırılarak iktidarlara çalışan kurumlar olduğunu bugün yaşanılan ''yeni türkiye''sinde görebilmekteyiz Mahkeme salonlarında yazılan ''adalet mülkün temelidir'' sözünün ne kadar yalandan ibaret olduğunu Kamp Armen olayında yaşıyoruz.Adalet'in ayaklar altına alındığı,devletin vatandaşlarına adil,eşit,ve hakkaniyetli olması gerekirken tam tersini uygulaya gelmiştir..Hiç bir dinin ve vicdanın kabul edemeyeceği,bugünlerde sık sık tekrarlanan,ayetlerden alıntıların havalarda uçuştuğu ''yeni türkiye''sinde ''yetim hakkı yemek'' haramdır söylemlerinin içi boş,yalan olduğunu göstermiştir.Vergisini ödeyen,askerliğini yapan,vatandaşlık görevlerini yerine getiren Ermeni'ler için her şey söylemde kalmıştır.Devlet vatandaşlarına adaletsiz davranmış onarılması çok güç yaralar açmıştır.

Avrupa Birliği ile yürütülen müzakereler çerçevesinde el konulan azınlık mallarının iadesi konusunda baskılar sonucu hristiyan'lara ait bazı mallar geri verilmiş,ama Kamp Armen bunların dışında tutulmuştur.Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin arifesinde Erdoğan'ın ''affedersiniz ermeni dediler'' çıkışını yapmıştı.Bugün de yine yeni bir seçim öncesinden Kamp Armen yıkılmaya başlandı. Cumhurbaşkanı'nın bu olaydan haberdar edilmemesi imkansız gibi görünüyor.Muhakkak haberdar edilmiştir.Seçimleri kazanmak için Ermeni'ler kurban edilmek istenmiştir.

6 Mayıs'ta Kamp Armen için gelen,yıkıma başlayan makina ustalarına olayın detayları anlatılınca ''ben yetim hakkı yemem'' diyerek,yıkım çalışmalarını durdurmuş vicdanının sesine kulak vermiştir.Vicdanlı,onurlu ve insan emeğine saygılı müslümanlar bu ülkede müslümanlığı,dini kendi iktidarlarını sağlama almak ,hırsızlık yapmaları için kullananlara gereken dersi vereceklerdir. Şimdiye kadar 5-6 kişinin el değiştirdiği Kamp Armenin mülkiyeti,en son paha biçilmez alanlar, yapılmak istenen villalar ile yandaşlarına rant sağlamak için sunulmuştur.

Ermeni halkının bugün için acil talebi,yıkımın durdurulması,Kamp Armen'in sahibi olan Gedikpaşa  Ermeni Protestan Kilisesi Vakf'ına iade edilmesidir.Bu aynı zamanda bugüne kadar hükümetin Ermeni'ler için vaat ettiklerinde samimiyetin ölçüsü de olacaktır.

Bunca haksızlığa,emek hırsızlığına rağmen AKP iktidarının yanında tavır alan gazeteci, danışmanların sadece kendi geleceklerini garanti altına almak için seslerini çıkarmamasını,ermeni halkı bir köşeye not etmiştir.

Hrant Dink'in ''Ey İnsanlık neredesiniz'' çığlığı muhakkak yerine ulaşacaktır

55870

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

İşaretlesiniz de Fişleseniz de Biz Aleviyiz!

İktidarın asimilasyon politikaları her yeni günde, bir  önceki günü aratır şekilde ve değişik yöntemlerle, değişik rollere soyundurulmuş Hızır Paşalar ve piyonlarla devam ediyor..

Ben İstanbul Surlarinin Dibinde Şehit Düsecegim

           Türkiye Devrimci Hareketi 1980'li yıllarda tartıştığı konuların başında Kürt Sorunu ile SSCB'nin  halen sosyalist mi ?, emperyalist mi ? diye üzerinde şiddetli tartışmaların  yürütüldüğü bir süreçten  geçerek bugünlere geldi.

“ ‘Neo’su ve ‘sol’u ile liberaller nedir, neye yarar?”

“Düşmanlarımızın en güçlüsü içinizdedir.”[1]

 

“… ‘Neo’su ve ‘sol’u ile liberaller nedir, neye yarar?” sorusunun yanıtı; onların “6N 1K”sına dair tahlili “olmazsa olmaz” kılar.

“5N 1K değil miydi?” denecek olursa…  Hayır, sadece “Ne?”, “Ne zaman?”, “Nerede?”, “Nasıl?”, “Neden?”, “Kim?” sorularıyla yetinemeyiz; bunlara “6N”yi yani “Nereden?” sorusunu da eklemeliyiz…

Konuya bu kadar geniş perspektifte eğilme ihtiyacı, liberallerin “önem”inden değil, onların manipülasyon güçlerini teşhir etmenin ve okuyucuya saygının gereği.

Gezi'den Cikan Dersler Ve Dertler

Gezi'den Cikan Dersler Ve Dertler

Olgularla gençlik ve gelecek(sizlik)[1]

 

“Gençliğe, yaşlılıktan çok hürmet etmeliyiz.”[2]

Søren Kiergegaard’ın, “Hayatı ileriye dönük yaşar, geriye dönük anlarız,” uyarısının altını çizerek ekleyelim: “Gençlik ve Gelecek(sizlik)” meselesi, sürdürülemez kapitalizm koşullarında çürümenin diyalektiğinden bağışık ele alınamaz.

“Çürümenin Diyalektiği”ne gelince onu da Hilmi Yavuz’un, ‘Yara Şiirleri’ndeki dizelerinden şöyle aktarabiliriz:

“her şey akıyor

her şey akıyor, panta rei ve irin

akıyor kalbimize, senin ve benim;

yazdıkları taş levha üstüne, kirle

Mücadele boyu bir yasam : Schafik Jorge Handal [*]

“Hayır, hiç yenilmedik, çekildik yalnız Ve şimdi olduğumuz yerde Ve ayaktayız Diyorlar ki elbette doğru Kim katılmak istemez onlara.”[1]

Kentin merkezindeki küçücük meydanda kurulan derme çatma kürsüden, çevresinden kendisine laf atanlara, soru soranlara söz yetiştirirken, esprileriyle çevresindekileri kahkahalara boğarken, ona “gerilla komutanı” demeye bin şahit isterdi. Ama öyleydi işte…

Şefik Handal… Ya da El Salvador’daki adıyla Schafik Jorge Handal… 

Haklarını Tavizsiz Savunan Dirençle Karşılaştığımda - 2

 

Elimdeki egemenliği son kırıntısına kadar korumak, sürdürmek isteğini arzusunu daha da hırsla taşımaktayım.

Şimdi bazı hemcinslerim beni eleştirecekler, yargılayacaklar, belki de bu ne saçmalama, yolunu şaşırmış ya da olamaz diyecekler. Varsın desinler. Çünkü gerçekler görülmedikçe, kavranmadıkça bu sorunlarımız daha da artarak devam edecektir. İktidara karşı savaş halindeyken kendi iç dünyamızdaki benzer iktidar zaafını farkında olarak ya da olmayarak süregelen tutsaklık devam edecektir.

Yine ve yeniden geldik; BURADAYIZ![1]

“Durgunsa ya da suskunsa insan,

mutlak bir nedeni vardır.

Suskunluğa aldanma,

herşeyin bir zamanı var!”[2]

 

Zorbalığın zulmüyle insan(lar)ın yıldırılmaya, sömürülmeye çalışıldığı her yerde teslim alınamayanlar, diz çökmeyenler, başkaldıranlar hep vardı, var oldu, var olacaktır…

Ayakta alkışlanmayı hak eden Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) gerçeği bunu kanıtladı…

SÖYLEŞİ: Okuryazarlik üzerine[1]

“Bir yazarı okumak, yalnızca

neler söylediğini öğrenmek değildir;

onunla birlikte yollara düşmek,

onun eşliğinde yolculuğa çıkmaktır.”[2]

 

Yel Değirmenlerine Karşı Savaşa Katıl; Akıma kapılma:Atomu Parçalayacağız!-2



Yel Degirmenlerine Karsi Savasa Katil; Akima kapilma:Atomu Parcalayacagiz-2

DHF Cevresindeki arkadaslarin 'Cok Partili Sosyalizm' tartismalarina bir katki olarak yayinladigimiz makaleminizin ikinci kismini yayinliyoruz 

Bir kez daha, “Terör” mü?[1]

“Dünyayı fethetmek zorunda değiliz. Bize onu baştan yaratmak yeter.”[2]

Sayfalar